Kategori arşivi: Bilimkurgu

buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum.

The Adjustment Bureau (2011)

thea djustment bureau

Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı.

Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı içimi. Ancak filmi izlemeye başlayınca bir yerde Dick’in hikayesi nerede diye düşünmeye başladım. Çünkü atmosfer onun yarattığı gibi karanlık ve dikkat çekici değildi. Hatta biraz zorlasalar film romantik bir hal alacaktı. E şimdi ne bilim kurgu, ne romantik, ne de aksiyon olmuş. Bu sebeple senaryo, çekim, atmosfer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hikayeye gelelim. İki ana kahramandan erkek olan önü açık bir politikacıdır, diğeri ise başarılı bir balerin. İkisi birbirlerine aşık olurlar. Ancak onların birlikte olmaması gerekmektedir. O anda kader dediğimiz şey yani 1800’lerden kalma kılıklı adamlar yani melekler devreye girer ve onalrın hayatlarını değiştirir yoluna sokarlar. Gerekçeleri ise, insanları bir başına bırakırsan kaos, kıyamet götürmektedir dünyayı. O sebepten dolayı ayarlanmaya ihtiyaçları vardır. Ayarlanma dedim de Dark City geldi aklıma. Evet olay hemen hemen aynı ama bu film bu konuda sınıfta kalmış. Yine de meraklısı izleyebilir. Bu aralar yine taktığım bir konu bu. Bakın Ömer Hayyam geldi aklıma bir rubai ile bitirelim bu filmi;

Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

https://www.imdb.com/title/tt1385826/

Exam (2009)

exam

Exam değişik bir gerilim filmi. Bu filmi de daha önce neden izlemedim diye hayıflanabilirdim ama zaten düşük bütçe ile çekilmiş fazla reklamı olmayan bir film. an itibari ile IMDB puanı 8.9. Aslında hakkında da çok fazla görüş olabilecek bir film. Her dakikası insanı merakta tutup, finale varıyor, Final ise kimine göre biraz basit kimine göre ise oldukça güzel. Bana sorarsanız, final ve hikaye üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Bununla birlikte Çekim teknikleri ve daha iyi oyuncularla zaten kapalı alanda ve az insanla geçen bu film daha etkili hale getirilebilirdi. Buna rağmen film hakkında en azından hikaye ve işleyişi, karakterler bakımından yorumum olumlu.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye bir sınavda geçiyor. Büyük bir firma işe alım için sınav yapar ve sınava seçilen sekiz kişi katılır. Gerekli açıklamalar yapılır sınavla ilgili. Sınav süresince salonu terk etmek yasaktır, sınav kağıdını darp etmek yasaktır ve tek bir soru sorulmuştur. Başlarında da bir güvenlik durur onunla konuşmakta yasaktır. Sınav başladığında ise adaylar kağıtta hiç bir sorunun olmadığını fark ederler. Her biri farklı bir köktenden gelen bu insanlar arasında sorunun ne olduğunu bulmak konusunda bir arayışa girerler. Bu arayış karakterler seviyesinde şiddete dönüşür. Farklı karakterlerin sınavda var olmak için göze aldıklarını görürüz. Yani bütün çirkeflikleri ortaya çıkar. Ben işte bu konuda biraz tereddütte kaldım. Her insan dışarıya karşı bir maske takınmıştır. Bunu bir sınav ortamında direkt ortaya koymaz, insanlık denen erdemi göstermeye çalışarak ertelersin içindeki vahşiyi. Yalnız kalsan neyse. İşte burada biraz eksik kalmış film. O tepkiler nasıl aşırıya kaçtı o kadar anlamadım. Neyse izlenebilir bence. https://www.imdb.com/title/tt1258197/ Stuart Hazeldine, Simon Garrity

Coco (2017)

coco

Üç senedir Akademi Ödülleri etiketi açmamışım. Bu film vesile oldu yanda etiket açmama. E tabi o zamanlarda film blogu var ayrı filmleri tek tek yazıyorum. Neyse bu vesile işe bir başlangıç olur belki.

Film iki ödül almış biri En iyi Özgün şarkı, Diğeri ise En İyi Animasyon. Şimdi en iyi animasyon kısmında bir itirazım var. Adaylar arasında Loving Vincent gibi bir film varken bu filme ödülün verilmesi bence çok saçma olmuş. En iyi animasyon nasıl seçiliyor bilmiyorum ama, teknik olarak bu film bize yeni hiç bir şey vermiyor. Evet hikayesi güzel eğlenceli ama teknik aynı teknik. Bence Loving Vincent‘ın yanına bile yaklaşamaz. Herhalde jüriye Loving Vincent çok fazla geldi.

