Kategori arşivi: Eleştiri

buralarda yokken izlediklerim

Yazacak o kadar film birikti ki mümkün olduğunca az laf yapıp çok film yazmak istiyorum. Ayrıntıya girmek istiyorum ama sanırım giremeyeceğim. Neyse affola.

Moana (2016)

MoanaMoana nedense bana Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü‘nü hatırlattı. Belki de oradaki tanrılar ile buradaki tanrıları özdeşleştirdim. Film içinizdekini keşfedin temalı insanı gaza getiren bir film. Bu filmlerin çocuklar için yapıldığını biliyorsunuz. Her birindeki ego aşılamasını düşünsenize.

Film tabuları kıran ve kendi kabilesinin ufuklarını açan onları kurtararak bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatıyor. Film eğlenceli. Yer yer müzikal kısımları beni sıksa da keyifli bir izlenimi var. Lakin benim filmden keyif almam, Tanrıça Günlüğüne benzetmemden de olabilir. Kurgusu, görseli iyi. İzleyebilirsiniz gönül rahatlığıyla. *** Ron ClementsJohn Musker  https://www.imdb.com/title/tt3521164/

Finding Dory (2016)

finding doryFinding Nemo’dan sonra neden Dory’i neden arıyoruz bilemedim. Nemo’nun tekrarı gibi olmuş bu film. İzlerken zaman zaman tekrar eden diyaloglardan ve olaylardan sıkıldım. Hikaye bir türlü ilerlemedi. Görsel olarak fena sayılmazdı ama tam anlamıyla animasyon olsun, Nemo’nun da ekmeğini yiyelim tarzı yapılmış bir animasyondu. *  Andrew StantonAngus MacLane https://www.imdb.com/title/tt2277860/

Curvature (2017)

curvatureİlginç konusuna rağmen sıkıcı bir şekilde ilerleyen bir film Curvature. İlginç dedim de ana hatlarıyla bakıldığında aslında çokta bizi şaşırtmayan bir film. Hikaye daha usta ellerde, daha iyi bir şekilde kurgulanıp aslında çok güzel sunulabilirmiş. Kadın kahramanımızın mühendis sevgilisi bir şekilde ölür. Bir sabah uyandığındaysa bir telefon ona kaçmasını söyler. Kadın telefondakinin kendisinin olduğunu anlar. Sevgilisi bir zaman makinesi yapmıştır ve bundan sonraki yaşanacak olaylardan kendini kurtarmak için zamanda yolculuk yapmıştır. Biz de bu hikayeyi izleriz.

Kurgusu zayıf, senaryo daha iyi olabilirmiş, oyunculuklar ise düşük bütçeli filme göre iyi. İzleyip izlememek size kalmış. ** Diego HallivisBrian DeLeeuw https://www.imdb.com/title/tt4720596/

Taeksi woonjunsa (2017)

a taxi driverOldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Gerçek bir hikayeden alınmış ve ekrana çok başarılı bir şekilde. Aslında bu filme ayrı bir yer ayırmak gerekirdi ama burada kaldı maalesef. Neyse ki Bi Köşe‘de yer verebilirim kendisine. Filmde o kadar çok tanıdık, olay, söz, yaklaşım var ki izlerken bizden de çok fazla şey bulacaksınız.

1980 Mayısında onlarca üniversite öğrencisinin, işçinin ve sivilin hayatını kaybettiği Gwangju Katliamı’nı gözler önüne seriyor film. Tüm burada yaşanan olaylar ise televizyonlar tarafından gerektiği gibi verilmemekte ve dünya basını buraya sokulmamaktadır. Bir taksici yardımıyla alman muhabir Jurgen Hinzpeter olay yerine girer ve Gwangju da olan biteni tüm dünyaya yayınlar.

Taksici de olayları televizyondan izleyen, buradakileri komünistlikle suçlayan biridir ancak olayların içine girdiğinde ise aslında durumun hiçte televizyonda gösterildiği gibi olmadığıdır. Filmin sonunda gerçek Jurgen Hinzpeter ortaya çıkıyor ve bu taksiciyi sürekli aradığını söylüyor ama taksiciyi bir türlü bulamıyor.

