Kategori arşivi: ABD Sineması

buralarda yokken izlediklerim

Amour (2012)

amourFilmin yönetmen koltuğunda usta isim Michael Haneke var. Tabi ki aynı zamanda filmin senaristi de. 2013’te film, yabacı dilde en iyi film Oscar’ını almış. Kadroda çok iyi. Zaten az da gözükse Isabelle Huppert isminin olması kafi benim için. Bu bağlamda oyunculuklar oldukça başarılı. 

Bir Haneke filminden aksiyon beklemiyorum ama zaman zaman film akmadı sanki. Bir sonuca ulaşacağını hissediyorsunuz ama o sonuç bir türlü gelmiyor. Tabi içerik olarakta boş bir film değil. Zaman zaman kendinizi karakterlerin yerine koyup ben olsam ne yapardım diye düşünüyorsunuz. Ben filmde anlatılanları aşktan çok, fedakarlık olarak tanımlayabilirim. Evet insan yapmayabilir mi o ayrı bir konu ama bu fedakarlıktan öte gitmez. Tabi burada aşkın anlamını tekrar düşünmek gerekir. Sanırım Bi Köşe’ye yeni bir konu çıktı. Filmin en çarpıcı yanı ise bir cinayetin meşrulaştırılması. Aslında o durumda pek acımıyorsunuz. Hatta iyi oldu, kurtardı gibi yorumlar da yapabiliyorsunuz. Çok üstü kapalı yazdım. Kısaca hikayeye değineyim.

Georges ve Anne seksen yaşlarında emekli müzisyen bir çifttir. Bir gün Anne inme iner ve Georges ona bakmaya başlar. Yine müzisyen olan kızından destek almaz, onu hemşirelere emanet etmez. Her gün onunla ilgilenmeye devam eder. İşler başta iyi giderken sonra onun için sıkıntı olmaya başlar. Ancak kafasında kurguladığı bir şey vardır.

Avrupa sinemasını seviyorsanız izleyin derim. **/ Yönetmen/Senarist: Michael Haneke Oyucular: Jean-Louis TrintignantEmmanuelle RivaIsabelle Huppert  https://www.imdb.com/title/tt1602620/

Maide’nin Altın Günü (2017)

maidenin altin gunuEzgi Mola^yı severim. Zaten sevdiğim için de bu filme katlandım. Yoksa yanına bile yaklaşmazdım. Yaklaşmadıklarım da olmuştur. Bu filmin hikayesi de Ezgi Mola’dan çıkmış. Nasıl çıkmış anlamıyorum. Gerçi düşünülen ile ortaya çıkanın nasıl olduğu konusunda tecrübelerim var ama bu film pek piyasaya sürülecek gibi olmamış bence. Filmin neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Senaryo, kurgu, çekimler, oyunculuklar, espriler… Hepsini böyle yan yana dizseniz de film olmuyor. Karakterlerin tamamı havada ve hiç bir derinliği yok. Ne ne sebeple oluyor bir neden sonuç ilişkisi kuramıyorsunuz.

Maide klasik bir ev hanımıdır. Bir gün gün düzenler eve eşi dostu davet eder. Tamda o gün değerli takısını kaybeder ve takıyı bulmak için komşularını izlemeye başlar. Ona yardımcı olan ise uzak bir akrabanın çocuğudur. Dediğim gibi nereden tutsanız elinizde kalan bir film. Daha iyiler mevcut. * Yönetmen: Caner Özyurtlu Senaryo: Serkan AltunigneÇagdas Dinç Oyuncular:  Ezgi MolaMesut can TomayDemet Gül  https://www.imdb.com/title/tt7642878/

Enes Batur Hayal mi Gerçek mi? (2018)

Enes Batur Hayal mi gerçek miEnes Batur’u tanımazdım. Aslında bu filmle tanıdım. Çok şey kaybetmemişim tanımadığım içinde. Film vizyondayken çok fazla izleneni var diye duymuştum ama izlemek gibi bir meraka düşmemiştim. Şöyle vakit geçsin ses olsun diye gözüme çarpınca açıp izledim. Film bir biyografi. Türkiye’de sosyal medyadan parayı götüren bir gencin biyografisi. Bu süreci, yaşadıklarını da film yapmış. Bildiğimiz gördüğümüz dışında çok fazla bir şey yok. Lakin o bildiğimiz, ailemiz tarafından zaman zaman mahsur kaldığımız şeyleri görmek gülümsememe sebep oldu.

Lakin, bu filmden bir film olarak bahsedemem. Mesela yukarıdaki film daha filmdi bunun yanında. Ne ışık, ne senaryo, ne kurgu, ne ses hiç bir şey yoktu bu filmde. Yani film olarak betimleyeceğimiz bir bütün yoktu karşımızda.  Bu filme puan vermek istemiyorum. 🙂 Yönetmen: Kamil Cetin Senaryo: Enes Batur , Busra Nur Karahan Oyuncular: Enes BaturBilal HanciAtakan Özyurt https://www.imdb.com/title/tt7668842

Gifted (2017)

gifted dehaFilmin uzun süre reklamlarını görmüştüm. Dram olması sebebi ile biraz modumun uygun olmasını bekledim. Tabi bu esnada IMDB’deki puanı da biraz beklentimi yükseltmeme sebep oldu. Aslında kötü bir film değil, oldukça iyi bir konuya sahip, ancak konu o kadar sığ geçilmiş ki bunu filmin her karesinde hissedebiliyorsunuz. Yönetmen çekelim de filmi gidelim diye düşünmüş sanırım.

Bunun haricinde oyunculuklar iyi. Bilhassa ufaklık hayran bırakıyor kendine. Bir ödül almasını beklerdim ama aday olup alamamış. Hikayede boşluklar mevcut ayn şekilde kurguda sıkıntılar var.

Küçük Mary dayısı ile birlikte gizlice yaşamaktadır. Ancak kendisi bir dehadır. Annesinin isteği doğrultusunda Mary normal bir insan gibi onlardan dışlanmasın diye okula gider. Burada öğretmeni onun dehasını fark eder ve okula bildirir. Derken iş büyür. Mary ve Frank gizlendikleri yerde ortaya çıkarlar. Mary anneannesi onu almak için dava açar ve kazanır. Ancak Mary, Frank ile mutludur. Tabi Mary ananesine geçince bütün sosyal hayattan uzaklaşır. Frank ise onu geri almak için abalar.

İzleyin derim. **/ Yönetmen: Marc Webb Senaryo: Tom Flynn Oyuncular: Chris EvansMckenna GraceLindsay Duncan  https://www.imdb.com/title/tt4481414/

Thirteen (2003)

thirteenVallahi ilginç bir film Thirteen. Aslıda ilginç diyorum ama şu dönemde de oldukça yaşanılan bir durum karşımızda. Biz her ne kadar bu durumu millet olarak kendimize yakıştıramasaka şu an kapımızda olan bir durum. Peki bu konuda ne yapıyoruz o ayrı bir konu.

