Kategori arşivi: Eleştiri

buralarda yokken izlediklerim

Two Pigeons (2017)

two pigeonsFarklı konusuyla dikkatimi çeken bir film oldu Two Pigeons. Aslında bir korku filmiymiş edasıyla başladım filmi izlemeye çünkü her yerde tür olarak bu şekilde belirtilmiş ancak yanından bile geçmiyor. Eh tabi film süresi boyunca korkmayı bekliyorsunuz o ayrı. Film psikolojik bir film ve sisin de psikolojinizi bozmaya yetiyor.
Oyunculuklar fena değildi. Kurguda havada kalan bir çok şey vardı. Mesela evdeki cılız karakter ve aslında bunu güvercinler ile nasıl bağdaştırırız meselesi aklımı kurcaladı. Eminim ki bir şeylere dayanıyordur. Durun yoksa aslıda iki kişinin de aynı kişi olduğundan mu bahsediyor.Yoksa kötü talih mi? İlginç bir kara komedi örneğiydi film.
Genç emlakçı yalnız ya yaşamaktadır. Ancak o evde olmadığı süre içerisinde evinde yaşayan başka bir adam vardır. O evde yokken saklandığı yerden çıkar ve evin keyfini sürer. Bir gün emlakçının kız arkadaşı Ona taşınınca durum garip bir hal alır. Ve garip şeyler olmaya başlar.
Farklı ve bence izlenebilir bir film. Tavsiye ederim. **** Yönetmen – Senaryo: Dominic Bridges Oyuncular: Javier BotetMandeep DhillonMichael McKell https://www.imdb.com/title/tt5532370/

Avengers: Infinity War (2018)

avengers-infinity-warŞimdi bu film hakkında çok şey yazılabilir. O niye oldu bu niye oldu, kendi içindeki mantıksızlıklar ve soru işaretleri de dile getirilebilir. Bunların tamamı zaten diğer internet sitelerinde mevcut. Bende buraya bir yenisini eklemeyeceğim. Zaten çok fazla Marvel dünyası uzmanı eğilim. Ben baştan beri hepsini bir araya toplama konusunda tereddütteyim. Hadi topladınız da bu film ile bilikte bir biraz olsun sönük karakterleri öldürdünüz. IronMan sadece paraydı mesela o niye kaldı ayakta bu sublüminal bir mesaj mı?
Neyse filmin süresi bana çok uzun geldi. Zaman zaman sıkmadı değil. Yukarıda da belirttiğim gibi kendi içinde bazı kurgu , hikaye sıkıntıları vardı. O kadar izlemenin üzerine de bir sonraki bölümü beklemek canım canımı sıktı.
Film yine çok fazla yetişkine hitap etmiyordu. Tutturduk gidiyoruz halindeydi. Görsel anlamda tatmin olduğumu söyleyemeyeceğim zaman zaman cgiler kendini fazla belli ediyordu. Aksiyonu bol ama yenilik açısından fazla bir şey vermiyordu. Ve aklımda deli sorular. Neyse boş zamanda aksiyon olsun diye izlenebilir. **/ Yönetmen: Anthony RussoJoe Russo Senaryo: Christopher MarkusStephen McFeely Oyuncular:  Robert Downey Jr.Chris HemsworthMark Ruffalo  https://www.imdb.com/title/tt4154756/

The Maze Runner (2014) – Maze Runner: The Scorch Trials (2015) – Maze Runner: The Death Cure (2018)

maze runnerSeriyi genel olarak değerlendireceğim. Son filmi listeler arasında görünce ilk iki filmi izlemediğimi hissettim. Nasıl olur derken ilk filmden başladım izlemeye. İlk film açıkçası bana daha güzel geldi. Bilmediğiniz bir dünyaya giriyor anlamaya çalışıyorsunuz. Aksiyonu iyi güzel. Gençler bir labirentin ortasında uyanır ne olduğunu bilemezler aralarına son katılan kararlı genç ise buradan kurtulmalarına vesile olur. Bu tanımaya çalıştığımız dünyada aksiyonu ile birlikte bana.
Ancak aksiyonu yerinde olsa da diğer iki filmden aynı keyfi aldığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü bilinmez dünya yerini klasik bir hikayeye bıraktı. İlerledikçe de karakterlere yüklenen misyon artık ezber bozmayan defalarca gördüğümüz bir hal almaya başladı. Keza son filmde öyle. Artık iç çatışmalar, insanların iki yüzlülüğü, klasik lider vasıfları derken modumu iyice düşürdü. Ancak aksiyon konusunda yine tatmin ediciydi. Bu konuda şikayetim yok.
İkinci ve üçüncü film arasındaki süre neden bu kadar uzamış o konuda da pek fikrim yok. Evet yaşanan olaylar farklıydı ama görsel ve aksiyon anlamında da yeni bir şey kaymıyordu. Yönetim ise oldukça sıradandı. Sadece çerezlik bir film olabilir. Tabi film roman uyarlamasıymış kitap nasıldı bilmiyorum ama bende iyi bir uyarlama olduğu izlenimi yaratmadı. **/ Yönetmen: Wes Ball Senaryo:  T.S. NowlinJames Dashner (kitap) Oyuncular:  Dylan O’BrienKi Hong LeeKaya Scodelario https://www.imdb.com/title/tt4500922/

Upgrade (2018)

upgradeFilmin IMDB’deki yüksek puanına aldanıp beklentim yükseltmedim aslında iyi de yapmışım. Bu şekilde filmi keyifli bir şekilde izledim diyebilirim.. Film konu itibariyle oldukça ilgimi çekti. Aslında hiç işlenmemiş bir konu değildi ama ben bu konuların ölüsüne bile hayranım. Tabii filmin anlatımında bazı sıkıntılar vardı, ayrıntılara çok fazla girilmemiş, bu sebepten dolayı da filmin bilim kurgu diye nitelendireceğimiz kısmı havada kalmış. Film olayın sonucuna akabinde etik boyutuna daha fazla odaklanmıştı .Bu sebepten dolayı hikayenin omurgası olabilecek bölümlerin azlığı filminde tam anlamıyla gelişiminde sıkıntılar yaşanmasına sebep olmuş. Eğer bu sıkıntılar açılmış olsaydı karşımıza ileri ki yıllarda da hatırlanacak bir film çıkabilirdi. Tabii filmin Avustralya yapımı olması, bütçesinin düşük olması bu sıkıntıların nedeni de olabilir. Eğer Hollywood yapımı bir film olsaydı daha fazla alınıp bu sıkıntılar giderilebilirdi.
Yönetim açısından yeni bir şey yoktu pek fazla da sorun göremedim. Oyunculuklar da çok fena sayılmazdı. En azından filmden soğutmuyordu. Tüm bunlara rağmen film kendini izletiyor ve sorgulatıyor. Puana gelirsek puanın hakkını veriyor mu buna kısmen evet diyebilirim. Düşük bir bütçe çok da profesyonel olmayan oyuncularla çekilmiş bir film gözüyle bakarsak film beklenenden fazlasını oldukça veriyor.
Grey bir kaza yapar ve bu kaza sonucunda bir grup tarafından saldırıya uğrayarak karısını kaybeder.. Kendisi de felç olmuş boyundan aşağısı tutmamaktadır. Bir şirket patronu gelerek ona tüm sinir sistemini ayağa kaldıracak bir çipten bahseder. Grey ameliyat ile bu çipi vücuduna taktırır o günden sonra hareket etmeye ve eskisinden daha güçlü olmaya başlar. Hatta çip onunla konuşmaktadır. Çipin de yardımıyla kazaya sebep olanları araştırmaya başlar. Ancak çip kontrolü eline daha fazla geçirmeye başlar. Grey ise kendi vücudunda bir yabancı olmaya başlar ve işler karışır. İzlenebilir bir film Upgrade. */ Yönetmen – Senaryo: Leigh Whannell Oyuncular:  Logan Marshall-GreenMelanie VallejoSteve Danielsen https://www.imdb.com/title/tt6499752

