Kategori arşivi: Avustralya Sineması

buralarda yokken izlediklerim

Yazacak o kadar film birikti ki mümkün olduğunca az laf yapıp çok film yazmak istiyorum. Ayrıntıya girmek istiyorum ama sanırım giremeyeceğim. Neyse affola.

Moana (2016)

MoanaMoana nedense bana Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü‘nü hatırlattı. Belki de oradaki tanrılar ile buradaki tanrıları özdeşleştirdim. Film içinizdekini keşfedin temalı insanı gaza getiren bir film. Bu filmlerin çocuklar için yapıldığını biliyorsunuz. Her birindeki ego aşılamasını düşünsenize.

Film tabuları kıran ve kendi kabilesinin ufuklarını açan onları kurtararak bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatıyor. Film eğlenceli. Yer yer müzikal kısımları beni sıksa da keyifli bir izlenimi var. Lakin benim filmden keyif almam, Tanrıça Günlüğüne benzetmemden de olabilir. Kurgusu, görseli iyi. İzleyebilirsiniz gönül rahatlığıyla. *** Ron ClementsJohn Musker  https://www.imdb.com/title/tt3521164/

Finding Dory (2016)

finding doryFinding Nemo’dan sonra neden Dory’i neden arıyoruz bilemedim. Nemo’nun tekrarı gibi olmuş bu film. İzlerken zaman zaman tekrar eden diyaloglardan ve olaylardan sıkıldım. Hikaye bir türlü ilerlemedi. Görsel olarak fena sayılmazdı ama tam anlamıyla animasyon olsun, Nemo’nun da ekmeğini yiyelim tarzı yapılmış bir animasyondu. *  Andrew StantonAngus MacLane https://www.imdb.com/title/tt2277860/

Curvature (2017)

curvatureİlginç konusuna rağmen sıkıcı bir şekilde ilerleyen bir film Curvature. İlginç dedim de ana hatlarıyla bakıldığında aslında çokta bizi şaşırtmayan bir film. Hikaye daha usta ellerde, daha iyi bir şekilde kurgulanıp aslında çok güzel sunulabilirmiş. Kadın kahramanımızın mühendis sevgilisi bir şekilde ölür. Bir sabah uyandığındaysa bir telefon ona kaçmasını söyler. Kadın telefondakinin kendisinin olduğunu anlar. Sevgilisi bir zaman makinesi yapmıştır ve bundan sonraki yaşanacak olaylardan kendini kurtarmak için zamanda yolculuk yapmıştır. Biz de bu hikayeyi izleriz.

Kurgusu zayıf, senaryo daha iyi olabilirmiş, oyunculuklar ise düşük bütçeli filme göre iyi. İzleyip izlememek size kalmış. ** Diego HallivisBrian DeLeeuw https://www.imdb.com/title/tt4720596/

Taeksi woonjunsa (2017)

a taxi driverOldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Gerçek bir hikayeden alınmış ve ekrana çok başarılı bir şekilde. Aslında bu filme ayrı bir yer ayırmak gerekirdi ama burada kaldı maalesef. Neyse ki Bi Köşe‘de yer verebilirim kendisine. Filmde o kadar çok tanıdık, olay, söz, yaklaşım var ki izlerken bizden de çok fazla şey bulacaksınız.

1980 Mayısında onlarca üniversite öğrencisinin, işçinin ve sivilin hayatını kaybettiği Gwangju Katliamı’nı gözler önüne seriyor film. Tüm burada yaşanan olaylar ise televizyonlar tarafından gerektiği gibi verilmemekte ve dünya basını buraya sokulmamaktadır. Bir taksici yardımıyla alman muhabir Jurgen Hinzpeter olay yerine girer ve Gwangju da olan biteni tüm dünyaya yayınlar.

Taksici de olayları televizyondan izleyen, buradakileri komünistlikle suçlayan biridir ancak olayların içine girdiğinde ise aslında durumun hiçte televizyonda gösterildiği gibi olmadığıdır. Filmin sonunda gerçek Jurgen Hinzpeter ortaya çıkıyor ve bu taksiciyi sürekli aradığını söylüyor ama taksiciyi bir türlü bulamıyor.