Filmde durağan bir sahne bile yok. Bu hareketli duruma bir süre sonra alışıyorsunuz ve aslında karakterlerin yaşadıkları dünyanın hızın sizde yaşamaya başlıyorsunuz. Filmin işlenişi oldukça iyi. Kurgu, diyaloglar sanki gündelik bir hayatı izliyormuşsunuz hissi veriyor size. Aynı şekilde oyunculuklarda oldukça başarılı. O kadar doğal ki tüm duyguları hissettiriyor size.

Tracy kendi halinde bir kızdır. Hep okulun en popüler kızı olmak ister. Bir gün okulun popüler kızı Evie ile arkadaş olur ve bütün hayatı değişir. O zamana kadar yapmayacağı şeyleri yapmaya başlar hep bu popülarite uğruna. Tabi filmin sonu malum. Ancak rahatsısız edici atmosferi iyi yansıtılmış bu film izlenmesi gerekenler arasında.

**** Yönetmen/Senaryo: Catherine Hardwicke Oyuncular:  Evan Rachel WoodHolly HunterNikki Reed https://www.imdb.com/title/tt0328538/

Zhuo yao ji (2015)

zhuo yao jiAslında bu filmin yönetmenini Shrek, Madagascar, Çizmeli Kedi gibi bir çok animasyon filminden tanıyormuşuz. Bu film ile kendi memleketinde animasyon ve gerçek karışık eğlenceli bir film yapmış Raman Hui. Tabi filmi sevmeniz için eski Çini ve hikayelerini sevmeniz gerekli.

Hikaye olarak fena değil. Yer yer süreklilikte sorunlar yaşansa da genel anlamda hikayeden kopmuyorsunuz. Eğlenceli zaman zaman da aşırıya kaçan görsellikleri ile de keyifli bir izlenim sunuyor.

İnsanlar kendi krallıklarında yaşarken, canavarlar da kendi krallıklarında yaşamaktadırlar. Birlikte yaşamalarının üzerinden o kadar geçmiştir ki insanlar artık anlatılanları bir efsane olarak görürler. Canavarlar diyarında ise bir insan ve bir canavarın çocuğu olan sevimli Wuba, hükümdar olacaktır ama peşinde onu istemeyen başka canavarlarda vardır. Canavarlar ülkesinden kaçıp insanlar ülkesine gelince burada da canavar avcıları tarafından yakalanmaya çalışılır. Bu esnada tabi eğlenceli bir macera çıkar ortaya.

Boş zamanınızda eğlenceli bir şeyler olsun isterseniz izleyebilirsiniz. *** Yönetmen: Raman Hui Senaryo: Alan Yuen Oyuncular: Baihe BaiBoran JingWu Jiang  https://www.imdb.com/title/tt3781476

Anon (2018)

anonİlginç konusuyla filmi beğendiğimi söylemeliyim. Ancak film çok daha iyi olacakken, yine Netflix’in klasik film hengamesine kapılmış ve tam olamamış. Konu güzel, işleniş fena değil ama kurguda bazı sıkıntılar var. Tabi filmin yönetmeni ve senaristi Andrew Niccol olunca insan biraz daha beklentiye giriyor. Filmin atmosferini beğendim ancak biraz daha eski İngiltere’den çıkıp günümüze yaklaşsaydı daha iyiydi. Film kendine bir atmosfer yaratmamış, eski ile yeniyi bağlarken de bazı uç noktaları bir araya getirmiş. Bu sebepten dolayı zaman zaman gözüme battı bu durum.

Aslında filmde bir kaç yıl sonra nereye geleceğimiz anlatıyor. Adete uysun diye bende kişisel verilerin korunumu hakkında bir şeyler yazıyorum ama hepsi boş. Olayda tam burada başlıyor Anon’da. Devlet güvenliği gerekçesiyle insanların tüm kişisel bilgileri paylaşılıyor. Bu bilgilerde erişime açık ve kaydediliyor. Yani özel diye bir şey yok. Bu şekilde suçlar en aza indirgenmiş.

Böyle bir dünyada cinayetler işlenmeye başlar ama kayıtlar bu durumu tespit edemez. Çünkü ölen insanların geçmişi izlendiğinde kendilerini ölürken görürler. Bu cinayetleri araştıran Sal Frieland’da oyunun bir parçası olmaya çalışır. Sonu sürpriz olmakla birlikte aslında daha iyi olabilecek, izledikten sonra da geleceğimizi sorgulamamıza yarayacak bir film.

*** Yönetmen / Senaryo: Andrew Niccol Oyunuclar: Clive OwenAfiya BennettMorgan Allen https://www.imdb.com/title/tt5397194/

Interlude (2004)

Animenin açılışı bana çok garip geldi. Karakterler bir sahnede monologa girerek gerçeklikle ilgili değişik şeyler anlatıyorlardı. Bu vesile ile de oturdum izledim. Sanki bana biraz karışık geldi konusu. Daha net toparlansa daha etkili olurmuş ama üstünden yıllar geçmiş. Aslında bu OVA serisi bir mangadan uyarlanmış ama çizerini kısacık arayıştan sonra bulamadım. Sonrasında oyun olarakta piyasaya sürülmüş.

Adını bilmediğimiz ana karakterimiz garip rüyalar gören bir ergendir. Sanki başka bir dünyaya da gidip gelmektedir. Ne olup bittiğine anlam vermeye çalışırken alternatif dünyada bir kızla tanışır. Bu kız bu dünyada yalnız yaşamaktadır. Karşısına çıkan tüm engellere rağmen kızla birlikte ne olup ne bittiğini araştırmaya başlar. Ancak aslında kızla bir araya gelmemesi gerekmektedir. Araştırmaya devam ettikçe yaşadıkları hayat hakkında inanılmaz şeyler öğrenir.

Gerçekliği sorgulatan biraz Inception vari demiyeyim çünkü bu anime daha büyük, onuna yakın bir konuya sahip bir anime. İzlenebilir. **/ Yönetmen: Tatsuya Nagamine Senarist: Akemi Omode Seslendirenler: Houko KuwashimaMami Kingetsu https://goo.gl/BMq9H5

Şahsiyet (2018)

ŞahsiyetŞahsiyet son dönemde izlediğim en iyi Türk dizileri arasında. Tabi bu gibi dizileri televizyonda görmek oldukça zor. O sebepten dolayı hala izlememişseniz buyurun Puhu Tv‘den izleyin. Emin olun ki hiç bir şey kaybetmeyecek üstüne üstlük kazanacaksınız. Şahsiyet nedir aslında öğreneceksiniz.

