Gojitmal

Uluslar arası arenada Lies (Yalanlar) adı ile bilinen film 1999 Güney Kore yapımı. Film Güney Kore yapımı olmasına rağmen film Güney Kore’de pornografik bulunduğundan dolayı yasaklanmış ve yönetmen bir süre içeri alınmış. Şimdi yasaklanmak konusuna karşı çıksam da filmi pornografik olarak değerlendirebileceğimi söylemeliyim. Benim görüşümü kale alırlarsa tabi. Film Jung-Il Chang‘ın romanından uyarlanmış. Roman nasıldı ki film böyle sorusunu soruyorum kendime. Yönetmen daha sonra filme müdahale ederek bir kaç sahne eklemiş. Bu sahneler de kitabın yazarıyla yaptığı görüşmelerle ilgili. Tabi filmdeki karmaşada ne olduğu kimle ne konuşulduğu pek belli olmuyor.

Caligula

1974 yapımı Tinto Brass filmi 37-41 yılları arasında Roma İmparatorluğunun 3. imparatorluğunu yapmış, Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus‘un hayatını anlatmakta.Despotluğu, acımasılığı, şiddet merakı, tuhaflığıyla tanınan kısaca Caligula adıyle bilinen hükümdar, yeri gelmiş Poseidon’a bile savaş açmış. Film ufak tefek olsa d bu ayrıntılara girmiş ancak genel olarak pornografiye dönen erotizmi baz almış. Filmin yapımcıları arasında Playboy yer almakta. Bu sebepten dolayı Tinto Brass ile birlikte yönetmenlik anlamında başkalarından da yardım almış. Film görsel olarak oldukça güzel. Dekorlar başarılı. Zaten o dönemde bilgisayar efekti kullanılamadığını düşünürsek, yüzlerce figüran, kostüm, mekan tasarımı insanı mest ediyor. Müzikler çoğu yerde filmin atmosferine uygun.

Q

Desire olarakta bilinen film 2011 Fransa yapımı. Filmin senaryo ve yönetmen koltuğunda Laurent Bouhnik var. Filmi izleyeli bir kaç gün oldu ancak filmin bana çağrıştırdığı tek şey filmin afişinde de göreceğiniz güzel Déborah Révy‘di. Bunun haricinde filmin gerek konusu gerekse işlenişi hakkında çok bir şey hatırlamadım. Bununla birlikte filmin erotik bir film olduğu da aklımdaydı. Ancak film safi erotikliğe vurulmak istenmemiş. İşin içine dram katıp, biraz daha sanatsal bir çalışma yapılmak istenmiş. Durağan ve diyalogsuz sahneler bunun kanıtı ama pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Filmi izlerken zaten ne karakterlerin psikolojilerini ne de başka bir şeyleri düşünebiliyorsunuz. Hikaye kendine çekmiyor. Anlatılmak istenen tam anlamıyla anlatılamamış.

Il Decameron / Dekameron

Pier Paolo Pasolini’nin 1971 yılında yaptığı film Il Decameron. Il Decameron, son filmi Salo o le 120 giornate di sodoma gibi aşırı rahatsız edici olmasa da yinede hem görsellik hem de eleştirel boyuttan sözünden sakınmayan bir film. Film Giovanni Boccaccio‘nun aynı isimli romanından esinlenmiş. Filmde on ayrı hikaye var. Hikayelerin çokluğu ve ayırt edilememesi izleyiciye takip sorunu yaşatıyor. Bunun yanı sıra oyunculuklarda oldukça başarısız. Oyunculukların sıfır olması gerçekliği arttırmada işe yaramış mı bunun tereddütü içindeyim. Biraz düşündüğümde sanırım filmde itici gelen şeylerin başında da oyunculuklar vardı.

