Hardcore

O kadar film izledim bunların içinde Yunan filmleri de vardı tabi ancak Hardcore içlerinden sıyrılan bir film. Yunan halkının tutucu olduğunu elbette bilirsiniz. Ancak öyle bir toplumdan Dennis Iliadis‘in böyle bir film çıkartması takdire şayan… Aslında olmayacak iş değil ama cesaret gerektiren bir işi yapmış. Dennis Iliadis, Aleka Laskou‘nun romanından uyarlamış bu filmi, Hardcore’de kendisinin ilk filmi oluyor. İkinci filmi ise Last House On The Left. Blogda bu film hakkında pek iyi şeyler yazmadığımı hatırlıyorum. gerçekten uyarlama olarak başarılı bulmadığım filmler arasındaydı. Ancak Hardcore için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Görünen o ki Dennis Iliadis‘e Holywood pek yaramamış. Film 2004 Oldenburg film festivalinde “German Independence Award” ödülü almış. Biri 16 diğeri 17 yaşında iki uyuşturucu bağımlısı ve bir eskort evinde fahişelik yapan iki kızın hikayesini anlatıyor. Martha hayattan ümidini kesmiş, Nandia ise hayalleri olan bir kızdır. Bu hayallerini gerçekleştirme uğrunda elinden gelen her şeyi yapacaktır. Nandia yanına Martha’yı da çeker bu amaç …

Sel mi? Felaket mi?

Benim meşhur disklerimdeki verilerimi kaybetme hikayemi okuyanlar bilir. Ben bu olaydın yıllardır ders alamadım. Hadi ben eşşeğim ve tek kişiyim de bu yönetim de mi tek kişi ve eşşek. Yönetimden kastım elbetteki yerel mahal yönetimleri. Tabi sözün meclis dışında tutulması gereken kişiler var ama içine çekilecek kişiler de mevcut. Bakınız memleketimin başbakanı. Belediyeci mantığıyla yönettiği ülkenin hali ortada. Sattığımızı sattık, aldığımızı aldık. Aldığımızı derken aldığını diye düzeltmekte fayda var ki, belediyeciliğin işleyiş iyi niyetle davranırsam 3 sana 1 bana diye işlediğini hepimiz biliyoruz. Şimdi Avrupa kültür başkenti olan İstanbul’un hali ortada. Tabi sonuçta kültür ülkemde sınıf ayrımcılığı teşkil ettiği için bunun imajımızı zedeleyeceğini düşünmüyorum. Biz kaderce bir milletiz. yedi tane insan bir arabanın içinde mahsur kalıp ölürken diğer çalışanların ses çıkarmamasına ne demeli. Aslında biraz da onlara hak vermek lazım, buadan bakıp eleştiriyoruz ama. Onların da şaha kalkıp karşı çıktıklarını düşünelim. İki gün içerisinde işlerinden olacaklar. Devlet bize bir güvence …

Mercury Man – มนุษย์เหล็กไหล (Ma noot lhek lai)

Hep süper kahramanlar Ameriki’dan çıkacak değil ya buyurun size öz ve öz Uzak Doğulu bir süper kahraman. Hem de en Taylandlısından. Filme genel olarak baktığımızda tüm süper kahraman ve “action” filmlerinden birer sahne içeriyor. Yani kahramanımız ABD’li süper kahramanlara taş çıkartacak durumda. Hemde güçlerini ilahi maddelerden alıyor. Düşman ise ABD. Tabi kahramanımız ABD’ye karşı savaşmıyor. ABD’ye karşı olan teröristlere savaşıyor. Ancak burada kahramanımız da ABD sempatizanı diye düşünmeyin görünen o ki Tayland’da böyle bir şey olup insanların ölmesini istemiyor. Filme şöyle gireyim. Film kutsal bir taşın tapınaktan çalınması ile başlıyor. Sonra olay dönüp dolaşıp hapishanede ikamet eden bir terörist başının kaçırılmasına kadar gidiyor. Bu arada terörist başının adına dikkat. Usame Ali. Usame Ali hapishaneden kaçırılırken büyük bir yangın çıkıyor., şehrin itfaiye departmanı hemen yangını söndürmek için devreye giriyor. Olay yerine vardıklarında itfaiye teşkilatından kahramanımız, bu teröristlerle karşılaşıyor. Derken teröristlerde bulunan bu kutsal taş, göğsüne saplanarak öldürülüyor. İşte kahramanımız için asıl …

