Kategori arşivi: ABD Sineması

Justice League 

Burası yine film bloguna dönmeye başladı. Gerçi sadece güncel sinemada izlediklerimi yazıyorum daha diğerlerine geçemedim. Biraz vakit ayırmak lazım. Bu arada onlarca kitapta burada yer almayı bekliyor artık günlük operasyon lazım. Şöyle kısa kısa özetler iyi olur. 

Neyse biz filme dönelim. Ben başından beri bütün süper kahramanların bir arada olmasına karşıydım. Hala da karşıyım. Şimdi bu filmde de gördüm ki bu birliktelik sadece para kazanmaktan başka bir amaç gütmüyor. 

Bu filmde de gördük ki en süper kahraman Süpermenmiş. O olmayınca dünyanın düzeni bozuluyor, diğer süper kahramanlar öksüz kalıyor. İşin içinde birden fazla kahraman olunca onların kendi dünyalarınıda filme taşımak zorunda kalıyorsunuz. Bu filmde de altı süper kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların hikayelerini değinirken bu birliğe yeni katılan üç karakter hakkında çok bir şey anlatılmıyor. Bir ekip toplanıyor ama olayı bitiremeyeceklerse bunun bence çok anlamı yok. 

Neyse film hikaye olarak şok tatmin etmiyordu. Yeni karakterlerin geçmişler hızlıca geçirmişti. Sanıyorum bu filmden sonra genç süper kahramanlar da film olarak karşımıza çıkacak. 

Filmi görsel olarakta tatmin edici bulmadım. Bilhassa yönetim bakımından film oldukça eksikti. Bol bol popo izledik. Bazı açılar gereksizdi ve hiç bir zaman filme sokamadı. 

Böyle uzadıkça uzuyor yazacaklarım. Bence olmamış bir film Justice League. 

Thor: Ragnarok

Bir önceki Thor’u hatırlıyorum dersem yalan olur. Zaten çok devam filmi niteliği olduğunu da düşünmüyorum. İşte fantastik,  aksiyon derken kafamı biraz dağıtayım diye geldim. Bir de arada izlemek lazım. Bakalım ne çıkacak karşıma. 

Dün izledim ama açıkçası ne yazacağım konusunda pek fikrim yok. Benim için oldukça sıradan bir film oldu Thor: Ragnarok. Hikaye gibi aksiyonda yetersiz geldi. Tabi izlerken kandıme sorular da sormadım değil. Zaten son dönem Marvel filmleri benim için çok tatmin edici olmuyor. Burada aslında ısmarlama seanryo ve filmlerin ne kadar itici olduğuna da tanık oluyoruz.

Şimdi daha ne yazarım diye düşünüyorum ama bir şey çıkmıyor. Neyse bu kadar yeterli sanırım.

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı.

Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya!

Arada görüşürüz…

Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım.

Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya başladım. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Jennifer Lawrence’dan bahsediyordum. Filmin ikinci yarısında da fikrim değişmedi. Daha iyi bir karakter seçilebilirmiş film için. Sert surat ifadesinde yada seksi kadın rollerinde olabilir ama bu film ona çok gelmiş bence. Neyse olan olmuş artık.

Film aslında Darren Aonofski’nin ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Anlatım bakımından oldukça başarılıydı. Filmin ikinci yarısından itibaren, ilk bölümde dahil olan bitenlere anlam veriyor imgeleri daha iyi oturtuyorsunuz. Gerçi şu soruyu sormadım da değil, biraz daha sindirilebilir miydi ikinci bölüm?

Konuya dönersek. Aslına film bir tanrı eleştirisi. Yönetmen bu eleştiriyi yazar üzerinden yaparken yaratmak ve yaratamamak eleştirilerini yapmış. Bir yerde tanrının insanlara, onların sevgisine olan ihtiyacına değinmiş. Film dört dinide kapsayan efsane/hikayelerin her birine de değinmiş. Adem ile Havva, Habil İle Kabil, yasak elma, cennetten kovulma, din savaşları vs… Bunların aynı sıra insanların dünyayı ne hale getirdiği, bunların kıyamete etkileri, kıyametin dini efsane ve hikayelerle birleşmesi… Darren Aronofsky kendi bakış açısıyla bunları çok iyi anlatmış.

Kendi bakış açısı diyorum, çünkü inanan her insan, inancına göre filmi değerlendireceği için filmi eksik ve abartı görebilir. Ancak odaklanmak gereken nokta, Yönetmenin düz bir bakış açısıya olayları nasıl yorumladığı.

kısacası film tüm dünya hayatının bir özeti olarak çıkıyor karşımıza ve yönetmen bunu çok cesurca dile getirmiş. İlk dönemlerinde de aynı cesaret kendisinde mevcuttu ama bu kadar ünlendikten sonra çok etliye sütlüye karışmaz diye düşünüyordum kendisini.

