A Perfect Getaway

Milla Jovovich ve eşsiz Hawaii manzarasının izlettiği film A Perfect Getaway. Öyle ki Milla Jovovich ayrı bir güzel bu filmde. Bu iki faktör filmi sabırla izlemeye değer kılıyor. Tabi burada Steve Zahn‘nın da başarılı oyunculuğunu göz ardı etmemek lazım. Milla Jovovich güzelliği ile göz doldururken Steve Zahn oyunculuğu ile göz dolduruyor. Bunun haricinde filmin diğer iki karakteri olan Nick ve Gina karakterini canlandıran Timothy Olyphant ve Kiele Sanchez‘de filme göre oldukça başarılı oyun sergilemişler. Filmin görüntüleri çok güzel. Bir macera filminden çok sanki karşımızda Hawaii tanıtım filmi varmış hissine kapılıyorsunuz. Hawaii’nin güzellikleri oldukça başarılı bir şekilde filmde yer almış. Ne yalan söyleyeyim filmin önüne bile geçmiş. Zaten bu görüntüler olmasa sanki film bir köşeye sıkışacakmış gibi duruyor. Film bir çiftin düğün görüntüleri ile başlıyor. Uzun süren film görüntülerinde biz gelin ve damatı göremeyiz. Ancak konuşmalardan anlarız ki balayı için Hawaii’ye gideceklerdir. Daha sonra karşımıza yeni evli çift olan Cliff ve Cydney Anderson Hawaii’de bir jipte ilerlerken çıkarlar. Buraya kadar …

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi

Aslında uzun uzun diziden bahsetmeyeceğim. Zaten bir çok kişi şu dönemde dizi hakkında on binlerce kelimeyi yan yana getirmekte. Bu sebepten olanı biteni kendi düşüncelerim eşliğinde yorumlamak bende kalsın. Ancak şu da bir gerçek ki, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi Türk dizi tarihinin en iyi dizilerinden… Dizi artık rutinliği takip eden hem cinslerinden sıyrılmakla kalmayıp onlara gerek senaryo, gerekse çekimler olarak bir kaç gömlek fark atıyor. Tabi burada bir yapımda oyunculuğun ne kadar önemli olduğunu tekrar gözümüze sokuyor. Bu işi bir kaç şarkıcı parçasına, birilerinin güdümlü oyunculuklarına değil de, gerçek oyunculara bıraktığımızda karşımıza neler çıkıyor bu dizi bize gösteriyor. Bilhassa olay yaratan, yüzümüzü şekilden şekle sokan final bölümündeki oyunculuklara dikkat çekmek isterim ki, kesinlikle bu oyunculuklar diğer dizi ve sinema oyuncularına ibret olarak okutulmalı. Tabi bu arada dizinin içine çeken bize çokta uzak gelmeyen insanları da cabası. Her bir karakterin hayata bakışı, hisleri oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmış bize. Her bir …

La dentellière / Dantelci Kız

Festival’in 30. Yılına özel olarak yapılan bölümde Isabelle Huppert’i daha yirmili yaşlardayken gördüğümüz bir filmi de vardı. Gördük ki Isabelle Huppert daha o zamandan sinemadaki varlığını ortaya koymuş. Film çekildiği 1978 tarihinde Cannes Kiliseler Birliği Ödülü, BAFTA Gelecek Vaat Eden Kadın Oyuncu ödülünü 1980 yılında ise İtalya David di Donatello  En İyi Yabancı Kadın Oyuncu ödülünü almış. Aslında kiliseler birliği ödülünü neden almış pek çıkaramadım ama belki yazının ilerleyen satırlarında aklıma bir şeyler gelebilir konu ile ilgili. Pomme annesi ile birlikte yaşamaktadır. Pomme sessiz, sakin, içine kapalı genç bir kızdır. Bir kuaförde çırak olarak bahşiş karşılığında çalışmaktadır. İş yerinde yardımcısı olduğu Marylène ile çok iyi anlaşmaktadırlar. İş haricinde de görüşmektedirler. Pomme, Marylène’e gizli gizli hayranlık beslemektedir.

