B-Gore 8: Sevgi ve umut adresi: Badi

Biz uzay limanları kurup gemicikleri oralardan yürütme planları yaparken aslında yıllar önce memleketimize uğrayan bir uzaylının hikayesini anlatmak istiyorum. Kendisinin geçmişini bilmiyor olsak bile içimiz pek bir ısındı ona. Halbuki yüzüne baksan “at hırsızı bu” dersin… Şimdi bu arkadaşın hikayesine geçmeden önce bazı kavramsal konulardan bahsedelim. Ders niteliğindeki bu sıkıcı satırları okumadan sonraki satıra atlayabilirsiniz. Efendim, “B filmi” diye adlandırdığımız film türü, Holywood’un o şaşalı filmlerini göstermeden önce halkı oyalamak için ortaya çıkmış bir tür. Düşük bütçesi, abartılı efektleri ve biraz da erotizme vuran akışıyla kendine yer edinmiş. Tabii sektörün gelişmesi, zamanın akışıyla birlikte evrilen bu tür daha sonra video filmlerle devam etmiş. O zamanlarda karşımıza şu çıkıyor; yüksek bütçeli “A filmleri”, düşük bütçeli “B filmleri” ve birde televizyon izleyicisi için yapılmış “C filmleri”. Tabi sektör büyüyüp gelişince bu türler birbirine girmeye başlamış. Mesela şimdi bu anlattıklarımın hiçbiri yok. Çevrimiçi platformlar ve içinde bulunduğumuz bu kaos ortamı bu filmlerin iç …

Kulüp (dizi ile ilgili küçük bir yazı)

Instagram’da yazacağım demiştim aslında sıcağı sıcağına da yazmıştım ama buraya eklemek uzun sürdü nedense. Bu arada eskimiş oldu dizi. Keşke diğer parçasını bekleseydim. Gerçi o zaman da belki bir şeyler yazarım. Neyse iyi okumalar. Şimdi dizi için son dönem itibari ile yapılmış en iyi yerli dizisi diyebilir miyim? Evet derim. Ancak bunu derken mekan tasarımı, kostüm ve prodüksiyonu göz önünde bulundurduğumu belirtmek isterim. Bunun dışında biraz ayrıntıya girmek gerekirse kurgu, oyunculuklar ve tür konusunda dizinin karmaşa içinde olduğunu belirtmek isterim. Öncelikle dizi bize ne anlatıyor sorusundan başlayalım? Bunun cevabını vermek biraz zor. Çünkü her karakter üzerinden farklı bir betimleme yapmak mümkün. Çünkü her bir karakter farklı sebeplerden ötürü zorda kalmış karakterler. Anlatım geneline baktığımızda ise ana hikayenin dönemin siyasi ortamlarına atıf attığını görüyoruz. Ama sanki o değil gibi de. Ben neye nasıl atıf yaptığından ve bunların doğruluğundan çok nasıl anlattığı kısma değineceğim. İşte burada bazı sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Karakterlerin geçmişi öğreniyoruz …

Karantina döneminde izleyebileceğiniz yada izlemeyebileceğiniz 5 içerik 5. Bölüm

Gün geçmiyor ki sıkıntıdan patlamayalım. Artık sinema ve film platformlarını açıp hiç bir ey bulamamak gibi bir dürtüye de girdiğime göre sonumun ne olacağını bilmiyorum. Üye olmadığım platform kalmadı desem yeridir. İzlediğim bir kaç youtuber (bu arada “youtuber” kelimesinin altının çizilip öneri olarak “rutubet” doğrulamasının verilmesi ilahi bir mesaj mı acaba?) da artık kabak tadı vermeye başladı. Arkadaş biz evden çıkamıyoruz bunlar geziyor sinir olaya başladım. Sanki bu korona sadece bize var. Geçen gün bir yerde okumuştum “bu yasaklar sadece evde oturanlar için var diğer türlü çıkanlar bir türlü çıkıyor” diye. Ne güzel demiş. Eline poşet alan ortalıkta dolanıyor. E, nerede şimdi yasaklar? Ceza? Çok garip olaylar bunlar. Bazen diyorum korona olsak ta kurtulsak diye. Neyse fazla lafı uzatmadan ben içeriklere başlayayım. Bu arada bende garibim arkadaş. Kıçımı kaldırıp yazmak için bilgisayar başına oturmak zor geliyor ama oturunca da bir türlü gevezeliğimden kurtulamıyorum. Bekleyen o kadar şey var ki aslında. …