Dizi, hikayesi, senaryosu, müzikleri, oyunculukları; renkleri, açıları kısacası sinematografisiyle oldukça başarılı. İkinci sezon gelecek mi bilmiyorum ama şu haliyle bile bitse bence zirvede bırakmış olur. Dizinin bölüm süreleri yeterli, her bölüm iyi düşünülmüş iyi yazılmış, ayrıntılara dikkat edilmiş. Bilhassa diyaloglar üzerinde çok düşünülmüş. Tabi dizinin senaryosunu Hakan Günday’ın yazmış olduğunu belirtmem lazım. He ne kadar son bölümlere doğru biraz oldu bittiye getirip finali hızlandırıp keyfimi kaçırsa da vermek istediği mesajı dibine kadar vermiş.

Tabi dizinin son günlerin kanayan yarasını da konu yapması cabası. Ve bu konu öyle güzel işlenmiş mesajlar öyle güzel verilmiş ki her bölümde hayran kalıyorsunuz. Dizinin konusunu anlatmayacağım buyurun izleyin ama bir kaç replik alıntı yapmadan geçmeyeceğim.

“Adalet peşinde koşmak şahsi bir mesele değildir, bir şahsiyet meselesidir.” “Adalet ile hukuğu karıştırıyorsun, tabii hukuk varsa!”

Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. ****/** Yönetmen: Onur Saylak Senaryo: Hakan Günday Oyuncular: Haluk BilginerCansu DereMetin Akdülger

B: The Beginning (2016)

b beginningNetflix anime işine de el atmış ve izlediğim ilk animesi olan B: The Beginning ile de gönlüme taht kurmuş. Sanıyorum cümle biraz devrik oldu ama bu animeyi, hem konu, hem görsel hemde işleniş olarak oldukça beğendim. Polisiye bilim kurgu biraz iç içe girmiş olay örgüsü dikkatinizi azalttığınız bir bölümde hemen dağılabiliyor ama finale doğru çözülen soru işaretleri ile aslında birden çok bir kaç konu hakkında fikir sahibi oluyorsunuz. Animenin ikinci sezonu da gelecek gibi duruyor çünkü o şekilde bitti. Bakalım bekliyoruz.

Yapılan antik kazılar esnasında tanrı oldukları düşünülen yaratıkların fosilleri bulunur. Bu fosillerden elde ettikleri DNA’lar ile bu yaratıkları yeniden yaratırlar. Tabi ki askeri amaçlı. Bu türden oluşan bir grup hayatını kraliyetin yanında yer alarak düzeni sağlamaya adamıştır. Ama günün birinde cinayetler işlenmeye başlar. Kendini arşive kapatmış zeki polis memuru Keith bu olayı araştırmaya başlar ve bu cinayetlerin sıradan olmadığını anlar. Ve macera başlar.

Olay kurgusu merakta bırakan, hikayenin nereye gideceğini tahmin edemeyeceğiniz bir anime B: Beginning. İzleyin derim. **** Yaratıcı: Kazuto Nakazawa Seslendirenler: Hiroaki HirataHiroki TouchiAsami Seto

buralarda yokken izlediklerim

Yazacak o kadar film birikti ki mümkün olduğunca az laf yapıp çok film yazmak istiyorum. Ayrıntıya girmek istiyorum ama sanırım giremeyeceğim. Neyse affola.

Moana (2016)

MoanaMoana nedense bana Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü‘nü hatırlattı. Belki de oradaki tanrılar ile buradaki tanrıları özdeşleştirdim. Film içinizdekini keşfedin temalı insanı gaza getiren bir film. Bu filmlerin çocuklar için yapıldığını biliyorsunuz. Her birindeki ego aşılamasını düşünsenize.

Film tabuları kıran ve kendi kabilesinin ufuklarını açan onları kurtararak bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatıyor. Film eğlenceli. Yer yer müzikal kısımları beni sıksa da keyifli bir izlenimi var. Lakin benim filmden keyif almam, Tanrıça Günlüğüne benzetmemden de olabilir. Kurgusu, görseli iyi. İzleyebilirsiniz gönül rahatlığıyla. *** Ron ClementsJohn Musker  https://www.imdb.com/title/tt3521164/

Finding Dory (2016)

finding doryFinding Nemo’dan sonra neden Dory’i neden arıyoruz bilemedim. Nemo’nun tekrarı gibi olmuş bu film. İzlerken zaman zaman tekrar eden diyaloglardan ve olaylardan sıkıldım. Hikaye bir türlü ilerlemedi. Görsel olarak fena sayılmazdı ama tam anlamıyla animasyon olsun, Nemo’nun da ekmeğini yiyelim tarzı yapılmış bir animasyondu. *  Andrew StantonAngus MacLane https://www.imdb.com/title/tt2277860/

Curvature (2017)

curvatureİlginç konusuna rağmen sıkıcı bir şekilde ilerleyen bir film Curvature. İlginç dedim de ana hatlarıyla bakıldığında aslında çokta bizi şaşırtmayan bir film. Hikaye daha usta ellerde, daha iyi bir şekilde kurgulanıp aslında çok güzel sunulabilirmiş. Kadın kahramanımızın mühendis sevgilisi bir şekilde ölür. Bir sabah uyandığındaysa bir telefon ona kaçmasını söyler. Kadın telefondakinin kendisinin olduğunu anlar. Sevgilisi bir zaman makinesi yapmıştır ve bundan sonraki yaşanacak olaylardan kendini kurtarmak için zamanda yolculuk yapmıştır. Biz de bu hikayeyi izleriz.

Kurgusu zayıf, senaryo daha iyi olabilirmiş, oyunculuklar ise düşük bütçeli filme göre iyi. İzleyip izlememek size kalmış. ** Diego HallivisBrian DeLeeuw https://www.imdb.com/title/tt4720596/

Taeksi woonjunsa (2017)

a taxi driverOldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Gerçek bir hikayeden alınmış ve ekrana çok başarılı bir şekilde. Aslında bu filme ayrı bir yer ayırmak gerekirdi ama burada kaldı maalesef. Neyse ki Bi Köşe‘de yer verebilirim kendisine. Filmde o kadar çok tanıdık, olay, söz, yaklaşım var ki izlerken bizden de çok fazla şey bulacaksınız.

1980 Mayısında onlarca üniversite öğrencisinin, işçinin ve sivilin hayatını kaybettiği Gwangju Katliamı’nı gözler önüne seriyor film. Tüm burada yaşanan olaylar ise televizyonlar tarafından gerektiği gibi verilmemekte ve dünya basını buraya sokulmamaktadır. Bir taksici yardımıyla alman muhabir Jurgen Hinzpeter olay yerine girer ve Gwangju da olan biteni tüm dünyaya yayınlar.

Taksici de olayları televizyondan izleyen, buradakileri komünistlikle suçlayan biridir ancak olayların içine girdiğinde ise aslında durumun hiçte televizyonda gösterildiği gibi olmadığıdır. Filmin sonunda gerçek Jurgen Hinzpeter ortaya çıkıyor ve bu taksiciyi sürekli aradığını söylüyor ama taksiciyi bir türlü bulamıyor.

