Kategori arşivi: Korku

IT

Stephen King’in en sevdiğim romanlarından biri olan It’e sonunda gelme fırsatı bulabildim. Çok fazla fragmanlarını izlemedim ne ile karşılaşacağımı pek görmemek için sadece Penny’in biraz daha ürkünç olduğunu gördüm. Bir iki instagram paylaşımını da görmüş olabilirim. Lakin Dark Tower’dan beklemediğim performansı bu filmden bekliyorum. Yer yer dizi olarak çekilen eski yapımda da karşılaştırabilirim filmin yarısında. Ancak kitap ile kıyaslamaya girer miyim bilemiyorum. Bakalım ne olacak. 

Filmin ilk bölümünde eski yapım ya da kitap ile kıyaslanmaması gerektiği kanısına vardım. Bazı olaylar kitaptan alınmış hatta bir çoğu. Ancak sahneler klasik korku filmlerini etkisinde biraz fazla kalmış. Ancak bunlar hızla geçtiği için çok dikkat çekmiyor. Birde takıldığım olay zombi öğelerinin fazla kullanılmış olması. Yani her ölü bir zombi edasında ayağa kalkıyor.

Film tamamen çocukların başından geçenleri anlatacak büyüklüklerine değinmeyecek gibi. Sanıyorum bu bir başka film olabilir. Karakterlerin yaşlarını bilmiyorum ama fiziksel görünümleri aralarında yaş farkları varmış gibi gösteriyor. Ben kitaptaki karakterler ile bu karakterleri pek oturamadım. Şu ana kadar film zaman zaman gerse de korkutma konusunda başarılı değil. Çok fazla ses kullanımı var ve bence bazıları gereksizdi. Karakterlerin aile hayatlarına dair de girişte bulunuyor film ama tam bir denge sağlanmamış. Bu konuda kurguda kopukluk var gibi. Karakterlerin psikolojilerine inemedim bir türlü. Bir yerde eksiklik var. 

Filmin ikinci bölümünde asıl aksiyon başladı tahmin edebileceğiniz gibi. Romanda ve ilk yapımda Bev daha fazla kilit konumundayken burada daha çok yine erkekler tarafından kullanılan bir kız profili çizilmiş. Final tamamen farklı şekilde kurgulanarak romanın mistizminden uzaklaştırılmış iş iyice şiddete dökülmüş. Hani hayal gücü ile varolan o güç? Penny her ne kadar korku ile beleniyorsa çocuklar da hayal güçleri yardımıyla bekleniyordu. Astım ilacını asit olarak hayal edilmesi,  gümüş küpeler bunun hep parçasıydı. Penny korkulan karakter kavramına dönerken kişilerin korkularını kullanıyordu. Kitapta tek ortak korku ise örümcek benzeri bir yaratıktı. Filmde bunu göremedim birde o beyaz ışığı. Bu olgulara kilit anlamlar yüklüydü bence. Kötü çocuk karakterinin birden devre dışı olması da sonraki sefer nasıl bir görev ile karşımıza çıkartacak sorusunu sordurdu bana. 

Sonuç olarak beklentilerimin dışında bir film çıktı karşıma. Ben bir kaç kez izlenebilecek klasikleşebilecek bir film bekliyordum ama bu filmi ikinci kez izlediğimde ne hissettirecek bilmiyorum. Sanırım eski yapım hala benim için bir numara ve defalarca izlenebilecek nitelikte. 

Yönetmen : Andy Muschietti

Kitap: Stephen King 

Siccin 4

Yeni bir olaya girsem de acaba sinema da izlediğim filmlerin yorumlarını böyle hemencecik film arasında ve sonunda mı yapsam. Siccin 4 ile bir deneme başlatayım en bakalım olacak mı? Bu arada iyi bayramlar. 

Filmin ilk yarısı sorunda, Bir önceki filmine bağlantısı var mı yok mu tereddütünde kaldım. Küçük kız bir önceki filmde de vardı başından birşeyler geçmişti. Eğer o önceki filmdeki kız, aile de o aile ise bu arada küçük erkek çocukları var mıydı hatırlamıyorum ailenin gayet sıradan hiç birşey olamamış gibi hareket etmesi gayet enteresan. Ben önceki film ile bağlantısı olmadığını varsayıyorum. 

Aile borç batağı içinde adamın annesinin evine taşınır. Küçük çocuğun kalp gözü açıktır ve olan biteni görür. Ancak konuşmaz. Bu durumdaki çocuğa anne ve babasından çok küçük ablasının destek ve göz kulak olması garip. Bu konuda çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. 