Singwa hamkke: Ingwa yeon (2018)

sin-gwa_ham-kke_in-gwa_yeonKonu olarak baktığımızda film aslında birebir olarak Dante’nin İlahi Komedya‘sından esinlenmiş diyebiliriz. Bununla birlikte filmdeki alt karakterler Kore mitolojisindeki Tanrılara, yaratıklara ve efsanelere dayanıyor. Bu karakterler karakterler haricinde hemen hemen tüm kurgu, yapılan yolculuklar, İlahi Komedya’ya oldukça benziyor. Aslında film için İlahi Komedya’nın Kore yorumu diyebiliriz. Oyunculuklar oldukça başarılıydı filmin konusu da, kurgusu da başarılıydı diyebilirim. Ancak kurgu dedim ama burada biraz durmak lazım. Hikayenin genelindeki yargılamalar arasındaki geçişlerde bazı sıkıntılar vardı. Bu sıkıntılar sadece yeraltı dünyasındaki geçişlerde mevcuttu.. Sanki buralarda filmin süresi ile olaylar arasındaki koordinasyon tam olarak yapılamamıştı. Bazı sahneler oldukça yavaş, bazıları ise anlaşılmayacak kadar hızlı geçiyordu. Oyunculuklar iyiydi demiştim. Yönetim ve görsellik yenilikler getirmese de sena sayılmazdı.
Genç bir itfaiyeci yangın esnasında birini kurtarırken ölür ve öldüğünde kendisi seçilmiş insan olarak diğer dünyaya geçer. Burada 49 gün içerisinde mahkemeye çıkacak, yer altı tanrılarını dolaşacak ve bazı konularda yargılanacaktır. Mahkemeyi geçer ve suçsuz bulunursa direk realkarne olarak dünyaya geri dönecektir. Aksi takdirde ölerek diğer dünyadaki hayatına cezası neyse çekerek devam edecektir. Kendisine onu savunması için üç adet Melek atanır ve onlarla birlikte yeraltı tanrılarını kendini anlamaya başlar. Tabi bu iş bu iş kolay olmayacaktır. Tabi bu arada kahramanımız geride bıraktığı kardeşi ve annesi yüzünden oldukça üzgündür, bu esnada onlarla olan ilişkisini, o öldükten sonra ailesinin durumunu da görmüş oluruz. Seçimler, tercihler tüm hayatı bu duruşmalarda yüzüne vurulur.
Bence keyifli bir filmdi. **/ Yönetmen – Senaryo: Yong-hwa Kim –  Ho-min Ju (Çizgi Roman) Oyuncular:  Jung-woo HaJi-Hoon JuHyang-gi Kim https://www.imdb.com/title/tt8116428/

Ailecek Şaşkınız (2018)

ailecek şaşkınızKesinlikle tatmin etmeyen bir film olmuş Ailecek Şaşkınız. Aslında açık fazla beklenti ile de izlemeye filmi ama neden böyle oldu bilmiyorum. Basit bir konu, basit espriler, şaşırtmayan son. Hepsi bir arada olunca artık ekibin son dönemlerdeki durumundan şüphelenen etmeye başladım. Filmi izlerken zaman zaman neresinden espri çıkarsam da gülsem diye düşünmedim değil.
Birisi gösteriş düşkünü zengin diğeri ise onun yalakası arkadaşın başından geçenleri anlatıyor film. Tabi bu arkadaşlardan zengin olanı genç güzel başarılı idealist bir polise aşık olunca kendisi de değişmeye başlıyor. İtici lanet tip evrime uğruyor yani.
Bence izlemeye gerek yok.** Yönetmen – Senaryo: Selçuk Aydemir Oyuncular: Ahmet KuralMurat CemcirSaadet Aksoy https://www.imdb.com/title/tt7748426/

7 Splinters in Time (2018)

7 splinters in timeFilmin IMDB puanı oldukça düşük ama ben filmin konusunu beğendim diyebilirim. Ancak yine neden sonuç ilişkisi yoktu filmde. Yani bütüne baktığımızda bu olayın neden olduğu belli değildi. Tam anlamıyla bir sonuca bağlanmıyordu film.Tabi daha iyi bir ekip ve bütçeyle daha iyi olabilirdi ama elimizdeki hali tarzı ve çekim teknikler, hatta buna filmin renklerini de ekleyelim herkesin hoşuna gidecek türden değildi. Ama tüm bunların farklı olması bana kendini izlettirdi. Öyle çok iyi diyemeyeceğim ama bir çok filmden üst sıraya yerleştirebilirim bu filmi.
Bir polis memuru hafıza kaybı yaşadığı için işi bırakmak zorunda kalır. O esnada arkadaşları bir ceset bulur onu bu polis memuru sanarlar. Ancak o değil sanki ikizidir. Polis memuru kendine benzeyen bu adamın ölümünü araştırmaya başlar. Derken aynı kendisine benzeyen başka biri daha öldürülür ve bu durumu araştırmaya başlar. Derken kendisinden yedi tane bulur ve onların nereden çıktığını öğrenir.
Çizgi roman edası ile yapılmaya çalışılmış bir film. Muhtemelen beğenmezsiniz. **/* Yönetmen – Senaryo: Gabriel Judet-Weinshel Oyuncular: Emmanuelle ChriquiAl SapienzaAustin Pendleton https://www.imdb.com/title/tt1884378

Better Watch Out (2016)

better-watch-outFilmi izlerken sık sık aklıma We Need to Talk About Kevin geldi ancak oyunculuklar, yönetim, kurgu bakımından elbette bu filmin yanından geçmiyor. Hal böyle olunca ortalama bir film çıkıyor karşımıza. Hikaye de tam olarak temele oturtulmamış. Tam anlamıyla karakter gelişimlerini de göremediğimiz için biraz havada kalıyor. Ne yani kız ona evet deseydi bunların hiç biri olmayacak mıydı? Olmama ihtimaline karşı çocuk tüm bu planı yaptı. Şimdi konuyu anlatınca bir anlam verebileceksiniz önceki cümleye.
On iki yaşındaki çocuk ailesinin bir noel partisine gitmesi sebebiyle bakıcısıyla kalır. Çocuğun bize verilen kadarıyla uyurgezerlik sorunu vardır. Yıllardır bakıcılığını yapan kıza ise aşıktır. Baş başa kaldıklarında çocuk kıza açılır ve tabii ki red cevabı alır. Buna rağmen çocuk üsteler. Derken eve bir saldırı olur. İkisi bu saldırganla uğraşırken biraz yakınlaşma olur ama sonu gelmez.
Buradan sonra biraz filmi açığa çıkaracak ona göre devam edin. Kız tüm bu olayların çocuk ve arkadaşının kurgusu olduğunu anlar ancak iş düzeleceğine hepten karışır ve çocuk tarafından bağlanır şiddete uğrar hatta sonu ölüme kadar gider.
İzlenebilir ama belirtildiği gibi ne korkutan ne de heyecanlandıran bir film. *** Yönetmen: Chris Peckover Senaryo: Zack Kahn Oyuncular: Olivia DeJongeLevi MillerEd Oxenbould https://www.imdb.com/title/tt4443658/

Kelebekler (2018)

kelebeklerFilm Tolga Karaçelik’in yine ses getiren ve bir çok ödül sahibi olan son filmi. Aslında Sarmaşık gibi çok fazla gönderme yok filmde. Bu konuda oldukça düz işlenmiş diyebiliriz. Hikaye de aslında öyle abartılacak gibi değil. Ancak filmi iyi yapan şey, kurgusu ve oyunculukları. Belki bir de garip karakterleri.
Yıllardır birbirleri ve babaları ile görüşmemiş üç kardeşin hikayesini anlatıyor film. Günün birinde babaları arayınca son kez onu görmek için çıkarlar yola. Yol esnasında kardeşler birbirini tanırken biz de onları tanırız. Bu süreçte aile arasında ki suçlamaları, karakterlerin zor durumda kalınca olayları nasıl kendilerine yonttukları görürüz. Tüm bu gerçeklik ve karakter betimlemeleri ardına, eğlenceli karakterler ve göze batmayan absürtlükler de eklenince oldukça keyifli bir film olmuş. Yani film işin dramını yaparken sıkmıyor , mesajını veriyor ve aynı zamanda eğlendiriyor.
Filmde oyunculuklar oldukça iyi. İzlerken sanki muhabbetlerine katılmış gibi hissediyorsunuz ve her biri ile bir bağlantı kuruyorsunuz. Baktığınızda tüm karakterlerden bir şeyler bulabilirsiniz. Fazla söze gerek yok aslında izlemenizi tavsiye ederim. ****/* Yönetmen – Senaryo: Tolga Karaçelik Oyuncular:  Tolga TekinBartu KüçükçağlayanTuğçe Altuğ https://www.imdb.com/title/tt7318202/

buralarda yokken izlediklerim

3G – A Killer Connection (2013)

3g a killer connectionÇokta esprisi olmayan Hint korkusu açlığım gidermek maksadıyla izlediğim bir film 3G – A Killer Connection. Hikaye, kurgu oldukça basit. Oyunculuklarda aynı şekilde. Zaten aldığı puanlardan da belli filmin ne olduğu.

