Thor: The Dark World

İlk filmi adam gibi izlemeden ikinci filmi yazmayayım demiştim ve ilk filmi de ikinci filmi izlemeden araya sıkıştırmış yazmıştım. İlk filmi parça parça izlemiştim sonra oturup bir çırpıda izlemiş ve hakkındaki düşüncelerimi yazmıştım. Şimdi Thor’un kaderinden midir yoksa genel olarak hikayenin sıkıcılığına mı bilmem ama bu filmi de bir oturuşta izleyemedim. Tamam ilk seferinde benim hatam olabilirdi ama ikinci ve üçüncü seferde kesinlikle filmin sıkıcılığına bağlıyorum filmi bir oturuşta izleyemememin nedenini. Bu film ilk filmden daha iyi diyebilirim. Hikaye açısından değil sadece görsellik açısından. Bu filmde de ilk filmde olduğu gibi hikayenin ve karakterlerin altı doldurulmamış. Belli ki bir sonraki film için temel atılmaya çalışılmış ama 112 dakika izlediğimiz şu filmin hiç bir temeli yok. Tamam Marvel çizgileri genelde komik oluyor ama bu filmde işin biraz dozu kaçmış.

The Croods

2014 akademi ödüllerinde En İyi Animasyon Film dalında aday olan ancak tek adaylığına rağmen eli boş dönen animasyon filminin yönetmen koltuğunda Kirk De Micco ve Chris Sanders var. Chris Sanders‘i, How to Train Your Dragon filminden de tanıyoruz. Bu filmde en az How to Train Your Dragon kadar başarılı ve Dreamworks’un en iyileri arasında yerini alıyor. Son dönemde zaten Dreamworks iyi işler çıkarmaya başladı. Bu yadsınamaz. Her ne kadar animasyon çok başarılı olsa da hikayesi bu konuda sınıfta kalıyor. Yani filmin ilk dakikalarından sonunda ne olacağını kestirebiliyorsunuz. Basit bir kurgusu var ve bu kurgu dışına da çıkmıyor film. Karakterler ve hareketleri ayrıntılı bir şekilde düşünülmüş. Tabi animasyonun olmazsa olmazı komedi unsuru da filmde mevcut. Bunu kısman karakterler karşılasa da büyük çoğunluğu filmin asıl aksiyonunun başladığı ikinci bölümünde evcil hayvanlar oluşturuyor.

Thor

Serinin ikinci filmini izlemeye niyetlenmişken aslında ilk filmi izlemediğimi fark ettim. İzlemediğimi derken aslında televizyonda denk gelmiş parça parça izlemiştim. O zamanda film bana pek dikkat çekici gelmemişti. Neyse usul yerini buldun diye sakin kafayla ilk filmi de izleyeyim dedim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kez de beni sarmadı film. Filmin yönetmen koltuğuna Ironman 2’nin de yönetmeni olan Kenneth Branagh var. Ek sahneler içinde The Avengers‘dan bildiğimiz  Joss Whedon ismi karşımıza çıkıyor. Ancak film genel olarak Kenneth Branagh’ın elinden çıkmış. Sanıyorum Marvel kendine kankalardan oluşan bir ekip kurmuş kimin ne yaptığı belli omadan film çekip duruyor. Tabi son dönemde pek fazla iyi çizgi roman çıkaramayınca ne yapsın olanları perdeye yansıtmaya başladı.

Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief

İlk film olan Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief’i izlediğimden adım gibi eminken blogda bulamamam beni resmen hayal kırıklığına uğrattı demek ki arada izleyip yazmak için kaçırdıklarım oluyormuş ne diyeyim. Tabi ikinci filmi izlemişken ve yazacakken de ilk filmden bahsetmemek olmaz. Çünkü ilk film daha iyiydi diyebilirim.

Percy Jackson Sea of Monsters

Bir önceki film olan Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief‘den daha sönük olan ilkinin aksiyonuna kıyasla sıkan bir film Percy Jackson Sea of Monsters. Yönetmen ve senarist bu filmle birlikte değişmiş. Yani ilk filme baktığımızda pek bir ortak nokta göremiyoruz filmde. Yönetmen Diary of a Wimpy Kid‘den tanıdığımız Thor Freudenthal. Senarist koltuğunda ise CSI: Miami, FlashForward, Green Lantern gibi yapımların senaryolarından tanıdığımız Marc Guggenheim var. Yönetim ve senaryo kadrosu komple değişen filmin tüm dakikalarına bu değişiklikler yansımış.

Hammer Of The Gods

2013 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Farren Blackburn bulunmakta. Filmin yönetmeni ve hatta senaristi Matthew Read bir çok İngiliz televizyon dizisinde iş yapmışlar. Tabi ben hiç birini izlemedim. Her biri de bu filmin edasındaysa açıkçası izlemeyi de düşünmüyorum. Film hakkında iyi şeyler yazmayacağım. Aslında film hakkında bir şeyler yazma konusunda da tereddütteydim. Ancak yine üç beş okuyucum için elimi taşın altına soktum ve bu sıkıcı tahammülsüz filmi izleyerek filmi kaleme almaya (klavyeye almaya veya) başladım. Tabi filme anlatacak çok şey olmayınca bu şekilde yazıyı doldurmak için yapılan geyikte cabası. Olsun bin küsürüncü filmimizde Hammer Of The Gods olsun.

Taşların Sırrı

1992 yapımı dizi Taşların Sırrı. Bizim dönemden bilmeyen yoktur. Bende geçtiğimiz günlerde aklıma yer eden bu diziyi sıkılmadan usanmadan tekrar izledim. Zaten altı bölüm pek dokunmuyor. O dönem diziler kırk, kırk beş dakika. Şimdikiler gibi değil. Tabi şu anki dizilerle bir kıyaslamaya girmeyeceğim. Aradaki kalite farklı büyük. Belki teknolojik olarak geliştik ama boş işler çıkarmaya başladık. Taşların Sırrı benim yaşımda bir çok kişinin arkeolog olmasına neden olan bir dizi. Tabi sadece o dönemlerde böyle arkeoloji ya da başka içerikli dizileri görebilirdiniz. O iki binlerin adam asan kesenleri pek göremezdiniz. Sonra sorun ki yeni nesil neden şiddet meraklısı, boş. Neyse amacım sosyal analiz yapmak değil. Konudan uzaklaşmayalım.

Back to Top