Big Driver

Stephen King(S.King)’in Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece / Full Dark No Stars kitabında yer alan bir hikaye olan Big Driver Mikael Salomon tarafından televizyona aktarılmış. Beyaz perde diyemiyorum çünkü film televizyon filmi olarak çekilmiş. Film zaten bunun bilincinde ve gerkesiz aksiyonlardan kaçınılmış. King2in hikayesi pek fazla doğa üstü olay içermediği için filmde aşırı bir özel efekt kullanımı da gerekmediği için film fena ilk bakışta fena durmuyor.

School Rumble

    Yazar çizer Jin Kobayashi‘nin 2002 yılında başlayıp 2008 yılında biten mangasından uyarlanan animenin ilk sezonu School Rumble First Term. Oldukça eğlenceli başlayıp sonlara doğru dozunu düşürüp biraz saçmalamaya başlayan bir anime olma özelliğine de sahip. Ancak genel hatları ile bakıldığında kısa süresi ile zaman geçirten eğlenceli bir anime. Adından da anlaşılacağı gibi anime okulda geçiyor. Bir grup arkadaşın başından geçenler konu edilmiş. Bu grup içerisinde ise ana karakter Tsukamoto Tenma adındaki öğrenci. Hikaye Tenma’nın lise ikinci sınıfa geçmesi ile başlıyor. Hikaye anlatılırken, bizde ilk sınıfa dair şeyler öğreniyoruz.    Tenma uzun zamandan beri sınıfındaki Karasuma Oji, adlı garip çocuğa aşıktır. Ancak bunu bir türlü söyleyemez. Tabi Tenma’nın sakarlığı aptallığı da bir araya gelince olaylar eğlenceli bir hal alır. Bu arada okulun serserisi, Harima Kenji’de, Tenma’ya aşıktır. O da Tenma’ya duygularını ifade edememektedir. Öyle ki Tenma’ya yakın olmak için, okula geri döner, dersleri takip etmeye başlar. Aşkından şekilden şekile girer. Aşkından kendini …

Gnomeo And Juliet / Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet

William Shakespeare’in ünlü “Romeo ve Juliet” oyununun bilmem kaçıncı uyarlaması bu kez de animasyon olarak çıkıyor karşımızda. Hikaye tam anlamıyla kırpılmış, budaklanmış. Ana hatları ile sadece çocukların anlayabileceği bir şey kalmış. Zaten kahramanlarımızın da bahçe süsleri olduğunu düşünürsek yetişkinleri çokta eğlendireceğini düşünmek yersiz olur. Ancak her ne kadar senaryo ve espriler yetişkinlere hitap etmese de bir yerde aksiyon yönünden insanı çekiyor. Tabi birde unutmamak lazım ki Gnomeo’nun Shakespeare’in haykeli ile diyaloğu pek çocukların anlayabileceği şey değildi. Ancak bu bile yetişkin işi olduğunu kanıtlamıyor. Filmde en sevdiğim sahne, çim biçme makineleri ile ilgili olan sahnelerdi. Çocukluktan beri çim biçme makinelerine zaafım olduğunu belirtmeliyim ki bu sebepten dolayı filmi sevdim. Keşke hep çim biçme makineleri olsaydı. Gnomeo ve Juliet iki ayrı evin bahçe süsleridir. Ev sahipleri birbirine düşman olduğu gibi bu bahçe süsleri de birbirlerine düşmandırlar. Sürekli didişip dururlar. Bu didişme bir yerde sadece çim biçme makineleri ile kapışma durumundayken birden olaylar değişir. …