Filmin oyunculukları, çekimleri oldukça başarılı. Zaman zaman ajitasyon düzeyi artsa da genelde olayı direk anlatma konusunda sabit kalınmış. Filmin süresi daha da kısalabilir, gereksiz sahneler çıkarılabilirdi. Buna rağmen kesinlikle izlenmesi gereken bir film Taeksi woonjunsa. ****/* Hun JangYu-na Eom https://www.imdb.com/title/tt6878038/

Salinjaui gieokbeob (2017)

salinjaui gieokbeobYine oldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Yani ne diyeyim bu Koreliler film işini beceriyor. Filmin kurgusu, hikayesi, oyunculukları, işlenişi oldukça başarılı. Bir seri katil yaşlılığı ile birlikte alzaymır olmaya başlar. Ne yaptığını unutan bu adam geçmişe dönük hatıraları ile boğuşmaya başlar. Bu esnada kızının da bir seri katil tarafından kaçırıldığını öğrenir ve onu bulmak için tek başına çabalar. Ancak bunu yapmaya çalışırken, geçmiş ve günümüz birbirine karışır.

Keyifli vakit geçirmek biraz kafa karışılığı yaşamak için izleyebilirsiniz. Shin-yeon WonJo-yun HwangYoung-ha Kim (kitap) https://www.imdb.com/title/tt5729348/

Don’t Hang Up (2016)

dont hang upFilmi sırf ibreti alem olsun diye izlemek lazım. Bunu haricinde bir ergen korkusu gibi başlayıp bundan rahatça sıyrılıyor. Yine de klişe sahnelere yer verilmiş ama o kadarda sıkıcı değil. Kurgu fena değil, oyunculuklar da aynı şekilde.

İbreti alem oldun diye dedim şöyle açıklayayım: Telefonda insanlara eşşek şakası yapan gençler bunları kayda alır ve internet üzerinden yayınlar. Bu duruma prank diyorlarmış bende yeni öğrendim. Ancak bu olaylar üzerine bir gün onların başına birileri musallat olur. Başta onlar da şakalandıklarını sanırlar ama olay hiçte öyle değildir. Hayatta kalmak için uğraşmaya başlarlar bu dakikadan sonra. **/* Damien MacéAlexis WajsbrotJoe Johnson https://www.imdb.com/title/tt3610746/

Je ne suis pas un homme facile (2018)

i am an easy manBu tarz filmleri hep ilgimi çekmiştir. Televizyonda bir kısmına denk gelince hadi tamamını izleyeyim dedim. Zaten filmde bu sene içerisinde sinemadaydı. Ancak ben bu filmi bir sinema filminden çok bir televizyon filmi olarak gördüm. Yani çok şey kaçırmamışım.

Film bir yerde kadın haklarına onlara yapılanlara eğilse de dediğim gibi çok sönük kalmış. Christophe kadınlara kötü davranan, onları bir eşyaymış gibi gören biridir. Günün birinde küçük bir kaza geçirir ve uyandığında kendini kadın egemen bir toplumda bulur. Burada kadınların tüm rollerini erkekler üstlenmektedir. Christophe bu dünyada Erika ile tanışır ve Erika’sa onun bu dünyadaki karşılığıdır. İkisi arasında bir ilişki başlar. **/* Eléonore PourriatAriane Fert https://www.imdb.com/title/tt6857988

Bhaagamathie (2018)

bhaagamathieFilm değişik ve güzel bir film. Sonunda ters köşe de yapıyor ama iki saat yirmi dakika olan filmde o kadar çok olay yaşanıyor ki nasıl anlatsam bilemedim. Halkın yakınında olduğunu söyleyen bir siyasetçi ne zaman bir yerlerde miting yapsa, yanındaki tapınaklardan çok değerli heykeller çalınmaktadır. Polis bunu incelemeye başlar. Aynı zamanda başkan tarafından sevilmeyen bu adam için de bir yolsuzluk soruşturması başlatılır. Bu soruşturmalar kapsamında adamın yanında çalışmış hapiste olan sekreteri bir sorgulama için ıssız hayaletli olduğu söylenen bir villaya sorgulanmaya getirilir.

Bu tekin olmayan evde sorgu yapılırken evde garip olaylar olmaya başlar. Polisler kurdukları kameralardan bir şeylerin uçuştuğunu, sorgulamak için getirdikleri kadına şiddet uygulandığını görürler. Sorgu ile birlikte birde bu evdeki güçlerle baş etmeye çalışırlar. Tabi olayın aslı da bu şekilde ortaya çıkar. ****  Ashok GAnushka Shetty https://www.imdb.com/title/tt6727296/

Yeom-lyeok (2018)

yeom-lyeokBu yazıda biraz fazla Kore filmi oldu. Oldun Amerikan filmi olunca sıkıntı değil de Kore filmi olunca mu sıkıntı? Yine izlerken çok keyif aldığım bir film Yeom-lyeok. Anlatımı, oyunculuklar, oldukça başarılı. O kadar çok ortak yönümüz var ki bu Korelilerle, yönetiminden tutun da, insanların yaklaşımına kadar her şey birebir. Ya da ben bu tarz filmleri sadece Korelilerden mi izliyorum bilemedim. Belki de daha özgür oldukları için bunları çekebiliyorlar.

Güvelik görevlisi olan bir adam bir gün dağdan su içtiğinde süper güçlere sahip olur. Başta ne olduğunu anlayamaz ve bu gücünü sihirbaz olarak çalışmak için kullanır. Derken bir gün terk edip gittiği kızı onu arar ve annesinin öldüğünü söyler. Adam cenazeye gider ve bundan sonra kızının yanında olmaya karar verir. Burada eski karısının ölümünün onları çalıştırdıkları dükkanından atmak isteyen şirketin adamları tarafından olduğunu öğrenir. Kız babasını istemez ama ona yakın olmak için olayların içinde istemeye istemeye bulur. Süper güçlerini kullanarak yerlerinden çıkarılmak isteyen bu azınlığa yardım eder. Yani aslında bizde de bilindik bir hikaye.

Oldukça eğlenceli, keyifli bir film. İzleyin derim. Bizim içinde bir ayna. **** Sang-ho YeonSeung-ryong RyuEun-kyung Shim https://www.imdb.com/title/tt6890582/

Berlin Syndrome (2017)

berlin syndromeFilm IMDB’den 6.3 almış an itibariyle ama neye bu kadar puan verdiklerini anlayamadım. Bana öyle çokta etkileyici gelmedi. Hatta zaman zaman sıkıldım diyebilirim. Film bir roman uyarlamasıymış, eminim ki filmin bize veremediği bazı duygular vardır ve bu puan yüksekliğini romana bağlıyorum.