Filmin oyunculukları, çekimleri oldukça başarılı. Zaman zaman ajitasyon düzeyi artsa da genelde olayı direk anlatma konusunda sabit kalınmış. Filmin süresi daha da kısalabilir, gereksiz sahneler çıkarılabilirdi. Buna rağmen kesinlikle izlenmesi gereken bir film Taeksi woonjunsa. ****/* Hun JangYu-na Eom https://www.imdb.com/title/tt6878038/

Salinjaui gieokbeob (2017)

salinjaui gieokbeobYine oldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Yani ne diyeyim bu Koreliler film işini beceriyor. Filmin kurgusu, hikayesi, oyunculukları, işlenişi oldukça başarılı. Bir seri katil yaşlılığı ile birlikte alzaymır olmaya başlar. Ne yaptığını unutan bu adam geçmişe dönük hatıraları ile boğuşmaya başlar. Bu esnada kızının da bir seri katil tarafından kaçırıldığını öğrenir ve onu bulmak için tek başına çabalar. Ancak bunu yapmaya çalışırken, geçmiş ve günümüz birbirine karışır.

Keyifli vakit geçirmek biraz kafa karışılığı yaşamak için izleyebilirsiniz. Shin-yeon WonJo-yun HwangYoung-ha Kim (kitap) https://www.imdb.com/title/tt5729348/

Don’t Hang Up (2016)

dont hang upFilmi sırf ibreti alem olsun diye izlemek lazım. Bunu haricinde bir ergen korkusu gibi başlayıp bundan rahatça sıyrılıyor. Yine de klişe sahnelere yer verilmiş ama o kadarda sıkıcı değil. Kurgu fena değil, oyunculuklar da aynı şekilde.

İbreti alem oldun diye dedim şöyle açıklayayım: Telefonda insanlara eşşek şakası yapan gençler bunları kayda alır ve internet üzerinden yayınlar. Bu duruma prank diyorlarmış bende yeni öğrendim. Ancak bu olaylar üzerine bir gün onların başına birileri musallat olur. Başta onlar da şakalandıklarını sanırlar ama olay hiçte öyle değildir. Hayatta kalmak için uğraşmaya başlarlar bu dakikadan sonra. **/* Damien MacéAlexis WajsbrotJoe Johnson https://www.imdb.com/title/tt3610746/

Je ne suis pas un homme facile (2018)

i am an easy manBu tarz filmleri hep ilgimi çekmiştir. Televizyonda bir kısmına denk gelince hadi tamamını izleyeyim dedim. Zaten filmde bu sene içerisinde sinemadaydı. Ancak ben bu filmi bir sinema filminden çok bir televizyon filmi olarak gördüm. Yani çok şey kaçırmamışım.

Film bir yerde kadın haklarına onlara yapılanlara eğilse de dediğim gibi çok sönük kalmış. Christophe kadınlara kötü davranan, onları bir eşyaymış gibi gören biridir. Günün birinde küçük bir kaza geçirir ve uyandığında kendini kadın egemen bir toplumda bulur. Burada kadınların tüm rollerini erkekler üstlenmektedir. Christophe bu dünyada Erika ile tanışır ve Erika’sa onun bu dünyadaki karşılığıdır. İkisi arasında bir ilişki başlar. **/* Eléonore PourriatAriane Fert https://www.imdb.com/title/tt6857988

Bhaagamathie (2018)

bhaagamathieFilm değişik ve güzel bir film. Sonunda ters köşe de yapıyor ama iki saat yirmi dakika olan filmde o kadar çok olay yaşanıyor ki nasıl anlatsam bilemedim. Halkın yakınında olduğunu söyleyen bir siyasetçi ne zaman bir yerlerde miting yapsa, yanındaki tapınaklardan çok değerli heykeller çalınmaktadır. Polis bunu incelemeye başlar. Aynı zamanda başkan tarafından sevilmeyen bu adam için de bir yolsuzluk soruşturması başlatılır. Bu soruşturmalar kapsamında adamın yanında çalışmış hapiste olan sekreteri bir sorgulama için ıssız hayaletli olduğu söylenen bir villaya sorgulanmaya getirilir.