Barbe Bleue / Mavi Sakal

Başarılı Fransız kadın yönetmen Catherine Breillat‘ın 2009 yılında çektiği masal adaptasyonu Barbe Bleue. Film Charles Perrault‘un aynı adlı hikayesinden adapte edilmiş. Aynı zamanda filmin senaristi de olan Catherine Breillat, bu hikaye ile 1950 yılında yaşayan iki çocuğun hikayesini birleştirmeye çalışmış.  Filmin en önemli özelliği görüntüleri ve dönemlerin başarılı bir şekilde aktarılması. Bunun haricinde oldukça yavaş ilerleyen hikaye yer yer uzayan diyaloglar insanı sıkmaya yetiyor. Film hikayede olan bitenin dışına çıkmıyor. 1950’lerdeki küçük kızları, hikayedeki kardeşlerle eşlemek gibi bir dürtüye kapılan Catherine Breillat‘ın bunu da pek iyi bir şekilde yaptığını söyleyemeyeceğim. Catherine ve ablası, Marie-Anne girdikleri eski bir evi dolaşmaya başlarlar. Burada Barbe Bleue diye bir hikaye bulurlar ve küçük Catherine onu ablası Marie-Anne’e okumaya başlar. Marie-Anne hikayeden korkmaktadır ancak Catherine onu okumaktan zevk alır. Marie-Anne, Catherine’den yaş olarak büyük olmasına rağmen hastalığı sebebi ile okuma yazmayı öğrenememiştir.  İki kardeş hikayeyi okurken bizde hikayede olan bitenin içinde buluruz kendimizi. Hikaye de Marie-Catherine ve Anne adından iki genç kızın başından geçenleri …

Paranormal Activity 2

Gelen gideni aratırmış diye bir söz vardır. Bunu en iyi tanımlayan filmlerden biri de Paranormal Activity 2. İlkinde kazandıkları para tatlı gelmiş olsa gerek, ikincisini de yapalım biz her türlü para kazanırız mantığıyla çekilmiş film. Zaten ilkinin hatırına da güzel gişe yapmış. İlk filmde eldeki kamera ile film beklediğiniz etkiyi size veriyordu. Bu filmde ise sabitlenmiş kameralar, koskoca evin neredeyse tamamını izlemekte. Bunların her biri de güvenlik kamerası.

Blue Mountain State

Havalar ısınmaya başlamış, sıcak ve sıkıntı kasveti elden bırakmayarak üzerime çökerken, artan testesteron miktarımla oranla, eğlencelik bir şeyler olsun diye sırf afişine bakarak, izlemeye başlayıp sonrasında kendimi kaptırdığım dizi Blue Mountain State. Diziye kendimi kaptırma sebeplerim ne olabilir diye düşünüyorum… Sert ve erkeklik kokan amerikan futbolu mu, ortalıkta dolanan ponpon kızlar mı; sürekli verilen partiler, ardı arkası kesilmeyen alkol ve uyuşturucu partileri mi? Evet okuyucu zaten afişten de anlaşılmıştır, şu ana kadar yazdıklarımdan da… Bu bir Amerikan gençlik dizisi… Belkide diziyi sevmemdeki tek etken, artık yaşlılığa attığım adımların ardından geriye baktığımda dizide beni mutlu edecek bir şeyler görüp eskileri hatırlamam… Tabi canım kesinlikle sallıyorum. Kimin böyle bir üniversite hatayı oldu ki, benim olsun… Dizide kendime yakın gördüğüm karakter bile yok. Ama sizi temin ederim ki komik bir dizi. Bol, alkol, bol küfür, bolca seks var. Tabi bir erkek için biçilmiş kaftan. Dönemimizin kadınlarının erkeklerden ne farkı kaldı ki, onlar içinde dizi …

The Fighter

Uzun zamandır böyle popüler olup Oscar filmlerini takip edip yazdığımı hatırlamıyorum. Bir iki tane ekleyip diğerlerinin üstüne yatardım. Eh festivalle üst üste gelince böyle oldu demek… Oscar adayı filmler içerisinde en iyilerinden birisi, The Fighter. Yine uyarlama bir senaryo karşımızda. The Kings Speech‘e göre daha başarılı bir uyarlama diyebilirim, ancak Oscar’a ters bir yapısı var. Bu arada Darren Aronofsky‘nin  The Wrestler ile başlattığı spor içerikli Oscar adaylığına bir yenisi eklenmiş oldu. Zaten Aronofsky ‘nin ismi geçmekteydi film için, son değişiklerle film buraya kadar geldi. İyi mi oldu kötü mü, tabi orası tartışılır. Gelecek Oscar’da da aynı içerikli bir film görmek içten bile değil. Oldukça başarılı bir film olduğunu söylemiştim. İyi işlenmiş, iyi yazılmış, iyi oynanmış bir film. Diyaloglar yetersiz gibi gözükse de bir boksörün hayatında yada ortamında sürekli felsefi diyaloglar yada kalıp diyaloglar görmek biraz zor olurdu. Mesaj derseniz o da mevcut filmde. Aslında tam anlamıyla örnek olabilecek bir film, Oscarı’da alacak kapasitede. Sanıyorum …

Back to Top