Buralarda yokken izlediklerim

A.I.C.O.: Incarnation (2018) Netflix animelerinden biri A.I.C.O.: Incarnation. Oldukça da ilginç bir konuya sahip. Hikaye biraz daha ayrıntıya girebilir miydi bilmiyorum ama ufak tefek kurguda eksiklikler var gibi geldi. Hikaye 2035 yılında geçiyor. Yapay yaşam formu araştırması yaparken “patlama” denen bir olay yaşanır ve “Madde” adı verilen bir organizma şehrin büyük kısmına yayılır ve bir çok insanın ölmesine sebep olur. Madde zaman zaman aktif hale gelse de genelde kontrol altındadır. 15 yaşındaki Aiko’da bu patlamada ailesini kaybetmiştir. Bir süre sonra ailesinin bu patlamanın merkezinde olduğunu öğrenir ve oraya doğru yola çıkar. Bu esnada kendisinin de yapay bir madde olduğunu öğrenir. Oldukça ilginç İzlenebilir bir anime. **** Yönetmen: Kazuya Murata, Senaryo: Yuuichi Nomura https://myanimelist.net/anime/36039/AICO__Incarnation Dark Crimes (2016) Filmin oyuncuları arasında Jim Carrey‘i görünce birde konusu suç olunca izlemeden edemedim filmi. Ancak filmin beklediğim gibi çıkmadığını da satırlarımın başında belirtmeliyim. Evet oyunculuklar, kadro iyiydi ama film o kadar yavaş akıyor ve kurguda da sıkıntılar vardı ki …

Buralarda yokken izlediklerim

Bu blog kendini bildi bileli ayda ki yazı yörmemiştir. Görmemişti diyorum geçen ay görmüş. Tamamen tembellikten. Hatta hafta sonu dedim ki yazayım yok arkadaş kaldırmamadım bir taraflarımı. Tabi bu aralıkta izledim okudum. Şimdi üçer beşer yazma vakti. Roboti Aniya 2017 Açılışı bir kore dizisi ile yapalım. Dizi MBC kanalında 32 bölüm orlak gösterime girdi. 32 dediysem her bölüm 30 dakika. Yani yine standart 16 bölüm. Eğlenceli bir Güney Kore dizisi I am Not a Robot. Kim Min-kyu IQ yüksek Kore’nin en büyük şirketlerinden birin sahibidir. Ancak Kim Min-kyu’nun insanlara güven problemi vardır ve insanlarla temas ettiğinde vücudu ölümcül derecede kabaermaya başlar. Bu sebepten dolayı insanlara yaklaşmamaktadır. Bir gün kendine bağlı bulunan şirketlerden birinde çalışan bir ekip insana benzeyen kadın bir robot yaparlar. Kim Min-kyu bu robotu denemek için evine alır ama o esnada robot arıza yapar. Geliştirici ekip parça gelene kadar patronlarını oyalamak için şekil olarak esinlendirkleri Jo Ji-ah’ı Kim’in yanına robotmuş …

Loving Vincent

Filmden nasıl bahsetmeliyim bilmiyorum. Daha baştan filmin kesinlikle izlenemsi gerektiğini söylemeliyim. Eğer sinemada izlerseniz bu size ayrı bir keyif verecektir ve kesinlikle büyük ekranda izleyin.  Filmin ayrıntısına girmeden izlediğim salonda netliğin tam olmadığını belirtmem lazım. Projektörü biraz ayarlamaları lazımdı. Tabi bu kazandığım deneyimden, aldığım ketiften hiç bir şey keşfettirmedi. Filmin hikayesine göz atalım öncelikle. Bir polisiye edasıyla gidiyor. Bu şekilde bizde hikayenin içine başarılı bir şekilde giriyor ve Armand Roulin ile birlikte hikayenin bir parçası oluyoruz. Vincent van Gogh’un ölümünün üzerinden bir yıl geçmiştir. Ona  mektuplar taşıyan Postacı Roulin’in eline Vincent’in Theo’ya yazdığı bir mektup geçer. Bu mektubu Theo’ya ulaştırması için oğlu Armand’a görev verir. Armand Vincent’i sevmez ve bu fikre karşı çıkar ama sonunda babasını kıramaz. Parise gider, burada Theo’nun öldüğünü öğrenir ve mektubu tanıdık birine vermek için Auvers-sur-Oise’a kadar gider. Burada mektubu Van Gogh’un dostu Dr. Gachet’ye verecektir. Şehir dışında olan doktoru beklerken, kasaba halkından Vincent hakkında bir çok …

La Vénus à la fourrure

Roman Polanski, Carnage ile birlikte kendini tek bir mekana sıkıştırmış ve başarılı bir film ortaya çıkarmıştı. Aynı şekilde La Vénus à la fourrure ile birlikte de yine tek mekana sıkıştırmış kendisini ve yine çok başarılı bir iş çıkarmış. Carnage’de olduğu gibi yine bir oyun uyarlaması karşımızda. Sanıyorum Polanski yeni filmler içinde sanıyorum aynı taktiği uygulayacak. Şimdi film için ne diyebilirim pek bilmiyorum. Film bir tiyatro sahnesinde iki kişi arasında geçiyor. Ancak bu iki kişi oynanan karakterlere büründüğünde sahnede sanki dört kişi görüyoruz. Her iki oyuncu da tam anlamıyla başarılı bir performans gözler önüne seriyorlar.