Bu tekin olmayan evde sorgu yapılırken evde garip olaylar olmaya başlar. Polisler kurdukları kameralardan bir şeylerin uçuştuğunu, sorgulamak için getirdikleri kadına şiddet uygulandığını görürler. Sorgu ile birlikte birde bu evdeki güçlerle baş etmeye çalışırlar. Tabi olayın aslı da bu şekilde ortaya çıkar. ****  Ashok GAnushka Shetty https://www.imdb.com/title/tt6727296/

Yeom-lyeok (2018)

yeom-lyeokBu yazıda biraz fazla Kore filmi oldu. Oldun Amerikan filmi olunca sıkıntı değil de Kore filmi olunca mu sıkıntı? Yine izlerken çok keyif aldığım bir film Yeom-lyeok. Anlatımı, oyunculuklar, oldukça başarılı. O kadar çok ortak yönümüz var ki bu Korelilerle, yönetiminden tutun da, insanların yaklaşımına kadar her şey birebir. Ya da ben bu tarz filmleri sadece Korelilerden mi izliyorum bilemedim. Belki de daha özgür oldukları için bunları çekebiliyorlar.

Güvelik görevlisi olan bir adam bir gün dağdan su içtiğinde süper güçlere sahip olur. Başta ne olduğunu anlayamaz ve bu gücünü sihirbaz olarak çalışmak için kullanır. Derken bir gün terk edip gittiği kızı onu arar ve annesinin öldüğünü söyler. Adam cenazeye gider ve bundan sonra kızının yanında olmaya karar verir. Burada eski karısının ölümünün onları çalıştırdıkları dükkanından atmak isteyen şirketin adamları tarafından olduğunu öğrenir. Kız babasını istemez ama ona yakın olmak için olayların içinde istemeye istemeye bulur. Süper güçlerini kullanarak yerlerinden çıkarılmak isteyen bu azınlığa yardım eder. Yani aslında bizde de bilindik bir hikaye.

Oldukça eğlenceli, keyifli bir film. İzleyin derim. Bizim içinde bir ayna. **** Sang-ho YeonSeung-ryong RyuEun-kyung Shim https://www.imdb.com/title/tt6890582/

Berlin Syndrome (2017)

berlin syndromeFilm IMDB’den 6.3 almış an itibariyle ama neye bu kadar puan verdiklerini anlayamadım. Bana öyle çokta etkileyici gelmedi. Hatta zaman zaman sıkıldım diyebilirim. Film bir roman uyarlamasıymış, eminim ki filmin bize veremediği bazı duygular vardır ve bu puan yüksekliğini romana bağlıyorum.

Clare Havel, gezgin bir fotoğrafçıdır. Bu durağı ise Berlindir. Şehirde dolanıp fotoğraf çekerken burada Andi Werner adında bir genç ile karşılar. Gece Andi’nin evinde giderler ve birlikte olurlar. Clare sabah evden çıkamaz ve Andi’nin unutarak kapıyı kitlediğini düşünür. Ancak durum hiçte göründüğü gibi değildir. Andi onu kimsenin yaşamadığı bölgedeki evine alıkoymak için getirmiştir. Clare evde kaldıkça aslında kendinden başla kızlarında bu durumu yaşadığını fark eder. Gerilim ve korku öğeleri dışında psikolojik yönü daha ağır olan bir film Berlin Syndrome. Bana beklediğimi vermedi açıkçası. **/* Cate ShortlandShaun GrantMelanie Joosten (roman), Teresa Palmer

buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum.

The Adjustment Bureau (2011)

thea djustment bureau

Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı.

Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı içimi. Ancak filmi izlemeye başlayınca bir yerde Dick’in hikayesi nerede diye düşünmeye başladım. Çünkü atmosfer onun yarattığı gibi karanlık ve dikkat çekici değildi. Hatta biraz zorlasalar film romantik bir hal alacaktı. E şimdi ne bilim kurgu, ne romantik, ne de aksiyon olmuş. Bu sebeple senaryo, çekim, atmosfer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hikayeye gelelim. İki ana kahramandan erkek olan önü açık bir politikacıdır, diğeri ise başarılı bir balerin. İkisi birbirlerine aşık olurlar. Ancak onların birlikte olmaması gerekmektedir. O anda kader dediğimiz şey yani 1800’lerden kalma kılıklı adamlar yani melekler devreye girer ve onalrın hayatlarını değiştirir yoluna sokarlar. Gerekçeleri ise, insanları bir başına bırakırsan kaos, kıyamet götürmektedir dünyayı. O sebepten dolayı ayarlanmaya ihtiyaçları vardır. Ayarlanma dedim de Dark City geldi aklıma. Evet olay hemen hemen aynı ama bu film bu konuda sınıfta kalmış. Yine de meraklısı izleyebilir. Bu aralar yine taktığım bir konu bu. Bakın Ömer Hayyam geldi aklıma bir rubai ile bitirelim bu filmi;

Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

https://www.imdb.com/title/tt1385826/

Exam (2009)

exam

Exam değişik bir gerilim filmi. Bu filmi de daha önce neden izlemedim diye hayıflanabilirdim ama zaten düşük bütçe ile çekilmiş fazla reklamı olmayan bir film. an itibari ile IMDB puanı 8.9. Aslında hakkında da çok fazla görüş olabilecek bir film. Her dakikası insanı merakta tutup, finale varıyor, Final ise kimine göre biraz basit kimine göre ise oldukça güzel. Bana sorarsanız, final ve hikaye üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Bununla birlikte Çekim teknikleri ve daha iyi oyuncularla zaten kapalı alanda ve az insanla geçen bu film daha etkili hale getirilebilirdi. Buna rağmen film hakkında en azından hikaye ve işleyişi, karakterler bakımından yorumum olumlu.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye bir sınavda geçiyor. Büyük bir firma işe alım için sınav yapar ve sınava seçilen sekiz kişi katılır. Gerekli açıklamalar yapılır sınavla ilgili. Sınav süresince salonu terk etmek yasaktır, sınav kağıdını darp etmek yasaktır ve tek bir soru sorulmuştur. Başlarında da bir güvenlik durur onunla konuşmakta yasaktır. Sınav başladığında ise adaylar kağıtta hiç bir sorunun olmadığını fark ederler. Her biri farklı bir köktenden gelen bu insanlar arasında sorunun ne olduğunu bulmak konusunda bir arayışa girerler. Bu arayış karakterler seviyesinde şiddete dönüşür. Farklı karakterlerin sınavda var olmak için göze aldıklarını görürüz. Yani bütün çirkeflikleri ortaya çıkar. Ben işte bu konuda biraz tereddütte kaldım. Her insan dışarıya karşı bir maske takınmıştır. Bunu bir sınav ortamında direkt ortaya koymaz, insanlık denen erdemi göstermeye çalışarak ertelersin içindeki vahşiyi. Yalnız kalsan neyse. İşte burada biraz eksik kalmış film. O tepkiler nasıl aşırıya kaçtı o kadar anlamadım. Neyse izlenebilir bence. https://www.imdb.com/title/tt1258197/ Stuart Hazeldine, Simon Garrity

Coco (2017)

coco

Üç senedir Akademi Ödülleri etiketi açmamışım. Bu film vesile oldu yanda etiket açmama. E tabi o zamanlarda film blogu var ayrı filmleri tek tek yazıyorum. Neyse bu vesile işe bir başlangıç olur belki.

Film iki ödül almış biri En iyi Özgün şarkı, Diğeri ise En İyi Animasyon. Şimdi en iyi animasyon kısmında bir itirazım var. Adaylar arasında Loving Vincent gibi bir film varken bu filme ödülün verilmesi bence çok saçma olmuş. En iyi animasyon nasıl seçiliyor bilmiyorum ama, teknik olarak bu film bize yeni hiç bir şey vermiyor. Evet hikayesi güzel eğlenceli ama teknik aynı teknik. Bence Loving Vincent‘ın yanına bile yaklaşamaz. Herhalde jüriye Loving Vincent çok fazla geldi.

Miguel, müziğe meraklı bir çocuktur. Gizli gizli gitar çalmakadır. Ancak ne varki ailesi yılalrdır müziğe düşmandır. Dinlemezler diletmezler. Miguel bu konuda çok sıkıntı yaşar. GÜnün birinde ölüler gününde düzenlenen büüyk yarışmaya katılacakken ailesi gitarını kırar. Bunun üzeirne Miguel kendi köyleirnden çıkmış memleketin en ünlü müzisyeninin mezarına gider ve oradan onun gitarını çalar. Ama bu esnada bir şey olur ve ölüler diyarına geçiş yapar.

