Samsara

Öncelikle Samsara hakkında söylenebilecek pek fazla bir şey olmadığını söylemeliyim. 2011 yapımı belgeselin yönetmen koltuğunda Baraka’dan tanıdığımız, bildiğimiz Ron Fricke var. Ron Fricke yine mükemmel bir iş çıkarmış. Film mükemmel bir görsellik çıkarıyor karşımıza. Bununla birlikte herhangi bir diyalog olmaması, müziklerin etkisi arttırırken, görsellerin kurgusu müzikle birlikte zaten izleyici üzerinde istenilen etki ve düşünceyi bırakıyor. Yine kurgu aynı yönde ilerliyor, doğa, insanlar ve dinler. Sözlük anlamı dünya – dünyanın işleyişi anlamına gelen Samsara’da insan yapılarına da değinmiş. Yaratım – yıkım tüm bu süreçler belgeselde yer alıyor.

Bernie / Bernienin Suçu Ne?

Filmin adının Türkçe çevirisinde “Bernienin Suçu Ne?”yi gördüğünüz zaman nasıl bir film acaba diye meraklanıyorsunuz. Baş rol de de Jack Black‘i görünce bu filmin bir komedi olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz. Evet film komedi süsü verilmiş bir film. Eğlenceli, akıcı, ancak tatmin edici değil. Film  gerçek bir olaydan esinlenmiş. Bu sebeptendir ki biraz da belgesel tadında çekilmiş. Kasaba sakinleri ile röportajlar yapılmış ve fikirleri alınmış. Film yüzeysel olarakta olsa ahlaki ikilem yaratmaya çalışıyor ancak hikayede pek bir derinlik yok. Hikaye herkes tarafından sevilen, sayılan Bernie’nin, yine herkes tarafından nefret edilen Marjorie Nugent’i öldürmesini konu alıyor. İkilem ise burada vurgulanmaya çalışılmış. Kasaba sakinleri Bernie’nin kurtulmasını isterken çok iyi bir insanda olsa, kötü birini de öldürmüş olsa onu cezalandırmamız gerekir mi?

The Imposter / Hayat Avcısı

!F İstanbul kapsamında Oyun bölümü altında gösterilen yapımlardan biri de The Imposter / Hayat Avcısı’ydı. The Imposter canlandırmaya sahip bir belgesel. Konusu oldukça ilgi çekici. Belgesel’in kurgusu oldukça başarılı diyebilirim. Ancak canımı sıkan bazı noktalar vardı. Hikayenin gerçek olması konunun ilginçliğini arttırıyor elbette. Ancak hikaye bize aktarılırken bir çok ley havada kalıyor. Belgeselin sonuna kadar biz her şeyi çözmüş oluyoruz ama yönetmen bize ısrarla vermekten çekiniyor. Canlandırmalardaki bazı sahneler ise bana gereksiz geldi. Frederic’in Amerikan polislerini araması ve bu aramalara cevap verenlerin Holywood’un klişe polis dedektifi karakterlerinin film karelerinin kullanılması beni gülümsetti ama olay sadece bu boyutta kaldı. Sanki bir çok kısımda bu uygulanabilir keyifli bir anlatım elde edilebilirdi. Ancak bir yerde göster çek yapması bana hikayenin samimiliğini sorgulattı.

Bu Bir Film Değil / In Film Nist

İranlı ünlü yönetmen Cafer Panahi’nin son filmi perdedeydi. Aslında filmin adından da anlaşılacağı gibi bu bir film değil. Ekranda izlediğimiz ise Panahi’nin evde geçirdiği bir günü. Tabi bu bir gün sıradan bir gün değil. Zaten bir sanatçı için sıradan bir gün olamaz. Son filmi için izin alamayıp üstüne üstlük hakkında altı yıl hapis ve yirmi yıl boyuncada mesleğini icra yasağı gelince Cafer Panahi izin alamadığı senaryosunu anlatmak için bir arayışa girmiş. Yine yönetmen olan arkadaşı Mojtaba Mirtahmasb’ı yardıma çağırır. Cafer Panahi evdeki malzemeleri kullanarak düşündüğü atmosferi yansıtmaya çalışarak senaryoyu okumaya başlar. Ancak “Ayna” filminde de gördüğümüz gibi keskin bir dönüş yapar ve “Madem anlatılabiliyor, film yapmaya ne gerek var?” sorusunu sorar ve anlatımı keser. Anlatabiliyorsak film yapmaya gerek yoktur. Buradan sonra Cafer Panahi eski filmleri ve verdiği duyguları anlatmaya başlar. Akabinde Mojtaba Mirtahmasb evden ayrıldıktan sonra, çöpleri almaya gelen ve sanat fakültesinde okuyan gençle muhabbete başlar. Bu arada gencin söylediği bir cümle aslında durumu özetler. “Kendi …

