The Salvation / İntikam

Filmi inceleme arayışım oldukça farklıydı. Festivalde iyi filmlerin biletleirnin tükenmesi olağan bir bir durum. Bende kim ne izlemezde yer bulunur diye düşünürken, ben de bu filmi gördüm. Aslında filmi değil de baş rol oyuncusu Eva Green‘i. Tabi Eva Green deyince akan sular durur. Filmi izlemek için karar aldım. Filme biraz daha dikkatle bakınca, filmin werstern filmi olduğunu, üstelikte Danimerka yapımı olduğunu gördüm. Danimarka ve western evet herkese garip gelebilir. Nasıl olur ne olur diye düşünürken (anlık düşünceler tabi bunlar) filmi izleme zamanı geldi. Açılış çok fazla bilgisayar efekti kullanıldığını gösteriyordu. Genelde western kalıplarına bağlı kalarak filmin başında küçük bir açıklama yapılmıştı. Bu hikayeyi de özetliyordu.

Perfect Sense

Türkiye’de film çok alakasız bir şekilde Yer Yüzündeki Son Aşk olarak gösterime girince ister istemez filmi izlemek için kendimi biraz geri plana çektim. Filmin afişine de bakınca tam anlamıyla romantik bir film gibi duruyordu Perfect Sense. Gerçi filmin afişinde Eva Green adını da görünce nasıl oldu da Eva romantik bir filmde oynadı diye emrak etmiştim. Yani oynar oynamasına ama bir ksiyon olmalıydı filmde. 

Når Dyrene Drømmer / Hayvan Düşü

Når Dyrene Drømmer (Hayvan Düşü) Danimarkalı yönetmen Jonas Alexander Arnby‘nin ilk uzun metrajlı filmi. Son dönem sükse yapıp sürekli bir başka versiyonu çekilen vampir filmlerine ek olarak yönetmen bu doğrultuda bir kurt adam / kadın filmi çekeyim demiş. He rne kadar düşünce iyi olsa da bunu hayatagetirirken çok başarılı oldğunu söyleyemeyeceğim.

Kvinden i buret

Dizi kıvamında bir polisiye film Kvinden i buret. Film 2013 Danimarka, İsveç ve Almanya ortak yapımı. Yönetmen koltuğundaysa Mikkel Nørgaard var. Zaten kendisinin yönetmenlik geçmişine baktığımızda genelde diziler ile muhatap olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan film neden dizi kıvamında anlamış oluyoruz. Film Jussi Adler-Olsen‘in aynı isimli romanından uyarlama. Roman sanki biraz daha sürükleyicidir diye düşünüyorum. Hikaye aslında bilindik bir temele oturuyor. Bir çok Holywood filminde bu hikayeye rastladık. Karısından yeni boşanmış, çıktığı görevde kendi yaralanmış, bir arkadaşını kaybetmiş, en yakın arkadaşı hastane de olan üstüne üstlük tüm bunlara kendisi sebep olan bir polis memuru baş rolde. Carl Mørck tüm bu sıkıntı ile uğraşırken işe geri döner. Ancak kendi başına buyruk bu polis memuru polis ofisine geri döndüğünde pek beklediğini bulamaz. Onun için yetersiz raporu çıkmış ve geri bir göreve verilmiştir. Carl Mørck bunu istemez ama kabullenmek zorunda kalır.

Nymphomaniac / İtiraf I&II

Dancer in the Dark‘tan sonra Lars von Trier filmlerinin hiç birini kaçırmadım. Bir çoğunu buraya yazmamış olabilirim ama Trier’in gizli hayranlarından biriyim. Gerek teknik açıdan gerekse filmlerinin hikayelerini farklı ve başarılı bulurum. Ancak çok adı geçen ve sansasyon olan Nymphomaniac izlemeden önce beni biraz tereddütte düşürdü. Öyle ki bir önceki filmi Melancholia‘yı çok başarılı bulmuştum. Bu filmin daha çekilmeden hakkında başlayan konuşmalar filmin merakının arttırılması aslında içten içe merak uyandırırken bir o kadarda film hakkında tereddütlere kapılmamı sağlıyordu. Filmi !F kapsamında izleyememiş, ancak sinemaya girme durumlarının konuşulmasına istinaden sinemada izlerim demiştim. Ne yazık ki film sinemada gösterime girmedi. Aslında vizyona girmesini de pek beklediğimi söyleyemeyeceğim. Girseydi bile iki üç sinemada bir iki hafta kalırdı film gösterimde. Tüm Trier filmlerinin Türkiye’deki ömrü bu şekilde olmuştur. Ne kadar doğru bilmem ama benim bu düşüncelerim gibi düşünülerek güya film vizyona sokulmamış.

Spies & Glistrup

Danimarka yapımı biyografik filmin yönetmen koltuğunda Christoffer Boe var. Film Simon Spies adındaki tatil şirketi sahibinin nasıl şirketini büyütüp hava yolu şirketi almasını anlatıyor. Tabi film Simon Spies den çok onun bu şekilde büyümesine sebep olan avukat Mogens Glistrup’u anlatıyor. Ya da ikisinin kapitalizmin ön gördüğü arkadaşlığını diyelim. Simon Spies ve Mogens Glistrup iki ayrı karakter. Aslında ortak payda olan para söz konusu olmasa bu iki karakter bir araya kesinlikle gelmez. Simon Spies kadın ve uyuşturucu düşkünü tam bir hippi. Mogens Glistrup ise aksine iş kolik bir avukat. Film ise bu ikilinin 1965’den 1984’e kadar olan hikayesini anlatıyor.

All About Anna

Jessica Nilsson‘un 2005 yılında çektiği piyasada video filmi olarak dolaşan yapım All About Anna. Film romantik komedi türünde lanse edilse de romantik olabilir ama komik olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle söylemeliyim ki filmde bolca erotik hatta pornografik sahne mevcut. Filminde bir bayan tarafından çekilmesi ayrıca dikkatimi çekti. Cesaretini tekdir ettim. Filme pornografik derken aslında literatürümüzde yar alan “konulu porno” tabirini kullanabilirim. Yani iki kelam saatlerce süren sevişme sahneleri yerine tam tersi kullanılmış. Tabi filmi erotik olarakta sınıflandırabiliriz ancak izlediğimiz sahnelerin bir çoğu da pornografiye çalıyor. 

Back to Top