La bimba di Satana

1982 yapımı porno/korku filmi olan La bimba di Satana’nın yaygın olarak bilinen adı Satan’s Baby Doll. Film İtalya yapımı ve yönetmen koltuğunda İtalyan Mario Bianchi var. Bu film Mario Bianchi’nin yetmiş dört filminden biri. Filmin senaryosu ise Gabriele Crisanti ve Piero Regnoli‘ye ait. Tabi senaristler var ortada ama filmde bir senaryo var mı o biraz tartışılır. Film her tür açısından da izleyiciyi tatmin etmiyor. Zaten dönemin video filmlerinden olan La bimba di Satana sadece boşluk doldurmak için yapılmış. İki türün birleşkesinin başarısız örneklerinden biri. Hikaye ve kurgu anlaşılmaz. Aynı zamanda oyunculuklar da berbat diyebiliriz. Önemli olan sanıyorum burada porno filme aksiyon katmaktı. Filmin konusu ise şöyle. Antonio Aguilar zengin bir adamdır ve eski büyük bir köşkte yaşamaktadır. Kendisi ile birlikte, kızı Miria, felçli kardeşi Ignazio, onun bakıcısı rahibe Solo ve uşakları Isidoro ile yaşamaktadır. Film karısının ölümü ile başlar. Kadın mumyalanmak için mahzene götürülür. Dr. Juan Saurez mumyalama işlemi için hazırlanmak üzere evden ayrılır. Bu sırada evde garip şeyler olmaya başlar. Ölü kadın Maria’nın ruhu ortalıkta dolanmaktadır ve …

Cosi fan tutte

Mozart’ın 1790 yılı operası ile aynı ismi taşıyor, Tinto Bras’ın Cosi fan tutte adlı filmi. Tüm Kadınlar Böyle yapar diye çevrilmiş. Aslında film Opera ile hemen hemen aynı konuyu işliyor. Her ne kadar Tinto Brass kadınların böyle yaptığını savunsa da, bu durum karşısında bir çok kadının tepkisini aldığı kesin. Film bildiğimiz Tinto Brass filmlerinin tüm özelliklerini içeriyor. Kalçalar ve göğüsler her zamanki gibi ön planda. Bu kez Tinto Brass’ın güzeller galerisine Claudia Koll‘da eklenmiş. Film 1992 yapımı. Zamanında Türk sinemalarına da gösterildiğini hesaba katarsak, üç film birden sinemalarına büyük vurgun yaşatmıştır. Vakti zamanında ergenken filmin Show Tv’nin gece kuşağında da yayınlandığını hatırlıyorum. Tramvay sahnesi ise o dönemden aklımda kalan sahnelerden. Film kıskançlık olayına değinse de zaten amaç farklı. Ancak bu film erotik açıdan dozaj olarak daha yüksek olmasına rağmen, hikaye açısından biraz daha sönük. Müzikler ve görüntüler başarılı şekilde kullanılmış. Filmin mekanlarını oldukça beğendim. Zaten Tinto Brass’ın mekan seçimlerini her zaman sevmişimdir. Film için aslında söylenecek çok fazla bir şey …

TRASGREDIRE

Bir Tinto Brass klasiği ile karşı karşıyayız. Film için ne demeli bilmiyorum. Yine çelişkili yorumlar ardarda gelebilir. Sanatsal bir film mi, pornoya kaçan erotik mi düşündürücü. Ancak mevzu bahis bir Tinto Bras filmi olunca her şey mubah… Film teşhircilik üzerinde duruyor. Sarışın genç , güzel ve çekici bir kadının iç çamaşırı kullanmamaktadır. Tabi bu durumda birazda kendi isteği ile erkekleri baştan çıkarır. Film erotik drama olarak geçiyor. Aslında hikaye teşhirciliğin yanında kıskançlık ve aldatma konularına değinmiş. Ancak filme göre şehvet (küçük aldatmalar) çiftlerin cinsel hayatına renk ve heyecan katacağı anlatılmış. Genç ve güzel karla sevgilisinden ayrı olarak farklı bir şehire gelir. Burada bir daire kiralar ve erkek arkadaşının gelmesini bekler. Sevgilisi Matteo ise, Carla’nın kendisini aldattığını düşünmektedir. Matteo, Carla’ya inanmaz ve onu fazla bunaltır. Hatta telefonda ayrılırlar bile. Carla içindeki bunalımı atmak için, orada tanıştığı emlakçı Moria’nın evine gider. Ertesi gün ise Matteo çıkar gelir ve ikisini evde basar. Carla durumu izah eder ancak Matteo …

Back to Top