Film bir adamın sevgilisini öldürmesi ile başlıyor. Akabinde ana karakterlere geçiyor hikaye. Sheena sevgilisi Sam ile bilikte tatile gider. Burada Sam telefonunu denize düşürür ve ikinci el bir telefon alır. Ancak geceleri bilinmeyen bir numaradan çağrı, mesaj, video almaya başlar. Önce birilerinin dalga geçtiğini düşünür ama sonra kendisinde değişiklikler olduğunu fark eder. Bu durumu Sheena da fark etmiştir. İkisi telefonun eski sahibini araştırmaya başlarlar ve onu delirmiş halde bulurlar. Araştırma devam ettikçe bir ruhun telefonun içinde olduğunu anlarlar ve ondan kurtulmaya çalışırlar.

İzlenmesine çok gerek olmayan ancak Sheena rolündeki Sonal Chauhan için katlanılabilir bir film. Hemcinslerim açısından söyleyeyim. Tabi diğer çocukta Hint yakışıklısıydı ama biraz odundu. / Yönetmen – Senaryo: Sheershak AnandShantanu Ray Chhibber Oyuncular: Neil Nitin MukeshSonal ChauhanMrinalini Sharma https://www.imdb.com/title/tt2404519/

Pengabdi Setan (2017)

pengabdi setanEndonezya ağırlıklı olmak üzere Güney Kore ortak yapımı bir film Pengabdi Setan. İzleme sebeplerimden biri IMDB’de 7.4 gibi bir puan almış. Tabi bu puanı hak ediyor mu tartışılır ama çok kötü de bir film çıkmadı. Zaten film 1982 yapımı aynı isimle Sisworo Gautama Putra‘nın filminden uyarlanmış. Sanırım o süre zarfında biraz toparlamışlar filmi.

Endonezyalıların da Müslüman olduğunu hesaba katarsak onlar bizim gibi pek cinler ile uğraşmıyorlar. Tabii ki uğraştıkları filmlerde var ama her iki konuya da eşit değinmeye çalışıyorlar. Bizde ise şeytanlı film kaç tane var?

Filmin hikayesi oldukça basitti. Yani daha önce gördük. Senaryoda zaman zaman kopukluklar ve anlamsızlıklar vardı. Zaman konusunda sürekli tereddütte kaldım. Ne genel hikayenin geçtiği dönem tam anlamıyla belli, ne de olayların yaşandığı süreç bir zaman arasın. Korku sahnelerinin bir çoğu klişeydi. Atmosfer ve kültür farklılığı bu sahneleri zaman zaman çekici kılıyordu. Genel anlamdaysa korkuttuğunu söyleyemem. Tabi bu esnada oradaki adetleri de görmüş oluyoruz.

Film aslında bizde de arada sırada değinilen arada kalmışlığı anlatmış. Daha medeni bir aile profili onların başlarına gelen derken sosyal olarak dine yaklaşımlar da ele alınmış. Eski bir müzisyen olan kasın ani bir hastalığa tutulmuş ve yatalak haldedir. Çocukları ve kocası ona bakmaktadır. Günün birinde kadın ölür ve gömülür ancak gömüldükten bir süre sonra geri döner. Bu esnada biz de hikayeyi çözmeye çalışırız. Elbetteki dönmesinin bir sebebi vardır. Şimdi yazsam mı bilemedim. İzleyen olur belki.

Özetle meraklısı için izlenebilir bir film. Puanı yüksek diye aldanmayın. *** Yönetmen:  Joko Anwar Senaryo: Joko AnwarSisworo Gautama Putra Oyuncular: Bront PalaraeTara BasroEndy Arfian https://www.imdb.com/title/tt7076834/

Every Day (2018)

every dayFilmin konusunun bana değişik geldiğini söylemem lazım. Beni biraz iten kısım filmin çok fazla ergen olması. Ne bileyim böyle bir konuda biraz daha gizem, biraz daha gerçekçi ve sorgulayıcı bir şey bekliyorsunuz ama maalesef film bu bekleneni vermiyor ve klasik ergen filmi kıvamında ilerleyip bitiyor. Oysa üzerine çok beyin fırtınası yaratılabilirmiş. Bu haliyle filmin ana fikri ‘dış görünüş önemli değil gençler, önemli olan iç güzelliği’ olarak kalmış.

Tabi film ergen filmi olunca aradaki kuşak farkını da hesaba katarsak ben bunların ağzını burnunu kırarım demek istiyorum. Yok aslında bu filmde bunu çok az hissettim. Yine de ana kız karakterinizin bazı tavırları beni zıvanadan çıkardı. Lakin alışıyorsunuz izlerken.

Film doğduğundan beri sürekli başka biri olarak ve aynı yaşlarda uyanan birini anlatıyor. Yok aslında onu anlatsa iyi bir film olabilir. Bu arkadaş bir kıza aşık oluyor ve ona durumu anlatıyor. Derken ikisi güzel vakit geçirmeye başlıyor hemde sürekli başka biri olmasına rağmen. Kız için farklı bir deneyim tabi. Ama bu sürekli değişen abimiz ona asıl sevilecek şeyin beden olmadığını öğretiyor. Tabi burada bir soru daha. Sadece beden mi yaşı bildirir? Yani bizim değişken (hoşuma gitti bu böyle diye eğim) kaç yıldır böyle kendimi bilmiyor pekala acayip yaşlı da olabilir o zaman sübyancı mı oluyor? Yoksa kamuflaj karar vermekte yeterli mi? Film işte böyle değişik konularda dolaşacakken oldukça sığ ergen aşklarında yüzüyor maalesef.

Kurgu ve oyunculuklar fena değildi. Çekimlerde aynı şekilde ancak beni çok tatmin etti diyemem. Bu konuları seviyor ışık çaksın gerisini ben düşünürüm diyorsanız buyurun. *** Yönetmen: Michael Sucsy Senaryo:  Jesse AndrewsDavid Levithan Oyuncular: Angourie RiceJustice SmithDebby Ryan https://www.imdb.com/title/tt7026672/

Unsane (2018)

unsaneFilmin yönetmen koltuğunda başarılı bir isim var. Film geçtiğimiz iff’nde gösterilmişti ama gitme fırsatım olmamıştı. Gerçi son dönem de biraz mesafeliyim bu duruma neyse. Filmin en önemli özelliklerinden biri de iPhone ile çekilmiş olması. Tabi bu sadece sponsorluk açısından faydalı olmuş. Öyle iPhone ile çekilmiş dediysem de elimizdeki telefonla değil tabi ek donanımlar burada önemli. Madem teknik olarak başladık o şekilde devam edelim. Görsel olarak telefon ile çekilmesi bana ek bir duygu hissettirmedi. Sanki ışık biraz daha azdı ama bu bilinçli bir tercih olabilir. Birde görüntü kalitesi sanki günümüzü değil de daha eskileri anımsatıyordu. Bu sebepten dolayı filmin zamanı hakkında tereddütlere düştüm.