Miguel, müziğe meraklı bir çocuktur. Gizli gizli gitar çalmakadır. Ancak ne varki ailesi yılalrdır müziğe düşmandır. Dinlemezler diletmezler. Miguel bu konuda çok sıkıntı yaşar. GÜnün birinde ölüler gününde düzenlenen büüyk yarışmaya katılacakken ailesi gitarını kırar. Bunun üzeirne Miguel kendi köyleirnden çıkmış memleketin en ünlü müzisyeninin mezarına gider ve oradan onun gitarını çalar. Ama bu esnada bir şey olur ve ölüler diyarına geçiş yapar.

Buradan çıkmaya çalışırken Hector adında biri ile tanışır. Ölülerin tek derdi ise dünyada yaşayanalr tarafından unutulmamaktır. Eğer unutulurlarsa sonsuzlluğa gider ve yok olurlar. Hector son birkez dünyaya dönmek sevdikleri tarafından hatırlanmak ister. Bu esnada Miguel’de ünlü müzisyenin büyük babası olduğunu öğrenir. Hector ve Miguel, bu ünlü müzisyeni bulmaya çalışır ve diğer dünyada macera başlar. Bulurlar bulmasına ama işler hiç göründüğü gibi değildir.

Keyifli izlenilebilir, konusu güzel bir film Coco. Ama belirttiğim gibi en iyi animasyon bence olmamalıydı. Belki en iyi senaryo oalbilirdi, aslında olmasa da olurdu. Neyse. https://www.imdb.com/title/tt2380307 Lee Unkrich, Adrian Molina

La Casa de Papel (2018)

la casa de papel

Herkes bi Le Casa de Papael tutturunca bende izleyeyim dedim. Şimdi bu diziyi nasıl değerlendirmeliyim diye soruyorum kendime. O kadar çok fanı var ki topa tutulmak istemem. Öncelikle dizinin alt metni oldukça kuvvetli. Bu konuda hiç tereddüdüm yok vermek istediği mesajlar oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Ancak karakter geçmişleri ve bu geçmişlerin mevcut polisiyeye yedirilmesi konusu biraz olmamış gibi. Karakterlerin psikolojileri, hal ve tavırları dizi boyunca veriliyor ama arada karakter dönümlerindeki sapmalar havada kalıyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü dizi bu konuda detaya fazla iniyor. Daha yüzeysel geçse belki sorgulamayacağım.

Teknik ve kurgu açısından ise oldukça sıradan. Kurgu zaman zaman kafa karıştırıyor. Hikayenin geneli akla dayalı şaşırtıcı bir şekilde giderken bazen mantıksız bir şekilde olay örgüsünün dışına çıkarak genel anlamda diziyi sorgulamanızı sağlıyor. Aslında tek sezona ve kısa bölüm sayısına sığacak dizi reyting uğruna uzatıla uzatıla zaman zaman izlenmesi zor bir hal alıyor. Hele hele ikinci sezon zaman zaman işkenceye dönüşüyor. Uzadıkça da mantık hataları daha fazla batıyor göze. Bu mantık hatalarını göz ardı edince dizi akış gidiyor. Zaten çoğu izleyici bu tarafından bakıyor diziye. Bir de belirttiğim gibi dizinin alt metni aslında bunu mu vermek istemişler bilmiyorum ama izleyiciye güzel geçiyor. İzleyiciyi tutan tarafı da bu. Şimdi üçüncü sezon çıkacak diyorlar merak içindeyim kurgu nasıl bir hal alacak. İkinci sezonun devamı şeklinde ağdalı bir şekilde uzatılıp çöküşe mi gidecek. Yoksa beklediğinden fazla para kazandı deyip, kurgu için daha çok insan mı çalışıp eksikleri giderecek. Bekleyip göreceğiz.

