Kategori arşivi: Savaş

Ayla

Filmi uzun süredir bekliyordum. Zaten diğer filmlerden de filmi izleme çabamı görmüşsünüzdür. Buna en büyük etken Kore kültürünü sevmem. Hiç bir zamanda Kore Savaşından dolayı da bir ilgim olamdı hatta savaş hakkında bu film haricinde pek film izleyip okuduğumu da söyleyemeyeceğim. Zaten savaş filmlerini sevemem ve pek fazla izlemem.

Neyse gelelim filme. Film Türkiye’nin Oscar adayı. Ancak ben filmin bu adaylıktan öteye geçeceğini düşünmüyorum. Şimdi yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, bu film sinematik olarak başarılı bir film değil. Bunlara sonraki satırlarda değineceğim. Tabi bir de filmin gerçek bir hikaye olması izlenebilirliğini arttırırken malesef eleştrinin de yumuşamasına sebep oluyor. Bende bu sebebe sığınarak sadece çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Belirttiğim gibi film gerçek bir hikaye olması sebebi ile dramatik yönü ile izleyiciği oldukça etkiliyor. Bu sebeptendir ki filmi izleyenlerin bir çoğu filmden gözleri ıslak çıkıyor. Zaten film boyunca bik kaç sahne izleyeni duygulandırıyor. Asıl vurucu kısım final ve bu da zaten gerçek görüntülerden oluşuyor.

Şimdi gleelim gözüme takılan hususlara; Öncelikle filmde hiç bir karakter ile empati kuramadım. Karakterler bize çok uzak gibi. Tabi işin dramatik gerçekliğini hesaba katarsak ister istemez duygulanıyorsunuz ama bir emati beslemiyorsunuz karaktrlere Ali karakteri hariç sanki o daha doğal gibiydi.

Sahneler arasındaki geçiş, zaman atlamaları, karma karışık. Aynı tarih içerisinde bile sahne kırılımı çok farklı ve sanki olayın devamıymış gibi hissettirmedi bende.

Film ilk bölümlerde bir film olarak gidiyor, sonra birden belgesele dönüyor akabinde de reklamlara bağlıyor. Tüm süreç filme sıkışsın diye bu şekilde kurgulanmış film ama gereksiz sahneler çok fazlaydı. Mesela alman komutana Türkler’i kouşcağız filmden sonra dedirmenin mantığı ne? Tamam milliyetçilik yapacağız ama bu şekilde de olmasın. Tamamen alakasız bir yerdeydi bu sahne.

Bence karakterleri oynayan oyuncular tam oturmamıştı. Bilhassa yıllar sonra canlandırılan karakterler genç halleri ile hiç uyuşmuyordu. Bir de Çetin Tekindor’un uzun saçlarını neden içe doğru toplayarak gizmeye çaışmışlar analamdım. Filmin günümüze yakın yarısında o kadar eksik ve gereksiz sahne var ki anlatmakla bitmez.

Özet olarak filmin Oscar’da olacağnı düşünmüyorum. Beklediğimden kötü bir film ile karşılaştım. Hikayeyi belgeselden izleyin bence daha iyi.

Insurgent

Divergent filminin devam filmi olan Insurgent aklımda çok yer etmemiş olacak ki ben bu filmi de yazmayı atlamışım. Sonra bakınırken “aaa” dedim “ben bu filmi izlemiştim.” Tabi akabinde blogta bir arama yaptım ve bulamadım. Yine gözden kaçmış bir film. Bakıyorum da formdan düşüyorum.

Divergent kitabına başladığımı ve okuyamadan bıraktığımı söylemiştim. Sonradan da elim kitaba gitmedi açıkçası yine okumadım. Bu sebepten dolayı tüm yorumlarım film üzerine olacak. Zaten kitap hakkında yorumumu da ilk filmin yazısında az da olsa yapmıştım. Okumaya devam et

Avengers: Age of Ultron

Şimdi, Avengers çizgi romanlarını okumuş biri değilim. Tabi bu durumda da Age of Ultron hakkında ahkam kesecek bilgiye de sahip değilim. Zaten şu son filmlerden sonra Türkiye’ye çizgi romanları gelmeye başladı. Eskiden nerede bulacaktınız çizgi roman. Fi tarihinde gazeteler Tenten, Teksas, Tommisk, Swing gibi çizgi romanlar verirlerdi de öyle okurdur. Gazeteler de bu işten çekilince bunları temin edecek yer kalmadı pek.

Şimdi ben bu yazıya neden böyle başladım. Bir seri okumayanı olarak Avengers: Age of Ultron filmi olaylara bodoslama dalıyor. Filmi izlerken The Avengers ile arasında bir bölüm vardı da ben mi kaçırdım diye tereddütte kaldım. Film ne olup bittiği konusunda senaryo olarak hiç bir açıklamada bulunmuyor. Bu sebepten dolayı bende senaryoyu pek değerlendirmeyeceğim ama olması gereken şu ki, siz bir uyarlama yapıyorsanız bunu okumayanlar içinde yapıp bir bilgilendirme yapmalısınız. Okumaya devam et

The Hunger Games: Mockingjay – Part 1

İkinci filmde de bir düşüşün olduğunu beni pek tatmin etmediğini belirtmiştim. Aynı tatminsizlik bu filmde de beni sardı. Zaten finali ikiye bölmenin tek mantığı bunun üzerinden daha fazla para kazanırızdan başka bir şey değil. Diğer izleyiciler de benimle aynı düşünüyor olacak ki her bölümde filmin IMDB puanı düşmüş. Açıkçası filmi bir kaç hafta önce izlememe rağmen aklımda film ile ilgili bir şey kalmadı. Ama daha eski izlediğim filmleri hatırlıyorum. Demek ki bu film hakikatten olmamış bir film.

İlk iki film oyunlar üzerinden dönerken bu kez hikaye gerçeğe, bir ayaklanmaya tanık oluyoruz. Yada bu ayaklanmanın şekillenmesine. Belirttiğim gibi bu film sadece arayı uzatalım filmi olmuş. Jennifer Lawrence iyi oyuncu ama ben filmler arasında kıyaslarsam bu filmden o diğer iki filmden izlediğim oyun zevkini alamadım. Performansı bence düşmüştü. Tabi asıl savaş sahnelerinin filmin ikinci bölümünde olacağı söyleniyor ama karşımıza nasıl çıkar bilmem ama bu bölüm sıradan bir dizinin herhangi bir bölümü gibiydi. Okumaya devam et

The Good Lie / İyi Bir Yalan

Monsieur Lazhar ile aklımıza yer etmiş yönetmen ‘nun ilk Amerikan yapımı filmi The Good Lie / İyi Bir Yalan. Hatırlayacağınız gibi Monsieur Lazhar ile yönetmen 2011 Oscar’ına aday olmuştu. The Good Lie ile de Amerika Senaristler Birliğinden En İyi Senaryo odülü almış. Ancak bu kez filmin senaryosu yönetme değil Margaret Nagle‘a ait. Fİlmin en güzel yanı ise trajik bir olayın duyguyu sömürmeden başarılı bir  şekilde anlatılması.

Film aslında iki bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki bölümünde akışının ve atmosferinin farklı olması, filmi izlerken sıkıntı duymamanıza sebebiyet veriyor. Oyunculuklar dahil her şeyin doğal olması karakterlerle birlikte aynı duyguları tatmanıza neden oluyor. Karakletlerle olşuturulan bu empati de gerçekten filme, ve bu olayı yaşayan milyonlarcasına empati kurmanızı sağlıyor. Okumaya devam et