Fena bir hikaye yok karşımızda. Ancak filmde o kadar çok olay var ki zaman zaman ana hikaye nedir nasıl ilerleyecek sorusunu soruyorsunuz. Çünkü yan hikayeler direkt bağlantılı gitmiyor filmle. Tabi film gerilim olarak adlandırılırken asıl gerilim saplantı hali mi yoksa hastanelerin üzerimizdeki uyguladığı politikalar mı onu düşünüyorsunuz. Filmin kurgusu iyi yapılmış. Fazla karakter ve her karakterin konusuna odaklanmasına rağmen finalde pek fazla soru işareti kalmıyor aklınızda oldukça gerçekçi. Zaman zaman ise kimin haklı olduğu konusunda tereddüte düşüyorsunuz bu ikilem başarılı bir şekilde ve dozunda aktarılmış.

Oyunculuklar ise başarılı. Bilhassa ana karakter işi iyi kıvırmış. Oysa ilk dakikalarda karaktere pek ısınamamıştım. Gerçi çok sevecen olmayan itici bir karakterdi ama bu duyguyu iyi aktarmış oyuncu. Aslında tüm karakterler için aynı durum söz konusu. Bir türlü bağ bulamıyorsunuz. Kısaca kon ise şöyle:

Sawyer eski sevgilisi tarafından sürekli takip edilen ve şehir değiştirmek zorunda kalan bir kadındır. Yani bir şehirde yeni hayata başlar ama eski sevgilisini sürekli peşinde görür. Bunun için danışmanlık almak için bir hastaneye gider. Buradan çıkacağını düşünürken hastane onu isteği dışında alıkoyar. Sawyer burada da eski erkek arkadaşını görür ama kimseyi inandıramaz. Bu bahane ile hastane onu içeride daha fazla tutar.

Çok beklenti yükseltmeden izlenebilecek bir film. Zaman zaman sinir bozuyor ama çok fazla germiyor. **/ Yönetmen: Steven Soderbergh Senaryo: Jonathan BernsteinJames Greer Oyuncular: Claire FoyJoshua LeonardJay Pharoah

The Ashram (2018)

the ashramGezi ve gizem filmi olması sebebi ile filmi izledim. Ne yalan söyleyeyim afiş bana dikkat çekici geldi. Biraz ansiklopedik bilgi vermek gerekirse Ashram Hintçe’de “dünyanın çatısı” anlamına gelmekte. Aynı zamanda herkesten uzakta yan yana birer oda şeklinde kurulmuş yerlerde yaşayanlara da verilen isimmiş. Filmde zaten bu konuyu ele alıyor.

Jamie’nin beyninde beyin tümörü vardır ve yakın zamanda öleceğini söylemiştir doktorlar. Bu sebepten dolayı hayatını değiştirmiş, çok sevdiği kız arkadaşından üzülmesin diye ayrılmıştır. Bir gün kızdan mesaj alır ve bir daha ona ulaşamaz. Kız Hindistan’da olduğunu haber vermiştir. Jamie kız arkadaşını bulmak için yola çıkar. Gittiği yerlerde sorar soruşturur ve kız arkadaşının bir dağ eteğindeki bölgeye gelir. Burada elini yağını her şeyden çekmiş doğal yaşayan insanlar bulunmaktadır. Jamie kız arkadaşını ararken aslında içinde saklı duran gücü keşfeder ve ne yazıktır ki insanların hırsı burada da vardır.

Sinemagrafi olarak çok şey vermiyor ama biraz mistizm ve bazı öğretilere merakınız varsa izleyebilirsiniz. Tabi belirtmem lazım çok fazla detaya inmiyor film. Ama sıkmıyor da. *** Yönetmen: Ben Rekhi Senaryo: Binky MendezBen Rekhi Oyuncular: Sam KeeleyManoel OrfanakiHera Hilmar https://www.imdb.com/title/tt5596104/

Truth or Dare (2018)

truth or dareFilmin afişini sevmiştim ama film için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bildiğiniz klasik filmlerden çok bir farkı yok. Yani de bir şey vermiyor. Aslında ben hikayeyi anlatayım siz konunun özgünlüğüne karar verin. Bir arkadaş tatile giderler. Derken burada yeni biri ile tanışırlar ve o onları aksiyon olsun diye eski bir eve götürür. Burada Cesaret mi gerçek mi oyunu oynarlar. Oyun bitip evlerine döndüklerinde ise aslında oyunun bitmediği ve bazı kurallarla devam ettiğini öğrenirler. Tabi bu arada bir kaç kişi ölür. Buna rağmen filmde klasik sevişmeler, ergen tripleri ile baş başa kalırız. Filmdeki değişik ama yine esinlenme olan şey oyunu başından savmaktır. Tabi olay yine tekerrür eder.

Tabi hikayede oldukça açık ve saçmalık bulmak mümkün. Bunların içinde final sahnesinde Youtube üzerinden soruyu herkese sorup, herkesin başını yakıp hayatlarına devam etmeleri de cabası. Tabi birde internet üzerinden yayılmasını da ayrı bir değerlendirmek lazım.

Senaryo ve diyaloglar başarılı değil. Aynı şekilde oyunculukların da başarılı olduğunu söylemeyeceğim. Sahneler oldukça sıradan ve bir sonrakini tahmin edebiliyorsunuz. Sıradan olmayan ve sıkan karakterlerin tripleri.

Özetle, korkutmuyor ama yoklukta izlenebilir bir film. Zaten bu ara iyi bir korku çıkmadı gitti. Yönetmen: Jeff Wadlow Senaryo: Michael ReiszJillian Jacobs Oyuncular: Lucy HaleTyler PoseyViolett Beane https://www.imdb.com/title/tt6772950/

Tam jeong deo bigining (2015)

tam jeong deo biginingAslında bu filme bir şeyler yazsam mı bilemedim. Çünkü tam olarak filme odaklanamadım. Bunun sebebi olarak filmi Türkçe dublajlı izlemiş olmamı düşünüyorum. Öyle burun kıvırmayın etkisi çok büyük. Ne efektler var ne mimikler. Düz konuşma dinliyorsunuz sanki dublajda. Bu filmde de böyleydi. Hızlıca özete geçeyim.

Bir çocuğu olan ve karısından çekinen kitapçı polis olan arkadaşının cinayetten suçlanması sebebi ile umutsuz bir polis ile bir araya gelerek cinayete çözmeye çalışır. Tabi bu sırada cinayetlerin sayısı artar ve bunların arasında bağlantı olduğu ortaya çıkar. Bu iki huysuz adam zorda olsa birbirleri ile çalışmaya başlarlar. Tabi bu durumda akabinde komik olayları yanında getirir.

Öncelikte dublajlı izlemeyin diyeyim. IMDB’den de fena puan almamış. Şans verilebilir. Oyunculuklar başarılıydı, hikaye de değişik merakta bırakıcı. *** Yönetmen – Senaryo: Jeong-hoon Kim Oyuncular: Sang-Woo KwonDong-il SungYeong-hie Seo https://www.imdb.com/title/tt5031892/

Extinction (2018)

extinctionSon dönem Netflix yapımları arasında konu olarak çok beğendiğim ama olmamış bir film Extinction. Olmamış kısmı çok fazla klişe barındırıyor olması. Artık olaylar ve ana fikirler o kadar kalıplaşmış ki iyi olabilecek filmi bu şekilde rezil etmişler diyebilirim. Tabi öyle çok rezillik film değil. Yine de izlenebilir. Şimdi hikayeyi anlatarak yoruma başlayayım.

Bir adam sürekli insanlara yapılan saldırılar ile ilgili rüyalar görmektedir. Öyle ki bu durum zaman zaman işlerini aksatmasına bile sebep olur. Karısı da onu sürekli doktora gitmesi konusunda uyarır. Bu arada filmin gelecekte geçtiğini belirtmem lazım. Burada karı koca demişken casttan bahsedetim biraz. Ben cast alışmasını hiç başarılı bulmadım. Oldukça alakasız castlar vardı. Ana karakterler evli olmasına rağmen birbirlerine yakışmıyorlardı aynı şekilde çocuklarda. Tabi filmin sonuna doğru buna bir kulp buluyorsunuz ama bence şart değildi. Pekala uyumlu bir çiftte işi işi götürebilirdi. Birde oyunculuklar çok donuk ve başarılı değildi. Evet buna da film fonunda bir kulp uyduruyorsunuz o da başka.