Bu arada belirtmek lazım ki genel anlamda oyunculuklar da başarılı. İzleyin, yer yer sıkılırsanız ileri alır izlersiniz. https://www.imdb.com/title/tt6468322 Álex Pina

Gi-eok-ui bam (2017)

gi-eok-ui-bam

Son dönemde Kore gizem filmi izlememiştim. Bu filmi görünce acayip sevindim ve koyuldum izlemeye. Genel olarak film bana fena gelmedi. Güzel bir konusu ve kurgusu var. Tabi kurgu biraz farklı bir taraftan işleyince film kendini izlettiriyor ve sonunda vay be diyecek kıvama getiriyor. Bu sebepten dolayı bende filmi her yerde bulabileceğiniz bir şekilde özetleyeceğim.

Jin-seok’un kardeşi gecenin bir yarısı kaçırılır. 19 sonra birden çıkar gelir. Ancak bu süre zarfında ne olduğuna dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Jin-seok bir süre sonra abisinin garip hareket ettiğini fark eder. Hal hareketleri, tepkileri, yürüyüşü bile değişmiştir. Sakat olan ayağı bile iyileşmiştir. Geceleri ise herkes çıktıktan sonra dışarıya çıkar. Bir gece Jin-seok abisini izler ve onun bir şeyler çevirdiğini anlar. Olan bitene anlam verememiştir ama araştırmaya devam ettikçe ailesi ile ilgili bazı gerçekler ortaya çıkar. Şimdi kendini kurtarmak zorundadır.

Ben filmin kurgusunu, oyunculukları, hikayeyi başarılı buldum. Biraz daha gizem eklenebilir yer yer düşen ilgiyi ve tempoyu daha iyi ayakta tutabilirlermiş. Ama bu haliyle de keyifle izleniyor. https://www.imdb.com/title/tt7057496/ Hang-jun Zhang

Salyut-7 (2017)

salyut-7

Gerçek bir olaydan uyarlanmış olan Salyut-7 adını da bu orijinalinden almış. Olayın gerçek olması zaten filme olan merakı arttırıyor. Uzay konulu film de istiyorsanız bir de bunun gerçeklik payı olsun diyorsanız bu film tam sizin için. Hikaye şu:

Haziran 1985’te Sovyet uzay istasyonu Salyul-7’nin tüm elektriği kesilir, bununla birlikte yörüngesi kaymaya başlar. Rus görevliler bunun küresel bir krize sebep olmaması, o kadar masraf yapılan istasyonun çöpe gitmemesi için onu kurtarma adına Soyuz gemisi ile yanlarına giderler. Tabi karşıdaki istasyon ölü olduğu için otomatik yanaşma işlemi gerçekleşmez ve kozmonotlar bunu mesafeyi, açıyı, dönüş hızını hesap ederek manuel yaparlar.

Kenetlenme başarılı olmuştur ancak uzun süre elektriksiz kalan kalan Salyul-7 ısıtıcıları çalışmadığı için buz gibi olmuş, her şey donmuştur. İki kozmonot kalın kazaklarını giyerek Salyut-7’nin içine girer ve elektrik arızalarını giderirler. İstasyonun içini ısıtarak yeniden kullanıma sokarlar. Tabi bu iş benim anlattığım gibi basit olmaz. Ayrıntıları da zaten filmde var.

Şimdi gelelim işin biraz teknik kısmına. Film görsel olarak Amerikan uzay filmlerindeki gibi bizi tatmin etmiyor. Uzay güzel evet, ama etkileyici görüntüler yok. Tabi bu film Rus yapımı kıyaslamamak lazım ama kıyas yapmamın en büyük nedenlerinden biri Amerikan filmlerindeki klasik kurguya sahip olması. Ne kadar doğru bilmem ama işten uzaklaştırılmış asi ama bu görevi yapabilecek yegane kozmonotun oluşu, devlet çıkarlarının ve nispeten milliyetçiliğin ön plana çıkarılması, buna da aile dramı eklenip vatan sağ olsun betimlemeleri yapılması klasikleşmiş filmlerin tadını verdi bana. Beklentimin altında bıraktı. Buna rağmen kendini izleten bir film Salyut-7. https://www.imdb.com/title/tt6537238/ Klim Shipenko

Hônteddo kyanpasu (2016)

honteddo-kyanpasu

Film Ryû Kushiki’nin romanından uyarlanmış. Roman nasıl bilmem ama film hakkında iyidir diyemeyeceğim. Gerçi filmin senaryosunu da yazan Ryû Kushiki. Tabi her yazar iyi senaryo yazar diye bir genelleme yok. Filmi korku filmi niyetine izledim ama korkudan öte Japonya’daki liseli ergenleri eğlendirmek için yapılmış bir film gibi duruyor. Yani bize pek gelmeyecek cinsten.