Filmin oyunculukları, çekimleri oldukça başarılı. Zaman zaman ajitasyon düzeyi artsa da genelde olayı direk anlatma konusunda sabit kalınmış. Filmin süresi daha da kısalabilir, gereksiz sahneler çıkarılabilirdi. Buna rağmen kesinlikle izlenmesi gereken bir film Taeksi woonjunsa. ****/* Hun JangYu-na Eom https://www.imdb.com/title/tt6878038/

Salinjaui gieokbeob (2017)

salinjaui gieokbeobYine oldukça başarılı bir Kore filmi var karşımızda. Yani ne diyeyim bu Koreliler film işini beceriyor. Filmin kurgusu, hikayesi, oyunculukları, işlenişi oldukça başarılı. Bir seri katil yaşlılığı ile birlikte alzaymır olmaya başlar. Ne yaptığını unutan bu adam geçmişe dönük hatıraları ile boğuşmaya başlar. Bu esnada kızının da bir seri katil tarafından kaçırıldığını öğrenir ve onu bulmak için tek başına çabalar. Ancak bunu yapmaya çalışırken, geçmiş ve günümüz birbirine karışır.

Keyifli vakit geçirmek biraz kafa karışılığı yaşamak için izleyebilirsiniz. Shin-yeon WonJo-yun HwangYoung-ha Kim (kitap) https://www.imdb.com/title/tt5729348/

Don’t Hang Up (2016)

dont hang upFilmi sırf ibreti alem olsun diye izlemek lazım. Bunu haricinde bir ergen korkusu gibi başlayıp bundan rahatça sıyrılıyor. Yine de klişe sahnelere yer verilmiş ama o kadarda sıkıcı değil. Kurgu fena değil, oyunculuklar da aynı şekilde.

İbreti alem oldun diye dedim şöyle açıklayayım: Telefonda insanlara eşşek şakası yapan gençler bunları kayda alır ve internet üzerinden yayınlar. Bu duruma prank diyorlarmış bende yeni öğrendim. Ancak bu olaylar üzerine bir gün onların başına birileri musallat olur. Başta onlar da şakalandıklarını sanırlar ama olay hiçte öyle değildir. Hayatta kalmak için uğraşmaya başlarlar bu dakikadan sonra. **/* Damien MacéAlexis WajsbrotJoe Johnson https://www.imdb.com/title/tt3610746/

Je ne suis pas un homme facile (2018)

i am an easy manBu tarz filmleri hep ilgimi çekmiştir. Televizyonda bir kısmına denk gelince hadi tamamını izleyeyim dedim. Zaten filmde bu sene içerisinde sinemadaydı. Ancak ben bu filmi bir sinema filminden çok bir televizyon filmi olarak gördüm. Yani çok şey kaçırmamışım.

Film bir yerde kadın haklarına onlara yapılanlara eğilse de dediğim gibi çok sönük kalmış. Christophe kadınlara kötü davranan, onları bir eşyaymış gibi gören biridir. Günün birinde küçük bir kaza geçirir ve uyandığında kendini kadın egemen bir toplumda bulur. Burada kadınların tüm rollerini erkekler üstlenmektedir. Christophe bu dünyada Erika ile tanışır ve Erika’sa onun bu dünyadaki karşılığıdır. İkisi arasında bir ilişki başlar. **/* Eléonore PourriatAriane Fert https://www.imdb.com/title/tt6857988

Bhaagamathie (2018)

bhaagamathieFilm değişik ve güzel bir film. Sonunda ters köşe de yapıyor ama iki saat yirmi dakika olan filmde o kadar çok olay yaşanıyor ki nasıl anlatsam bilemedim. Halkın yakınında olduğunu söyleyen bir siyasetçi ne zaman bir yerlerde miting yapsa, yanındaki tapınaklardan çok değerli heykeller çalınmaktadır. Polis bunu incelemeye başlar. Aynı zamanda başkan tarafından sevilmeyen bu adam için de bir yolsuzluk soruşturması başlatılır. Bu soruşturmalar kapsamında adamın yanında çalışmış hapiste olan sekreteri bir sorgulama için ıssız hayaletli olduğu söylenen bir villaya sorgulanmaya getirilir.

