Kategori arşivi: Avrupa Sineması

Humans

Yaz dönemi ne izlesem diye araştırırken denk geldiğim konusu itibari ile de izlemeye karar kıldığım dizilerin başındaydı Humans. Diziyi seçmemdeki en büyük etkenlerden biri de bir İngiliz dizisi olmasıydı. Tabi İngiliz dizisi olması sebebi ile de dölüm sayısı en çok canımı sıkan tarafıydı dizinin. Son olarak izlediğim ve görsel olarak hayran kaldığım Utopia bu düşüncelerimin oluşmasına sebepti.

Humans, Utopia kadar canlı görselliğe sahip olmasa da kesinlikle tatmin edici. Görüntü yönetmeninin iyi iş çıkardığını söylemeliyim. Aynı şekilde dizinin yönetim aşaması da çok başarılı. Kamera açılarından tutun hareketlerine kadar dizinin yönetimini beğendim. Tabi bir de İngilizlerin olmazsa olmazı müzikler var. Dizinin müzikleri çok iyi aynı şekilde kullanımı da. Dizinin gerçekten sanat bilen ve bu iş için var olduklarını görebiliyorsunuz. Okumaya devam et

The Salvation / İntikam

Filmi inceleme arayışım oldukça farklıydı. Festivalde iyi filmlerin biletleirnin tükenmesi olağan bir bir durum. Bende kim ne izlemezde yer bulunur diye düşünürken, ben de bu filmi gördüm. Aslında filmi değil de baş rol oyuncusu Eva Green‘i. Tabi Eva Green deyince akan sular durur. Filmi izlemek için karar aldım. Filme biraz daha dikkatle bakınca, filmin werstern filmi olduğunu, üstelikte Danimerka yapımı olduğunu gördüm. Danimarka ve western evet herkese garip gelebilir.

Nasıl olur ne olur diye düşünürken (anlık düşünceler tabi bunlar) filmi izleme zamanı geldi. Açılış çok fazla bilgisayar efekti kullanıldığını gösteriyordu. Genelde western kalıplarına bağlı kalarak filmin başında küçük bir açıklama yapılmıştı. Bu hikayeyi de özetliyordu. Okumaya devam et

Død snø 2 / Ölü Kar: Kızıllar Ölülere Karşı

İlk filmi ‘da izleyip büyük keyif aldıktan sonra yönetmen  ilk filmden dört sene sonra Død snø 2’yi çekmiş bizde bu vesileyle ikinci filmi izlemiş olduk. Bu filmde ilk film gibi oldukça keyifli. İlk film sonunda ikinci film nasıl devam eder diye bakarsak Død snø 2 klasik devam filmlerinden biraz farklı bir yol çizmiş. Yani bir başka ekip aynı yere gelip Nazi zombilerimizi görmüyor. Film tam anlamıyla devam filmi olmuş ve iki filmi ard arda soluksuz izleyebileceğiniz hatta iki filmi bir bütün olarak izleyebileceğiniz bir hal almış.

Yönetmen Tommy Wirkola Død snø ile yakaladığı başarısını Hollywood’da devam ettirmek istemiş ve Hansel & Gretel: Witch Hunters‘ı çekmişti. Serinin ikinci filmi de yoldaymış gördüğüm kadarıyla ancak Hansel ve Gretel’in Død snø’nun yanından bile geçmediğini belirtmem lazım. Sanki bazı yönetmenler Hollywood’a hiç uğramasa daha iyi.  Okumaya devam et

The Riot Club / Taşkınlar Kulübü

An Education ile tanıdığım yönetmen ‘in izlediğim ikinci filmi The Riot Club / Taşkınlar Kulübü. Şimdi An Education ile filmi kıyaslamya giriştiğimde iki film arasında pek bir fark göremedim. Yönetmenin roman uyarlamaları yaptığını birliyoruz. The Riot Club ise bir tiyatro oyunu uyarlaması.

Hikaye yaşananlar ve anlatılanlar gereği An Education’a göre daha hareketli. Filmde karakterlerin eğlence dozuna endeksli gittiğimiz için film daha hızlı akıyor. Yönetmen her bir karakteri ekrana iyi yansıtmış Tabi bunda oyunculukların payıda büyük. Filmi izlerken sizde oyunculara bir şekilde nefret besliyorsunuz ama film hiç bir şekilde tam anlamıyla sizi sarmıyor. Okumaya devam et

P’tit Quinquin / Küçük Serseri

Bir yandan blogun eksiklerini tamalamaya çalışırken bir yandan da film yazmaya devame deyim. Listedeki bir diğer filmde ‘nde gösterime girmiş P’tit Quinquin / Küçük Serseri. Aslında bu yapım için film demek pek olmaz. Çünkü P’tit Quinquindört bölümden oluşan münü bir dizi. Dizinin senaristi ve yönetmeni ise ‘nde de Hors Satan filmini izlediğimiz Bruno Dumont. Okumaya devam et