Kung Fury

Festivalde Turbo Kid‘in ardından yayınlanmıştı Kung Fury. Önce ne izleyeceğimden habersizdim. Turbo Kid’den nispeten tatmin olmuş, dahası ne olabilir diye düşünüyordum. Ve şahit oldum ki dahası varmış. Hatta bence Kung Fury festivalin açık ara izlediğim en iyi filmiydi. Bu sebepten film en son yazmayı düşünüyordum ama ancak bu kadar dayanabildim. Açıkçası bu filmi daha önce nasıl keşfedemedim bilmiyorum. Öyle ki film YouTube‘da da mevcut. Aslına filmi herkesin seveceği garantisini veremem. Şimdi filmi herkesin seveceğini söyleyemem. Filmi sevmek ve özümsemek için o seksenlerin kültlerini çok seviyor olmanız lazım. Film yaklaşık otuz dakika ama şimdi burada filmde olan biteni anlatmaya çalışsam eminim sayfalarca yazı yazmak zorunda kalırım. Bu sebepten dolayı linkini verdim buyurun siz izleyip kendi yorumunuzu altına yazın.

Perfect Sense

Türkiye’de film çok alakasız bir şekilde Yer Yüzündeki Son Aşk olarak gösterime girince ister istemez filmi izlemek için kendimi biraz geri plana çektim. Filmin afişine de bakınca tam anlamıyla romantik bir film gibi duruyordu Perfect Sense. Gerçi filmin afişinde Eva Green adını da görünce nasıl oldu da Eva romantik bir filmde oynadı diye emrak etmiştim. Yani oynar oynamasına ama bir ksiyon olmalıydı filmde. 

Kvinden i buret

Dizi kıvamında bir polisiye film Kvinden i buret. Film 2013 Danimarka, İsveç ve Almanya ortak yapımı. Yönetmen koltuğundaysa Mikkel Nørgaard var. Zaten kendisinin yönetmenlik geçmişine baktığımızda genelde diziler ile muhatap olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan film neden dizi kıvamında anlamış oluyoruz. Film Jussi Adler-Olsen‘in aynı isimli romanından uyarlama. Roman sanki biraz daha sürükleyicidir diye düşünüyorum. Hikaye aslında bilindik bir temele oturuyor. Bir çok Holywood filminde bu hikayeye rastladık. Karısından yeni boşanmış, çıktığı görevde kendi yaralanmış, bir arkadaşını kaybetmiş, en yakın arkadaşı hastane de olan üstüne üstlük tüm bunlara kendisi sebep olan bir polis memuru baş rolde. Carl Mørck tüm bu sıkıntı ile uğraşırken işe geri döner. Ancak kendi başına buyruk bu polis memuru polis ofisine geri döndüğünde pek beklediğini bulamaz. Onun için yetersiz raporu çıkmış ve geri bir göreve verilmiştir. Carl Mørck bunu istemez ama kabullenmek zorunda kalır.

Dark Touch

2013 yılında çekilmiş ve korku filmi olarak sınıflandırılmış bir film Dark Touch. Ancak her zaman ki gibi film korkunu yanına pek yaklaşamıyor. Filmin en güzel kısmı hikayesi. Hikayeye baktığımızda kamu spotu gibi bir şey çıkıyor karşımıza ancak her şey o kadar alelade ortaya konmuş ki izlediğinden pek bir şey anlamıyorsunuz. Aslında anlıyorsunuz ama bir çok kısmı anlamlandıramıyorsunuz. Hikaye biraz eksik kalıyor gibi. Filmin senaristi ve yönetmeni Marina de Van. Bu ismi Ne Te Retourne Pas ve 8 femmes‘in senaryosundan tanıyoruz. Bu film de Ne Te Retourne Pas’a yakın olmuş. Onun gibi farklı bir konuya ancak onun gibi derli toplu bir yapıya sahip değil. Marina de Van, Dark Touch’ın senaryosunu kendisi yazmış sanıyorum ufak bir yardım ve düzenleme alsaydı daha az soru işareti ile son bulabilirdi film.

A Dangerous Method

Usta yönetmen David Cronenberg‘in 2011 yapımı filmi A Dangerous Method. Ne yalan söyleyeyim film konu olarak çok iyi olsa da ben David Cronenberg’e bu filmi yakıştıramadım. Kendisini hep sorgulayan filmlerle izledik, bu filmlerde felsefe de vardı ancak genelde bilim kurgu gizem olduğu için izleyiciyi tam anlamıyla ekrana bağlayıp, kült yapımlar ortaya çıkarabiliyordu. Ancak bu film Cronenberg’in diğer filmleri gibi kült film olabilecek bir yapıya sahip değil. Film John Kerr‘in A Most Dangerous Method kitabından uyarlanmış. Kitabı tiyatro oyunu olarak uyarlayan Christopher Hampton, The Talking Cure adını kullanmış. David Cronenberg ise bu oyunu alarak beyaz perdeye aktarmış. Film uyarlamaların genel sorununu yaşamakta. Yani film kitabı okumayanlar için oldukça havada kalmış. Film yaklaşık dokuz aylık bir süreyi anlatıyor ama film bize bu hissi vermiyor. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibi.

Hell

  Bir kıyamet sonrası filmi de Hell. Film alsında ismi kadar iddialı değil. Bir de anlayamadım nedense, son dönemde bu tarz filmler yamyamlık üzerine kurulu. Bu filmde diğerleri gibi kıyametin neden geldiği nasıl olduğu hakkında bir şey vermiyor bize. Bir yerden bir yere yolculuk eden bir kaç kişinin başından geçenler anlatılmakta bu filmde de. Film, gerilim, korku, kurgu açısından bekleneni vermiyor. Oyunculuklar fena değil. Hikaye başta merak uyandırsa da akabinde hiç bir şey vermiyor. Filmin bir fikri yok. Bir grup toplanmış, hadi film çekelim diyerek film çekmişler. Film oldukça yavaş ilerliyor. Bu da  izleyicinin sıkılmasına sebep oluyor. Ana konu olarak su suyun yokluğunu ele almışlar ama asıl kıyamet yemekten kopuyor. Tabi yemekte su ile orantılı olduğundan pek diyecek söz bulamıyorum. Yeryüzünde su hemen hemen tükenmiştir. İki kız ve bir erkek arabada yolculuk ederler. Nereye gittikleri belli değildir ama amaçları yiyecek ve içecek bulmaktır. Tabi büyük sorunlardan biri de benzindir. Yol üstünde durduklarında başka birinin saldırısına uğrarlar ancak onunla benzin ve …

Kongen av Bastøy

Oldukça iyi hikaye, kurgu ve oyunculuğa sahip bir film Kongen av Bastøy. Filmin yönetmen koltuğunda Marius Holst bulunmakta. Film gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Ancak bu hikaye devlet tarafından örtbas edildiğinden yönetmen ve senaristler başarılı bir hikaye ve kurguyla bu durumu beyaz perdeye taşımışlar. Filmi Norveç Sinemasının yüz aklarından diyebiliriz. Aslında “isyan” temasını işleyen aslında klasik bir konu var karşımızda. Ancak yönetmen çok iyi bir iş çıkararak her dakikasında klişeye kaçabilecek bu filmi güzel anlatmış. Gereksiz diyaloglardan kaçınılmış, karakterlerin olması gerekenin dışına çıkmamaları başarıyla sağlanmış.

Back to Top