Kategori arşivi: Komedi

Sen Kiminle Dans Ediyorsun?

Yine Ayla’ya bilet bulamayınca farklı bir filme gireyim dedim. Sanırım Ayla için önceden bilet almak lazım. Bu film de Burak Aksak’ınmış. Maşallah kendisi peynir ekmek gibi film çekmeye başladı. Muhtemelen Dede Korkut’dan daha iyi bir film çıkacak karşımıza. Gerçi filmi izleme sebeplerimden biri Binnur Kaya olması. Bir beklentim yok. Bakalım film nasıl çıkacak?

Tahminimde bunkez yanılmadım, Dede Korkut’tam kat kat iyi film olmuş. Tabi genel olarak iyi bir film mi diye sorarsanız, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oyunculuklar fena değil. Hatta şu ama kadar Demet Özdemir beklediğimden daha iyi bir performans sergiledi diyebilirim. Binnur Kaya’nın karakteri tam karikatürlük bir karakter olmuş. Hikaye bakımından basit ilerlese de bazı diyaloglar fena değil. Öyle insanı gülmekten kırıp geçirmiyor film ama yer yer tebessüm ettiriyor. Gerçi sinemadakileri hesaba katarsak onlar için eğlenceli gibi. Diğer bölümde ne değişir bilmiyorum. Küçük bir aşk hikayesini temeli atıldı, muhtemelen sonu filmin sonu olacak. Bu arada filmin girişi çok fena değildi. Bazı karakterlerin altı çok fazla dolu değil. Belki dolar. Bakalım…

İkinci bölüm komediden çok dram ağırlıklıydı. Arada bir komik sahneler de olsa keskin romantizm ve dram dönüşü beni pek tatmin etmedi. Hİkaye ilk yarıda yayıldı yayıldı ikinci yarıda tür ddeğiştirip birden döndü. Film sonunda Bollywood tarzı dans filme oturmuş. Genel olarak baktığımızda eh evde çekirdek eşliğinde izlenebilir bir film.

Dede Korkut Hikayeleri: Deli Dumrul

Film öncesi: Barış Aksak’tan yeni bir Dede Korkut Hikayesi uyarlaması. İlki Salur Kazan gerçekten kötüydü. Bakalım bu film ne olacak.  

Film Arası: Salur Kazan’dan daha eli ayağı düzgün bir film olmuş bana öyle geldi. Gerçi tarza alışmışta olabilirim. Diyaloglar ve göndermeler nispeten daha iyi.  Ancak o bildiğimiz Burak Aksak diyalogları yok. Filmlere,  dizilere,  reklamlara atılan atıflar sadece küçük gülümsemeler bıraktırıyor. Daha fazlası yok. Hikaye ise Beşir bir çekilse işlenmiş. 

Kostüm için fazla çaba harcanmamış aynı şekilde mekan ve mekan tasarımı da oldukça basit.  Aslında bir film olmaktan öte bu seri televizyon filmi ya da dizisi olabilirmiş. Pek özelliği yok. 

Oyunculuklar iyi. Zaten kadro fena sayılmaz. Ancak karalterlerde dolgunluk olmadığı için oyuncukuklar da anlık diyalıglarla birbirine bağlanmış. 

Sinema salonunun sesinde sıkıntı vardısöylemeden geçmeyeyim. Okadar para alınca film için sinema salonları bu da bana dert oluyor. Perde arkasındaki ana kolon,  patates,  soğan algısı gibi veriyor sesi. 

Film Sonu: İkinci bölümde yani sonuna doğru Dumrul’un Azrail ile olan bölümleri daha keyifli geçti. Ancak öyle çok ahım şahım bir diyalog silsilesi ya da hareket göremedim. Özet olarak ortalamanın bşrntık altı serinin ise en iyi filmi olmuş. Şahsen ben daha iyilerini daha da bekliyorum. Bir hikaye harmanlanacaksa Bana Masal Anlatma’daki gibi olabilirdi. 

Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai

Bir süredir anime izlemiyordum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım felaket dram yüklü, salya sümüklük anime var deyince ben de kayıtsız kalamamış ve izlemeye başlamıştım. Evet o animenin ismi Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai. Kısaca Ano Hana. İngilizcesi de Anohana: The Flower We Saw That Day.

Benim duygusuz anıma gelmiş olacak ki bu anime bende derin yaralar bırakmadı. Evet başarılı bir dramdı ama kesinlikle daha iyilerini izlemiştim. Yinede izlenmesi gereken başarılı animeler arasında Ano Hana. Okumaya devam et

Liza, a rókatündér

Oldukça farklı ve eğlenceli bir film var karşımızda. Macaristan sinemasından film izlemiş ama bu kadar başarılısını eğlencelisini görmemiştim. Liza, a rókatündér’de bunlardan biri. Fİlmin yönetmen koltuğunda Károly Ujj Mészáros var. Senaryoyu da ile beraber yazmış. Film yönetmenin ilk uzun metrajlısı denebilir. Bundan önce sürekli deneysel ve kısa filmler çekmiş asıl parasını da reklam filmlerinden kazanmış. Sanıyorum bu sebepten dolayı akıcı film.

Film aslında bir uzak doğu efsanesi etrafında şekilleniyor. Efsanemiz ise blogta bir çok kez de dizilerde yer verdiğim, kuyruklu tilki efsanesi. Ancak bu öyle güzel bir şekilde filme uyarlanmış ki keyifle izliyorsunuz.

Film görsel açıdan çok başarılı. Mekan ve kostüm tasarımları oyunculuklar gayet başarılı. Filmin özgün ve anlatım biçimi çok güzel. Filmin bir dakikasında bile sıkılmıyorsunuz. Okumaya devam et

Kung Fury

Festivalde Turbo Kid‘in ardından yayınlanmıştı Kung Fury. Önce ne izleyeceğimden habersizdim. Turbo Kid’den nispeten tatmin olmuş, dahası ne olabilir diye düşünüyordum. Ve şahit oldum ki dahası varmış. Hatta bence Kung Fury festivalin açık ara izlediğim en iyi filmiydi. Bu sebepten film en son yazmayı düşünüyordum ama ancak bu kadar dayanabildim. Açıkçası bu filmi daha önce nasıl keşfedemedim bilmiyorum. Öyle ki film YouTube‘da da mevcut.

Aslına filmi herkesin seveceği garantisini veremem. Şimdi filmi herkesin seveceğini söyleyemem. Filmi sevmek ve özümsemek için o seksenlerin kültlerini çok seviyor olmanız lazım. Film yaklaşık otuz dakika ama şimdi burada filmde olan biteni anlatmaya çalışsam eminim sayfalarca yazı yazmak zorunda kalırım. Bu sebepten dolayı linkini verdim buyurun siz izleyip kendi yorumunuzu altına yazın. Okumaya devam et