Shinji Yagami hayaletleri görebilen bir gençtir. Okulda aşık olduğu bir kız vardır. Ona daha da yakınlaşmak için kızın da üyesi bulunduğu hayalet kulübüne üye olur. Ancak Yagami hayaletleri gördüğünü kimseye söylemez. Ekip hayaletler peşinde koşarken başlarına bazı olaylar gelir ve Yagami hayaletleri gördüğünü ekibe söyler. Bu sırada okulda dolanan bir hayaletin peşindedirler. Hayalet onları gizli bir olayın açığa çıkması için yönlendirir ve okuluda ilgilendiren bir sorun çözülür.

Ben izledim filmi, sizin izlemenize gerek yok aslında. https://www.imdb.com/title/tt4684488 Satoshi Takemoto

buralarda yokken izlediklerim

Seriye devam edelim bari. Aslında oturup yazmam gerek diyorum ama nerede… Tembellik, tembellik, tembellik… Belki bu şekilde parmaklarım daha fazla ısınır yazmaya.

The Gateway (2018)

Filmin konusunu okuyunca dedim ki işte budur. Işınlanma, paralel evren üzerine bir film. Bu paralel evren üzerine yapılan filmlerin düşük bütçellileri de fena olmuyordu. Bir merak oturup izlemeye başladım. Yönetmen ‘nun ilk filminden peh hazetmesem de…

Işınlanmayı bulmaya çalışan bir bilim kadınımız var. Az zamanı kalmış ödeneği kesilmek üzere. Bu stresin altında deneylere devam ederken bir gün ışınladığı elma geri gelir hemde ısırılmış olarak. Bir kaç deneyden sonra aslında bu yolcuğuğun paralel evrene yapıldığını anlar. Bunun sevincini yaşadığı sırada kocası ölür ve kadın depresyona girer. Derken aklına diğer boyuttaki kocası gelir. Oraya gider ve kocasını getirir. Orada da aslında kendisi ölmüştür. Kocasını getirir getirmesine ama bu getirdiği adam kocası ile aynı karakteri patlaşmaz bir katildir. Durumu fark eder ve onu geri göndermeye çalışır.

 

Hikaye bu şekilde akarken film sanki izleyiciyi sinir etmeye programlanmış gibi. Bir yerden sonra akıllı olduğunu düşündüğümüz bilim kadını tüm mantıksızlıkları yaparak izleyeni sinir ediyor. Bir takıldığım yerde makinanın içinde kablolar neden sarkıyor ve nasıl ışınlanmıyor. Dert oldu bana. Boşverin izlemeyin. http://www.imdb.com/title/tt6179746/

The Ritual (2017)

Şimdi film hakkında ne desem bilmiyorum. İyi mi, kötü mü, idare eder mi? Ama sanki idare ederin bir tık üstünde. Film kokudan çok bir gerilim filmi belirtmeliyim. Zaman zaman germeyi de başardı. Tabi en göze batan kısmı da ormandaki şu değişik yaratıktı. Gerilimden ormandaki kurgusundan çok aslında filmde tereddüt ememe sebep olan sahne açılış sahnesiydi. Bu sahne aslında filmde sorgulanması gerekeni sorgulatıyordu. Geri kalan biraz da bu ana durumun değerlendirmesi gibiydi.

Bir grup lise arkadaşı periyodik olarak toplanıp ormanda kamp kurmaya giderler. Ancak bir gün yine kampa gidecekken durdukları bir markette arkadaşlarından biri hırsızlar tarafından vurulup öldürülür. Buna da bir arkadaşları tanık olur ama hiç bir tepki vermez. (Acaba ben verir miydim?) Bu olayın ardından sağ kalan eleman zaman zaman vicdan azabı çekse de yapacak bir şeyi yoktur. Bir yıl sonra kalanlar yine kampa giderler. Burada arkadaşlarını anarlar. Ancak ormanda garip bir şeyler olur ve bir yaratık bunların peşine düşer. Gerçek ve hayal birbirine karışmıştır. Aslında fena bir film değil, hele bu dönem için. http://www.imdb.com/title/tt5638642/

Mute (2018)

