Liza, a rókatündér

Oldukça farklı ve eğlenceli bir film var karşımızda. Macaristan sinemasından film izlemiş ama bu kadar başarılısını eğlencelisini görmemiştim. Liza, a rókatündér’de bunlardan biri. Fİlmin yönetmen koltuğunda Károly Ujj Mészáros var. Senaryoyu da ile beraber yazmış. Film yönetmenin ilk uzun metrajlısı denebilir. Bundan önce sürekli deneysel ve kısa filmler çekmiş asıl parasını da reklam filmlerinden kazanmış. Sanıyorum bu sebepten dolayı akıcı film. Film aslında bir uzak doğu efsanesi etrafında şekilleniyor. Efsanemiz ise blogta bir çok kez de dizilerde yer verdiğim, kuyruklu tilki efsanesi. Ancak bu öyle güzel bir şekilde filme uyarlanmış ki keyifle izliyorsunuz. Film görsel açıdan çok başarılı. Mekan ve kostüm tasarımları oyunculuklar gayet başarılı. Filmin özgün ve anlatım biçimi çok güzel. Filmin bir dakikasında bile sıkılmıyorsunuz.

Kung Fury

Festivalde Turbo Kid‘in ardından yayınlanmıştı Kung Fury. Önce ne izleyeceğimden habersizdim. Turbo Kid’den nispeten tatmin olmuş, dahası ne olabilir diye düşünüyordum. Ve şahit oldum ki dahası varmış. Hatta bence Kung Fury festivalin açık ara izlediğim en iyi filmiydi. Bu sebepten film en son yazmayı düşünüyordum ama ancak bu kadar dayanabildim. Açıkçası bu filmi daha önce nasıl keşfedemedim bilmiyorum. Öyle ki film YouTube‘da da mevcut. Aslına filmi herkesin seveceği garantisini veremem. Şimdi filmi herkesin seveceğini söyleyemem. Filmi sevmek ve özümsemek için o seksenlerin kültlerini çok seviyor olmanız lazım. Film yaklaşık otuz dakika ama şimdi burada filmde olan biteni anlatmaya çalışsam eminim sayfalarca yazı yazmak zorunda kalırım. Bu sebepten dolayı linkini verdim buyurun siz izleyip kendi yorumunuzu altına yazın.

Entertainment

Daha önce Rick Alverson filmi izlememiştim. Bu benim için ilk deneyim oldu. Deneyim diyorum Entertainment adı gibi eğlenceli bir film değil. Yüzlerce film izledim ve bunların bir çoğunu burada yazmaya çalıştım ama bu film kadar anlayamadığım film olmadı. Evet sembolizm desen var bir felsefe desen var ama filmde olmayan bir şeyde var. Bu olmayan şeylerin başında da izleyicinin bir türlü filme adapte olmaması yatıyor. Adapte olamamak demişken sorun bende mi bilmiyorum. Filmin içine bir türlü giremedim. Bölük pörçük bir kurgusu var. Yer yer karakterin psikolojisini vermeye çalışan garip sesler sinir ediyor izleyeni. Aslında ben bu sesleri severim, ama gördüklerimle bir şeyi bağdaştıramayınca haliyle anlamsız bir sinirden öteye geçmiyor bu sesler.

Turbo Kid

Malumunuz if İstanbul başladı. Bende kendi çapımda festivalin filmlerinden bir seçki düzenledim ve hayatıma bir aksiyon soktum. İlk izlediğim film ise Turbo Kid. Turbo Kid François Simard, Anouk Whissell, Yoann-Karl Whissell‘ın 2015 yılında çekmiş olduğu garip bir film. Yönetim ekibi aynı zamanda filmin senaryosunu da yazmış. Gerçi üç kişi bu filmi mi çıkarmış demeden edemeyeceğim ama çıkarmışlar. Garip bir film dedim, filmin atmosferi, müzikleri, olayları vs… oldukça değişik. Ve film açıkçası kesimini belli etmiş ve sadece 80’leri sevenler için yapılmış. 80’lerin b-movielerine ilgisi olmayanlar için film biraz eziyet olabilir.

Insurgent

Divergent filminin devam filmi olan Insurgent aklımda çok yer etmemiş olacak ki ben bu filmi de yazmayı atlamışım. Sonra bakınırken “aaa” dedim “ben bu filmi izlemiştim.” Tabi akabinde blogta bir arama yaptım ve bulamadım. Yine gözden kaçmış bir film. Bakıyorum da formdan düşüyorum. Divergent kitabına başladığımı ve okuyamadan bıraktığımı söylemiştim. Sonradan da elim kitaba gitmedi açıkçası yine okumadım. Bu sebepten dolayı tüm yorumlarım film üzerine olacak. Zaten kitap hakkında yorumumu da ilk filmin yazısında az da olsa yapmıştım.

Autómata

Ben bu filmi daha önce neden yazmadım bilmiyorum. Sanıyorum diğer filmler arasına kaynadı. Aslında yazdığımı düşünüyordum ama blogda aradığımda bulamadım. Haliyle bulamayınca da şaşırdım. Yazdığımdan o kadar emindim ki. Neyse sonuçta son dönem yapay zeka filmleri üzerinde aklımda kalan sayılı filmlerden biri olarak Automata nin üzerinden bir kez daha geçmeye ve onu bloga eklemeye kadar verdim. Filmin yönetmeni Gabe Ibáñez bu yönetmenin izlediğim ilk filmi. Kendisinin bu üçüncü filmi olmakla birlikte yapımlarda genelde özel efekt sorumlusu olarak yer aldığını görüyoruz. Hal böyleyken filmdeki görsel efektlerin de sırıtmadığını söylemem lazım. Pek çok anlamda filmi başarılı buldum. Aslında anlatmak istediğini anlatmış ama sanki bir polisiye edasıyla başlayan ve ilerleyen filmin temposunun bu kadar düşük olmaması gerekliydi.

Arundhati

Bir süredir korku filmi izlememiştim. Bir süredir Hint filmini de izlememişken bari bir Hint korkusu izleyeyim dedim. Araştırırken 7,2 IMDB puanlı Arundhati’ye denk geldim. Puanda bu kadar yüksek olunca izlemeye başladım. Arundhati aslında bir Hint tanrıçası. Bu filmde de ona değinilmiş. Ana karakter olan Arundhati’de halk tarafından kutsal sayılan biri. Film hem geçmiş hem gelecekte geçiyor. Filmin süresi yine uzun ama hem geçmiş hem gelecek derken hikaye hızla akıyor. Hint filmlerinin olmazsa olmazı danslar da mevcut ancak sayıları az ve mantıklı yerlerde. Göz ardı edebiliyorsunuz.

Back to Top