Derken bir gece adamın rüyasında gördüğü saldırı gerçekleşir ve yaratıklar herkesi öldürmeye başlar. Adam ailesini alarak kaçmaya ve korunmaya çalışır. Bu esnada bir yaratığı ele geçirir ve aynı kendi gibi göründüğünü görür. Tabi bu kaçma kovalamaca sahnelerinde o kadar çok klişe var ki anlatamam. Başına buyruk çocuk mu dersin, çok mühim bebek mi dersin, kendi ailesi için başkalarını heba eden mi dersin, bir metreden adam vuramayanlar mı ararsın tüm klişeler var.

Ailemiz bir şekilde toplanma alanına gider ve aslına bu esnada bu gelenler kim olduklarını öğrenirler. Hikayeyi güzel yapan kısım da bur zaten. Şimdi burada bunu söylemeyeceğim çünkü izlemenizi istiyorum. Filmin tüm saçmalıklarına rağmen bir ana fikri var ve bu fikir insanı düşünmeye itiyor. Aslında yapay zeka ile nereye gelebileceğimizi ve insan algılarının nasıl değiştiğinin tanığı oluyorsunuz. Filmin başı ile sonundaki düşünceniz tamamıyla birbirine zıt oluyor.

Film dönem hakkında ayrıntı vermiyor ve biterken devamı gelebilir gibi bitti. Muhtemelen gelecektir biraz daha sıkı dokunursa iyi bir film olabilir. Şimdi hikaye biraz daha açıklayıcı olsun diye, Humans ve Westworld’un bir dönem sonrası diyebilirim.

Son bir ek, bu adam rüyasında bu olacakları nasıl gördü, olmuş muydu, yoksa rutin olan bir şey miydi?

**/ Yönetmen: Ben Young Senaryo: Spenser CohenBrad Kane https://www.imdb.com/title/tt3201640/

Occupation (2018)

occupationFilmi üç beş arkadaş toplanmış çekmiş diyeceğim ama bildiğin kalabalık kadrolu iyi para harcanmış bir film. Sanıyorum yapımcının parası boldu. Saban yapmış gerçi yapımcılığı. İyi filmlerini biliyor muyum emin değilim. Ama bu filmde oldukça amatör ve kendi içinde alakasız. Ne varsa atmışlar filmin içine. Hadi absürt olur ama o şekilde kendi ciddiyetinde ilerler bu filmde o da yok.

Bir ailenin gezisi esnasında küçük bir kasabada mola vermesiyle başlıyor film. Ailenin ergen kızı kasabada olan bir maça gider ve izlemeye koyulur. Derken birden elektrikler gider ve uzaylılar tarafından saldırıya uğrarlar. Tabi savaş alanına dönmüş sahadan herkes kaçmaya başlar. Bizim ailenin anası ve kısı ile bilikte, bir kaç oyuncu ve eşleri de onlara katılır. Gurup hayatta kalmak için ormana gider. Bu esnada çok uzaylı da devirirler. Sonra bunlar ekibi büyütür derken askerlerle uzaylılara karşı bir suikast planı yapıp uygulamaya koyulurlar. Elbette mutlu son.

Ben bu kadar dağınık hikaye, gereksiz diyalog ve olayları bir arada pek görmedim. Görmüşümdür elbet ama son dönemde bu kadar kalabalık olması garip geliyor. Filmin ucuz kahramanlıklarını geçtim neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Oyunculuklarda aynı şekilde. Bir de uzadıkça uzuyor film. Zaten süresi de uzun ama bunu rahat ikiye üçe katlıyor.

Bilim kurgu olsa da bulaşmayın derim. IMDB puanı sanırım çalışanlar yüzünden artmış. * Yönetmen:  Luke Sparke Senaryo: Luke SparkeFelix Williamson Oyuncular: Dan EwingTemuera MorrisonStephanie Jacobsen https://www.imdb.com/title/tt6774786/

buralarda yokken izlediklerim

Yazacak o kadar film birikti ki mümkün olduğunca az laf yapıp çok film yazmak istiyorum. Ayrıntıya girmek istiyorum ama sanırım giremeyeceğim. Neyse affola.

Moana (2016)

MoanaMoana nedense bana Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü‘nü hatırlattı. Belki de oradaki tanrılar ile buradaki tanrıları özdeşleştirdim. Film içinizdekini keşfedin temalı insanı gaza getiren bir film. Bu filmlerin çocuklar için yapıldığını biliyorsunuz. Her birindeki ego aşılamasını düşünsenize.

Film tabuları kıran ve kendi kabilesinin ufuklarını açan onları kurtararak bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatıyor. Film eğlenceli. Yer yer müzikal kısımları beni sıksa da keyifli bir izlenimi var. Lakin benim filmden keyif almam, Tanrıça Günlüğüne benzetmemden de olabilir. Kurgusu, görseli iyi. İzleyebilirsiniz gönül rahatlığıyla. *** Ron ClementsJohn Musker  https://www.imdb.com/title/tt3521164/

Finding Dory (2016)

finding doryFinding Nemo’dan sonra neden Dory’i neden arıyoruz bilemedim. Nemo’nun tekrarı gibi olmuş bu film. İzlerken zaman zaman tekrar eden diyaloglardan ve olaylardan sıkıldım. Hikaye bir türlü ilerlemedi. Görsel olarak fena sayılmazdı ama tam anlamıyla animasyon olsun, Nemo’nun da ekmeğini yiyelim tarzı yapılmış bir animasyondu. *  Andrew StantonAngus MacLane https://www.imdb.com/title/tt2277860/

Curvature (2017)

curvatureİlginç konusuna rağmen sıkıcı bir şekilde ilerleyen bir film Curvature. İlginç dedim de ana hatlarıyla bakıldığında aslında çokta bizi şaşırtmayan bir film. Hikaye daha usta ellerde, daha iyi bir şekilde kurgulanıp aslında çok güzel sunulabilirmiş. Kadın kahramanımızın mühendis sevgilisi bir şekilde ölür. Bir sabah uyandığındaysa bir telefon ona kaçmasını söyler. Kadın telefondakinin kendisinin olduğunu anlar. Sevgilisi bir zaman makinesi yapmıştır ve bundan sonraki yaşanacak olaylardan kendini kurtarmak için zamanda yolculuk yapmıştır. Biz de bu hikayeyi izleriz.

Kurgusu zayıf, senaryo daha iyi olabilirmiş, oyunculuklar ise düşük bütçeli filme göre iyi. İzleyip izlememek size kalmış. ** Diego HallivisBrian DeLeeuw https://www.imdb.com/title/tt4720596/

Taeksi woonjunsa (2017)

a taxi driverOldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Gerçek bir hikayeden alınmış ve ekrana çok başarılı bir şekilde. Aslında bu filme ayrı bir yer ayırmak gerekirdi ama burada kaldı maalesef. Neyse ki Bi Köşe‘de yer verebilirim kendisine. Filmde o kadar çok tanıdık, olay, söz, yaklaşım var ki izlerken bizden de çok fazla şey bulacaksınız.

1980 Mayısında onlarca üniversite öğrencisinin, işçinin ve sivilin hayatını kaybettiği Gwangju Katliamı’nı gözler önüne seriyor film. Tüm burada yaşanan olaylar ise televizyonlar tarafından gerektiği gibi verilmemekte ve dünya basını buraya sokulmamaktadır. Bir taksici yardımıyla alman muhabir Jurgen Hinzpeter olay yerine girer ve Gwangju da olan biteni tüm dünyaya yayınlar.