Clare Havel, gezgin bir fotoğrafçıdır. Bu durağı ise Berlindir. Şehirde dolanıp fotoğraf çekerken burada Andi Werner adında bir genç ile karşılar. Gece Andi’nin evinde giderler ve birlikte olurlar. Clare sabah evden çıkamaz ve Andi’nin unutarak kapıyı kitlediğini düşünür. Ancak durum hiçte göründüğü gibi değildir. Andi onu kimsenin yaşamadığı bölgedeki evine alıkoymak için getirmiştir. Clare evde kaldıkça aslında kendinden başla kızlarında bu durumu yaşadığını fark eder. Gerilim ve korku öğeleri dışında psikolojik yönü daha ağır olan bir film Berlin Syndrome. Bana beklediğimi vermedi açıkçası. **/* Cate ShortlandShaun GrantMelanie Joosten (roman), Teresa Palmer

buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum.

The Adjustment Bureau (2011)

thea djustment bureau

Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı.

Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı içimi. Ancak filmi izlemeye başlayınca bir yerde Dick’in hikayesi nerede diye düşünmeye başladım. Çünkü atmosfer onun yarattığı gibi karanlık ve dikkat çekici değildi. Hatta biraz zorlasalar film romantik bir hal alacaktı. E şimdi ne bilim kurgu, ne romantik, ne de aksiyon olmuş. Bu sebeple senaryo, çekim, atmosfer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hikayeye gelelim. İki ana kahramandan erkek olan önü açık bir politikacıdır, diğeri ise başarılı bir balerin. İkisi birbirlerine aşık olurlar. Ancak onların birlikte olmaması gerekmektedir. O anda kader dediğimiz şey yani 1800’lerden kalma kılıklı adamlar yani melekler devreye girer ve onalrın hayatlarını değiştirir yoluna sokarlar. Gerekçeleri ise, insanları bir başına bırakırsan kaos, kıyamet götürmektedir dünyayı. O sebepten dolayı ayarlanmaya ihtiyaçları vardır. Ayarlanma dedim de Dark City geldi aklıma. Evet olay hemen hemen aynı ama bu film bu konuda sınıfta kalmış. Yine de meraklısı izleyebilir. Bu aralar yine taktığım bir konu bu. Bakın Ömer Hayyam geldi aklıma bir rubai ile bitirelim bu filmi;

Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

https://www.imdb.com/title/tt1385826/

Exam (2009)

exam

Exam değişik bir gerilim filmi. Bu filmi de daha önce neden izlemedim diye hayıflanabilirdim ama zaten düşük bütçe ile çekilmiş fazla reklamı olmayan bir film. an itibari ile IMDB puanı 8.9. Aslında hakkında da çok fazla görüş olabilecek bir film. Her dakikası insanı merakta tutup, finale varıyor, Final ise kimine göre biraz basit kimine göre ise oldukça güzel. Bana sorarsanız, final ve hikaye üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Bununla birlikte Çekim teknikleri ve daha iyi oyuncularla zaten kapalı alanda ve az insanla geçen bu film daha etkili hale getirilebilirdi. Buna rağmen film hakkında en azından hikaye ve işleyişi, karakterler bakımından yorumum olumlu.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye bir sınavda geçiyor. Büyük bir firma işe alım için sınav yapar ve sınava seçilen sekiz kişi katılır. Gerekli açıklamalar yapılır sınavla ilgili. Sınav süresince salonu terk etmek yasaktır, sınav kağıdını darp etmek yasaktır ve tek bir soru sorulmuştur. Başlarında da bir güvenlik durur onunla konuşmakta yasaktır. Sınav başladığında ise adaylar kağıtta hiç bir sorunun olmadığını fark ederler. Her biri farklı bir köktenden gelen bu insanlar arasında sorunun ne olduğunu bulmak konusunda bir arayışa girerler. Bu arayış karakterler seviyesinde şiddete dönüşür. Farklı karakterlerin sınavda var olmak için göze aldıklarını görürüz. Yani bütün çirkeflikleri ortaya çıkar. Ben işte bu konuda biraz tereddütte kaldım. Her insan dışarıya karşı bir maske takınmıştır. Bunu bir sınav ortamında direkt ortaya koymaz, insanlık denen erdemi göstermeye çalışarak ertelersin içindeki vahşiyi. Yalnız kalsan neyse. İşte burada biraz eksik kalmış film. O tepkiler nasıl aşırıya kaçtı o kadar anlamadım. Neyse izlenebilir bence. https://www.imdb.com/title/tt1258197/ Stuart Hazeldine, Simon Garrity

Coco (2017)

coco

Üç senedir Akademi Ödülleri etiketi açmamışım. Bu film vesile oldu yanda etiket açmama. E tabi o zamanlarda film blogu var ayrı filmleri tek tek yazıyorum. Neyse bu vesile işe bir başlangıç olur belki.

Film iki ödül almış biri En iyi Özgün şarkı, Diğeri ise En İyi Animasyon. Şimdi en iyi animasyon kısmında bir itirazım var. Adaylar arasında Loving Vincent gibi bir film varken bu filme ödülün verilmesi bence çok saçma olmuş. En iyi animasyon nasıl seçiliyor bilmiyorum ama, teknik olarak bu film bize yeni hiç bir şey vermiyor. Evet hikayesi güzel eğlenceli ama teknik aynı teknik. Bence Loving Vincent‘ın yanına bile yaklaşamaz. Herhalde jüriye Loving Vincent çok fazla geldi.

Miguel, müziğe meraklı bir çocuktur. Gizli gizli gitar çalmakadır. Ancak ne varki ailesi yılalrdır müziğe düşmandır. Dinlemezler diletmezler. Miguel bu konuda çok sıkıntı yaşar. GÜnün birinde ölüler gününde düzenlenen büüyk yarışmaya katılacakken ailesi gitarını kırar. Bunun üzeirne Miguel kendi köyleirnden çıkmış memleketin en ünlü müzisyeninin mezarına gider ve oradan onun gitarını çalar. Ama bu esnada bir şey olur ve ölüler diyarına geçiş yapar.

Buradan çıkmaya çalışırken Hector adında biri ile tanışır. Ölülerin tek derdi ise dünyada yaşayanalr tarafından unutulmamaktır. Eğer unutulurlarsa sonsuzlluğa gider ve yok olurlar. Hector son birkez dünyaya dönmek sevdikleri tarafından hatırlanmak ister. Bu esnada Miguel’de ünlü müzisyenin büyük babası olduğunu öğrenir. Hector ve Miguel, bu ünlü müzisyeni bulmaya çalışır ve diğer dünyada macera başlar. Bulurlar bulmasına ama işler hiç göründüğü gibi değildir.