Filmin derin analizine girmeyeceğim. Zaten yapanlar vardır. Muhtemelen yazı ile işim bitince bende gidip o yorumları okuyacağım. Filmi bir kez daha izlemek şart. Aslında siz de izleyebilirsiniz. Son dönemin abuk filmlerinden sonra iyi geldi.

Yönetmen – Senarist:  Darren Aronofsky

Not: Sanırım Jennifer’i beğenmeyen bir ben varım 🙂

IT

Stephen King’in en sevdiğim romanlarından biri olan It’e sonunda gelme fırsatı bulabildim. Çok fazla fragmanlarını izlemedim ne ile karşılaşacağımı pek görmemek için sadece Penny’in biraz daha ürkünç olduğunu gördüm. Bir iki instagram paylaşımını da görmüş olabilirim. Lakin Dark Tower’dan beklemediğim performansı bu filmden bekliyorum. Yer yer dizi olarak çekilen eski yapımda da karşılaştırabilirim filmin yarısında. Ancak kitap ile kıyaslamaya girer miyim bilemiyorum. Bakalım ne olacak. 

Filmin ilk bölümünde eski yapım ya da kitap ile kıyaslanmaması gerektiği kanısına vardım. Bazı olaylar kitaptan alınmış hatta bir çoğu. Ancak sahneler klasik korku filmlerini etkisinde biraz fazla kalmış. Ancak bunlar hızla geçtiği için çok dikkat çekmiyor. Birde takıldığım olay zombi öğelerinin fazla kullanılmış olması. Yani her ölü bir zombi edasında ayağa kalkıyor.

Film tamamen çocukların başından geçenleri anlatacak büyüklüklerine değinmeyecek gibi. Sanıyorum bu bir başka film olabilir. Karakterlerin yaşlarını bilmiyorum ama fiziksel görünümleri aralarında yaş farkları varmış gibi gösteriyor. Ben kitaptaki karakterler ile bu karakterleri pek oturamadım. Şu ana kadar film zaman zaman gerse de korkutma konusunda başarılı değil. Çok fazla ses kullanımı var ve bence bazıları gereksizdi. Karakterlerin aile hayatlarına dair de girişte bulunuyor film ama tam bir denge sağlanmamış. Bu konuda kurguda kopukluk var gibi. Karakterlerin psikolojilerine inemedim bir türlü. Bir yerde eksiklik var. 

Filmin ikinci bölümünde asıl aksiyon başladı tahmin edebileceğiniz gibi. Romanda ve ilk yapımda Bev daha fazla kilit konumundayken burada daha çok yine erkekler tarafından kullanılan bir kız profili çizilmiş. Final tamamen farklı şekilde kurgulanarak romanın mistizminden uzaklaştırılmış iş iyice şiddete dökülmüş. Hani hayal gücü ile varolan o güç? Penny her ne kadar korku ile beleniyorsa çocuklar da hayal güçleri yardımıyla bekleniyordu. Astım ilacını asit olarak hayal edilmesi,  gümüş küpeler bunun hep parçasıydı. Penny korkulan karakter kavramına dönerken kişilerin korkularını kullanıyordu. Kitapta tek ortak korku ise örümcek benzeri bir yaratıktı. Filmde bunu göremedim birde o beyaz ışığı. Bu olgulara kilit anlamlar yüklüydü bence. Kötü çocuk karakterinin birden devre dışı olması da sonraki sefer nasıl bir görev ile karşımıza çıkartacak sorusunu sordurdu bana. 

Sonuç olarak beklentilerimin dışında bir film çıktı karşıma. Ben bir kaç kez izlenebilecek klasikleşebilecek bir film bekliyordum ama bu filmi ikinci kez izlediğimde ne hissettirecek bilmiyorum. Sanırım eski yapım hala benim için bir numara ve defalarca izlenebilecek nitelikte. 

Yönetmen : Andy Muschietti

Kitap: Stephen King 

Anomolisa

Bir çok başarılı senaryoya imza atmış Charlie Kaufman yanına Duke Johnson’ını da alarak Anamolisa’ya imza atmış. Senaryo da yine Kaufman’ı görebiliyoruz. Ancak bana bu senaryo sanki Kaufman’ın en sönük senaryosu gibi geldi. Filmin büyük özelliklerinden biri de stop motion olması.

Tabi film bir anlam ifade ediyor. Anlatmak istediğini başarılı bir şekilde anlatmış. Ancak farklı bir şet de sunmuyor bize. Yani aynı tarzda çekilmiş bir çok filmden farklı olarak bir şey yok. Yine de stop motion çekilen film Kaufman’ın başarılı anlatımıyla, insanı duyguları hat safhada izleyiciye yansıtıyor.

Okumaya devam et