Buradan çıkmaya çalışırken Hector adında biri ile tanışır. Ölülerin tek derdi ise dünyada yaşayanalr tarafından unutulmamaktır. Eğer unutulurlarsa sonsuzlluğa gider ve yok olurlar. Hector son birkez dünyaya dönmek sevdikleri tarafından hatırlanmak ister. Bu esnada Miguel’de ünlü müzisyenin büyük babası olduğunu öğrenir. Hector ve Miguel, bu ünlü müzisyeni bulmaya çalışır ve diğer dünyada macera başlar. Bulurlar bulmasına ama işler hiç göründüğü gibi değildir.

Keyifli izlenilebilir, konusu güzel bir film Coco. Ama belirttiğim gibi en iyi animasyon bence olmamalıydı. Belki en iyi senaryo oalbilirdi, aslında olmasa da olurdu. Neyse. https://www.imdb.com/title/tt2380307 Lee Unkrich, Adrian Molina

La Casa de Papel (2018)

la casa de papel

Herkes bi Le Casa de Papael tutturunca bende izleyeyim dedim. Şimdi bu diziyi nasıl değerlendirmeliyim diye soruyorum kendime. O kadar çok fanı var ki topa tutulmak istemem. Öncelikle dizinin alt metni oldukça kuvvetli. Bu konuda hiç tereddüdüm yok vermek istediği mesajlar oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Ancak karakter geçmişleri ve bu geçmişlerin mevcut polisiyeye yedirilmesi konusu biraz olmamış gibi. Karakterlerin psikolojileri, hal ve tavırları dizi boyunca veriliyor ama arada karakter dönümlerindeki sapmalar havada kalıyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü dizi bu konuda detaya fazla iniyor. Daha yüzeysel geçse belki sorgulamayacağım.

Teknik ve kurgu açısından ise oldukça sıradan. Kurgu zaman zaman kafa karıştırıyor. Hikayenin geneli akla dayalı şaşırtıcı bir şekilde giderken bazen mantıksız bir şekilde olay örgüsünün dışına çıkarak genel anlamda diziyi sorgulamanızı sağlıyor. Aslında tek sezona ve kısa bölüm sayısına sığacak dizi reyting uğruna uzatıla uzatıla zaman zaman izlenmesi zor bir hal alıyor. Hele hele ikinci sezon zaman zaman işkenceye dönüşüyor. Uzadıkça da mantık hataları daha fazla batıyor göze. Bu mantık hatalarını göz ardı edince dizi akış gidiyor. Zaten çoğu izleyici bu tarafından bakıyor diziye. Bir de belirttiğim gibi dizinin alt metni aslında bunu mu vermek istemişler bilmiyorum ama izleyiciye güzel geçiyor. İzleyiciyi tutan tarafı da bu. Şimdi üçüncü sezon çıkacak diyorlar merak içindeyim kurgu nasıl bir hal alacak. İkinci sezonun devamı şeklinde ağdalı bir şekilde uzatılıp çöküşe mi gidecek. Yoksa beklediğinden fazla para kazandı deyip, kurgu için daha çok insan mı çalışıp eksikleri giderecek. Bekleyip göreceğiz.

Bu arada belirtmek lazım ki genel anlamda oyunculuklar da başarılı. İzleyin, yer yer sıkılırsanız ileri alır izlersiniz. https://www.imdb.com/title/tt6468322 Álex Pina

Gi-eok-ui bam (2017)

gi-eok-ui-bam

Son dönemde Kore gizem filmi izlememiştim. Bu filmi görünce acayip sevindim ve koyuldum izlemeye. Genel olarak film bana fena gelmedi. Güzel bir konusu ve kurgusu var. Tabi kurgu biraz farklı bir taraftan işleyince film kendini izlettiriyor ve sonunda vay be diyecek kıvama getiriyor. Bu sebepten dolayı bende filmi her yerde bulabileceğiniz bir şekilde özetleyeceğim.

Jin-seok’un kardeşi gecenin bir yarısı kaçırılır. 19 sonra birden çıkar gelir. Ancak bu süre zarfında ne olduğuna dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Jin-seok bir süre sonra abisinin garip hareket ettiğini fark eder. Hal hareketleri, tepkileri, yürüyüşü bile değişmiştir. Sakat olan ayağı bile iyileşmiştir. Geceleri ise herkes çıktıktan sonra dışarıya çıkar. Bir gece Jin-seok abisini izler ve onun bir şeyler çevirdiğini anlar. Olan bitene anlam verememiştir ama araştırmaya devam ettikçe ailesi ile ilgili bazı gerçekler ortaya çıkar. Şimdi kendini kurtarmak zorundadır.

