The Girl in the Woods

Posta kutuma çok fazla elektronik posta gelmez. Gereksizleri saymıyorum tabi. Geçtiğimiz günlerde bir e-posta geldi ve e-posta The Girl in the Woods adlı kısa film ile ilgiliydi. E-postayı filmin yönetmeni Azeri Tofiq Rzayev. Tofiq Rzayev’in bu ilk kısa filmi değilmiş. Diğer bir filmi bazı festivallerde ödülde almış. The Girl in the Woods ise Türkçe çekilen ve Türk oyuncuların olduğu bir film. Film aile ve arkadaş yardımı ile düşük bütçe ile çekilmiş.

Tofiq Rzayev bir de Türk izleyici gözünden yorum istemiş. Ben de teşekkürlerimi iletip filmi yorumlayacağımı söyledim. Continue reading “The Girl in the Woods”

Upside Down

Filmi geçtiğimiz günlerde bir gece yarısı televizyonda yayınlanırken gördüm. Nasıl ya, derken filmin görüntülerine, o fantastik ortamına hayran kaldım. Tabi film televizyonda izlenecek türden değildi biraz bakındıktan sonra daha aklı selim kafayla reklamsız izlemeye karar verdim. Tabi ‘ınh filmde olması da ayrı bir durum.

Film 2012 yapımı. Yönetmen koltuğunda ise Fernando Solanas‘ın oğlu Juan Solanas var. Filmin senaristi de kendisi. Filmin görselliğine mekan tasarımına ve fikrine bayıldım. Bunlara bayılmama rağmen film olmamış. Tüm bu saydıklarımın üzerinde çok fazla durulurken filmin hikayesi kaçmış ve klasik bir zengin kız fakir oğlan klasiğine dönmüş film. Bu durumda merak cezbederek izlenen filmden hayal kırıklığı ile ayrılmamıza sebep oluyor.  Continue reading “Upside Down”

Predestination

Yine bir  filmi ile karşınızdayım. Bu iki kardeşi, Undead ile tanımış Daybreakers ise çok sevmiştim. Şimdi ise bu iki kardeşin yeni filmini izledim. Yeni dediysem film 2014 yapımı. Yani üzerinden bir sene geçmiş. Daybreakers’ta Ethan Hawke ile çalışan ekip bu kez aynı kişi ile çalışmış. Hikaye biraz çıkmaza girip zaman zaman kendi içinde tutarsızlığa düşsede genel anlamda film oldukça başarılı.

Bu başarı, oyunculuk, hikaye, kurgu, mekan, müzik yani her şeyi içeriyor. Tabi bir baş yapıt olacak özellikte bir film değil ama kafa karıştırtması, düşündürtmesi, garip duygulara yer açması bakımından film oldukça başarılı. Continue reading “Predestination”

Trash / Çöplük

 

Festivelde izlediğim en iyi film buydu diyebilirim size. İşlenişi, hikayesi, aksiyonu, eğlencesi her şeyi ile çok başarılıydı. Oyunculuklarda aynı şekilde. Filmi belkide sempatik yapan baş rollerinde de sevimli çocukların olmasıydı. Tabi hikayenin gizemi çocuklarla birlikte bir gizemin peşinden koşmak oldukça keyifliydi. Filmin siyasi bir film olduğunu da düşünürsek, siyasi aksiyonların içerisinde bu filmin yeri oldukça başka ve film kendini sıkılmadan emrakla izlettiriyor.

Filmin yönetmen koltuğunda usta yönetmen  diğeri var. Ben aslında bu filmi yönetmenin tarzına göre biraz hareketli buldum. Film ise Andy Mulligan‘ın romanından uyarlanmış. Kitabın elbette artıları vardır ama film başarılı bir uyarlama olduğunu keisnlikle belli ediyor. Continue reading “Trash / Çöplük”

Død snø 2 / Ölü Kar: Kızıllar Ölülere Karşı

İlk filmi ‘da izleyip büyük keyif aldıktan sonra yönetmen  ilk filmden dört sene sonra Død snø 2’yi çekmiş bizde bu vesileyle ikinci filmi izlemiş olduk. Bu filmde ilk film gibi oldukça keyifli. İlk film sonunda ikinci film nasıl devam eder diye bakarsak Død snø 2 klasik devam filmlerinden biraz farklı bir yol çizmiş. Yani bir başka ekip aynı yere gelip Nazi zombilerimizi görmüyor. Film tam anlamıyla devam filmi olmuş ve iki filmi ard arda soluksuz izleyebileceğiniz hatta iki filmi bir bütün olarak izleyebileceğiniz bir hal almış.

Yönetmen Tommy Wirkola Død snø ile yakaladığı başarısını Hollywood’da devam ettirmek istemiş ve Hansel & Gretel: Witch Hunters‘ı çekmişti. Serinin ikinci filmi de yoldaymış gördüğüm kadarıyla ancak Hansel ve Gretel’in Død snø’nun yanından bile geçmediğini belirtmem lazım. Sanki bazı yönetmenler Hollywood’a hiç uğramasa daha iyi.  Continue reading “Død snø 2 / Ölü Kar: Kızıllar Ölülere Karşı”