Geçen ilk bölümde film en fazla elli saniyelik sekanslara ayrılıyor ve her birinde bir aksiyon mevcut. Bu parçalar aslında birleştiğinde de çok fazla bütünlük teşkil etmiyor. Filmin sonunda nasıl bağlanacaklar merak ediyorum. Sahnelerin çoğu hayal ve rüyadan ibaret çıkıyor karşımıza. 

Oyunculuklar şu ana kadar iyi. Ses ve görsellik daha iyi kullanılmış. Yine arada gürültüler olsa da nispeten daha iyi. Makyaj konusunda bazı yerler iyi bazı yerler abartılmış belli oluyor. 

Filmin sonunda o başlardaki karmaşıklığın açıklamasını yapıyorlar. Son on dakikaya kadar yine bu tür kısa parçalara devam ediyor film. Sonra küçük çocuğun kalp gözüyle konuştuğu önceki filmden de hatırladığım yakışıklı Arapça konuşan hoca işi çözüyor. Lakin çok çabuk çözüyor. Ben buradaki duruma da takılıyorum biraz finallerin oldu bittiyse gelmesi filmin inandırıcılığını yitiriyor bende. 

Filmde bir kaç gürültü haricinde korkutucu öğe yok. Bunlar haricinde sürekli,  saç kıl benim bile midemi kaldırdı zaman zaman. Üç yıldız veririm sanırım tamamına. ***

Yönetmen 

We Are Still Here

2015 yapımı korku filminin yönetmen ve senarist koltuğunda Ted Geoghegan var. Film oldukça klişe başlayıp buş şekilde devam ediyor. Bazı sahneleri filmi vasatın üzerinde tutmaya yetiyor ama genel olarak baktığımızda film kesinlikle bekleneni vermiyor. 

Filmin durgunluğu, kamera açılarının temizliği yönetmenin kamera hareketlerinde aksiyona girmemesi temiz bir izlenim sunuyor. Öyle fazla seste kullanılmamış. Yani tek düze başlıyor ve bitiriyorsunuz filmi. Okumaya devam et

Arundhati

Bir süredir korku filmi izlememiştim. Bir süredir Hint filmini de izlememişken bari bir Hint korkusu izleyeyim dedim. Araştırırken 7,2 IMDB puanlı Arundhati’ye denk geldim. Puanda bu kadar yüksek olunca izlemeye başladım. Arundhati aslında bir Hint tanrıçası. Bu filmde de ona değinilmiş. Ana karakter olan Arundhati’de halk tarafından kutsal sayılan biri. Film hem geçmiş hem gelecekte geçiyor.

Filmin süresi yine uzun ama hem geçmiş hem gelecek derken hikaye hızla akıyor. Hint filmlerinin olmazsa olmazı danslar da mevcut ancak sayıları az ve mantıklı yerlerde. Göz ardı edebiliyorsunuz. Okumaya devam et

Insidious: Chapter 3

İlk filmi beğenmiş, ikinci filmi klişe bulmuş biri olarak üçüncü filmden pek haz etmediğimi söylemek zorundayım. Öyle ki film benim için sıkıcı geçti, sıkıcı geçmesiyle beraber de film sonunda aklımda kalan hiç bir sahne olmadı. Sanırım Insidious’ın da Paranormal Activity gibi serisi çıkacak. Öyle ki ailenin geçmişine kadar indik. Bu durum çok mu gerekliydi, gördüğüm kadarıyla buna evet diyemeyeceğim. Keşke hiç çekilmeseydi.

Üçüncü bölüm birinci bölümün öncesi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak filmin sonunda bu ne birinci bölüme tam olarak bağlanıyor nede ikinci bölüme atıfta bulunuyor. Muhtemel bir dördüncü filmin hikayesinin temelleri atılmış oluyor bu şekilde.

Filmin yönetmeni diğer iki filmin senaristi ve oyuncusu Leigh Whannell. Bu kendisinin ilk yönetmenlik deneyimi ve aslında yazmakla yönetmek arasındaki fark ortaya burada çıkıyor. Yönetim çok kötü olmamakla birlikte ilk iki filmin yanından geçmiyor. Hikayenin de sönük olması yönetimdeki eksikler filmin keyifli izlenimini ortadan kaldırıyor. Yönetimde eksiklik olmasına rağmen ses kullanımı benim hoşuma gitti. Oyunculuklar da beni tereddütte bıraktı. Belki de filme tam olarak giremediğimdendir.  Okumaya devam et