Şöyle kafa dağıtmak için bir bilim kurgu izleyeyim dedim. Tabi bir de baş rolde Alexander Skarsgård‘ın olması buna büyük bir etkendi. Tabi bir de filmin arkasında Duncan Jones var. Ancak filmin bilim kurgu ile ne alakası vardı anlamadım. Hikayesi neydi onun için de net bir şey söylemeyeceğim. Bir cyberpunk evreni yaratılmış burada hala amişler var. Hemde öyle bir iki değil.  Her karede karşımıza çıkıyor. Üstüne üstlük hikaye Berlin’de geçiyor. Filmden anlıyoruz ki gelecek bir zamandayız, Uçan arabalar, robotlar, dronlar falan. Arkadaş bu kadar teknoloji içinde telefon bile kullanmayan amişler ne alaka bir türlü konduramadım. Öyle filmin kendi içinde inandırıcılığı da yoktu. Bir türlü ne atmosfere ne de karakterlere adapte olabildim. Tamam karakter değişik, iki uçan araba ve bilim kurgu o da güzel, e kardeşim kaybolan kız arkadaşı arama ve işi klasik vurdulu kırdılı aksiyona çevirmek ne alaka. İki saatlik film boyunca ne zaman biter acaba dediğim nadir filmlerden Mute. Bu arda Alexander’ın oyunculuğuna bir şey demiyorum. Adam tek bir kelime konuşmadan koca filmi götürdü. Evet konuşma diye bir şeyde yok. Kağıt kaleme yazıyor abimiz teknoloji devrinde. Yani bu kadar çelişkili ve alakasız nereden tutsak elimizde kalacak bir senaryoya sahip bir film. Bence uzak durun derim. Netflix var zaten para veriyorum izleyeyim bile demeyin. http://www.imdb.com/title/tt1464763/

The Breadwinner (2017)

Filme nasıl yaklaşacağım konusunda biraz tereddütlüyüm. Çizimlerini, müziklerini atmosferini beğendim. Kurgu da fena ilerlemiyordu. Ancak hikaye, hikayedeki ajitasyon beni pek bir huzursuz etti. Evet yaşanan olaylar üzücü, o bölgede kadın olmak zor ama bunu izleyicinin gözüne sokmaya çalışmak karakterler ile empati kurmamın önüne geçti. Hikayenin roman uyarlaması olduğunu gördüğümde o bölgedeki bir yazarındır diye düşündüm ama yazar da Kanadalı çıktı. Belki bu sebepten dolayı karakterler ile iletişim kuramayıp ya da kurduramayıp ajitasyon öğesini ön plana çıkarmışlar. Neyse film 2001 yılında, Kabil’de geçiyor. İktidarda Taliban, kadınlar yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamıyor. On bir yaşında bir kız olan Parvana, babası haksız yere tutuklandıktan sonra, erkek kılığına girer ve çalışarak ailesine bakmaya başlar. Hikaye bu çerçevede sürerken o dönem yaşanan yıkım, zorluklar, hayaller çizgiye taşınmış. İzlenebilir bir film. ancak belirttiğim gibi bana pek samimi gelmedi. http://www.imdb.com/title/tt3901826/ 

Indru Netru Naalai (2015)

Arada dünyanın başka yerlerine gitmek olmaz. Yine bilim kuru arayışım esnasında rastladığım bir Hint filmi karşıma çıktı. Hintliler daha fazla bilim kurgu yapıyor sanırım. Bu filmin konusu da zaman makinesi ile ilgili. Filmin hikayesi oldukça basit ve hatta daha önce izlediklerimizle aynı gibi. Olsun bu yoklukta iyi gitti. Yine süresi uzun, kurguda sıkıntılar var, kendine özgü Hint filmi öğeleri mevcut, buna rağmen film keyifle akıyor.

Elango bir işsiz çalışmak gibi bir niyeti olmayan bir gençtir. Arkadaşı Pulivetti Arumugam ise astrolog olmaya çalışmaktadır. Elango sevgilisi ile kavga edince iki kafadar içmeye giderler. Arabayla dönerken, kaza yapar ve yoldan çıkarlar. Çarptıkları adam ise kafayı kırmış bir mucittir. Derken birden gürültü olur ve ortalıkta garip bir makine belirir. Sonra keşfederler ki bu makine bir zaman makinesidir. İki kafadar bu makineyi kullanarak para kazanmaya ve talihlerini çevirmeye başlarlar. Ancak bu değişiklikler farklı şekilde onlara geri dönecektir. http://www.imdb.com/title/tt4806232/

Arif v 216

Uzun bir süreden beri ilk defa bir filmden sonra ekşi sözlüğü açıp ne demişler diye baktım. Tabi yazıdan önce. Genelde sonradan bakardım. Baktım ama son bir kaç sayfada genelde olumlu eleştriler var. Bu eleştiriler arasında olumsuz eleştri yapanlara atflar var ama ben bu olumsuzlara pek ulaşamadım. Peki ben nasıl yorum yapacağım? Aslında bu konuda kafam karışık.