Taksici de olayları televizyondan izleyen, buradakileri komünistlikle suçlayan biridir ancak olayların içine girdiğinde ise aslında durumun hiçte televizyonda gösterildiği gibi olmadığıdır. Filmin sonunda gerçek Jurgen Hinzpeter ortaya çıkıyor ve bu taksiciyi sürekli aradığını söylüyor ama taksiciyi bir türlü bulamıyor.

Filmin oyunculukları, çekimleri oldukça başarılı. Zaman zaman ajitasyon düzeyi artsa da genelde olayı direk anlatma konusunda sabit kalınmış. Filmin süresi daha da kısalabilir, gereksiz sahneler çıkarılabilirdi. Buna rağmen kesinlikle izlenmesi gereken bir film Taeksi woonjunsa. ****/* Hun JangYu-na Eom https://www.imdb.com/title/tt6878038/

Salinjaui gieokbeob (2017)

salinjaui gieokbeobYine oldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Yani ne diyeyim bu Koreliler film işini beceriyor. Filmin kurgusu, hikayesi, oyunculukları, işlenişi oldukça başarılı. Bir seri katil yaşlılığı ile birlikte alzaymır olmaya başlar. Ne yaptığını unutan bu adam geçmişe dönük hatıraları ile boğuşmaya başlar. Bu esnada kızının da bir seri katil tarafından kaçırıldığını öğrenir ve onu bulmak için tek başına çabalar. Ancak bunu yapmaya çalışırken, geçmiş ve günümüz birbirine karışır.

Keyifli vakit geçirmek biraz kafa karışılığı yaşamak için izleyebilirsiniz. Shin-yeon WonJo-yun HwangYoung-ha Kim (kitap) https://www.imdb.com/title/tt5729348/

Don’t Hang Up (2016)

dont hang upFilmi sırf ibreti alem olsun diye izlemek lazım. Bunu haricinde bir ergen korkusu gibi başlayıp bundan rahatça sıyrılıyor. Yine de klişe sahnelere yer verilmiş ama o kadarda sıkıcı değil. Kurgu fena değil, oyunculuklar da aynı şekilde.

İbreti alem oldun diye dedim şöyle açıklayayım: Telefonda insanlara eşşek şakası yapan gençler bunları kayda alır ve internet üzerinden yayınlar. Bu duruma prank diyorlarmış bende yeni öğrendim. Ancak bu olaylar üzerine bir gün onların başına birileri musallat olur. Başta onlar da şakalandıklarını sanırlar ama olay hiçte öyle değildir. Hayatta kalmak için uğraşmaya başlarlar bu dakikadan sonra. **/* Damien MacéAlexis WajsbrotJoe Johnson https://www.imdb.com/title/tt3610746/

Je ne suis pas un homme facile (2018)

i am an easy manBu tarz filmleri hep ilgimi çekmiştir. Televizyonda bir kısmına denk gelince hadi tamamını izleyeyim dedim. Zaten filmde bu sene içerisinde sinemadaydı. Ancak ben bu filmi bir sinema filminden çok bir televizyon filmi olarak gördüm. Yani çok şey kaçırmamışım.

Film bir yerde kadın haklarına onlara yapılanlara eğilse de dediğim gibi çok sönük kalmış. Christophe kadınlara kötü davranan, onları bir eşyaymış gibi gören biridir. Günün birinde küçük bir kaza geçirir ve uyandığında kendini kadın egemen bir toplumda bulur. Burada kadınların tüm rollerini erkekler üstlenmektedir. Christophe bu dünyada Erika ile tanışır ve Erika’sa onun bu dünyadaki karşılığıdır. İkisi arasında bir ilişki başlar. **/* Eléonore PourriatAriane Fert https://www.imdb.com/title/tt6857988

Bhaagamathie (2018)

bhaagamathieFilm değişik ve güzel bir film. Sonunda ters köşe de yapıyor ama iki saat yirmi dakika olan filmde o kadar çok olay yaşanıyor ki nasıl anlatsam bilemedim. Halkın yakınında olduğunu söyleyen bir siyasetçi ne zaman bir yerlerde miting yapsa, yanındaki tapınaklardan çok değerli heykeller çalınmaktadır. Polis bunu incelemeye başlar. Aynı zamanda başkan tarafından sevilmeyen bu adam için de bir yolsuzluk soruşturması başlatılır. Bu soruşturmalar kapsamında adamın yanında çalışmış hapiste olan sekreteri bir sorgulama için ıssız hayaletli olduğu söylenen bir villaya sorgulanmaya getirilir.

Bu tekin olmayan evde sorgu yapılırken evde garip olaylar olmaya başlar. Polisler kurdukları kameralardan bir şeylerin uçuştuğunu, sorgulamak için getirdikleri kadına şiddet uygulandığını görürler. Sorgu ile birlikte birde bu evdeki güçlerle baş etmeye çalışırlar. Tabi olayın aslı da bu şekilde ortaya çıkar. ****  Ashok GAnushka Shetty https://www.imdb.com/title/tt6727296/

Yeom-lyeok (2018)

yeom-lyeokBu yazıda biraz fazla Kore filmi oldu. Oldun Amerikan filmi olunca sıkıntı değil de Kore filmi olunca mu sıkıntı? Yine izlerken çok keyif aldığım bir film Yeom-lyeok. Anlatımı, oyunculuklar, oldukça başarılı. O kadar çok ortak yönümüz var ki bu Korelilerle, yönetiminden tutun da, insanların yaklaşımına kadar her şey birebir. Ya da ben bu tarz filmleri sadece Korelilerden mi izliyorum bilemedim. Belki de daha özgür oldukları için bunları çekebiliyorlar.

Güvelik görevlisi olan bir adam bir gün dağdan su içtiğinde süper güçlere sahip olur. Başta ne olduğunu anlayamaz ve bu gücünü sihirbaz olarak çalışmak için kullanır. Derken bir gün terk edip gittiği kızı onu arar ve annesinin öldüğünü söyler. Adam cenazeye gider ve bundan sonra kızının yanında olmaya karar verir. Burada eski karısının ölümünün onları çalıştırdıkları dükkanından atmak isteyen şirketin adamları tarafından olduğunu öğrenir. Kız babasını istemez ama ona yakın olmak için olayların içinde istemeye istemeye bulur. Süper güçlerini kullanarak yerlerinden çıkarılmak isteyen bu azınlığa yardım eder. Yani aslında bizde de bilindik bir hikaye.

Oldukça eğlenceli, keyifli bir film. İzleyin derim. Bizim içinde bir ayna. **** Sang-ho YeonSeung-ryong RyuEun-kyung Shim https://www.imdb.com/title/tt6890582/

Berlin Syndrome (2017)

berlin syndromeFilm IMDB’den 6.3 almış an itibariyle ama neye bu kadar puan verdiklerini anlayamadım. Bana öyle çokta etkileyici gelmedi. Hatta zaman zaman sıkıldım diyebilirim. Film bir roman uyarlamasıymış, eminim ki filmin bize veremediği bazı duygular vardır ve bu puan yüksekliğini romana bağlıyorum.

Clare Havel, gezgin bir fotoğrafçıdır. Bu durağı ise Berlindir. Şehirde dolanıp fotoğraf çekerken burada Andi Werner adında bir genç ile karşılar. Gece Andi’nin evinde giderler ve birlikte olurlar. Clare sabah evden çıkamaz ve Andi’nin unutarak kapıyı kitlediğini düşünür. Ancak durum hiçte göründüğü gibi değildir. Andi onu kimsenin yaşamadığı bölgedeki evine alıkoymak için getirmiştir. Clare evde kaldıkça aslında kendinden başla kızlarında bu durumu yaşadığını fark eder. Gerilim ve korku öğeleri dışında psikolojik yönü daha ağır olan bir film Berlin Syndrome. Bana beklediğimi vermedi açıkçası. **/* Cate ShortlandShaun GrantMelanie Joosten (roman), Teresa Palmer

buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum.

The Adjustment Bureau (2011)

thea djustment bureau

Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı.

Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı içimi. Ancak filmi izlemeye başlayınca bir yerde Dick’in hikayesi nerede diye düşünmeye başladım. Çünkü atmosfer onun yarattığı gibi karanlık ve dikkat çekici değildi. Hatta biraz zorlasalar film romantik bir hal alacaktı. E şimdi ne bilim kurgu, ne romantik, ne de aksiyon olmuş. Bu sebeple senaryo, çekim, atmosfer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hikayeye gelelim. İki ana kahramandan erkek olan önü açık bir politikacıdır, diğeri ise başarılı bir balerin. İkisi birbirlerine aşık olurlar. Ancak onların birlikte olmaması gerekmektedir. O anda kader dediğimiz şey yani 1800’lerden kalma kılıklı adamlar yani melekler devreye girer ve onalrın hayatlarını değiştirir yoluna sokarlar. Gerekçeleri ise, insanları bir başına bırakırsan kaos, kıyamet götürmektedir dünyayı. O sebepten dolayı ayarlanmaya ihtiyaçları vardır. Ayarlanma dedim de Dark City geldi aklıma. Evet olay hemen hemen aynı ama bu film bu konuda sınıfta kalmış. Yine de meraklısı izleyebilir. Bu aralar yine taktığım bir konu bu. Bakın Ömer Hayyam geldi aklıma bir rubai ile bitirelim bu filmi;

Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

https://www.imdb.com/title/tt1385826/

Exam (2009)

exam

Exam değişik bir gerilim filmi. Bu filmi de daha önce neden izlemedim diye hayıflanabilirdim ama zaten düşük bütçe ile çekilmiş fazla reklamı olmayan bir film. an itibari ile IMDB puanı 8.9. Aslında hakkında da çok fazla görüş olabilecek bir film. Her dakikası insanı merakta tutup, finale varıyor, Final ise kimine göre biraz basit kimine göre ise oldukça güzel. Bana sorarsanız, final ve hikaye üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Bununla birlikte Çekim teknikleri ve daha iyi oyuncularla zaten kapalı alanda ve az insanla geçen bu film daha etkili hale getirilebilirdi. Buna rağmen film hakkında en azından hikaye ve işleyişi, karakterler bakımından yorumum olumlu.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye bir sınavda geçiyor. Büyük bir firma işe alım için sınav yapar ve sınava seçilen sekiz kişi katılır. Gerekli açıklamalar yapılır sınavla ilgili. Sınav süresince salonu terk etmek yasaktır, sınav kağıdını darp etmek yasaktır ve tek bir soru sorulmuştur. Başlarında da bir güvenlik durur onunla konuşmakta yasaktır. Sınav başladığında ise adaylar kağıtta hiç bir sorunun olmadığını fark ederler. Her biri farklı bir köktenden gelen bu insanlar arasında sorunun ne olduğunu bulmak konusunda bir arayışa girerler. Bu arayış karakterler seviyesinde şiddete dönüşür. Farklı karakterlerin sınavda var olmak için göze aldıklarını görürüz. Yani bütün çirkeflikleri ortaya çıkar. Ben işte bu konuda biraz tereddütte kaldım. Her insan dışarıya karşı bir maske takınmıştır. Bunu bir sınav ortamında direkt ortaya koymaz, insanlık denen erdemi göstermeye çalışarak ertelersin içindeki vahşiyi. Yalnız kalsan neyse. İşte burada biraz eksik kalmış film. O tepkiler nasıl aşırıya kaçtı o kadar anlamadım. Neyse izlenebilir bence. https://www.imdb.com/title/tt1258197/ Stuart Hazeldine, Simon Garrity

Coco (2017)

coco

Üç senedir Akademi Ödülleri etiketi açmamışım. Bu film vesile oldu yanda etiket açmama. E tabi o zamanlarda film blogu var ayrı filmleri tek tek yazıyorum. Neyse bu vesile işe bir başlangıç olur belki.

Film iki ödül almış biri En iyi Özgün şarkı, Diğeri ise En İyi Animasyon. Şimdi en iyi animasyon kısmında bir itirazım var. Adaylar arasında Loving Vincent gibi bir film varken bu filme ödülün verilmesi bence çok saçma olmuş. En iyi animasyon nasıl seçiliyor bilmiyorum ama, teknik olarak bu film bize yeni hiç bir şey vermiyor. Evet hikayesi güzel eğlenceli ama teknik aynı teknik. Bence Loving Vincent‘ın yanına bile yaklaşamaz. Herhalde jüriye Loving Vincent çok fazla geldi.

Miguel, müziğe meraklı bir çocuktur. Gizli gizli gitar çalmakadır. Ancak ne varki ailesi yılalrdır müziğe düşmandır. Dinlemezler diletmezler. Miguel bu konuda çok sıkıntı yaşar. GÜnün birinde ölüler gününde düzenlenen büüyk yarışmaya katılacakken ailesi gitarını kırar. Bunun üzeirne Miguel kendi köyleirnden çıkmış memleketin en ünlü müzisyeninin mezarına gider ve oradan onun gitarını çalar. Ama bu esnada bir şey olur ve ölüler diyarına geçiş yapar.

Buradan çıkmaya çalışırken Hector adında biri ile tanışır. Ölülerin tek derdi ise dünyada yaşayanalr tarafından unutulmamaktır. Eğer unutulurlarsa sonsuzlluğa gider ve yok olurlar. Hector son birkez dünyaya dönmek sevdikleri tarafından hatırlanmak ister. Bu esnada Miguel’de ünlü müzisyenin büyük babası olduğunu öğrenir. Hector ve Miguel, bu ünlü müzisyeni bulmaya çalışır ve diğer dünyada macera başlar. Bulurlar bulmasına ama işler hiç göründüğü gibi değildir.

Keyifli izlenilebilir, konusu güzel bir film Coco. Ama belirttiğim gibi en iyi animasyon bence olmamalıydı. Belki en iyi senaryo oalbilirdi, aslında olmasa da olurdu. Neyse. https://www.imdb.com/title/tt2380307 Lee Unkrich, Adrian Molina

La Casa de Papel (2018)

la casa de papel

Herkes bi Le Casa de Papael tutturunca bende izleyeyim dedim. Şimdi bu diziyi nasıl değerlendirmeliyim diye soruyorum kendime. O kadar çok fanı var ki topa tutulmak istemem. Öncelikle dizinin alt metni oldukça kuvvetli. Bu konuda hiç tereddüdüm yok vermek istediği mesajlar oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Ancak karakter geçmişleri ve bu geçmişlerin mevcut polisiyeye yedirilmesi konusu biraz olmamış gibi. Karakterlerin psikolojileri, hal ve tavırları dizi boyunca veriliyor ama arada karakter dönümlerindeki sapmalar havada kalıyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü dizi bu konuda detaya fazla iniyor. Daha yüzeysel geçse belki sorgulamayacağım.

Teknik ve kurgu açısından ise oldukça sıradan. Kurgu zaman zaman kafa karıştırıyor. Hikayenin geneli akla dayalı şaşırtıcı bir şekilde giderken bazen mantıksız bir şekilde olay örgüsünün dışına çıkarak genel anlamda diziyi sorgulamanızı sağlıyor. Aslında tek sezona ve kısa bölüm sayısına sığacak dizi reyting uğruna uzatıla uzatıla zaman zaman izlenmesi zor bir hal alıyor. Hele hele ikinci sezon zaman zaman işkenceye dönüşüyor. Uzadıkça da mantık hataları daha fazla batıyor göze. Bu mantık hatalarını göz ardı edince dizi akış gidiyor. Zaten çoğu izleyici bu tarafından bakıyor diziye. Bir de belirttiğim gibi dizinin alt metni aslında bunu mu vermek istemişler bilmiyorum ama izleyiciye güzel geçiyor. İzleyiciyi tutan tarafı da bu. Şimdi üçüncü sezon çıkacak diyorlar merak içindeyim kurgu nasıl bir hal alacak. İkinci sezonun devamı şeklinde ağdalı bir şekilde uzatılıp çöküşe mi gidecek. Yoksa beklediğinden fazla para kazandı deyip, kurgu için daha çok insan mı çalışıp eksikleri giderecek. Bekleyip göreceğiz.

