Sennentuntschi

Adı gibi kendide garip olan İsviçre yapımı bir film Sennentuntschi. Korku değil, ancak yakaladığı gizem kurgusu ve filmin örgüsü oldukça başarılı. Ne yalan söyleyeyim filmin garip afişini gördüğümde basit sıradan bir korku filmi izleyeceğimi sanmıştım. Oysa film beklentilerimin hepsini boş çıkararak üst düzey bir performans sergiledi. Sennentuntschi Avrupa’nın Almanca konuşulan ülkelerinde anlatılan bir masalmış. Filmde bu hikayeyi ele almış. Hikayeye göre dağlarda çalışan erkekler, seks ihtiyaçlarını karşılaşmak için bu durumu daha eğlenceli hele getirmek amacıyla, samanlar ve çalı çırpılardan kadın / bebek gibi bir şey yapıp onu giydirip o şekilde eğlenirlermiş. Rivayete göre de eğlenceleri bitince bu ortaya çıkan korkuluk gibi kadın yani Sennentuntschi bu erkekleri intikam için yakalar ve onların da içlerini doldururlarmış. Film bir çocuğun mantar toplarken bir iskelet bulması ile başlıyor. Bulunan iskelet ise yıllar önce kaybolan bir gence ait. Sonrasında film bu geçmişe dönüyor ve bu hikayeyi bize anlatmaya başlıyor. Bir Peder intihar etmiştir. Cenazesi sonrasında, ortaya genç güzel bir …

La dentellière / Dantelci Kız

Festival’in 30. Yılına özel olarak yapılan bölümde Isabelle Huppert’i daha yirmili yaşlardayken gördüğümüz bir filmi de vardı. Gördük ki Isabelle Huppert daha o zamandan sinemadaki varlığını ortaya koymuş. Film çekildiği 1978 tarihinde Cannes Kiliseler Birliği Ödülü, BAFTA Gelecek Vaat Eden Kadın Oyuncu ödülünü 1980 yılında ise İtalya David di Donatello  En İyi Yabancı Kadın Oyuncu ödülünü almış. Aslında kiliseler birliği ödülünü neden almış pek çıkaramadım ama belki yazının ilerleyen satırlarında aklıma bir şeyler gelebilir konu ile ilgili. Pomme annesi ile birlikte yaşamaktadır. Pomme sessiz, sakin, içine kapalı genç bir kızdır. Bir kuaförde çırak olarak bahşiş karşılığında çalışmaktadır. İş yerinde yardımcısı olduğu Marylène ile çok iyi anlaşmaktadırlar. İş haricinde de görüşmektedirler. Pomme, Marylène’e gizli gizli hayranlık beslemektedir.

Film Socialisme / Sosyalizm

Aslında Jean-Luc Godard deyince biraz uzak kalıp düşünmek gerekiyor. Filmi sınıflandırma girmek büyük bir karmaşa olur, film diyebilmek ise ayrı… “Nouvelle Vague” (Yeni Dalga) akımının öncülerinden, Godard’ın yeni bir denemesi karşımızda. Film, “fikirler bizi ayırır, hayaller birleştirir” aforizmasından yola çıkıyor. Bununla bağlantılı olarak gelmiş geçmiş en ünlü düşünürlerin, sözlerinden bu aforizmanın desteklenmesini görüyoruz. Film belli bölümlerden oluşuyor. Bu bölümler altında ise Godard, bir yolcu gemisinde geçen farklı dilde farklı sohbetleri, Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik kavramları hakkında ciddi tartışmaları, çeşitli mitlerin gözden geçirilmesini izliyoruz. Film kesinlikle bir düşünce bombardımanı. Film 101 dakika boyunca insanı kendisine esir ediyor. Tabi Godard filmi olunca çıkabilecek her diyalog ve görüntünün kaçırılmaması gerekiyor. Çekim esnasında kullanılan standart kameralar  Godard’ın savunduğu “herkes film çekebilir” tezinin tekrar yansıması gibi.Tabi film bu sayade beklediğimiz kurgunun dışında olduğu için kitlesini kendisi seçiyor. Tam anlamıyla festival filmi… Bu film için daha ne denebilir ki? En iyisi filmekimi tanıtımıyla son vereyim yazıya. …

Back to Top