Bijita Q

Takashi Miike‘tan zihni zorlayan hastalıklı bir film daha. Zaten filmin afişinde görüldüğü üzere film kendini belli etmekte. Ancak film cinsel öğeler içermemekte. Tabi kimin nasıl baktığına bağlı. Film bozuk bir ailenin işleyişini anlatıyor. Aslında içten içe Japon dünyasına bir öz eleştiri niteliğinde. Aslında sadece Japon dünyasına demek belki yanlış olur. Bu film eğer bir Amerikan filmi olsaydı, kesinlikle çok ses getirirdi. Ancak ne yazık ki bir Japon filmi. Belkide Amerikan sinemasına uyarlanacak kıvamda ama bu filmi çekebilecek yiğit bir yönetmen mevcut mu bilinmez… Sözü geçen ailemize bir bakalım. Ailenin kızı evden kaçmış, fahişelik yapmakta. Baba realty show düşkünü, orta yaş bunalımında, baba olmanın ne olduğunu unutmuş, gençler hakkında belgesel yapmaya çalışan biri, anne, gerekli cinsel doyuma ulaşmayan içine kapanık, uyuşturucu bağımlısı, güzelliğine hala düşkün; erkek çocuk ise okulda güçlü öğrenciler tarafından hırpalanan daha sonra bunun acısını evde annesinden çıkaran bir tip. Tabi birde ortada dolanan bir yolcu var. Onun fonksiyonu …

How To Lose Friends And Alienate People

Eskileri kurcalamaya başlamıştım dedim ya işte onlardan biri de How To Lose Friends And Alienate People. Araya sıkıştırmazsam uzak doğu filmlerine biraz ara vermek zorunda kalacağım belirtmek isterim. Sebebi belirsizdir ama film Türkiye’de Dost Kazığı adıyla gösterime girmiş. Zaten bazen bu çevirilere anlam veremediğim oluyor. Biri de budur. İzlediğim filmler arasında aslında özel bir yere sahip değil. Buna rağmen diğer filmlerden sıyrılan bir tarafı da var ki bu da filmin eleştirel boyutunun olması. Pardon eleştirel mi dedim, bire bir yansıtan olacaktı… Sidney Young kendi çabasıyla magazin dergisi çıkarmaktadır. Tek amacı doğruları yansıtmak olan Young tüm girişimlerinde başarısızlığa uğramaktadır. NewYork’un en prestijli dergilerinden biri olan Sharp bir gün ona kendisi ile çalışma teklifi gönderir. Young bu teklifi seve seve kabul eder ama gittiğinde karşılaştığı ortam onu biraz hayal kırıklığına uğratır. Tabi sürekli doğrulukla işi olduğu için Young kimse tarafından sevilmemektedir. Eh bir de sakarlığı buna tuz biber olmaktadır. Bir gün kendi …

Niko – Lentäjän poika Niko Yıldızlara Yolculuk

Yaz dönemlerinde sıkılmadan izlenebilecek tek şey anime yada animasyonlar. Öyle ki bende son zamanlarda bunların sayısını abarttım. Her ne kadar tembellik ve taşınma sevdalarıyla bir çok şeyi aksatsam da arada film yazmak kaçınılır gibi değil. Tanıtmak istediğim anime pek büyüklere hitap etmese de yine benim gibi çocukluktan bu anlamda elini ayağını çekememiş biri için güzel bir animasyon.  Niko – Lentäjän poika Finlandiya, Danimarka, Almanya, İrlanda ortak yapımıymış. Zaten filmdeki karakterler de ciddi ciddi Amerikalılara benzemiyor tam Avrupalı tipler.

Muoi

Daha öncede Ryeong adlı filmini duyup izleyemediğim Tae-kyeong Kim‘in 2007 yapımı Muoi adlı filmi başarılı bulduğum korku filmleri arasında. Gerek kurgusu gereks işleyişi insanda merak uyandırıyor. Yüz yıllar öncesinden bir lanet ortalıkta dolanmaktadır. Bu lanet Muoi’nin lanetidir. Ressam olan birine aşık olmuştır. Ancak bu adam zengin bir kadının nişanlısıdır. Ressam Muoi’nin resmini yapar ancak tam anlamıyla bitiremeden nişanlısının adamları, Muoi’yi yakalar. Zengin kadın önce Muoi’nin ayağını kırar sonrada yüzünü kezzapla yakar. Muoi intihar ederek kadını lanetler.

Back to Top