Karantina döneminde izleyebileceğiniz yada izlemeyebileceğiniz 5 içerik 3. Bölüm

Sanıyorum bir önceki verdiğim listedeki film ve diziler bitirmiş ve yenilerine ihtiyaç duyuyorsunuzdur. Ya hayatımız ne değişik bir hal aldı. Eskiden film ve dizileri kültürel bir faaliyet olarak değerlendirirken şimdi zaman öldürme aracı değerlendiriyoruz. O kadar dizi ve film olduk ki dünyamız gerçeklikten iyiden iyiye kopmaya başladık. Zaten sosyal yaşantının da olmaması bir çeşit hayal dünyasının içerisinde ya da tam tersi hayalsizlik dünyası içinde realitenin sorgulanmasına sebep oluyor. Bu şekilde ne günün ne de hayatın bir tadı kalmıyor. Malum bugün 14 Şubat. Yani kapitalizmin sevgililer günü. Daha çok harcamamız daha çok tüketmemiz gereken bir gün. Zaten bunu yapmıyor muyduk? Daha çok yapalım ne olacak ki? Bu vesileyle kuru bir kutlu olsun mesajı bırakayım buraya. Şimdi bunu yazarken aklıma geldi de neden acaba ölüm günleri bu kadar popüler değil? Acaba hediye alıp para harcamadığımız için mi? Evet başlarda oluyor ama bir süre sonra unutuyorsunuz. Ölünce hafızalarda pek kalmıyorsunuz. Yani olası bir …

Geçmişten geleceğe* “A Star Is Born”

Film için biraz geç kalmış olabilirim, yeni versiyonu Türkiye’de vizyona Ekim’de girmiş. Ancak filmin yazılması için başka sebeplerde var. Bunlardan biri 2018 yapımı filmin muhtemel Oscar adaylarından biri olması. Zaten önceki yapımlar da bu Oscar macerasından nasiplenmiş. Tabi sadece Oscar’da değil asıl sebep, film sadece Amerika’da değil Türkiye’de dahil olmak üzere bir çok ülkede çok kez uyarlanmış ve uyarlanmaya devam ediyor. Yani hikayenin alıcısı oldukça fazla. Her dönem bir şekilde izleyiciyi bir şekilde yakalıyor. Hal böyle olunca bende tüm filmleri izleyip, -en azından Amerikan versiyonlarını- küçük bir inceleme yazayım dedim. Aslında tüm filmlerin kaynağı Adela Rogers St. Johns. Onun hikayesinden uyarlanmaya başlıyor ilk kez film. 1932 yılında What Price Hollywood? adı ile karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmeni George Cukor. Bu filmle birlikte Adela Rogers St. Johns o sene en iyi orijinal hikaye dalında Oscar adayı oluyor ama ödülü The Champ ile Frances Marion kazanıyor. Filmin oyuncuları ise Constance Bennett, Lowell Sherman. Filmin hikayesi ise bundan sonra gelecek filmler için aynı temayı …

buralarda yokken izlediklerim

Yazılacak filmler o kadar birikmiş ki yapacak onlarca işin arasında bunu da yapmak oldukça zor oluyor. Güya güz başında film izleme olayına ara verecek vaktimin çoğunu yazmaya adayacaktım. Lakin o da olmadı. Bir değişiklik şart ama nasıl olacak bilmiyorum. Neyse filmlere geçelim öyle çok uzatmak istemiyorum anlatımları ama bakalım. Zaten bir çok izleneni kaybettim. Distorted (2018) Film hakkında aslında aklımda bir şey kalmamış. Hem de John Cusack, Christina Ricci gibi isimler filmde olmasına rağmen. Film klasik bir konu olmamasına rağmen o kadar klasik işlenmiş ki öyle akılda kalıcı bir yeri yok. Yüksek güvenlikli bir eve taşınan Lauren burada garip şeylerin döndüğünü fark eder. Ancak eşi bu durumu onun psikolojik bozukluğa verir ancak işin gerçek boyutu da vardır. Burada ki insanlar bir şekilde kontrol edilmektedirler. İzlenmese hiç bir şey kaybedilmeyecek bir film. ** Yönetmen: Rob W. King Oyuncular:  Christina Ricci, Brendan Fletcher, Vicellous Shannon Senaryo: Arne Olsen https://www.imdb.com/title/tt6143850/ Welcome the Stranger (2018) Ne izlediğim konusunda pek bir fikir sahibi …

buralarda yokken izlediklerim

Two Pigeons (2017) Farklı konusuyla dikkatimi çeken bir film oldu Two Pigeons. Aslında bir korku filmiymiş edasıyla başladım filmi izlemeye çünkü her yerde tür olarak bu şekilde belirtilmiş ancak yanından bile geçmiyor. Eh tabi film süresi boyunca korkmayı bekliyorsunuz o ayrı. Film psikolojik bir film ve sisin de psikolojinizi bozmaya yetiyor. Oyunculuklar fena değildi. Kurguda havada kalan bir çok şey vardı. Mesela evdeki cılız karakter ve aslında bunu güvercinler ile nasıl bağdaştırırız meselesi aklımı kurcaladı. Eminim ki bir şeylere dayanıyordur. Durun yoksa aslıda iki kişinin de aynı kişi olduğundan mu bahsediyor.Yoksa kötü talih mi? İlginç bir kara komedi örneğiydi film. Genç emlakçı yalnız ya yaşamaktadır. Ancak o evde olmadığı süre içerisinde evinde yaşayan başka bir adam vardır. O evde yokken saklandığı yerden çıkar ve evin keyfini sürer. Bir gün emlakçının kız arkadaşı Ona taşınınca durum garip bir hal alır. Ve garip şeyler olmaya başlar. Farklı ve bence izlenebilir bir film. …

Back to Top