You Are Here / Buradasınız

Festival sebebi ile varlığından haberdar olduğumuz deneysel kısa filmci Daniel Cockburn‘un ilk uzun metrajlı film denemesi You Are Here. Filmin konusu biraz karışık. Düz bir metin üzerinde anlatmak istediğini anlatmaktan kaçınmış yönetmen. Farklı olaylar ve farklı karakterleri gözümüzün önüne getirirken asıl sorguladığı ise insanlığın nasıl yönlendirildiği. Farklı aynı amacı güden farklı konuları bir araya düzensiz şekilde serpiştirmiş. Bir kadın günün birinde yolda bir kaset bulur, kasedi dinlediğinde ona anlamsız gelen bu cümlelere anlam yükleyebilmek için, bir sonraki ipucunun, bilmecenin esiri olmuştur. Bu bu bulduğu kayıtla birilikte gözüne daha fazla şey çarpmaya başlamıştır. Her bir kaydı ayrı ayrı inceler ve bunları arşivler. Doğru sıralamayı yaptığında ona iletilmesi gereken mesajı alacaktır. Bu yönlendirmeler günden güne artarken kadın kendisinin şartlandırıldığını anlar. Ne kadar düzenli olursa olsun yaptığı şey aslında düzensizlikten başka bir şey değildir. Evi bulduğu materyaller sayesinde bir arşive dönerken kendi yaşamını da kısıtlamaya başlamıştır.

The Fall

Uzun zamandır afişine bakıp izlemeye yeltenip izleyemediğim bir filmdi, The Fall. Çünkü gördüğüm kadarıyla bu film öyle kıyıya köşeye sıkıştırılacak bir film değildi. Görsellik son derece etkileyiciydi anlatımında bu şekilde olması gerekliydi Nitekim bu şekilde de çıktı. Film 21. yüzyılın masalsızlık çeken insanlarına derman olmuş bir film. Güzel hikaye, güzel oyunculuk, güzel görseller, güzel kurgu. Eh şimdi filmin eksikleri yok mu diyen çıkacaktır, elbette var ama onların hiç birisi göze batmıyor. Öncelikle çok iyi bir açılış sahnesine sahip ve bunun yanında 23 farklı ülkeyi gezen bir film.

Scott Pilgrim vs.The World

İlginç bir gençlik filmi karşımızda. Şimdi gençlik filmi deyince bir çoğumuzun aklına o klasik Amerikan yapımları gelecektir ancak bu filmin onlarla pek alakası yok. Eski atari oyunları ile büyümüş kişilerin dikkatini çekerek izleyeceği bir film. Bunu Pac-man’a yapılan göndermelerden ve görsellikten anlıyoruz zaten. Film ilk dakikalarda normal bir filmmiş edası ile izlemeye çalıştığımızda, anlamıyoruz ancak filmimizin bir kurgusu var bu kurgu dahilinde bütün her şey yerine oturuyor. Bu kuralda Super Mario’da gördüğümüzden farklı değildir. Scott Pilgrim yirmili yaşlarda umutsuz bir vakadır. Aslında kendisini öyle görmektedir. Kurdukları bir rock gurubunda bas gitar çalmaktadır. On yedi yaşında kolej öğrencisi uzak doğulu bir kızla çıkmaktadır ancak bu sebepten dolayı, arkadaşları onunla alay etmektedir. Gün geçtikçe kız Scott’a aşık olurken, Scott ise rüyalarında gördüğü kıza gerçek hayatta rastlar. Scott öncelikle arada kalır. Çünkü hayallerindeki kız ulaşılamayacak kadar uzaktır ona. Kime sorsa, ne yapsa hep aynı reaksiyonu alır, ondan uzak durması gerekmektedir. Scott küçük sevgilisi …

Salinui Chueok / Memories of Murder / Cinayet Günlüğü

Bu filme En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence) adlı yazımda üçüncü sıraya koymuş ancak blogta değinmemiştim. Geçen gün bilgisayarımdaki filmleri taşırken bir köşeye sıkışmış olarak buldum kendisini evet bu bir mesajdı bu filme değinmem için. Şu an ben de öyle yapıyorum. (Belli oluyor değil mi?) Ayni listede yönetmen, Bong Joon-ho‘nun Gwoemul adlı filmine de yer vermiştim. aslında her iki filmde de ortak nokta yönetmenin toplumsal eleştiriyi perdeye tek anlamıyla mükemmel yansıtması. Salinui Chueok ise bu işi çok iyi yapıyor. Film baştan sona eleştiri dolu. Anlatılan hikaye kesinlikle her an yaşanan cinsten. Filmin belki de bu kadar iyi olmasının nedenlerinden birisi filmin yabancılaşmamış olması. Yani Korenin küçük bir kasabasındaki her şeyin Koreye özgü olması. Bu bizimde karşılaştığımız bir durum. Aslında yönetmen bu doğallığı verirken, araya soktuğu büyük şehirden gelen polis karakteri ile de akılcılığa, eğitime ve modernizme eleştiride bulunmuş. Bir yerde baktığınızda ne olursanız olun, insan olduğunuz sürece …

Back to Top