The Diary of a Teenage Girl

!f İstanbul’u geride bırakalı bir hafta oldu ama ben yoğunluktan dolayı filmleri oturup yazamamıştım. Aslında yazacak onlarca film varken bende if filmlerini biraz öne alayım sıcağı sıcağına (!) dile getireyim dedim. Atık blogu takip edemediğim doğrudur. Umuyorum bunlar geçici bir yoluna sokayım işleri… Gelelim The Diary of a Teenage Girl’e. Filmin yönetmeni Marielle Heller. IMDB geçmişine baktığımızda bu yönetmenin ilk senaryosunu yazdığı ve yönettiği film. Bundan önce bir kaç yapımda oyunculuk yapmış. Yani oyunculuk geçmişi yönetim geçmişinden daha fazla bir yönetmen var karşımızda. Tabi Marielle Heller’in oyunculuğunu izlemediğim için bir yorum yapamayacağım ama filmdeki oyunculuklar kesinlikle çok başarılıydı. Buna belki aradaki empati sebep olmuş olabilir. Senaryo ise Phoebe Gloeckner‘ın romanından uyarlanmış.

Turbo Kid

Malumunuz if İstanbul başladı. Bende kendi çapımda festivalin filmlerinden bir seçki düzenledim ve hayatıma bir aksiyon soktum. İlk izlediğim film ise Turbo Kid. Turbo Kid François Simard, Anouk Whissell, Yoann-Karl Whissell‘ın 2015 yılında çekmiş olduğu garip bir film. Yönetim ekibi aynı zamanda filmin senaryosunu da yazmış. Gerçi üç kişi bu filmi mi çıkarmış demeden edemeyeceğim ama çıkarmışlar. Garip bir film dedim, filmin atmosferi, müzikleri, olayları vs… oldukça değişik. Ve film açıkçası kesimini belli etmiş ve sadece 80’leri sevenler için yapılmış. 80’lerin b-movielerine ilgisi olmayanlar için film biraz eziyet olabilir.

We Are Still Here

2015 yapımı korku filminin yönetmen ve senarist koltuğunda Ted Geoghegan var. Film oldukça klişe başlayıp buş şekilde devam ediyor. Bazı sahneleri filmi vasatın üzerinde tutmaya yetiyor ama genel olarak baktığımızda film kesinlikle bekleneni vermiyor.  Filmin durgunluğu, kamera açılarının temizliği yönetmenin kamera hareketlerinde aksiyona girmemesi temiz bir izlenim sunuyor. Öyle fazla seste kullanılmamış. Yani tek düze başlıyor ve bitiriyorsunuz filmi.

Insurgent

Divergent filminin devam filmi olan Insurgent aklımda çok yer etmemiş olacak ki ben bu filmi de yazmayı atlamışım. Sonra bakınırken “aaa” dedim “ben bu filmi izlemiştim.” Tabi akabinde blogta bir arama yaptım ve bulamadım. Yine gözden kaçmış bir film. Bakıyorum da formdan düşüyorum. Divergent kitabına başladığımı ve okuyamadan bıraktığımı söylemiştim. Sonradan da elim kitaba gitmedi açıkçası yine okumadım. Bu sebepten dolayı tüm yorumlarım film üzerine olacak. Zaten kitap hakkında yorumumu da ilk filmin yazısında az da olsa yapmıştım.

Autómata

Ben bu filmi daha önce neden yazmadım bilmiyorum. Sanıyorum diğer filmler arasına kaynadı. Aslında yazdığımı düşünüyordum ama blogda aradığımda bulamadım. Haliyle bulamayınca da şaşırdım. Yazdığımdan o kadar emindim ki. Neyse sonuçta son dönem yapay zeka filmleri üzerinde aklımda kalan sayılı filmlerden biri olarak Automata nin üzerinden bir kez daha geçmeye ve onu bloga eklemeye kadar verdim. Filmin yönetmeni Gabe Ibáñez bu yönetmenin izlediğim ilk filmi. Kendisinin bu üçüncü filmi olmakla birlikte yapımlarda genelde özel efekt sorumlusu olarak yer aldığını görüyoruz. Hal böyleyken filmdeki görsel efektlerin de sırıtmadığını söylemem lazım. Pek çok anlamda filmi başarılı buldum. Aslında anlatmak istediğini anlatmış ama sanki bir polisiye edasıyla başlayan ve ilerleyen filmin temposunun bu kadar düşük olmaması gerekliydi.

Arundhati

Bir süredir korku filmi izlememiştim. Bir süredir Hint filmini de izlememişken bari bir Hint korkusu izleyeyim dedim. Araştırırken 7,2 IMDB puanlı Arundhati’ye denk geldim. Puanda bu kadar yüksek olunca izlemeye başladım. Arundhati aslında bir Hint tanrıçası. Bu filmde de ona değinilmiş. Ana karakter olan Arundhati’de halk tarafından kutsal sayılan biri. Film hem geçmiş hem gelecekte geçiyor. Filmin süresi yine uzun ama hem geçmiş hem gelecek derken hikaye hızla akıyor. Hint filmlerinin olmazsa olmazı danslar da mevcut ancak sayıları az ve mantıklı yerlerde. Göz ardı edebiliyorsunuz.

Pan

Şöyle blogta geçmişe doğru gittiğimde bu zamana kadar iki Joe Wright filmi izlediğimi görüyorum. Bu iki film ile birlikte yönetmenin diğer filmleri de aslında izleme listemde olan ve vakit bulmadığım filmler. Hanna iyi başlayıp sonu tam olarak bekleneni vermemişti ama Anna Karenina‘yı oldukça başarılı bulmuştum. Aslında yönetmenden Pan gibi bir film de beklemiyordum. Bu film ile yönetmen sanki biraz tarzının dışına çıkmış gibi. Filme baktığımızda Pan aslında yine çok uyarlanan Peter Pan hikayesinin yeniden uyarlanması. Ancak bu kez klasik hikayeden biraz daha farklı olarak işlenmiş. Ben hikayeyi fena bulmadım ama yine iyi başlayıp güzel ilerlerken final sanki yine birden olmuş hissi uyandırdı bende. Biraz fazla açık vardı senaryoda bunlarda can sıkıyordu.

Back to Top