Borgman / Bela

İlginç bir film deneyimiydi Borgman / Bela. Senaryo ve yönetim Holandalı yönetmen Alex van Warmerdam‘a ait. Benim de izlediğim ilk Alex van Warmerdam filmiydi bu ve yönetmen takip listeme girecek. Eski filmlerini de araştırmaya başladım şimdiden. Borgman ilginç bir filmdi. Film yaklaşık iki saat sürüyor ve iki saat boyunca izleyicinin ilgisini bir dakika olsun üstünden bıraktırmıyor. Borgman, 38 yıl sonra Cannes Film Festivali’ne kabul edilen Hollanda yapımı bir film olma özelliğine sahip. Aynı şekilde 2014 Oscar içinde ‘En İyi Yabancı Film’ aday adayı olarak Hollanda’dan seçilmiş. Sonucu ne oldu bilmiyorum ama bence bu saçma bir fikirdi. Zaten böyle bir filmin Oscar’dan başarılı bir sonuç alması başarısız gibi.

Sint

Yönetmen ve senarist Dick Maas‘ın 2010 yılında çektiği film Sint. Türkiye’de ise geçtiğimiz haftalarda vizyona girdi. Neden bu kadar geç girdi, zamanı doğru muydu bilinmez ama, şahsen film vizyona girmeseydi belki filmden haberim olmayacaktı. Film tanıdık sahneler, bildik görseller haricinde aslında bize pek bir şey sunmuyor ama filmin konusu ve eğlenceli anlatımı filmi zevkli bir şekilde izletmeye yetiyor. Film, Noel Baba’nın Hollanda versiyonu olan Aziz Niklas efsanesine farklı bir bakış açısı ile bakıyor. Aziz Niklas adamları ile birlikte çocuklara hediye dağıtan bir iyilik meleği değilde, büyükleri öldüren, küçükleri ise İspanyaya kaçıran bir cani olarak çıkıyor karşımıza. Tabi bu farklı bakış açısı başta insanı çekiyor. Aziz Niklas gaddarlığına dayanamayan halk tarafından mürettebatı ile birlikte yakılarak öldürülüyor ama Niklas her 23 senede bir 5 Aralık gecesi dolunay çıktığı zaman şehre iniyor ve katliamlarına devam ediyor.

Code Blue

Film 31. İstanbul Film Festivalinde Mayın Bölge bölümünde gösterilmiş an itibari ile dikkat mi çekmedi yoksa dijital kopyaları ortalıkta mu geziyordu bilmem ama filmi izlemeye gitmemiştim. Aslında filmi izledikten sonra filme gitmememi taktir ile karşıladım. Öyle söylendiği gibi pek mayınlı bir film değildi. Yönetmen, Urszula Antoniak‘ın ikinci filmi bu. İlk filmi Nothing Personal‘ı henüz izlememiş olsam da (şu an listede) ismini çok duyduğumu belirtmem lazım. Zaten bu film hatırı sayılır bir yer edindirmişti yönetmene. Code Blue bana biraz zorlama bir film gibi geldi. Yönetmen ne anlatmak istediğini bir türlü kestirememiş. Ana karaktere dakikalarımızı harcarken onun hakkında kesin bir bilgiye sahip olamıyoruz. Ölüme yakın hastalara hemşirelik yapan ana karakterimiz bazen onların ölüm meleği rolünü üstleniyor. Tabi kendine bu rolü biçmişken o yaştaki insanların da yaşama isteklerine tanık oluyoruz. Bahsettiğim karakter Marian karakteri.

Une Vie De Chat

    Geçtiğimiz film ekiminde yer bulamayıp gidemediğim Une Vie De Chat’ı evimin konforunda izlemek nasip oldu. Ne yalan söyleyeyim süresini ve hikayesini göz önünde bulunduruduğumda yer bulamadığıma sevindim dersem yalan olmaz. Tabi benim bu sevinmeme filmin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Oldukça güzel çizimlere sahip, ayrıntılarla izleyiciyi tatmin eden bir animasyon Une Vie De Chat.   Filmin en sevdiğim yanı belirttiğim gibi çizimleri oldu. Bilgisayar animasyonlarından uzak havası filme ısınmamında yegane sebebi. Bunun haricinde olay kurgusu ve kullanılan müzikler insanı tatmin ediyor. Film aslında bir çocuk animasyonu olmadığını belli ederken çokta yetişkin animasyonu gibi durmuyor. Hem çocuk hem de yetişkin izleyiciler için olayların yavaş ilerlemesi ufak tefek sıkıntılara sebebiyet verebiliyor insan üstünde. Ancak tüm bunlara rağmen başarılı bir film Une Vie De Chat.     Film bir kedinin bir gününü anlatıyor. Kedinin iki farklı yaşamı vardır. Gündüzleri polis olan babası, azılı bir suçlu tarafından öldürüldüğünden beri konuşmayan küçük bir kız Zoe’nin yanında vakit …