Öncelikle büyük bir prodüksiyon olduğunu belirtmeliyim. Zaten bu yönüyle kesinlikle izlenmesi lazım. Keşke Türk sineması böyle büyük prodüksiyonlara kucak açsa. Gerek kostümler, gerekse efektleri buna ek mekan tasarımları fevkaladeydi. Hata otunculuklarda aynı şekilde. Ancak filmden çıktıktan sonra “film izledik mi” diye sordum kendi kendime.

Senaryoya baktığımızda oldukça havada bir hikaye var. Bir yerlerde ipin ucu kaçıyor bunu hissediyorsunuz. Hikaye tatlı tatlı akarken sahne geçişi bile size ne oldu şimdi diye sordurtuyor. Basit bir hikaye üzerine Cem Yılmaz göndermelerle işi kurtarmaya çalışmış. Evet göndermelere güldüm mü güldüm ama tamamına da değil çünkü bir süre ne izlediğimi kavrayamadım.

O kadar çok kişi ve filme gönderme vardı ki asıl olması gereken ana hikayeye odaklanamıyordunuz. Filmi bir yere koyamadım mesela, komedi, dram, bilim kurgu? Hepsinden biraz ortaya karışık. Birden üst karakterin çıkıp biz zaten filmdeyiz demesi de cabası. Evet filmdeydik ama ne izliyoruk orası biraz  bilinmez.

Film kendi içerisinde yarattığı gerçeklik konudunsa sorgulattı beni. Belki 69 senesinde, hiç etliye sütlüye dokunmadan, 216’yı kurtarmaya çalışsalardı daha aklıma yatacaktı ama tekrar geleceğe dönüp bozulmuş bir dünya dönüp düzeltmek için geçmişe tekrar dönmek iyice kafamı kurcaladı. E dünyayı kurtarıyorsun ama aslında bütün dünyayı değiştiriyorsun, nasıl oluyorda finalde yine eski dünyaya giriyorsun. Evet göndermeler iyiydi ama fazla ve hikayenin ana akışında çatlaklar oluşturuyordu.

Mekan, dekor, giysi tasarımları oldukça mest etti beni. Bir geçişle eski yeni bütün ünlülere yer verilmesi de ayrı bir keyifti. Herkes çok duygusal bulmuş ama Sadri Alışık ve oğlu arasındaki günah çıkarma mahiyetindeki diyalog bence çok gereksizdi. Araya Barışmanço girdi Doğukan’la da o yapsaydı aynı işi…

Filmdeki en keyif aldığım sahneler Zeki Müren sahneleriydi. Kesinlikle Çağlar Çorumlu çok iyi canlandırmış Zeki Müren’i. Keşke Şöyle bir dedektif, süper kahraman gibi bir Zeki Müren filmi yapsa, fevkaladenin de fevkinde olur efendim.

Görsel olarak film iyiydi. Ancak bazı yeşiil perde yerleştirilmelerinde sorun vardı. Mesela ip üstündeki sahneden genel olarak ip üstünde olamdıkları belliydi hatta bir iki sahnede bariz ipin arkasındaydılar. Aynı şekilde finaldeki hava alanı sahnesi. Karakterler çok önde ve arkada çimlerde dahil, tüm binaların yapay olduğu belli oluyordu. Bu arada gelecekteki sahneleri, yani karanlık tarafı daha çok beyendim.

Film hizlıca akıyor çünkü her dakikasında bir aksiyon var. Bu konuda bir sıkıntısı yok. İlk bölüm daha akıcı daha keyifli, ikinci bölümde iş biraz aksiyona bağlıyor ve görmek istediklerimizden biraz soyutlanıyor film.

Cem Yılmaz’ın en iyi filmi değil, Pek Yakında ile başlattığı Yeşilçam’ Saygı Kuşağına bir film daha eklemiş. Açıkçası Pek Yakında bana daha samimi gelmişti. Bir film gözüyle baktığımda eksikleri çok ama keyifli bir film.

