buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum. The Adjustment Bureau (2011) Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı. Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı …

Unfriended

Unfriended çok ilginç bir film. Ben şimdi filmi nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Filmin tamamı sanal ortam üzerinde geçiyor. Buna benzer yapımlar daha önce izlemiştim ama bu film sadece Skype üzerinde ki sohbetlerden oluşuyor. Tabi bu açıdan bakıldığında daha ilk dakikasında filmin farklılığı ortaya çıkıyor. Film IMDB üzerinde bir çok filmden iyi puan almış. 5.8’de iyi bir puan. Ancak bu puan fikir açısından verilmiş gibi geldi bana. Yoksa hikaye ve kurgu açısından film çok iyi değil.

Caníbal

Son dönem İspanyol korku filmleri ile haşır neşir olup iyi farklı işler çıktığını görüp film izleme seçimleri esnasında, tercihimi İspanyol sineması lehinde kullanır oldum. Bu filmde her ne kadar korku olmasa da konu itibari ile dikkatimi çekti. Filmin yönetmeni Manuel Martín Cuenca ve filmin senaryosu da Humberto Arenal‘ın romanından uyarlanmış. Filmin süresi 116 dakika ama izlerken sanki bana daha uzunmuş gibi geldi. Aslında film psikolojik gerilim. Korkunun yanından bile geçmiyor. Yani film bir katili anlatmasına rağmen doğru dürüst kan bile görmüyorsunuz. Filmin hikayesi ilginç ilginç olmasına da bir çok yönden eksikleri mevcut. Görsel olarak izleyiciyi tatmin etse de gerek kurgu, gerek oyunculuklar, gerekse anlatım pek başarılı değil. Bir çok sahnede aklınıza takılan soru işaretleri ile baş başa kalıyorsunuz.

Branded

Aslında çok iyi bir film olabilecekken kötüye göz kırpan film Branded. Yönetmen koltuğunda Jamie Bradshaw ve Aleksandr Dulerayn var ikili aynı zamanda filmin senaristi. İsimlerden de anlaşılabileceği gibi film çoğunlukla Rus olmakla birlikte film Rus Amerikan ortak yapımı. Filmin fragmanına baktığımızda karşımıza çıkacak filmin cazibesinden kendinizi alamıyorsunuz. Fragmandaki QR kodları da sizi farklı yerlere yönlendirdiğinden film oldukça merak uyandırıyor. Ancak film ile karşılaştırıldığında arada çok fark var. Öyle ki görseller aynı olsa da kurgu öyle bir değişmiş ki bu film mi diye soruyorsunuz kendinize. Aslında bu farklı yansıma bir yerde filmin doğasına da uyuyor. Aslında ilk yanılgılardan biri de filmin afişine baktığınızda ortaya çıkıyor. Sanki afiş size uzaylılarla girişilen bir savaşın izlenimini sunuyor ve bir aksiyon filmi ile karşılaşacağınız fikrine kapılıyorsunuz ancak bu da yanıltıcı. Yani bütün beklentileri film bir şekilde çökertiyor. Bu da sanki görünenlerin aslında gerçek olmadığı konusunda telkinliyor bizi.

Sibir, Monamur

Filmin ismine bakıpta Monamur kelimesini görünce karşıma romantik bir film çıkacakmış gibi hissettim. Ancak filmi izlemeye başlayınca, romantizmden çok gerçekçi bir film ile karşılaşacağımı daha ilk dakikalarda gördüm. Film oldukça etkileyici bir açılış yapıyor. İlk sahnede dedenin neden yüzünde gözünde karıncalarla yattığını anlayamasam da sonraki sahne bence filmin asıl açılış sahnesiydi. Soğuk sebebi ile aç kalmış, Sibirya kurtlarının saldırıları zor doğa şartlarının insanların ve hayvanların üzerindeki etkisi çok başarılı bir şekilde anlatılmış. Yönetmen koltuğunda Slava Ross var. Aynı zamanda Slava Ross filmin senaristi. Film Slava Ross‘un ilk filmi olasına rağmen oldukça başarılı bir film. Filmde etkileyici sahneler mevcut. İster istemez filmdeki karakterlerle yaşanan ortamla bağlantıya geçiyor ve filmin akışına kendinizi kaptırıyorsunuz. Filmin hikayesi ve kurgusu başarılı. Ancak filmde bazı mantık hataları da yok değil. Ya da ben hikayedeki karakterleri bir arada toplama arzusu ile yanıp tutuşurken, bazı noktalar bana hatalıymış gibi gözüktü. Ancak kesinlikle kurguda ufak tefek sorunlar mevcut.

Chernaya Molniya

Rus sinemasından başarılı bir yapım daha karşımızda. Tabi filmin yapımcıları arasında Timur Bekmambetov ismini görünce yapımın kalitesinin yüksek olduğunu anlıyorsunuz tabi. Film de bu adın yükünü başarıyla taşımış. Ancak filmin bazı bölümleri o kadar oldu bittiye getirilmiş ki ne olup ne bittiğini, gelişen olayları, olanı biteni anlamıyorsunuz. Ancak hep Amerikalılardan mı çıkacak süper kahraman işte bu da Rus kahraman. Rus kahraman ama Amerikan kahramanlardan çok etkilenmiş. Mesela en basitinden kahramanımız babası öldükten sonra insanlara yardım etmeye başlıyor. Ancak bu zamana kadar umursamaz bir kişi. Burada örümcek adama atıf var. Bunun gibi bir çok olayda filmde bizi karşılıyor. Dima Moskova Üniversitesinde okumaktadır. Başarılı bir öğrencidir. Babası tramvay makinistidir. Bu sebepten dolayı ortalama bir ailenin çocuğudur. Okulda ise sevdiği bir kız vardır. Kızda ondan hoşlanmaktadır ancak ortada birde zengin arkadaşı vardır. Zengin olan arkadaşı parasıyla hava atarak kızı etkilemektedir. Aynı zamanda da bu iş için Dima’yı kullanmaktadır. Dima bu işe bozulur. Ailesinden …

OCTPOB (Ostrov)

Tanrıya ulaşma hikayesini anlatan bir film Ostrov ama birazda bildiğmizden farklı, belkide aklımızın bir köşesinde olmasını istediğimiz gibi. Hep derler ya Tanrı ile kulu arasında başka bir şey yoktur diye işte bu film onu anlatıyor. Filmin orijinal aldı “Ada”. Adından da anlaşılacağı gibi, film bir ada da geçiyor. Küçük bir ada, sadece bir manastırın olduğu. Baş karakterimiz, Peder Anatoli manastırda mucizeler yaratan bir ermiştir. İnsanlar sık sık ondan yardım dilemek için gelirler. Ancak kendisi, Manastırın kazan dairesine kendini kapatmış ve orada kömürlerin içerisinde yaşamaktadır ve bildiğimiz dini prosedürlere karşı çıkmış kendi ile tanrı arasına aracı koymamıştır.. Tabi bu durum kurumsallaşmış din yapısı arasındaki çekişmeyi de bize gösterir. Anatoli’nin bu hale gelme sebebi aslında içindeki hesaplaşmadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin saldırısında arkadaşını öldürmek zorunda kalanmıştır. O gün için kendini kurtarsa da bunun vicdan azabını yıllar boyunca içinden atamaz ve kendini manastıra kapatır. Antoli işlediği büyük günahın aslında farkında ve günahın …

Back to Top