Bu tekin olmayan evde sorgu yapılırken evde garip olaylar olmaya başlar. Polisler kurdukları kameralardan bir şeylerin uçuştuğunu, sorgulamak için getirdikleri kadına şiddet uygulandığını görürler. Sorgu ile birlikte birde bu evdeki güçlerle baş etmeye çalışırlar. Tabi olayın aslı da bu şekilde ortaya çıkar. ****  Ashok GAnushka Shetty https://www.imdb.com/title/tt6727296/

Yeom-lyeok (2018)

yeom-lyeokBu yazıda biraz fazla Kore filmi oldu. Oldun Amerikan filmi olunca sıkıntı değil de Kore filmi olunca mu sıkıntı? Yine izlerken çok keyif aldığım bir film Yeom-lyeok. Anlatımı, oyunculuklar, oldukça başarılı. O kadar çok ortak yönümüz var ki bu Korelilerle, yönetiminden tutun da, insanların yaklaşımına kadar her şey birebir. Ya da ben bu tarz filmleri sadece Korelilerden mi izliyorum bilemedim. Belki de daha özgür oldukları için bunları çekebiliyorlar.

Güvelik görevlisi olan bir adam bir gün dağdan su içtiğinde süper güçlere sahip olur. Başta ne olduğunu anlayamaz ve bu gücünü sihirbaz olarak çalışmak için kullanır. Derken bir gün terk edip gittiği kızı onu arar ve annesinin öldüğünü söyler. Adam cenazeye gider ve bundan sonra kızının yanında olmaya karar verir. Burada eski karısının ölümünün onları çalıştırdıkları dükkanından atmak isteyen şirketin adamları tarafından olduğunu öğrenir. Kız babasını istemez ama ona yakın olmak için olayların içinde istemeye istemeye bulur. Süper güçlerini kullanarak yerlerinden çıkarılmak isteyen bu azınlığa yardım eder. Yani aslında bizde de bilindik bir hikaye.

Oldukça eğlenceli, keyifli bir film. İzleyin derim. Bizim içinde bir ayna. **** Sang-ho YeonSeung-ryong RyuEun-kyung Shim https://www.imdb.com/title/tt6890582/

Berlin Syndrome (2017)

berlin syndromeFilm IMDB’den 6.3 almış an itibariyle ama neye bu kadar puan verdiklerini anlayamadım. Bana öyle çokta etkileyici gelmedi. Hatta zaman zaman sıkıldım diyebilirim. Film bir roman uyarlamasıymış, eminim ki filmin bize veremediği bazı duygular vardır ve bu puan yüksekliğini romana bağlıyorum.

Clare Havel, gezgin bir fotoğrafçıdır. Bu durağı ise Berlindir. Şehirde dolanıp fotoğraf çekerken burada Andi Werner adında bir genç ile karşılar. Gece Andi’nin evinde giderler ve birlikte olurlar. Clare sabah evden çıkamaz ve Andi’nin unutarak kapıyı kitlediğini düşünür. Ancak durum hiçte göründüğü gibi değildir. Andi onu kimsenin yaşamadığı bölgedeki evine alıkoymak için getirmiştir. Clare evde kaldıkça aslında kendinden başla kızlarında bu durumu yaşadığını fark eder. Gerilim ve korku öğeleri dışında psikolojik yönü daha ağır olan bir film Berlin Syndrome. Bana beklediğimi vermedi açıkçası. **/* Cate ShortlandShaun GrantMelanie Joosten (roman), Teresa Palmer

buralarda yokken izlediklerim

Seriye devam edelim bari. Aslında oturup yazmam gerek diyorum ama nerede… Tembellik, tembellik, tembellik… Belki bu şekilde parmaklarım daha fazla ısınır yazmaya.

The Gateway (2018)

Filmin konusunu okuyunca dedim ki işte budur. Işınlanma, paralel evren üzerine bir film. Bu paralel evren üzerine yapılan filmlerin düşük bütçellileri de fena olmuyordu. Bir merak oturup izlemeye başladım. Yönetmen ‘nun ilk filminden peh hazetmesem de…

Işınlanmayı bulmaya çalışan bir bilim kadınımız var. Az zamanı kalmış ödeneği kesilmek üzere. Bu stresin altında deneylere devam ederken bir gün ışınladığı elma geri gelir hemde ısırılmış olarak. Bir kaç deneyden sonra aslında bu yolcuğuğun paralel evrene yapıldığını anlar. Bunun sevincini yaşadığı sırada kocası ölür ve kadın depresyona girer. Derken aklına diğer boyuttaki kocası gelir. Oraya gider ve kocasını getirir. Orada da aslında kendisi ölmüştür. Kocasını getirir getirmesine ama bu getirdiği adam kocası ile aynı karakteri patlaşmaz bir katildir. Durumu fark eder ve onu geri göndermeye çalışır.