Bu arada belirtmek lazım ki genel anlamda oyunculuklar da başarılı. İzleyin, yer yer sıkılırsanız ileri alır izlersiniz. https://www.imdb.com/title/tt6468322 Álex Pina

Gi-eok-ui bam (2017)

gi-eok-ui-bam

Son dönemde Kore gizem filmi izlememiştim. Bu filmi görünce acayip sevindim ve koyuldum izlemeye. Genel olarak film bana fena gelmedi. Güzel bir konusu ve kurgusu var. Tabi kurgu biraz farklı bir taraftan işleyince film kendini izlettiriyor ve sonunda vay be diyecek kıvama getiriyor. Bu sebepten dolayı bende filmi her yerde bulabileceğiniz bir şekilde özetleyeceğim.

Jin-seok’un kardeşi gecenin bir yarısı kaçırılır. 19 sonra birden çıkar gelir. Ancak bu süre zarfında ne olduğuna dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Jin-seok bir süre sonra abisinin garip hareket ettiğini fark eder. Hal hareketleri, tepkileri, yürüyüşü bile değişmiştir. Sakat olan ayağı bile iyileşmiştir. Geceleri ise herkes çıktıktan sonra dışarıya çıkar. Bir gece Jin-seok abisini izler ve onun bir şeyler çevirdiğini anlar. Olan bitene anlam verememiştir ama araştırmaya devam ettikçe ailesi ile ilgili bazı gerçekler ortaya çıkar. Şimdi kendini kurtarmak zorundadır.

Ben filmin kurgusunu, oyunculukları, hikayeyi başarılı buldum. Biraz daha gizem eklenebilir yer yer düşen ilgiyi ve tempoyu daha iyi ayakta tutabilirlermiş. Ama bu haliyle de keyifle izleniyor. https://www.imdb.com/title/tt7057496/ Hang-jun Zhang

Salyut-7 (2017)

salyut-7

Gerçek bir olaydan uyarlanmış olan Salyut-7 adını da bu orijinalinden almış. Olayın gerçek olması zaten filme olan merakı arttırıyor. Uzay konulu film de istiyorsanız bir de bunun gerçeklik payı olsun diyorsanız bu film tam sizin için. Hikaye şu:

Haziran 1985’te Sovyet uzay istasyonu Salyul-7’nin tüm elektriği kesilir, bununla birlikte yörüngesi kaymaya başlar. Rus görevliler bunun küresel bir krize sebep olmaması, o kadar masraf yapılan istasyonun çöpe gitmemesi için onu kurtarma adına Soyuz gemisi ile yanlarına giderler. Tabi karşıdaki istasyon ölü olduğu için otomatik yanaşma işlemi gerçekleşmez ve kozmonotlar bunu mesafeyi, açıyı, dönüş hızını hesap ederek manuel yaparlar.

Kenetlenme başarılı olmuştur ancak uzun süre elektriksiz kalan kalan Salyul-7 ısıtıcıları çalışmadığı için buz gibi olmuş, her şey donmuştur. İki kozmonot kalın kazaklarını giyerek Salyut-7’nin içine girer ve elektrik arızalarını giderirler. İstasyonun içini ısıtarak yeniden kullanıma sokarlar. Tabi bu iş benim anlattığım gibi basit olmaz. Ayrıntıları da zaten filmde var.

Şimdi gelelim işin biraz teknik kısmına. Film görsel olarak Amerikan uzay filmlerindeki gibi bizi tatmin etmiyor. Uzay güzel evet, ama etkileyici görüntüler yok. Tabi bu film Rus yapımı kıyaslamamak lazım ama kıyas yapmamın en büyük nedenlerinden biri Amerikan filmlerindeki klasik kurguya sahip olması. Ne kadar doğru bilmem ama işten uzaklaştırılmış asi ama bu görevi yapabilecek yegane kozmonotun oluşu, devlet çıkarlarının ve nispeten milliyetçiliğin ön plana çıkarılması, buna da aile dramı eklenip vatan sağ olsun betimlemeleri yapılması klasikleşmiş filmlerin tadını verdi bana. Beklentimin altında bıraktı. Buna rağmen kendini izleten bir film Salyut-7. https://www.imdb.com/title/tt6537238/ Klim Shipenko

Hônteddo kyanpasu (2016)

honteddo-kyanpasu

Film Ryû Kushiki’nin romanından uyarlanmış. Roman nasıl bilmem ama film hakkında iyidir diyemeyeceğim. Gerçi filmin senaryosunu da yazan Ryû Kushiki. Tabi her yazar iyi senaryo yazar diye bir genelleme yok. Filmi korku filmi niyetine izledim ama korkudan öte Japonya’daki liseli ergenleri eğlendirmek için yapılmış bir film gibi duruyor. Yani bize pek gelmeyecek cinsten.

Shinji Yagami hayaletleri görebilen bir gençtir. Okulda aşık olduğu bir kız vardır. Ona daha da yakınlaşmak için kızın da üyesi bulunduğu hayalet kulübüne üye olur. Ancak Yagami hayaletleri gördüğünü kimseye söylemez. Ekip hayaletler peşinde koşarken başlarına bazı olaylar gelir ve Yagami hayaletleri gördüğünü ekibe söyler. Bu sırada okulda dolanan bir hayaletin peşindedirler. Hayalet onları gizli bir olayın açığa çıkması için yönlendirir ve okuluda ilgilendiren bir sorun çözülür.

Ben izledim filmi, sizin izlemenize gerek yok aslında. https://www.imdb.com/title/tt4684488 Satoshi Takemoto

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı.

Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya!

Arada görüşürüz…

Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım.

Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya başladım. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Jennifer Lawrence’dan bahsediyordum. Filmin ikinci yarısında da fikrim değişmedi. Daha iyi bir karakter seçilebilirmiş film için. Sert surat ifadesinde yada seksi kadın rollerinde olabilir ama bu film ona çok gelmiş bence. Neyse olan olmuş artık.

Film aslında Darren Aonofski’nin ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Anlatım bakımından oldukça başarılıydı. Filmin ikinci yarısından itibaren, ilk bölümde dahil olan bitenlere anlam veriyor imgeleri daha iyi oturtuyorsunuz. Gerçi şu soruyu sormadım da değil, biraz daha sindirilebilir miydi ikinci bölüm?

Konuya dönersek. Aslına film bir tanrı eleştirisi. Yönetmen bu eleştiriyi yazar üzerinden yaparken yaratmak ve yaratamamak eleştirilerini yapmış. Bir yerde tanrının insanlara, onların sevgisine olan ihtiyacına değinmiş. Film dört dinide kapsayan efsane/hikayelerin her birine de değinmiş. Adem ile Havva, Habil İle Kabil, yasak elma, cennetten kovulma, din savaşları vs… Bunların aynı sıra insanların dünyayı ne hale getirdiği, bunların kıyamete etkileri, kıyametin dini efsane ve hikayelerle birleşmesi… Darren Aronofsky kendi bakış açısıyla bunları çok iyi anlatmış.

Kendi bakış açısı diyorum, çünkü inanan her insan, inancına göre filmi değerlendireceği için filmi eksik ve abartı görebilir. Ancak odaklanmak gereken nokta, Yönetmenin düz bir bakış açısıya olayları nasıl yorumladığı.

kısacası film tüm dünya hayatının bir özeti olarak çıkıyor karşımıza ve yönetmen bunu çok cesurca dile getirmiş. İlk dönemlerinde de aynı cesaret kendisinde mevcuttu ama bu kadar ünlendikten sonra çok etliye sütlüye karışmaz diye düşünüyordum kendisini.

Filmin derin analizine girmeyeceğim. Zaten yapanlar vardır. Muhtemelen yazı ile işim bitince bende gidip o yorumları okuyacağım. Filmi bir kez daha izlemek şart. Aslında siz de izleyebilirsiniz. Son dönemin abuk filmlerinden sonra iyi geldi.

Yönetmen – Senarist:  Darren Aronofsky

Not: Sanırım Jennifer’i beğenmeyen bir ben varım 🙂