American Mary

İlginç bir film American Mary. Konusu işlenişi bakımından bana oldukça acayip geldi. Biraz gore’a kaçsa da tam anlamıyla karşılamıyor. Bunun yanı sıra filmde çok fazla kan ve şiddet sahnesi olmasına rağmen ben çok fazla rahatsız olmadım. Tabi alışkın olmayanlar için rahatsız edici olabilir. Lakin finale de neden pembe kan vardı onu da anlamış değilim. Filmin düşük bütçesi sebebi ile sanırım film sonunda kalan son damla kanı da açarak kullandılar.

Decoys 2: Alien Seduction

İlk filmin biraz değiştirilmiş hali ile karşı karşıyayız. Tabi ilk filmin çekilmesinin üstünden üç yıl geçtikten sonra gençleri olayı biraz daha aşmış olarak görüyoruz. Lakin bu filmde sanki gençlerin yaş ortalaması biraz daha düşmüş gibi geldi bana. Yani anlayacağınız daha fırlama ve daha gençler var karşımızda. Bu filmde aslında ilk filmin akışına ayak uydurmuş. İlk filmdeki gibi kahramanlarımızdan birinin yanında bir kız vardır ve ikisi beraber değildir. Aynı şekilde Çocuğun grup arkadaşları ilk kim kimle yatacak diye iddiaya girerler. Tabi iş biraz daha teknoloji çağına yakın olunca bilgisayardan program yapmalar ekibe ücretli üyelikler de söz konusu olur. Yani masum bir şekilde başlayan iddia alır başını büyür. Bu arada uzaydan gelen güzel yaratıklarda kendileri için erkek bulmaya devam ederler. Tabi onlar için önemli olan çiftleşmek ve soylarını devam ettirmektir.

R100

Yönetmen senarist Hitoshi Matsumoto Japonya’da ünlü bir komedyen. Ancak şimdi R100’e bakıpta bir komedi filminden bahsedeceğimi düşünmeyin. Tabi filmde komedi unsurları var ama film daha çok dram ve gizem ağırlıklı. Aslında tam anlamıyla filmi hangi kefeye koysam bilemedim. Film görsel olarak çok başarılı. Mat tonları filmin psikolojisini başarılı bir şekilde aktarıyordu. Kısmen filme yer edinmiş gore sahnelerini beğendim. Gerçi makyajlar daha iyi olabilirdi ama bu şekilde de şaşadan uzak karakterin yapısına uyan makyajlar vardı. Filmde müzik kullanımı oldukça başarılıydı. Film boyunca eşlik eden Beethoven filmin atmosferine kolayca girmemizi sağlıyordu.

The Lords of Salem

2012 yapımı filmin yönetmen ve senaryo koltuğunda Rob Zombie var. Tabi ismi müzik dünyasından da tanıyor olmam filmi izlemem için bir neden oldu. Tabi sonra gördüm ki Rob Zombie’nin daha önce izlediğim ancak o dönemler blog yazmadığım yada izlediklerimi arşiv yapmadığım için aklımda kalmayan bir çok filmi varmış. Hatta Halloween serisinden bir kaç filmde onunmuş. Biz gelelim The Lords of Salem’e. Vukuatlı Salem şehrini bilirsiniz. Hikayemiz burada geçiyor. Tabi hikaye yönetmeni ve senaristinden dolayı biraz daha ‘underground’ yer altında kalmış film çıkıyor karşımıza. Görüntüler oldukça siyah ortam kasvetli ancak bu olaylara/hikayeye adapte olmanıza pek olanak sağlamıyor. Öyle ki aslında basit görünen hikayede kurgu biraz karışık.

Caligula

1974 yapımı Tinto Brass filmi 37-41 yılları arasında Roma İmparatorluğunun 3. imparatorluğunu yapmış, Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus‘un hayatını anlatmakta.Despotluğu, acımasılığı, şiddet merakı, tuhaflığıyla tanınan kısaca Caligula adıyle bilinen hükümdar, yeri gelmiş Poseidon’a bile savaş açmış. Film ufak tefek olsa d bu ayrıntılara girmiş ancak genel olarak pornografiye dönen erotizmi baz almış. Filmin yapımcıları arasında Playboy yer almakta. Bu sebepten dolayı Tinto Brass ile birlikte yönetmenlik anlamında başkalarından da yardım almış. Film görsel olarak oldukça güzel. Dekorlar başarılı. Zaten o dönemde bilgisayar efekti kullanılamadığını düşünürsek, yüzlerce figüran, kostüm, mekan tasarımı insanı mest ediyor. Müzikler çoğu yerde filmin atmosferine uygun.

Dawna of The Dead

Filmi uzun süre önce izlemiştim ama yine bir köşede kalmış. Ta ki yine disklerin kıyısına köşesine bakana kadar. Filmin benim için en büyük merak konusu porno/korku olmasıydı. Daha önce böyle bir film izlediğimi hatırlamıyorum. Tabi ilk deneyimimi mi de bu filme yaşamam benim için hayal kırıklığı oldu. Filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Laume Conroy var. Laume Conroy filmin aynı zamanda özel efekt, kostüm ve makyaj sorumlusu da. Laume Conroy bu şekilde filmin bütçesini düşürmeyi başarmış ama o zombilerin sargı bezleri parasını ne yapmış merak ettim. Film ne pornografik yönden, ne korku yönünden kısacası hiç bir yönden tatmin edici değil.

The Collection

Saw serisinin senaristi olarak tanıdığımız Marcus Dunstan‘ın yönetmen olarak karşımıza çıkan ikinci filmi The Collection. The Collection yine yönetmenin The Collector adlı ilk filminin devam filmi olma özelliğine sahip. Bu aşamada ben ilk filmi izlemediğim için ilk film ile arasındaki bağlantıyı kuramayacağım. Burada ortak olarak öldüren katilden başla bir noktanın da ilk filme bağlandığını düşünmüyorum açıkçası. Gerçi ilk filmde bu film kadar konusuz ve amaçsız ise iki film birine bağlansa ne olur, bağlanmasa ne olur diyeceğim. Film korku filmi gibi gözükse de korku namına hiç bir leyle karşılaştırmıyoruz. Ne gerilim, ne korku yanımızdan bile geçmiyor. Bununla birlikte senaryoda çok fazla akla yatkın şeylerde yok. Peki filmde karşımıza çıkan ne? Sadece öldürülen parçalanan insanlar.

Back to Top