Loft / Çatı Katı

2010 Hollanda yapımı, yönetmen koltuğunda ise, Antoinette Beumer‘ı gördüğümüz başarılı bir film Loft. Kurgusu bizi zorluyor. Senarist izleyiciyi ters köşe yapmak için bin bir takla atmış. Ne yalan söyleyeyim başarılı olmuşta. Ancak filmin 2008’de çekilen bir versiyonu da varmış. Yönetmen koltuğunda ise, Erik Van Looy oturuyormuş. Senarist bu filmden de bildiğimiz Bart De Pauw. Yaptığım araştırmalar sonucunda bu ilk filmin, şu an yazdığım filmden daha iyi olduğu söylenmekte. Bu filmde ise  Erik Van Looy‘a senaryo yazımında,  Saskia Noort yardımcı olmuş. Bunuda göz önünde bulundurursak aslında ilk ve ikinci film arasındaki tek fark yönetim olarak gözüküyor. Bir de Erik Van Looy filmin amerikan versiyonu için kolları sıvamış. Ancak bu kez sadece karakter ve konu haricinde senaryo başkasının elinde yani gelecekte başka bir film izleme ihtimalimiz var. Öncelikle oyunculuklarla başlamalıyım. Ben hiç bir oyuncuda doğru düzgün mimik göremedim. Bu konuda oyunculuklar başarısızdı. Koca filmde o kadar kadın o kadar erkek varken sadece bir kadın ve bir erkeğin güzel olması ilginç bir …

Svet-Ake / Işık Hırsızı

Festivalin izlediğim en iyi filmlerinden birisi de şüphesiz Svet-Ake (Işık Hırsızı)di. Film Kırgız yönetmen, senarist, oyuncu Aktan Abdykalykov‘a ait. Bu üç görevi de oldukça başarılı bir şekilde yerine getirmiş Aktan Abdykalykov ve eğlenceli bir sistem değişim filmi çıkarmış karşımıza. Filmin ana karakteri Bay Işık Kırgızistan’ın küçük bir köyün tek elektrikçisidir. Bay Işık iyi niyetli ve saftır. Parası olmayan insanlara kaçak elektrik bağlar onların ihtiyaçlarını gidermesini sağlar. Ancak günün birinde yakalanır ve işten alınır. Ülkede ise yönetim devrilmiş, yeni bir yapılandırmaya girilmiştir. Kasabanın halkı genel olarak, iyi ve saftır. Bunların içinde ise örnek gösterilecek isim ise yine Bay Işıktır. Bay Işık’ın ise en büyük hayali, kasabanın elektrik ihtiyacını karşılamak için dağın yamaçlarına doğru rüzgar gülleri koymaktır. Bunu tüm kasaba için istemektedir. Tüm projesini çizmiş ve her şeyi aklında hazırlamıştır. Bu arada, filmin kötü karakteri zengin müteahhit Behzat, köye ait alana yeni şeyler yapılması için savaş vermektedir. Buna köy muhtarı karşı çıkar. O alan köylülerin ortak alanıdır …

Justine: Seduction Of Innocence

Hazır bir başlangıç yapmışken devamını getireyim dedim. Karşımda duran ve yazılmayı bekleyen yüzlerce film olduğunu düşünürsem neyi nasıl yazayım diye tereddütte düşüyor bazen elime geleni yazıyorum. Maksat izlenilenlerin yazılması popülerlik yada güncellik mühim değil pek. Neyse bunları neden yazıyorum, filmimize dönelim… Justine’i bilmeyen yoktur, yada en azından benim dönemimden -erkeklerinden- bilmeyen yoktur diyeyim. Show Tv’nin kırmızı noktalı yayın akışı olduğu dönemlerde tanışmıştık kendisiyle. O dönem dizi mi film mi olduğunu anlamasamda cumartesi geceleri izlemeden geçmezdim. Eh şimdi o günleri düşününce geldiğimiz noktayı da görüyoruz. Televizyonlar daha mı özgürdü ne? Acaba bizim neslin, bu filmler yüzünden çok mu ahlakı bozuldu? Tabi bir de her şeyin çivisini çıkarırken bu işi ne yapmazdık acaba? Neyse… Justine lise öğrencisidir. Biz de onun okuduğu yatılı okulda onunla birlikte başından geçenleri izleriz. Aslında başına gelenlerden çok kurduğu hayallerdir. Justine hocası olan Profesör Paul Robson’a aşıktır. Tabi hal böyle olunca fantezilerin de başında bu adam yer alır. …

Back to Top