Keyifli izlenilebilir, konusu güzel bir film Coco. Ama belirttiğim gibi en iyi animasyon bence olmamalıydı. Belki en iyi senaryo oalbilirdi, aslında olmasa da olurdu. Neyse. https://www.imdb.com/title/tt2380307 Lee Unkrich, Adrian Molina

La Casa de Papel (2018)

la casa de papel

Herkes bi Le Casa de Papael tutturunca bende izleyeyim dedim. Şimdi bu diziyi nasıl değerlendirmeliyim diye soruyorum kendime. O kadar çok fanı var ki topa tutulmak istemem. Öncelikle dizinin alt metni oldukça kuvvetli. Bu konuda hiç tereddüdüm yok vermek istediği mesajlar oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Ancak karakter geçmişleri ve bu geçmişlerin mevcut polisiyeye yedirilmesi konusu biraz olmamış gibi. Karakterlerin psikolojileri, hal ve tavırları dizi boyunca veriliyor ama arada karakter dönümlerindeki sapmalar havada kalıyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü dizi bu konuda detaya fazla iniyor. Daha yüzeysel geçse belki sorgulamayacağım.

Teknik ve kurgu açısından ise oldukça sıradan. Kurgu zaman zaman kafa karıştırıyor. Hikayenin geneli akla dayalı şaşırtıcı bir şekilde giderken bazen mantıksız bir şekilde olay örgüsünün dışına çıkarak genel anlamda diziyi sorgulamanızı sağlıyor. Aslında tek sezona ve kısa bölüm sayısına sığacak dizi reyting uğruna uzatıla uzatıla zaman zaman izlenmesi zor bir hal alıyor. Hele hele ikinci sezon zaman zaman işkenceye dönüşüyor. Uzadıkça da mantık hataları daha fazla batıyor göze. Bu mantık hatalarını göz ardı edince dizi akış gidiyor. Zaten çoğu izleyici bu tarafından bakıyor diziye. Bir de belirttiğim gibi dizinin alt metni aslında bunu mu vermek istemişler bilmiyorum ama izleyiciye güzel geçiyor. İzleyiciyi tutan tarafı da bu. Şimdi üçüncü sezon çıkacak diyorlar merak içindeyim kurgu nasıl bir hal alacak. İkinci sezonun devamı şeklinde ağdalı bir şekilde uzatılıp çöküşe mi gidecek. Yoksa beklediğinden fazla para kazandı deyip, kurgu için daha çok insan mı çalışıp eksikleri giderecek. Bekleyip göreceğiz.

Bu arada belirtmek lazım ki genel anlamda oyunculuklar da başarılı. İzleyin, yer yer sıkılırsanız ileri alır izlersiniz. https://www.imdb.com/title/tt6468322 Álex Pina

Gi-eok-ui bam (2017)

gi-eok-ui-bam

Son dönemde Kore gizem filmi izlememiştim. Bu filmi görünce acayip sevindim ve koyuldum izlemeye. Genel olarak film bana fena gelmedi. Güzel bir konusu ve kurgusu var. Tabi kurgu biraz farklı bir taraftan işleyince film kendini izlettiriyor ve sonunda vay be diyecek kıvama getiriyor. Bu sebepten dolayı bende filmi her yerde bulabileceğiniz bir şekilde özetleyeceğim.

Jin-seok’un kardeşi gecenin bir yarısı kaçırılır. 19 sonra birden çıkar gelir. Ancak bu süre zarfında ne olduğuna dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Jin-seok bir süre sonra abisinin garip hareket ettiğini fark eder. Hal hareketleri, tepkileri, yürüyüşü bile değişmiştir. Sakat olan ayağı bile iyileşmiştir. Geceleri ise herkes çıktıktan sonra dışarıya çıkar. Bir gece Jin-seok abisini izler ve onun bir şeyler çevirdiğini anlar. Olan bitene anlam verememiştir ama araştırmaya devam ettikçe ailesi ile ilgili bazı gerçekler ortaya çıkar. Şimdi kendini kurtarmak zorundadır.

Ben filmin kurgusunu, oyunculukları, hikayeyi başarılı buldum. Biraz daha gizem eklenebilir yer yer düşen ilgiyi ve tempoyu daha iyi ayakta tutabilirlermiş. Ama bu haliyle de keyifle izleniyor. https://www.imdb.com/title/tt7057496/ Hang-jun Zhang

Salyut-7 (2017)

salyut-7

Gerçek bir olaydan uyarlanmış olan Salyut-7 adını da bu orijinalinden almış. Olayın gerçek olması zaten filme olan merakı arttırıyor. Uzay konulu film de istiyorsanız bir de bunun gerçeklik payı olsun diyorsanız bu film tam sizin için. Hikaye şu:

Haziran 1985’te Sovyet uzay istasyonu Salyul-7’nin tüm elektriği kesilir, bununla birlikte yörüngesi kaymaya başlar. Rus görevliler bunun küresel bir krize sebep olmaması, o kadar masraf yapılan istasyonun çöpe gitmemesi için onu kurtarma adına Soyuz gemisi ile yanlarına giderler. Tabi karşıdaki istasyon ölü olduğu için otomatik yanaşma işlemi gerçekleşmez ve kozmonotlar bunu mesafeyi, açıyı, dönüş hızını hesap ederek manuel yaparlar.

Kenetlenme başarılı olmuştur ancak uzun süre elektriksiz kalan kalan Salyul-7 ısıtıcıları çalışmadığı için buz gibi olmuş, her şey donmuştur. İki kozmonot kalın kazaklarını giyerek Salyut-7’nin içine girer ve elektrik arızalarını giderirler. İstasyonun içini ısıtarak yeniden kullanıma sokarlar. Tabi bu iş benim anlattığım gibi basit olmaz. Ayrıntıları da zaten filmde var.

Şimdi gelelim işin biraz teknik kısmına. Film görsel olarak Amerikan uzay filmlerindeki gibi bizi tatmin etmiyor. Uzay güzel evet, ama etkileyici görüntüler yok. Tabi bu film Rus yapımı kıyaslamamak lazım ama kıyas yapmamın en büyük nedenlerinden biri Amerikan filmlerindeki klasik kurguya sahip olması. Ne kadar doğru bilmem ama işten uzaklaştırılmış asi ama bu görevi yapabilecek yegane kozmonotun oluşu, devlet çıkarlarının ve nispeten milliyetçiliğin ön plana çıkarılması, buna da aile dramı eklenip vatan sağ olsun betimlemeleri yapılması klasikleşmiş filmlerin tadını verdi bana. Beklentimin altında bıraktı. Buna rağmen kendini izleten bir film Salyut-7. https://www.imdb.com/title/tt6537238/ Klim Shipenko

Hônteddo kyanpasu (2016)

honteddo-kyanpasu

Film Ryû Kushiki’nin romanından uyarlanmış. Roman nasıl bilmem ama film hakkında iyidir diyemeyeceğim. Gerçi filmin senaryosunu da yazan Ryû Kushiki. Tabi her yazar iyi senaryo yazar diye bir genelleme yok. Filmi korku filmi niyetine izledim ama korkudan öte Japonya’daki liseli ergenleri eğlendirmek için yapılmış bir film gibi duruyor. Yani bize pek gelmeyecek cinsten.

