Kategori arşivi: Tiyatro

Ayıp Ettik “Cinselliğin Keşfedilmemiş Tarihi”


Tiyatroya gidemiyoruz ancak DVDsi çıkan oyunları tekip etmeden de durmuyoruz. Bunlardan birisi de Ayıp Ettik. Kadrosunda iyi oyuncular bulunmakta ancak oyun bana beklediğim etkiyi veremedi. Biraz sönük kaldı. Düşünüyorum da acaba ekrandan kaynaklı mıydı, canlı izlesek daha mı iyi olurdu ama, çoğu oyunu zaten ekrandan izleyip sevmiştik…

Oyun, cinsellik gibi çok ele alınmış bir o kadarda üstü kapalı kalmış konuya değiniyor. cinselliğin tarihi, sahneye taşınmış diyebiliriz… Tabi konu bu kadar irdelenmiş ve üstünde durulmuş bir konu olunca bir çok espri size sığ geliyor. Gülümseten bir kaç sahne dışında oyun gayet sıradan ve uslu bir şekilde devam ediyor.

Birde dvd kurgusu çok baştan savma olmuş. Seste inmeler çıkmalar var. Madem piyasaya sunmayı düşünüyorlar biraz daha özenip bözenseler daha iyi olacakmış… Oyuna tekrar geri dönersek aklımda kalan tek sahne Baltacı Mehmet Paşa sahnesi… Genel olarak oyun insanları kahkahalara boğmuyor ancak vermek istediği mesajı yerine ulaştırıyor…

Senaryo ve Yönetmen: Uğur Yağcıoğlu

Oyuncular:

Chunhyangdyun

Film geleneksel bir Kore aşk hikayesinin yine geleneksel Kore oyunu ile anlatılmasıyla hayat buluyor. Bir davulcu ve bir pansori sanatçısı ile başlayan hikaye beş saat kadar sürüyor. Tabi bizim filmimiz bu kadar uzun değil. Filmin ilk başlarında bizde de çok olan gençlerin eskiye olan meraksızlığı filmde de ele alınmış. Bir grup gencin salona gelmesi ile başlayan hikayede gençler beş saatten ve sıkılmaktan bahsetmekte… Ancak arkadaşlarının ısrarı ile filmde kalıyorlar. Biz de onlar kalıyor diye filmi izlemiş oluyoruz.

Sanatçı anlatımını şarkılarla destekliyor. Betimlemeler tek kelime ile mükemmel. Bazen iç sesleri çıkıyor ortaya yorumlar yapıyor. Bazen ise sessiz kalıp olan bitene bırakıyor bizi…
Biz onları izlerken birden kendimizi hikayenin içinde buluyoruz. Bu anlatımla daha önce “Dolls”ta karşılaşmıştık aslında. Geleneksel bir hikayenin de bu şekilde olması gerçekten çok güzel olmuş.

Film tam anlamıyla görsel bir şölen sunuyor bize. Dönem kıyafetleri, mekan tefsirleri oldukça başarılı. Aynı derecede oyunculukta. Zaten insanı çok zorlayacak bir oyunculukta yok zaten. Ancak dönem filmi olarak başarılı bir film olmuş. Tabi beş saatlik bir hikayeyi kısaltınca biraz eksiklikler olmuş ama pek göze batmıyor.

Gelelim hikayemize. Aslında hikayemiz çok basit bir hikaye. okumuş-cahil, zengin-fakir, alt sınıf- üst sınıf arasındaki bir aşkı anlatıyor. Bunların hepsi hikayede var ve tek bir aşkın çevresinde dönüyor. Üstüne üstlük kızımızın annesi eski bir geyşa olduğu için kızı da geyşa muamelesi görüyor.

Film direk kestirme bir şekilde olayları dolandırmadan önümüze getiriyor hikayeyi. Annesi eski bir geyşa olduğu için yasalara göre kendisinin de geyşa olması beklenen Chunhyang bir akşam üstü gönlünü, bölge valisinin oğlu Mongryong Lee’ye kaptırır. İki aşık gizlice evlenirler. Mongryong Lee’nin babasının tayini üzerine Seule gider. Burada da devlet sınavına girecektir. Chunhyang köyünde kalır ve onu bekler. Aradan yıllar geçer.


Bölgeye yeni atanan yeni valinin ilk işi büyün geyşaları toplamak olur. Tabi listede Chunhyang’da bulunmaktadır. Chunhyang oraya gitmez ancak vali onu zorla getirtir. Chunhyang valinin tüm isteklerini reddeder ve kocasına olan sadakatini tekrarlar durur. Ancak vali durmak bilmez emrine itaat etmediği için onu türlü işkence ile cezalandırır. Hatta ölüme bile gider sonu.

Tabi ki ölmez. Hikaye olması gerektiği gibi mutlu sonla biter. Ama araya iliştirmek lazım ki, film, anlatılan bu masal sadece bir aşk hikayesi değil, dönemin adalet sisteminin ve ayrımcılığında anlatıldığı başarılı bir yapımdır.

