Kategori arşivi: Alman Sineması

The Grand Budapest Hotel

Geçtiğimiz festivalde filmi izleyecektim ancak yer bulamamıştım. Akabinde nasılsa izlerim dedim ve bir kenara kaldırmıştım. Geçtiğimiz aylarda uzun bir uçuş sırasında hava yolunun video listesinde filme rastladım ve izleyeyim bari dedim. İzledim izlemesine hatta filmi izlerken yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadım bile. İnince yazarım dedim iş güç dedim derken bu güne kadar geldi yazmak. Film pek sevdiğim yönetmen, Wes Anderson‘a ait. Yine bir hikaye, bir şiir kitabı gibi filmle çıkmış karşımıza Wes Anderson.

Film oldukça eğlenceli. Her dakikasını gülümsemeyle izliyorsunuz. Oyunculuklar çok güzel. Zaten filmin ana kadrosu başlı başına yeter. Ama filmde küçük rollerde ünlü isimleri görmekte oldukça keyif veriyor insana. Oyunculuklar güzel dedim aynı şekilde karakterler de yine özenle ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiş. Okumaya devam et

Unknown

2011 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Jaume Collet-Serra var. Yönetmenin aklımda kalmış filmi ise Orphan. Orphan’ın afişi bana çok fazla tanıdık geliyor hatta filmi izlediğimi düşünüyordum ama bu yazıyı yazarken izlemediğimi fark ettim. Orphan IMDB’den 7.2 almış ancak sanki fragman bana biraz klasik geldi. Tabi bu arada izlemiş, bloga yazmamış ve aklımdan uçmuş olma ihtimali bile var filmin. İlginç bir tereddüt içerisindeyim. Neyse biz Unknown’a dönelim. Okumaya devam et

Kvinden i buret

Dizi kıvamında bir polisiye film Kvinden i buret. Film 2013 Danimarka, İsveç ve Almanya ortak yapımı. Yönetmen koltuğundaysa Mikkel Nørgaard var. Zaten kendisinin yönetmenlik geçmişine baktığımızda genelde diziler ile muhatap olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan film neden dizi kıvamında anlamış oluyoruz. Film Jussi Adler-Olsen‘in aynı isimli romanından uyarlama. Roman sanki biraz daha sürükleyicidir diye düşünüyorum.

Hikaye aslında bilindik bir temele oturuyor. Bir çok Holywood filminde bu hikayeye rastladık. Karısından yeni boşanmış, çıktığı görevde kendi yaralanmış, bir arkadaşını kaybetmiş, en yakın arkadaşı hastane de olan üstüne üstlük tüm bunlara kendisi sebep olan bir polis memuru baş rolde. Carl Mørck tüm bu sıkıntı ile uğraşırken işe geri döner. Ancak kendi başına buyruk bu polis memuru polis ofisine geri döndüğünde pek beklediğini bulamaz. Onun için yetersiz raporu çıkmış ve geri bir göreve verilmiştir. Carl Mørck bunu istemez ama kabullenmek zorunda kalır. Okumaya devam et

The Book Thief / Kitap Hırsızı

Sinemanın olmazsa olmazlarından olan Nazi dramını konu alan filmlerinden biri de The Book Thief / Kitap Hırsızı. Film Markus Zusak‘ın aynı isimli romanından uyarlanmış. Film hakkında şöyle bir araştırma yaptığımda tabi ki kitap yorumlarını da okudum. Ben kitabı okumadım ama okuduğum bu yorumlar kitabın akıcılığı ve güzelliğinden bahsediyordu. Öyle ki kitap bitince okuyanlar baştan başlamak için zaman kolluyorlarmış. Aynı başarıyı filmde sağlamış diyemeyeceğim. Bence film oldukça başarısız bir uyarlama.

Hikayenin ağır ilerlemesinden tutun, kurgudaki eksiklikler, bir türlü hikayeye giremememiz filmin izlenmesini işkence haline getiriyor. Buna bir de 130 dakikalık süresi eklenince baha ilk dakikalarından adaptasyon sorunu yaşadığınız film izlenmesi zor bir hal alıyor. Okumaya devam et

Pionér / Öncü

Ünlü Norveç’li yönetmen Erik Skjoldbjærg‘in son filmi olan Pionér / Öncü 80′lı yıllarda Norveç’in, sahil şeridinden uzakta deniz altında ki petrol ve doğal gazını çıkarmak için yapılan çalışmaları anlatıyor. Denizin dibine boruları yerleştirmek için üç gönüllü dalgıç yoğun testlerden geçer. Nihayetinde bu zorlu eğitimler ve testler biter ve gün uygulamaya geçmeye gelir.

Dalgıçlardan Petter ve abisi Knut boruyu monte etmek için denizin dibine dalarlar. Tam o esnada bir kaza yaşanır, Peter kazada kardeşini kaybeder. Denizin altından çıktıktan sonra ise kaza hakkında araştırmaya başlar. İşte bir terslik vardır. Peter kazanın sorumlusunu aramaya başlar ancak kime yaklaşsa bir tuhaflık fark eder. Okumaya devam et