Shinji Yagami hayaletleri görebilen bir gençtir. Okulda aşık olduğu bir kız vardır. Ona daha da yakınlaşmak için kızın da üyesi bulunduğu hayalet kulübüne üye olur. Ancak Yagami hayaletleri gördüğünü kimseye söylemez. Ekip hayaletler peşinde koşarken başlarına bazı olaylar gelir ve Yagami hayaletleri gördüğünü ekibe söyler. Bu sırada okulda dolanan bir hayaletin peşindedirler. Hayalet onları gizli bir olayın açığa çıkması için yönlendirir ve okuluda ilgilendiren bir sorun çözülür.

Ben izledim filmi, sizin izlemenize gerek yok aslında. https://www.imdb.com/title/tt4684488 Satoshi Takemoto

buralarda yokken izlediklerim

Jumanji: Welcome to the Jungle (2017)

Jumanji’nin ölüsü bile para yapar mantığıyla çıktığımız yolda hızla devam ediyoruz. Filmin devamı ile ilgili söylentiler var. Gider mi, gider. Ben izlerim. Zaten bu tarz filmler pek kalmadı. İşin aksiyonundan çok fantastik yapısı önemli benim için. Bu kez Jumanji bir video oyunu olarak çıkıyor karşımıza. Birbiri ile pekte anlaşamayan lise öğrencileri bir ceza esnasında eski bir video oyunu bulurlar. Oyunu oynamaya başladıklarında ise kendilerini oyunun içerisinde oyun karakterleri olarak bulurlar. Aksiyonu bol, kendi içinde çelişkileri olan, kafayı takmadan izlenebilecek bir film Jumanji. https://www.imdb.com/title/tt2283362/

Hwayugi (2017)

Aslında diziyi beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ancak gerek fantastik öğeleri gerek Kore mitolojisine çalan tarafları diziyi izleyip sonunu getirmem için sebeplerden biriydi. Şu sıralar genelde Kdrama izleyen genç kızlarımız erkek oyuncular için izlerken bende işi çevirip bu filmi kadın oyuncular için izledim dersem ayıp olmaz sanırım. Onun haricinde dizinin hikayesi değişik olmasına rağmen kurgusu hiç mi hiç yanıltmadı ve çok fazla açık vardı. Sahne devamlılıklarındaki sorunları saymıyorum. Zaten kdramalar için klasik bir durum oldu bu. Hayaletli, tanrılı, tanrıya karşı çıkmalı bir dizi A Korean Odssey. https://www.imdb.com/title/tt7099334/

Kokkoku (2018)

Değişik bir anime Kokkoku. Zaten Japonlardan değişik olmayan bir şey beklemek garip olur. 19 yaşında iş görüşmeleriyle uğraşan Juri Yukawa bir güne ve geldiğinde yeğenin ve abisinin kaçırıldığını öğrenir. Onları kurtarmak için ise çok kısa süre içerisinde yüklü bir miktarda bir parayı eski bir depoya getirmesi gerekmektedir. Yaklaşık on beş dakika içerisindeki bir sürede bu parayı bulmaları bulsalar bile oraya götürmeleri imkansızdır. O esnada dedesi onları bir taşın başına toplar ve o esnada zaman durur. Aile fertlerini kurtarmak için depoya giderler. Ancak depoda onlar gibi hareket edebilen insanlar vardır. Juri hem bu taşı, hem bu taşın peşindeki tarikatı, hem de güçlerini keşfetmeye başlar. Anime insanları, zamanı ve gerçekliği başarılı bir şekilde sorguluyor. Tavsiye ederim. https://www.imdb.com/title/tt7933666/

Cold Skin (2017)

Aslında çok farklı ve güzel konusu olan bir film Cold Skin. Ancak nedendir bilmiyorum bilme bir türlü adapte olamadım. Sanki yer yer film hikayeden kopup farklı yerlere gidiyor gibiydi. Bir saat kırk sekiz dakika film için uzun olmuş bence. Anlatılmak istenen aslında bir saat içerisinde de anlatılabilirdi. Oyunculuklar fena sayılmazdı daha iyi olabilirdi elbet. Genç bir bilim adamı bir adaya buranın coğrafyasını incelemeye gelir. Adada bulunan bir başka bilim adamıyla yer değiştirecektir ama adam yoktur sadece deniz fenerinden sorumlu Gruner vardır. Genç bilim adamı adadaki ilk gecesinde bazı yaratıklar ona saldırır. Sonra öğrenir ki adaya bazı deniz canlıları gelmektedir ve onlarda Gruner’e saldırmaktadırlar. Bilim adamı bunun Gruner’in yaratıklardan birini alı koymasından kaynaklandığını anlar. İnsanlığı, zeki bir yaratık olmanın getirdiği şiddet ve baskı olgusunu anlatmaya çalışmış. İkinci deniz yaratığı ile çiftleşme filmi diye not düşelim. Yeni trend bu olacak sanırım. https://www.imdb.com/title/tt1034385/

Jungle (2017)

Film aynı isimli romanın yazarı aynı zamanda ana karakteri olan Yossi Ghinsberg ‘in başından geçenleri anlatıyor. Yani gerçek bir hikayeden uyarlama film. Şimdi garip dediğim tesadüfler olmadı mı filmi izlerken oldu. Gerçekten öyle miydi hadi kurgulayalım bu şekilde mi olsun dediler onu bilmiyorum. Birde filmde çok fazla din teması vardır. Tamam kurtuldun Allah’a şükür de bu kadar göze sokulmalı mıydı bilmiyorum. Yossi genç yaşta dünyayı dolaşmaya çıkar. Hindistan’a geldiğinde burada tanıştığı birkaç kişiyle Bolivya ormanlarına gider. Bu esnada grup içinde çatışma çıkar ve derken işler iyice karışır. Bu sırada ikiye ayrılan grup yollarına farklı şekilde devam eder. Yossi arkadaşından da ayrı düşerek nehirde sürüklenir. Mucizevi bir şekilde hayatta kalması anlatılıyor filmde de. https://www.imdb.com/title/tt3758172/

buralarda yokken izlediklerim

Professor Marston and the Wonder Women (2017)

Aslında Wonder Woman’ın böyle bir hikayesi olduğunu da bilmiyordum. Wonder Woman’ın yaratıcısı Profesör William Moulton Marston aynı zamanda DISC Kişilik Envanteri analizinin ve yalan makinesinin mucidiymiş. Oxford Üniveritesinde öğretim görevlisi olan Marston burada bir öğrencisine aşık olur. İşin sıradışı kısmı aynı üniversitede öğretim görevlisi olan karısı Elizabeth’te aynı kadına aşık olur ve beraber yaşamaya başlar. Tabi bu skandal olay duyulunca hepsi birlikte kovulurlar ancak birlikte yaşamaya devam ederler. Bu esnada Marston bu iki kadından esninlenerek aslında fantazilerini de dile getirdiği bir kadın süper kahraman ortaya çıkarır. Bu karakter büyük bir ilgi ile takip edilir ama aynı zamanda müstehcen de bulunur. İşte filmde bu hikayeyi anlatıyor.