Yönetmen: Kwon-taek Im

Senaryo:

Sang-hyun Cho
Hye-yun Kang
Myung-gon Kim

Oyuncular:


Hyo-jeong Lee Chunhyang Sung
Seung-woo Cho Mongryong Lee

Sung-nyu Kim Wolmae

Hak-young Kim Pangja

Jung-hun Lee Gov. Byun Hakdo

Linkler: http://www.imdb.com/title/tt0245837/

Mucizeler Komedisi

Aslında buraya yazıp yazmama konusunda tereddütte kaldım. Bir tiyatro oyununu yazmalı mıyım diye düşündüm. Eh aslında oyunu sahnede izleseydim diğer bloga yazabilirdim ancak evde oturup izlemek sanki bu blogda yazılması gerektirdiğini düşündürdü bana. Neyse karmaşalarımı burada dallanıp budaklandırmayayım bari.

Öncelikle şöyle bir giriş yapmalıyım ki Şevket Çoruh ve Özlem Tekin‘i şu oyunda kendini aşmış olarak gördüm. Hadi Şevket Çoruh’u anladım da Özlem Tekin’in performansı ilk deneyimine oranla takdir edilecek şekildeydi.tabi bu övgülere Şener Şen’i de eklemek lazım ki, onun geçmişinde sönük kalacak bir oyun Mucizeler Komedisi. Tabi es geçilmeyecek bir isim daha var ki o da Pamela Spence.

Oyunu Kurtcebe Turgul kaleme almış. Oyunu sahneye koyan ise, Işıl Kasapoğlu. İlk bakışta başarılı olduğunu söyleyebilirim ama Türkiye şartları için. Şunu bir kez daha anladık ki müzikal bizimkiler için biraz zor iş. Hani oynamak değilde yazmak, yönetmek diyeyim. Buna rağmen dekor olsun oyunculuk olsun gayet başarılı.

Hikaye cennette başlıyor. Melek kuvvetleri şeytanın, dünyadaki hükmüne karşı savaş açarlar. Bu duruma melek konseyi karşı koymak için dünyanın belli bölgelerine zıvanadan çıkmış kişileri doğru yola getirmek için, melekler gönderir. İki adet melekte Türkiye’ye gönderilir (Pamela Spence ve Mirkelam). Bu iki meleğin düzeltmesi gereken, kişi ise medya patronudur ve kendisi şeytanın ta kendisidir (Şener Şen). Bu iki melek medya patronunu doğru yola getirmeye çalışırken, şeytanla da karşılaşırlar.

Bu arada çaycı kız (Özlem Tekin) ile melek (Mirkelam) birbirlerine aşık olurlar. Tabi bu arada medya patronunun da hayatında yaptıkları ettikleri, bize yansır… Diyaloglar daha iyi olabilir düşüncesindeydim. Ama bu hiç yoktan iyidir, tadında ilerlemekte. Öyle çok kahkaha bombardımanı beklenmeden izlenecek bir oyun… Görsellik, güzel… Tabi semaver kumpanya ekibini de es geçmemek lazım… Adı şu ana kadar geçmedi ama Güven Kiıaç yine her zamanki gibiydi.

Linkler:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mucizeler%20komedisi

http://www.imdb.com/title/tt1575637/

Sonunda Japon Yılını açtım!!! Çağdaş Noh Tiyatrosu: “Restoran”

Ayağımın tozu ile geldim oturdum bilgisayar başına. Zaten şu an bu eylemi gerçekleştiren tek ben varımdır diye düşünüyorum. Yoksa insanların çıkmaları yolu bitirip eve gelip direkt bilgisayar başına oturmaları akıl karı olmasa gerek. Neyse geçelim…
Restoran başlıkta ve sunumlarda yer aldığı gibi Çağdaş Noh Tiyatrosu eserlerinden biri. Yazan ve yöneten ise bu konuda Japonya’da büyük söz sahibi ustalardan Naohiko Umewaka. Oyun Türkçeleştirilmiş, haliyle Türk oyuncular sahne almış. Bu beni başta hayal kırıklığına uğratsa da diyalogları nasıl anlayacağımı düşününce mutluluk içinde kaldım.
Işık oyunu ile başlayan oyun mükemmel bir final ve göndermeyle bitiyor. Zaten oyun boyunca etkisi altına alıyor hikaye. Kendimi bir an için David Lynch filmlerinin ortasında buldum. Zaten sevdiğim bir türdür de.
Hikayeyi kısaca özetlemek gerekirse, iki dünya arasında sıkışmış ruhları anlatıyor. Ancak kaçıranları üzmemek için fazla ayrıntı vermiyorum…
Noh tiyatrosu ve yönetmen Naohiko Umewaka hakkında Türkçe pek bilgi yok. Bu sebeple ufak ansiklopedik bilgi vermek isterim…

Noh (Nô, 能), 14. yüzyıldan beri oynanan bir Japon müzikal drama türüdür. Oyunlarda genelde erkekler yer alır. Oyuncular maskelerle değişik karakter ve kimliklere bürünürler. Noh tiyatrosunda üç önemli unsur vardır. Bunlar Mai (dans), Hayaşi (müzik), Utai (söz)dür. Yapılan müzikler genelde davul ve flüt ile olmaktadır.
Noh içerisinde bölünerek türlere ayrılmıştır. Oyuncular, kullanılan maskeler… hepsi. Daha fazla bilgi için wiki sayfasını ziyaret edebilirsiniz… Çağdaş Noh tiyatrosunda klasiğe oranla tabi köklü değişiklik göstermiş. Bayan oyuncuların eklenmesi, müziklerde revizyon lakin bu oyun içinde eklenmesi gerekir ki müzikler fevkaladeydi. Işık ve müzik, etkileyici en büyük unsurdu.