 

Hikaye bu şekilde akarken film sanki izleyiciyi sinir etmeye programlanmış gibi. Bir yerden sonra akıllı olduğunu düşündüğümüz bilim kadını tüm mantıksızlıkları yaparak izleyeni sinir ediyor. Bir takıldığım yerde makinanın içinde kablolar neden sarkıyor ve nasıl ışınlanmıyor. Dert oldu bana. Boşverin izlemeyin. http://www.imdb.com/title/tt6179746/

The Ritual (2017)

Şimdi film hakkında ne desem bilmiyorum. İyi mi, kötü mü, idare eder mi? Ama sanki idare ederin bir tık üstünde. Film kokudan çok bir gerilim filmi belirtmeliyim. Zaman zaman germeyi de başardı. Tabi en göze batan kısmı da ormandaki şu değişik yaratıktı. Gerilimden ormandaki kurgusundan çok aslında filmde tereddüt ememe sebep olan sahne açılış sahnesiydi. Bu sahne aslında filmde sorgulanması gerekeni sorgulatıyordu. Geri kalan biraz da bu ana durumun değerlendirmesi gibiydi.

Bir grup lise arkadaşı periyodik olarak toplanıp ormanda kamp kurmaya giderler. Ancak bir gün yine kampa gidecekken durdukları bir markette arkadaşlarından biri hırsızlar tarafından vurulup öldürülür. Buna da bir arkadaşları tanık olur ama hiç bir tepki vermez. (Acaba ben verir miydim?) Bu olayın ardından sağ kalan eleman zaman zaman vicdan azabı çekse de yapacak bir şeyi yoktur. Bir yıl sonra kalanlar yine kampa giderler. Burada arkadaşlarını anarlar. Ancak ormanda garip bir şeyler olur ve bir yaratık bunların peşine düşer. Gerçek ve hayal birbirine karışmıştır. Aslında fena bir film değil, hele bu dönem için. http://www.imdb.com/title/tt5638642/

Mute (2018)

Şöyle kafa dağıtmak için bir bilim kurgu izleyeyim dedim. Tabi bir de baş rolde Alexander Skarsgård‘ın olması buna büyük bir etkendi. Tabi bir de filmin arkasında Duncan Jones var. Ancak filmin bilim kurgu ile ne alakası vardı anlamadım. Hikayesi neydi onun için de net bir şey söylemeyeceğim. Bir cyberpunk evreni yaratılmış burada hala amişler var. Hemde öyle bir iki değil.  Her karede karşımıza çıkıyor. Üstüne üstlük hikaye Berlin’de geçiyor. Filmden anlıyoruz ki gelecek bir zamandayız, Uçan arabalar, robotlar, dronlar falan. Arkadaş bu kadar teknoloji içinde telefon bile kullanmayan amişler ne alaka bir türlü konduramadım. Öyle filmin kendi içinde inandırıcılığı da yoktu. Bir türlü ne atmosfere ne de karakterlere adapte olabildim. Tamam karakter değişik, iki uçan araba ve bilim kurgu o da güzel, e kardeşim kaybolan kız arkadaşı arama ve işi klasik vurdulu kırdılı aksiyona çevirmek ne alaka. İki saatlik film boyunca ne zaman biter acaba dediğim nadir filmlerden Mute. Bu arda Alexander’ın oyunculuğuna bir şey demiyorum. Adam tek bir kelime konuşmadan koca filmi götürdü. Evet konuşma diye bir şeyde yok. Kağıt kaleme yazıyor abimiz teknoloji devrinde. Yani bu kadar çelişkili ve alakasız nereden tutsak elimizde kalacak bir senaryoya sahip bir film. Bence uzak durun derim. Netflix var zaten para veriyorum izleyeyim bile demeyin. http://www.imdb.com/title/tt1464763/

The Breadwinner (2017)