Genel olarak bakıldığında film yavaş ilerliyor. Ancak Wonder Woman gibi bir karakterin yaratıcısının aynı zamanda yalan makinesi gibi bilimsel bir icada da adını yazdırması bu yavaş ilerleyen hikayede dikkati canlı tutuyor. Her biyografide olduğu gibi bunda da bir yere kadar olaylar yavaş akarken bir yerden sonra hızlıca gidiyor. Bu da soru işaretleri bırakabiliyor akılda. Senaryo bu bakımdan sınıfta kalıyor. Kurguda da bazı sıkıntılar var. Yönetim ise klasik. Oyunculuklar ise ortalama. http://www.imdb.com/title/tt6133130/

Öteki Taraf (2017)

Film vizyona girdiğinde sürekli fragmanı yayınlanıyordu. Artık izlemezsen dayak yiyeceksin durumuna gelmiştik. Sonrasında da fiyatı düştü aylarca vizyonda kaldı. Ama ben ne yaptım dayak yemeyi göz önüne alarak filmi izlemedim. Ama ben ki okuyucularımın iyiliğini düşünüp en saçma filmleri bile izlemiş, yorumlamış adamım bu film neden olmasın dedim? Boş bir anımda film tv’de denk gelince izleyeyim dedim.

Filmin orijinal olmadığını tahmin ediyordum. Zaten sonunda da La cara oculta uyarlaması olduğu yazılmış. Gelelim filme. Yönetim olarak aslında beklediğimden daha iyiydi. Beni şaşırttı diyebilirim. Hikaye uyarlama olmasına rağmen açıkları çok fazlaydı. Süper erkeğin süperliği hakkında pek bilgi vermiyordu. Onunla birlikte eski saplantılı aşkının karakterleri hakkında. Yani özetle karakterlerin hiçbirinde derinlik yoktu. Oyunculuklar bence iyi değildi ama zaten oyuncu olmadığını düşündüğüm Meryem Uzerli, bir tık iyi iş çıkarmış. Özcan Deniz zaten belli, Asli Enver ise zaten filmde en zorlu yükü üzerine almış ve bunu başarmış. Belirttiğim gibi bir derinlik yoktu filmde. Orijinal filim izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım ama bu film baya eksik kalmış. http://www.imdb.com/title/tt6213036/

1922 (2017)

Filmi izlemeye başlayınca hikayeyi hatırladım. Film Stephen King‘in Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece (Full Dark No Stars) adlı kitabında bulunan aynı isimli hikayeden uyarlanmış. Kitap tanıtımında hikayenin konusundan bahsetmiştim. Bir tık uzağınızda bu sebepten dolayı noktayı koyuyorum.
Film klasik Netflix filmlerinden biri. Bütçe olarak fazla para harcanmamış. Bununla bilikte çekim ve oyunculuklarla ilgili sıkıntı var. Kurgu itibariyle de canım hikaye çöpe atılmış. Film boyunca, filmin içine girmekte ve karakterlerle empati kurmakta zorlandım. Oysa okurken öyle olmamıştı. Film boyunca adeta bitsede gitsem modundaydım. Buna rağmen IMDB’de fena bir puan almamış. İlginç bir durum. Yine de bir King uyarlaması izlemek keyifliydi. http://www.imdb.com/title/tt6214928/

The Cloverfield Paradox (2018)

Cloverfield serisinin üçüncü filmi The Cloverfield Paradox. İlk Cloverfield filminden de çok kıza bahsetmişim anlaşılan pek hazetmemişim. Derken geçen sene ikinci film çıkmış ama ben ondan ilginç bir şekilde hiç bahsetmemişim. Bir ara bahsetmek gerekecek. Bu film ise bu kadar lakırtıdan anlaşılacağı gibi serinin üçüncü filmi. Aslında bu filmi de çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Arkadaş hep diyorum dünyada astronot mu kalmadı da böyle sorunlu tipleri uzaya gönderiyorsunuz? Benim bildiğim bu vatandaşlar her türlü testten geçiyorlar buraya gitmek için. Bırakın kardeşim az bir streste zıvanadan çıkacaksanız biz gidelim uzaya, insanlığı kurtarmaya.

Aslında bu vesile ile filmin eleştrisini de yapmış oldum. Karakter geçmişlerini bilmiyorum bilsekte zaten bu gibi aksiyonalardan uzak olmaları lazım. Başta bence film burada kaybetti. İkincil olarak film görsel olarak pek bir şey vermiyor. Üçüncü olarak oyunculuklar iyi değil. Bilim kurgu filmi olmasına rağmen tüm hikaye basit bir kuramın arkasına saklanmış ve bu da bir amaca bağlanmamış. Sanki herşey havada. Neyse bilim kurgu olsun taştan olsun derseniz buyurun derim. http://www.imdb.com/title/tt2548396/

The Shape of Water (2017)

Bu filme biraz daha fazla satır ayırmak lazım. Hem 2018 Oscarlarında 4 ödül alması ki bunların arasında en iyi filmde var, bir diğeri de Guillermo del Toro filmi olması. Ancak başta söylemeliyim ki bu film ne yönetmenin en iyi filmi, ne de Oscar’da dört ödül alacak kadar iyi bir film. Henüz Dunkirk ve Get Out haricinde Oscar adayı film izlemedim ama bence iki film de bu filmden daha iyiydi.

Filmin atmosferini sevmedim diyemem ancak nedense ne atmosfere ne hikayeye bir türlü adapte olamadım. Kurgu beni hiç yanıltmadı sanki senaryoyu oturup beraber yazmış gibiydik. Hikaye şaşırtmayınca filmin renklerine atmosferine bakındım. Sanki bir hayalin içinde olmamız gerekiyordu bu atmosferle birlikte ama nedense ben bu hayalin iki garip karakterin yaşadığı aşkın içine bir türlü giremedim. Oyunculuklar iyiydi ama karakter derinlikleri, altı dolmayan basit hikaye karşısında film bir türlü kendine çekemiyordu. Hal böyle olunca izlenip unutulacaklar arasında yer edindi film bende. Ne diyeceğimi bilmemedim. Filmin hikayesini kısaca özetlemek gerekirse, suda bulunan bir yaratık üzerinde deney yapılmak üzere labaratuvara getirilir. Burada, hayatı rutine binmiş dilsiz bir kadın onu görür ve yaratığın gördüğü işkence karşısında ona acır yardım eder ve aralarında bir yakınlaşma olur. Gerisini tahmin ediyorsunuzdur. http://www.imdb.com/title/tt5580390/