Vinci

Biraz kopuk kopuk izlediğim ama sürükleyici ve eğlenceli bir hırsızlık filmi Vinci. Yönetmen ve senarist Polonya Sinemasının hatırı sayılır isimlerinden Juliusz Machulski. Filmde hikaye, olay örgüsü başarılı bir şekilde tasarlanmış. Film sanat eseri hırsızlığı üzerine dönse de aslında anlıyoruz ki başından beri amacı bu değil. Azılı bir hırsız olan Robert Cuminski (Cuma) sağlık sorunları sebebi ile hapishaneden şartlı olarak tahliye edilir. Ancak Cuma’nın bir planı vardır.Leonardo da Vinci’nin  Lady with an Ermine tablosu şehire gelmiştir ve bunu çalıp değerlendirmek istemektedir. Yanına bir patlayıcı uzmanı bir polisi de alarak ayrıntılı bir plan hazırlar. Tablonun bir kopyasını yaptırır, geçeceği güzergahları iyice incelerler ve kimsenin hayal etmeyeceği bir şekilde tabloyu çalarlar. Tabi plan ne kadar ayrıntılı olursa olsun, yolunda gitmeyen şeyler olur. Bu da ekibin polisle dalaşmasına sebep olur. Tam işler sarpa saracak derken ekip, tabloyu satmak için birilerini  araştırmaya başlar. Bu konu ile ilgilenen bir kaç kişiyi de bulur. Görüşmeler başlar. Burada ayrıntılara girip filmin tadını kaçırmak istemiyorum. Filmde o kadar çok şey oluyor ki bunları tek tek anlatmak zor. Ama …

Kongen av Bastøy

Oldukça iyi hikaye, kurgu ve oyunculuğa sahip bir film Kongen av Bastøy. Filmin yönetmen koltuğunda Marius Holst bulunmakta. Film gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Ancak bu hikaye devlet tarafından örtbas edildiğinden yönetmen ve senaristler başarılı bir hikaye ve kurguyla bu durumu beyaz perdeye taşımışlar. Filmi Norveç Sinemasının yüz aklarından diyebiliriz. Aslında “isyan” temasını işleyen aslında klasik bir konu var karşımızda. Ancak yönetmen çok iyi bir iş çıkararak her dakikasında klişeye kaçabilecek bu filmi güzel anlatmış. Gereksiz diyaloglardan kaçınılmış, karakterlerin olması gerekenin dışına çıkmamaları başarıyla sağlanmış.

Antichrist

Sarsıcı bir Lars von Trier filmi Antichrist. Yönetmenden bekleneni ziyadesiyle karşılıyor. Ancak rahatsız edici de bir film… Film bir çocuğun ölümüyle başlıyor. Öncelikle kadın kocasını çocuğun ölümü ve ilgisizlikle suçlamakta. Ancak ilerleyen dakikalarda görüyoruz ki kadın aslında çocuğun ölümünde tek suçlu. Kadın ne kadar depresifse adam da o kadar sakin bu filmde. Hatta adamın psikolog olması kadının sorunlarıyla yüzleşmesinde yardımcı olması adamı oldukça iyi yapıyor. Ama kadın aksine düzelmekten çok uzak. Film iyilik-umut-kötülük-suç-ceza-intikam gibi insan olguları üzerine odaklanmış Ancak finalde karşılaştığımız sarsıcı son aslında ne kadar iyi ve umut dolu olursak olalım başımızın vurulacağıdır yönünde yorumlanabilir. Kısacası film hakkında neler yazmam gerektiğini bilmiyorum. Yazılacak çok şey var ancak anlatılacak bir konu da değil. Filmin hikaye klasik bir hikaye belkide ama görsellik çarpıcı. Tür olarak neye benzetebiliriz belli değil. Trier yine yönetmenliğini konuşturmuş ve görüntülerle aklımızı almış. Ancak film sağlam bir mide gerektiriyor. Kesinlikle izlenmesini tavsiye ettiğim ve şuracıkta tatrışmak istediğim …

Back to Top