Filme nasıl yaklaşacağım konusunda biraz tereddütlüyüm. Çizimlerini, müziklerini atmosferini beğendim. Kurgu da fena ilerlemiyordu. Ancak hikaye, hikayedeki ajitasyon beni pek bir huzursuz etti. Evet yaşanan olaylar üzücü, o bölgede kadın olmak zor ama bunu izleyicinin gözüne sokmaya çalışmak karakterler ile empati kurmamın önüne geçti. Hikayenin roman uyarlaması olduğunu gördüğümde o bölgedeki bir yazarındır diye düşündüm ama yazar da Kanadalı çıktı. Belki bu sebepten dolayı karakterler ile iletişim kuramayıp ya da kurduramayıp ajitasyon öğesini ön plana çıkarmışlar. Neyse film 2001 yılında, Kabil’de geçiyor. İktidarda Taliban, kadınlar yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamıyor. On bir yaşında bir kız olan Parvana, babası haksız yere tutuklandıktan sonra, erkek kılığına girer ve çalışarak ailesine bakmaya başlar. Hikaye bu çerçevede sürerken o dönem yaşanan yıkım, zorluklar, hayaller çizgiye taşınmış. İzlenebilir bir film. ancak belirttiğim gibi bana pek samimi gelmedi. http://www.imdb.com/title/tt3901826/ 

Indru Netru Naalai (2015)

Arada dünyanın başka yerlerine gitmek olmaz. Yine bilim kuru arayışım esnasında rastladığım bir Hint filmi karşıma çıktı. Hintliler daha fazla bilim kurgu yapıyor sanırım. Bu filmin konusu da zaman makinesi ile ilgili. Filmin hikayesi oldukça basit ve hatta daha önce izlediklerimizle aynı gibi. Olsun bu yoklukta iyi gitti. Yine süresi uzun, kurguda sıkıntılar var, kendine özgü Hint filmi öğeleri mevcut, buna rağmen film keyifle akıyor.

Elango bir işsiz çalışmak gibi bir niyeti olmayan bir gençtir. Arkadaşı Pulivetti Arumugam ise astrolog olmaya çalışmaktadır. Elango sevgilisi ile kavga edince iki kafadar içmeye giderler. Arabayla dönerken, kaza yapar ve yoldan çıkarlar. Çarptıkları adam ise kafayı kırmış bir mucittir. Derken birden gürültü olur ve ortalıkta garip bir makine belirir. Sonra keşfederler ki bu makine bir zaman makinesidir. İki kafadar bu makineyi kullanarak para kazanmaya ve talihlerini çevirmeye başlarlar. Ancak bu değişiklikler farklı şekilde onlara geri dönecektir. http://www.imdb.com/title/tt4806232/

Predestination

Yine bir  filmi ile karşınızdayım. Bu iki kardeşi, Undead ile tanımış Daybreakers ise çok sevmiştim. Şimdi ise bu iki kardeşin yeni filmini izledim. Yeni dediysem film 2014 yapımı. Yani üzerinden bir sene geçmiş. Daybreakers’ta Ethan Hawke ile çalışan ekip bu kez aynı kişi ile çalışmış. Hikaye biraz çıkmaza girip zaman zaman kendi içinde tutarsızlığa düşsede genel anlamda film oldukça başarılı.

Bu başarı, oyunculuk, hikaye, kurgu, mekan, müzik yani her şeyi içeriyor. Tabi bir baş yapıt olacak özellikte bir film değil ama kafa karıştırtması, düşündürtmesi, garip duygulara yer açması bakımından film oldukça başarılı. Okumaya devam et

Dönüş / The Turning

Dönüş / The Turning buraya ayacağım en kısa özetli festival filmi olacak sanırım. Bunun sebebi filmin Avustralyalı ödüllü yazar Tim Winton’un aynı isimli kısa hikayelerinin bulunduğu kitabından uyarlanmış olması. Yani bu film için bir kitaptaki öykülerin görselleştirilmesi diyebiliriz. Okumaya devam et

Daybreakers

Bildiğimiz vampir filmlerinden farklı bir vampir filmi olarak çıkıyor Daybreakers karşımıza. Tüm vampir filmlerinde alıştığımız klişeler bu filmde de mevcut ama bir şekilde konusu itibariyle filmi kurtarıyor. Hikaye iyi düşünülmüş, ayrıntılara yer verilmiş ama yapılan ufak tefek hatalar filmin çok iyi olmasını engelliyor. Herhalde bu da yönetmen ve senarist Michael SpierigPeter Spierig kardeşlerin biraz egoist davranıp dışarıdan fikir almamalarından kaynaklanıyor. Okumaya devam et