Ben filmin kurgusunu, oyunculukları, hikayeyi başarılı buldum. Biraz daha gizem eklenebilir yer yer düşen ilgiyi ve tempoyu daha iyi ayakta tutabilirlermiş. Ama bu haliyle de keyifle izleniyor. https://www.imdb.com/title/tt7057496/ Hang-jun Zhang

Salyut-7 (2017)

salyut-7

Gerçek bir olaydan uyarlanmış olan Salyut-7 adını da bu orijinalinden almış. Olayın gerçek olması zaten filme olan merakı arttırıyor. Uzay konulu film de istiyorsanız bir de bunun gerçeklik payı olsun diyorsanız bu film tam sizin için. Hikaye şu:

Haziran 1985’te Sovyet uzay istasyonu Salyul-7’nin tüm elektriği kesilir, bununla birlikte yörüngesi kaymaya başlar. Rus görevliler bunun küresel bir krize sebep olmaması, o kadar masraf yapılan istasyonun çöpe gitmemesi için onu kurtarma adına Soyuz gemisi ile yanlarına giderler. Tabi karşıdaki istasyon ölü olduğu için otomatik yanaşma işlemi gerçekleşmez ve kozmonotlar bunu mesafeyi, açıyı, dönüş hızını hesap ederek manuel yaparlar.

Kenetlenme başarılı olmuştur ancak uzun süre elektriksiz kalan kalan Salyul-7 ısıtıcıları çalışmadığı için buz gibi olmuş, her şey donmuştur. İki kozmonot kalın kazaklarını giyerek Salyut-7’nin içine girer ve elektrik arızalarını giderirler. İstasyonun içini ısıtarak yeniden kullanıma sokarlar. Tabi bu iş benim anlattığım gibi basit olmaz. Ayrıntıları da zaten filmde var.

Şimdi gelelim işin biraz teknik kısmına. Film görsel olarak Amerikan uzay filmlerindeki gibi bizi tatmin etmiyor. Uzay güzel evet, ama etkileyici görüntüler yok. Tabi bu film Rus yapımı kıyaslamamak lazım ama kıyas yapmamın en büyük nedenlerinden biri Amerikan filmlerindeki klasik kurguya sahip olması. Ne kadar doğru bilmem ama işten uzaklaştırılmış asi ama bu görevi yapabilecek yegane kozmonotun oluşu, devlet çıkarlarının ve nispeten milliyetçiliğin ön plana çıkarılması, buna da aile dramı eklenip vatan sağ olsun betimlemeleri yapılması klasikleşmiş filmlerin tadını verdi bana. Beklentimin altında bıraktı. Buna rağmen kendini izleten bir film Salyut-7. https://www.imdb.com/title/tt6537238/ Klim Shipenko

Hônteddo kyanpasu (2016)

honteddo-kyanpasu

Film Ryû Kushiki’nin romanından uyarlanmış. Roman nasıl bilmem ama film hakkında iyidir diyemeyeceğim. Gerçi filmin senaryosunu da yazan Ryû Kushiki. Tabi her yazar iyi senaryo yazar diye bir genelleme yok. Filmi korku filmi niyetine izledim ama korkudan öte Japonya’daki liseli ergenleri eğlendirmek için yapılmış bir film gibi duruyor. Yani bize pek gelmeyecek cinsten.

Shinji Yagami hayaletleri görebilen bir gençtir. Okulda aşık olduğu bir kız vardır. Ona daha da yakınlaşmak için kızın da üyesi bulunduğu hayalet kulübüne üye olur. Ancak Yagami hayaletleri gördüğünü kimseye söylemez. Ekip hayaletler peşinde koşarken başlarına bazı olaylar gelir ve Yagami hayaletleri gördüğünü ekibe söyler. Bu sırada okulda dolanan bir hayaletin peşindedirler. Hayalet onları gizli bir olayın açığa çıkması için yönlendirir ve okuluda ilgilendiren bir sorun çözülür.

Ben izledim filmi, sizin izlemenize gerek yok aslında. https://www.imdb.com/title/tt4684488 Satoshi Takemoto

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı.

Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya!