Yönetmen: Kivanç Baruönü

Senaryo: Cem Yilmaz,

Oyuncular:  Cem YilmazOzan GüvenÖzkan Ugur

http://www.imdb.com/title/tt6697582/

Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi

Bir önceki bölüm üzerinde de fazla durmamış, sadece eksiği olduğundan bahsetmiştim. Bu film içinde çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Bir Star Wars uzmanı sayılmam hikaye konusunda ayrıntılara girmeyeceğim ama bu işin de para için olduğu aşikar. Ama ne yapalım, boynumuzun borcu eskinin hatrına izliyoruz.

Filmi IMAX izlemek için bekledim. Kalabalıktan uzak olsun, azınlık olsıun dedim ve sabah seansına girdim. Bu arada insanlar sabahın köründe avm açılışı bekliyorlar çok ilginç geldi bana. Ah tabi bende bu vesile ile beklemişi oldum mu, oldum, lakin benim amacım farklı.

Neyse salona girdik ve kilmi beklmeye kotulduk. hem IMAX için tonlarca para veriyorsun hem de otuz dakika reklam izliyorsun hem de premium denen bir sinemada. Bu konuya birilerinin el atması lazım artık. Otuz dakika fragman izlesem neyse ama reklam geçekten koyuyor. Neyse ışıklar açık, film başlası iki üç dakika geçti. Sonradan fark ettiler ışıkları açık bıraktıklarını, sonra filmi tekrar başa sarıp oynattılar. Keşke reklam koymayı unutsalardı.

Gelelim filme. Uzun süresi boyunca filmin beni çok sarmadığını belirtmem lazım. Ayrı olaylar ayrı karakterler ama hikaye kendini tekrara almış. Zaten anlamadığım noktalardan biri de Kylo Ren’in esaslı eğitim sonrasında güçlerini kullanıp yönettiğini görürken Rey’in doğuştan kabiliyetle doğru dürüst eğitim almadan ona kafa tutuyor olması bana çok saçma geldi. Hele ki son iki serinin son iki karakteri olan Snoke’ın ölümü bana çok saçma geldi. Filmden çıkınca ne izledimin tereddütünü yaşamadım dersem yalan söylemiş olurum. Gerçi şöyle de bir gerçek var. Artık eski nesilden kalan bir Jedi kalmadı. Tez zaman içerisinde Leia Organa’yı da öldürürsek film tamamen ergenlerin eline geçecek ve eskisinden eser kalmayacak. Filmin bir bölümünde de gördüki yakında XMen akademisi gibi Jedi akademisi kurulmazsa iyidir. Buradan görüyoruz ki Jedi olunmaz Jedi doğulur.

Özetle film görsel efekt olarak beni tatmin etmiş olsa da, hikaye bakımından tatmin etmedi. Keşke ana hikayeyi pas geçip bir yan hikaye ile ilerleseydi film yeni karakterler çıksaydı ortaya ama olmadı. Serinin Disney’e gitmesiyle filmin gitmiş olduğuda bu şekilde kendini kanıtladı. fanlarına yazık olmuş.

Yönetmen: Rian Johnson

Oyuncular: Mark HamillCarrie FisherAdam DriverDaisy Ridley

Kung Fury

Festivalde Turbo Kid‘in ardından yayınlanmıştı Kung Fury. Önce ne izleyeceğimden habersizdim. Turbo Kid’den nispeten tatmin olmuş, dahası ne olabilir diye düşünüyordum. Ve şahit oldum ki dahası varmış. Hatta bence Kung Fury festivalin açık ara izlediğim en iyi filmiydi. Bu sebepten film en son yazmayı düşünüyordum ama ancak bu kadar dayanabildim. Açıkçası bu filmi daha önce nasıl keşfedemedim bilmiyorum. Öyle ki film YouTube‘da da mevcut.

Aslına filmi herkesin seveceği garantisini veremem. Şimdi filmi herkesin seveceğini söyleyemem. Filmi sevmek ve özümsemek için o seksenlerin kültlerini çok seviyor olmanız lazım. Film yaklaşık otuz dakika ama şimdi burada filmde olan biteni anlatmaya çalışsam eminim sayfalarca yazı yazmak zorunda kalırım. Bu sebepten dolayı linkini verdim buyurun siz izleyip kendi yorumunuzu altına yazın. Okumaya devam et