The Day The Earth Stood Still

Kıyamet temalı filmlerden birisi de The Day The Earth Stood Still. Film aslında 1951 yapımı aynı isimli bilim kurgu klasiğinin uyarlaması. İlk filmin yönetmeni Robert Wise. Elbette ben bu ilk versiyondan değilde Scott Derrickson tarafından 2008 yapımı olan filmden bahsedeceğim. Zaten konular aynı. Aslında bir uyarlama olunca kıyaslamaya girmek gerekir ama ilkini izlemediğim için bir kıyaslama yapamayacağım ancak film daha iyi olabilirmiş. Hareketin düştüğü sahnelerde film sıkıcı duruma geliyor biraz. Bazı yerde oyunculuklar ise yapmacık olmuş. Sonuç biraz havada. Şimdi Klaatu karakteri hangi sebeple dünyayı kurtarıyor ayrı bir muamma… Aslında hikayeye girmek lazım biraz. Film bilim kurgu. Hani bilindik gibi de değil pek. Bir gün dünyaya bir gök taşı düşer. İçinden bir yaşam formu çıkar. Bu bir insana benzemektedir. Öncelikle amacını öğrenemeyiz bir oraya bir buraya koşturuz fakat sonunda dünyaya geliş amacının dünyayı kötü kötü kullandığı için tüm insanlığı yok etmek olduğunu anlarız. Tabi Dr. Helen Benson’un bununla ilgili bilgisi …

Elfen Lied – エルフェンリート – Erufen Rīto – Elf Şarkısı

Uzun zamandır anime yazmamanın mamurluğu üzerime çökmüşken şöyle silkinip güzel bir animeyle soluğu aldım. İki gecede merakla bitirdiğim bu 13+1 bölümlük anime serisi diğer animelerin önünü açacak gibi gözüküyor ki birikmiş durumdalar. Gelelim biz Elfen Lied’e. Sanırım anime biraz hitap karmaşası yaşamış olacak ki adı Almanca, giriş müziği Latince, animenin dili ise elbetteki Japonca ama ayrıyetten İngilizce olarak ta seslendirilmiş. Daha ilk bölümünden itibaren merak ettiren bir animeydi. Zaten iki güne sığdırıp izlememin sebeplerinden biri de buydu. Şöyle ilk bölümün girişini özetleyeyim size, bir erkeğin izlememesi için imkansız sahnelerle dolu. Muhtemelen üzerinde araştırmalar yapıldığını sandığımız kafası maskeli vücudu güzel bir hatun kişisi laboratuvardan kaçmaya çalışmaya çabalamaktadır. Tabi buna çabalamak derse, o sadece yürür ve etrafındaki onu çeviren güvenliklerin birer birer kolu kafası patlar. Buradan anlarız ki hatun kişimizde bir şeyler vardır… Hazır başlamışken hikayeye biraz daha gireyim… İnsan evriminin bir sonraki sürümü olarak nitelendirilen diclonius’lar dünyaya gelmeye başlamıştır. Bilim adamları …

X-Men Origins Wolverine

X-Men serisinin son filmi olan X-Men Origins Wolverine adından da anlaşılacağı gibi Wolverine’in hayatına ışık tutuyor. Ancak şunu söylemeliyim ki diğer iki X-Men filminin tadını vermedi bana. Ancak konu Wolverine olunca, karakterlere aşına olunca ve filmdeki aksiyon düzeyi sebebiyle film kendini izlettiriyor. İzlettiriyor izletmesine de o istedğiniz beklediğiniz tadı vermiyor size, kopukluklar çok, araya sıkıştırılan karakterler, filmde “aaa bu da varmış” tepkisini vermek için konmuş sanki…

Kilink İstanbul’da

Kilink serisinin şüphesiz en meşhur filmlerinden olan Kilink İstanbul’da Kilink efsanesini son filmi. Tabi son filmin adı itibariyle “peki Kilink daha önce neredeydi?” diye bir soru sorabilirsiniz lakin orası biraz muallakta. Filmin senaryosu Çetin İnanç, yönetmenliği ise Yılmaz Atadeniz‘e ait.

Knowing – Kehanet

İlk defa bir yazıya başlamadan önce bu kadar uzun hazırlık evresi geçiyorum. Masanın başına oturup bilgisayarı dik bir konuma getirip, ilaçtan dolayı ağırlaşmaya ve başlayan vücuduma inat, yanıma aldığım suyumdan bir yudum alarak, parmaklarımı kenetleyip, avuç içimi dışarıya doğru uzatarak seslerini duyup, boynumu sağa sola hareket ettirip kendimi rahatlamaya başlattıktan sonra içten bir bismillah çekip, harfleri tuşlamaya başladım. Sebebi zorlanmam yukarıda adı geçen filmin bir Alex Proyas filmi olasından dolaydır ve asıl heyecanımın sebebi ise Proyas’ın bu filmle dönüş çanlarını çalmaya başlamıştır. Daha ilk yazıların ilk geçişinde perdede “Mysteryclock” yazısını görmem beni birden bire heyecanlandırdı. Evet bu filmde bir şeyler olduğunu biliyordum. Her ne kadar Nicolas Cage ismi beni korkutsa da beklediğim başıma gelmedi.

Hanbun no Tsuki ga Noboru Sora, 半分の月がのぼる空, The rising half-moon in the sky

Ani bir kararla araya sıkıştırdım Hanbun no Tsuki ga Noboru Sora‘yı. Oysa güne neşeli başlamış, sakin her zaman ki gibi geçmesine rağmen çabuk geçmişti sanki. Yada şimdi bana öyle geliyor.  Altı bölümlük bir anime Hanbun no Tsuki ga Noboru Sora. Önce Light novel (resimli roman) olarak Tsumugu Hashimoto tarafından yazılmış ve Keiji Yamamoto resimlemiş. Daha sonra B.Tarō mangasını yapmış. Öyle ki bu da yetmemiş, Yukihiro Matsushita TV dizisi olarak animeye uyarlamış. Son olarakta TV Tokyo tarafından 16 bölümlük dizisi yapılmış (pek iyi hatırlamasam da sanırım aynı konuda bire k.drama vardı).  Şimdi aklınızda bu nasıl bir şeydir ki bu kadar çok uyarlamadı yapılmış diye soru uyanabilir. Şöyle yanıtlayabilirim: Anime, duygusal sıcak bir anime. Gerek müzikleri gerekse işlenişi bakımından takdir edecek özellikler taşıyor. Yani tamamıyla hikayeye adapte olabiliyorsunuz. Tamam bünyem her türlü animeye alışmıştı ama safi sakin ve duygusal geçen bir anime gerçekten de beni biraz sarstı. Hikaye  17 yaşındaki Yūichi Ezaki …

Back to Top