Arada görüşürüz…

Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım.

Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya başladım. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Jennifer Lawrence’dan bahsediyordum. Filmin ikinci yarısında da fikrim değişmedi. Daha iyi bir karakter seçilebilirmiş film için. Sert surat ifadesinde yada seksi kadın rollerinde olabilir ama bu film ona çok gelmiş bence. Neyse olan olmuş artık.

Film aslında Darren Aonofski’nin ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Anlatım bakımından oldukça başarılıydı. Filmin ikinci yarısından itibaren, ilk bölümde dahil olan bitenlere anlam veriyor imgeleri daha iyi oturtuyorsunuz. Gerçi şu soruyu sormadım da değil, biraz daha sindirilebilir miydi ikinci bölüm?

Konuya dönersek. Aslına film bir tanrı eleştirisi. Yönetmen bu eleştiriyi yazar üzerinden yaparken yaratmak ve yaratamamak eleştirilerini yapmış. Bir yerde tanrının insanlara, onların sevgisine olan ihtiyacına değinmiş. Film dört dinide kapsayan efsane/hikayelerin her birine de değinmiş. Adem ile Havva, Habil İle Kabil, yasak elma, cennetten kovulma, din savaşları vs… Bunların aynı sıra insanların dünyayı ne hale getirdiği, bunların kıyamete etkileri, kıyametin dini efsane ve hikayelerle birleşmesi… Darren Aronofsky kendi bakış açısıyla bunları çok iyi anlatmış.

Kendi bakış açısı diyorum, çünkü inanan her insan, inancına göre filmi değerlendireceği için filmi eksik ve abartı görebilir. Ancak odaklanmak gereken nokta, Yönetmenin düz bir bakış açısıya olayları nasıl yorumladığı.

kısacası film tüm dünya hayatının bir özeti olarak çıkıyor karşımıza ve yönetmen bunu çok cesurca dile getirmiş. İlk dönemlerinde de aynı cesaret kendisinde mevcuttu ama bu kadar ünlendikten sonra çok etliye sütlüye karışmaz diye düşünüyordum kendisini.

Filmin derin analizine girmeyeceğim. Zaten yapanlar vardır. Muhtemelen yazı ile işim bitince bende gidip o yorumları okuyacağım. Filmi bir kez daha izlemek şart. Aslında siz de izleyebilirsiniz. Son dönemin abuk filmlerinden sonra iyi geldi.

Yönetmen – Senarist:  Darren Aronofsky

Not: Sanırım Jennifer’i beğenmeyen bir ben varım 🙂

Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai

Bir süredir anime izlemiyordum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım felaket dram yüklü, salya sümüklük anime var deyince ben de kayıtsız kalamamış ve izlemeye başlamıştım. Evet o animenin ismi Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai. Kısaca Ano Hana. İngilizcesi de Anohana: The Flower We Saw That Day.

Benim duygusuz anıma gelmiş olacak ki bu anime bende derin yaralar bırakmadı. Evet başarılı bir dramdı ama kesinlikle daha iyilerini izlemiştim. Yinede izlenmesi gereken başarılı animeler arasında Ano Hana. Okumaya devam et

Liza, a rókatündér

Oldukça farklı ve eğlenceli bir film var karşımızda. Macaristan sinemasından film izlemiş ama bu kadar başarılısını eğlencelisini görmemiştim. Liza, a rókatündér’de bunlardan biri. Fİlmin yönetmen koltuğunda Károly Ujj Mészáros var. Senaryoyu da ile beraber yazmış. Film yönetmenin ilk uzun metrajlısı denebilir. Bundan önce sürekli deneysel ve kısa filmler çekmiş asıl parasını da reklam filmlerinden kazanmış. Sanıyorum bu sebepten dolayı akıcı film.

Film aslında bir uzak doğu efsanesi etrafında şekilleniyor. Efsanemiz ise blogta bir çok kez de dizilerde yer verdiğim, kuyruklu tilki efsanesi. Ancak bu öyle güzel bir şekilde filme uyarlanmış ki keyifle izliyorsunuz.

Film görsel açıdan çok başarılı. Mekan ve kostüm tasarımları oyunculuklar gayet başarılı. Filmin özgün ve anlatım biçimi çok güzel. Filmin bir dakikasında bile sıkılmıyorsunuz. Okumaya devam et