Spies & Glistrup

Danimarka yapımı biyografik filmin yönetmen koltuğunda Christoffer Boe var. Film Simon Spies adındaki tatil şirketi sahibinin nasıl şirketini büyütüp hava yolu şirketi almasını anlatıyor. Tabi film Simon Spies den çok onun bu şekilde büyümesine sebep olan avukat Mogens Glistrup’u anlatıyor. Ya da ikisinin kapitalizmin ön gördüğü arkadaşlığını diyelim. Simon Spies ve Mogens Glistrup iki ayrı karakter. Aslında ortak payda olan para söz konusu olmasa bu iki karakter bir araya kesinlikle gelmez. Simon Spies kadın ve uyuşturucu düşkünü tam bir hippi. Mogens Glistrup ise aksine iş kolik bir avukat. Film ise bu ikilinin 1965’den 1984’e kadar olan hikayesini anlatıyor.

R100

Yönetmen senarist Hitoshi Matsumoto Japonya’da ünlü bir komedyen. Ancak şimdi R100’e bakıpta bir komedi filminden bahsedeceğimi düşünmeyin. Tabi filmde komedi unsurları var ama film daha çok dram ve gizem ağırlıklı. Aslında tam anlamıyla filmi hangi kefeye koysam bilemedim. Film görsel olarak çok başarılı. Mat tonları filmin psikolojisini başarılı bir şekilde aktarıyordu. Kısmen filme yer edinmiş gore sahnelerini beğendim. Gerçi makyajlar daha iyi olabilirdi ama bu şekilde de şaşadan uzak karakterin yapısına uyan makyajlar vardı. Filmde müzik kullanımı oldukça başarılıydı. Film boyunca eşlik eden Beethoven filmin atmosferine kolayca girmemizi sağlıyordu.

The Night of the Hunter / Caniler Avcısı

Festivalin kült filmler kuşağında 1955 yapımı The Night of the Hunter / Caniler Avcısı vardı. Filmin yönetmen koltuğunda Charles Laughton var. Tabi üzerinden yıllar geçmiş artık atmış yılın üzerinde geçmiş film için çok fazla yorum yapmayacağım. Film görsel olarak oldukça başarılı. Gerek sahneler, gerekse ışık oyunları olsun tatmin edici. Hikaye de aslında güzel. Ancak eski filmlere özgü her şeyi anlatayım davası biraz sıkıyor. Senaryo başarılı bir şekilde ilerlerken bazı bölümler gereksiz uzun bazı bölümlerse çok kısa tutulmuş. Mesela Harry Powell karakteri evlendiği kadını nasıl bir anda kendine çekip bağlıyor anlam veremedim. Mesela bu olay hiç yer edinmezken çocukların kayıkla kaçışı ayrıntılı bir şekilde veriliyor. 

Yi Dai Zong Shi / Büyük Usta

Film seçimi yaparken önce yönetmenine baktım. Yönetmen Wong Kar Wai yani kesinlikle izlenmesi gereken yönetmenler arasında. Tabi Wai’nin bir sitilide var. Kendisini bu zamana kadar hep dramlarda gördük. Açıkçası Yi Dai Zong Shi’nin konusunu ve fragmanını görünce birden garipsedim. Aksiyon filmi ve Wai. Sanki bana pek olmazmış gibi geldi ama filmi izleyince anladım ki pekala olurmuş. Öncelikle film bir dövüş aksiyon filminden çok bir Wai filmi. Bir çok aksiyon filmi izledik ama bu filmdeki gibi hiç bir zaman ayrıntı görmedik. Wai dövüş sahnelerinde kesinlikle çığır atlatmış ve gerek görsellik gerekse koreografi olarak oldukça başarılı bir filmdi.

Borgman / Bela

İlginç bir film deneyimiydi Borgman / Bela. Senaryo ve yönetim Holandalı yönetmen Alex van Warmerdam‘a ait. Benim de izlediğim ilk Alex van Warmerdam filmiydi bu ve yönetmen takip listeme girecek. Eski filmlerini de araştırmaya başladım şimdiden. Borgman ilginç bir filmdi. Film yaklaşık iki saat sürüyor ve iki saat boyunca izleyicinin ilgisini bir dakika olsun üstünden bıraktırmıyor. Borgman, 38 yıl sonra Cannes Film Festivali’ne kabul edilen Hollanda yapımı bir film olma özelliğine sahip. Aynı şekilde 2014 Oscar içinde ‘En İyi Yabancı Film’ aday adayı olarak Hollanda’dan seçilmiş. Sonucu ne oldu bilmiyorum ama bence bu saçma bir fikirdi. Zaten böyle bir filmin Oscar’dan başarılı bir sonuç alması başarısız gibi.

Escape From Tomorrow / Yarından Kaçış

İlginç bir çalışma var karşımızda. Filmin en büyük özelliği, filmin gizlice Disneyland’de çekilmesi. Yani bunun için Disneyland’den izin alınmamış. Bir diğer özelliği de siyah beyaz olması. Bunlar haricinde filmin bir artısı yok. Filmin yönetmen ve senaristi Randy Moore. Bu kendisinin ilk filmi. Açıkçası ne anlatmak istediğini anladığımı düşünmekle beraber üslubunu çok beğenmediğimi söylemeliyim. Film Disneyland’da çekilmiş ama bir çok görüntü sanki ziyaretçi olarak girmişinizde ortamı çekiyorsunuz edasında. Zaten bu görüntülerin üzerine de karakterler yerleştirilerek film çekilmiş. Bazı sahneler de gerçekten Disneyland’da çekilmiş. Filmde ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktan farklı şeylere çok odaklanamıyorsunuz.

Dallas Buyers Club / Sınırsızlar Kulübü

Yönetmen Jean-Marc Vallée‘in Café de Flore filmini beğeni ile izlemiş hakkında güzel yorumlar yapmıştım. Dallas Buyers Club ile yönetmen yine başarılı bir işe imza atmış. Ancak iki film arasındaki en büyük fark yönetmen Dallas Buyers Club ile direkt Oscar’a endeksli film yapmış ve Oscar’ı elde etmenin tüm niteliklerini taşıyor film. Muhtemelen bu seneki Oscar ödüllerinden de bir kaç tanesini toplayacak. Film Ron Woodroof isimli aids hastasının gerçek hayat hikayesinden uyarlanmış. Bu uyarlamayı senaryo da yazdığını bildiğimiz Jean-Marc Vallée değil, Craig Borten ve Melisa Wallack yazmış. Bu nedendir ki etkileyici bir hikaye ve senaryo ortaya çıkarken aynı zamanda kontrolü elinden bırakmayan bir senaryoda görüyoruz.

Back to Top