Ayneh / Ayna

İranlı yönetmen Jafar Panahi‘nin 1998 yılında, 1997 Locarno Altın Leopar, 1998 İstanbul Altın Lale, 1998 Singapur En İyi Asyalı Yönetmen ödüllerini kazandığı filmi Ayneh. 2009’da Ahmedinejad’ın cumhur başkanı ilan edilmesinin ardından çıkan olaylarda hiç bir açıklama yapılmadan yönetmen, İran İslam Cımhuriyetine karşı film yapacağı açılmaması ile tutuklanmış ve kendisine film çekme yasağı getirilmiştir. Tabi tam bir açıklama yapılmamıştır tutuklanması hakkında.

Jean-Michel Basquiat: The Radiant Child / Harika Çocuk

Uluslararası bilinirliğe sahip ilk Afroamerikan ressam olma özelliğine sahip Jean-Michel Basquiat’ın hayat hikayesini anlatan belgeseli 30. İstanbul Film Festivali, Ntv belgesel filmler kuşağı kapsamında izledik. Böylelikle bu benimde festivalde ilk (ve son) belgeselim olma özelliğine sahip oldu. Belgesel ressam Jean-Michel Basquiat’ın yakın arkadaşı olan Tamra Davis tarafından çekilmiş. Belgesel, Jean-Michel Basquiat’ın ölmeden bir süre önce ev hali ile yapılmış röportajının çerçevesinde ilerliyor. Jean-Michel Basquiat 22 Aralık 1960’de doğmuş, 1970’lerin sonuna doğru ise Aşağı Doğu Manhattan mahallesinde grafiti sanatıyla ünlenmiştir. yaptığı eserler diğerlerinden farklı bir tarza sahiptir. Bunu elini attığı her sanat dalında göstermiştir. O dönemde daha siyahilerin toplumda tam anlamıyla yer edinmemiş olmasına rağmen çıkışını sürdürmüş, sanat camiası ve halkın takdirini kazanarak uluslararası bir şöhrete kavuşmuştur. Hayatı birden değişen bu genç ister istemez bir boşluğa düşmüştür. Jean-Michel Basquiat ile ilgili belgeselde öne çıkan en büyük nokta babasını kendisinin büyük bir adam olduğunu göstermesi. Tabi Jean-Michel Basquiat bu ani yükselişten sonra kendi geldiği çevreden soyutlamış, bu şatafatlı hayata geçiş …

İki Dil Bir Bavul

Çok uzun cümleler söyleyemeyeceğim film için. Bunun sebebi, ince ve siyasete uzanacak bir yazı olması değil, yapımın bir film değil de belgesel olması. Hal böyle olunca belgeseller konusunda, ki tarafsız olarak kareye alınmışsa söyleyecek bir şey yok. Belgesel bu konuda başarılı. Sadece olayları canlandıran karakterler kendi çaplarında içinde bulundukları durumu sorguluyorlar. İzlerken Samira Makhmalbaf‘ın “Karatahtası”nı (Blackboards) sürekli hatırlattı bana. Tabi her iki yapımında klasmanları farklı. İki dil bir bavul aslında ismi kadar vurucu bir yapım değil. Çok mütevazi kalıyor. Görüntü kalitesine ve sese pek dikkat edilmemiş. Sesi çoğu yerde anlamak zor. Renkler için çaba sarf edilmeye çalışılmış ancak yeterli olmamış. Biraz kurgulanmak istenmiş, ancak hikayedeki akış atlamaları göründü deformasyonu ile birleşince bunlara durağanlıkta eklenince aslında yapım herkesin izleyebileceği bir yapım olmamış… Hikaye bilindiği üzre, bir öğretmenin uzak bir köyde bir yıl boyunca yaşadıklarını anlatmakta. Tabi bu durum herkes için zor şehrin göbeğinden gelip dağ köylerinde öğretmenlik yapmaya çalışan her öğretmenin yaşadığı sorunlardan …

Back to Top