Naohiko Umewaka, 1958 yılında Osaka’da doğmuş. 1981 yılında Sophia Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi’nden mezun olmuş ve 1995 yılında Londra Üniversitesi’nden doktora derecesi almış. Shizuoka Kültür ve Sanat Üniversitesi’nde Doçent, Londra Üniversitesi’nde Misafir Profesör olarak görev yapmaktadır. “Shitekata” Noh ustası olan ve çok sayıda Noh eserinde yer alan Naohiko Umewaka, Noh tiyatrosunun çağdaş tiyatro ve modern dansla birleştirilmesi gibi konularla da yakından ilgilenmektedir. Noh tiyatrosunun esası konusunda teorik çalışmalar yapmakta ve Noh tiyatrosu aracılığıyla yoğun uluslararası değişim faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Büyükbabası 12nci kuşak Noh ustası ünlü Manzaburo Umewakadır.

Ayrıntılı Bilgi için… www.japonya2010.org

Ortaoyuncular – 2019

Dün bir değişiklik yapalım dedik uzun zamandır izlemediğimiz, uğramadığımız tiyatro salonunun bir tozunu almaya gittik. Seçtiğimiz ve hatta denk geldiğimiz oyun ise Ortaoyuncuların 2019 adlı yeni oyunuydu. Efendim her zamanki gibi yazan ve yöneten: Ferhan Şensoy. Oynayanlar ise sırasıyla şöyle: Ferhan Şensoy, Erkan Üçüncü, Ali Çatalbaş, Orhan Ertürk, Özkan Aksu, Elif Durdu , Ebru Soyuerden, Neslihan Çakıner, Begüm Alpaslan.

Malumunuz üzre başlıktan da anlaşılacağı gibi hikaye 2019 yılında geçiyor. Afişte de yazıldığı gibi oyun bir “Bilimsiz kurgusal bir güldürü”. Oyun hakkında çok açık seçik açıklamalar yapmayacağım lakin oyunun başlangıç esnasındaki kayıt durumlarındaki ve asılsız açıklamalardaki oyuncunun inip dövme isteklerini üzerimde uygulamaları pek hoşuma gitmez. Tabi siz bu cümlelerden doğal olarak hiç bir şey anlamadınız. Gidip izlemekte fayda var…

Hikaye 2019’da geçiyor dedik ya. AKP iktidardan inmiş yerlerine gelenler onları bile aratıyor. Tayyip bile bunlardan daha iyiydi deniyor. Herşey Müslümanlaştırılmış: Müs Tv, Müs Kola, Müs Konserve vs… vs… Her şey yasaklanmış. Adım başı Kur’an kursu açılmış Kur’an kursundan belge alamayanlar, ilköğretime kayıt olamıyor. Alkol yasak, herşey yasak… kılık kıyafet yönetmeliği değişmiş… Hacca gitmek zorunlu…

Bu arada dünya alıp başını gitmiş tabi…

PKK sorunu hala devam etmekte artık o kadar alışılmış ki ölenler kimse tarafından yadırganmıyor. Birde aslında en büyük sorun olarak Laikçiler, Kemalistler bir sürü terörist çıkmış… Asıl sorunlar onlar…

Bu kadar tüyo yeter. Oyunda Mustafa ve Kemal adlı iki arkadaşın başından geçenler bize aktarılmış… Final şarkısında dediği gibi; “Din güzel bir hikaye aracılar olmasa…”

Bu arada gözümden kaçmayan ise Ferhan Şensoy’un selamlama anındaki duygulu gözleriydi. Her şeye rağmen alkış onu ayakta tutuyor gibiydi. Salonun çoğu boş olmasına rağmen… İnsan ister istemez düşünüyor. Evet ben de her insan gibi tiyatroyu çok boşladım kendime kızmıyor değilim. Ancak elimizde kaç tane Ferhan Şensoy gibi hoca kaldı ki; yazan yöneten. Yazarlarımız o kadar kısıtlı. Yabancı oyunlar her yerde cirit atıyor… İşte o zaman bira daya Türk oyunlarına eğilmek lazım… Artık kim kimin yerine geçecek belirsiz… Gerçek şu ki onlar gibi oyuncular bir daha gelmeyecek dünyaya… Şu günden tez kararım onların daha fazla tadını çıkarmak…