Kategori arşivi: Türk Sineması

Aile Arasında

Halkımız çok mu sinemaya gidiyor yoksa başka bişi mi var anlayamadım. Bu filme de yer yoktu. İlk gün olduğundan mı bilemedim. İnsanlar ilk giden olup herkesten önce film esprilerini savunmak hakkında konuşmak mı istiyor anlamadım.

Bunlar nasıl düşünceler böyle?

İlk sırada yer buldum. Sürekli film izlediğim salon ama bu salonda hiç bu kadar yakından izlememiştim. Açı da biraz değişik. Yani filmi bir başka bakış açısıyla izleyeceğim diyebilirim. Neyse bakalım beğenirsem tekrar giderim.

Bu arada filme gelecek olursak Gülse Birsel’in yanlış hatırlamıyorsam ilk sinema filmi senaryosu bu. Filmden tek beklentim eğlenceli vakit geçirmek ki Vodafone Net’e oldukça kızgınım. Filmin kadrosu güzel, oyunculuk bakımından iyi olacağını düşünüyorum. Muhtemelen karşımıza ete süte dokunmayan klasik bir komedi çıkacak. Daha sonra tecrübelerimi paylaşmaya devam edeceğim…

Başıma bir şey gelmeyecekse diye başlayıp kendimi, ekşi sözlüğün hiçbir şeyi beğenmeme timine dahil etmek istemiyorum ama yarısı itibari ile bence olmamış bir film Aile Arasında. Evet konu fena değil hikaye de fena değil ama karakterler biraz abartı geldi bana. Yani dizi için her karakteri geniş zamana yayar hakında detaylar verirsin ama filmde bu detaylar yok. Karikatürize diken bir karakterimiz varsa bu karakterler şahsına münhasır karalterlerse onların hakkında ayrıntıları es geçemezsiniz. Es geçtiğimizde karakterlerin şapşallıklarına insanların gülmesini beklersiniz.  Şu ana Kanada bu filmde de bolca bu var.  Dil olarak dizilere göz kırpmsa da bence performans biraz düşmüş. Diyalogları fazla beğenmedim. Çekim açısından çok fazla sahne değişimi gözüme çarptı. Çarptı diyorum geçişlerde ne estetik ne de sahne, konu bütünlüğü vardı. İnsanlar ilk yarıda güldüler baya ama ben o kadar gülecek bir şey bulamadım. Bir iki sahne ancak. Sanırım gülmeye açız. Sanmıyorum, açız!!!

Film bitti, ben de pılımı pırtımı tıoplayıp salondan ayrıldım. Aslında yukarıda yazdıklarıma ek pek bir şey yazmayacağım. İkinci yarıda biraz daha duygusallık ve herkes için mutlu son. Tek şaşırtan Mihriban’ın başına gelen oldu ama zaten öyle bir şey olacağıbelliydi, kim olacağıönemliydi aslınad. Ana karakter etrafında sürekli dönen karakterlere dair bir şey yoktu filmde. Ben bu konuda büyük bir eksiklik gördüm. Karakter derinlikleri olmayınca da hikayede bunlar sadece hal ve hareketlerle komiklik olsun diye var oldukları izlenimi yarattı. Velhasılkelam bende olmamış bir film izledik. Ama kadronun iyiliği filmin izlenebilirliğini arttırıyor. Tabi çok iyi mi oynamışlar dersek, ona da eh derim.

Ayla

Filmi uzun süredir bekliyordum. Zaten diğer filmlerden de filmi izleme çabamı görmüşsünüzdür. Buna en büyük etken Kore kültürünü sevmem. Hiç bir zamanda Kore Savaşından dolayı da bir ilgim olamdı hatta savaş hakkında bu film haricinde pek film izleyip okuduğumu da söyleyemeyeceğim. Zaten savaş filmlerini sevemem ve pek fazla izlemem.

Neyse gelelim filme. Film Türkiye’nin Oscar adayı. Ancak ben filmin bu adaylıktan öteye geçeceğini düşünmüyorum. Şimdi yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, bu film sinematik olarak başarılı bir film değil. Bunlara sonraki satırlarda değineceğim. Tabi bir de filmin gerçek bir hikaye olması izlenebilirliğini arttırırken malesef eleştrinin de yumuşamasına sebep oluyor. Bende bu sebebe sığınarak sadece çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Belirttiğim gibi film gerçek bir hikaye olması sebebi ile dramatik yönü ile izleyiciği oldukça etkiliyor. Bu sebeptendir ki filmi izleyenlerin bir çoğu filmden gözleri ıslak çıkıyor. Zaten film boyunca bik kaç sahne izleyeni duygulandırıyor. Asıl vurucu kısım final ve bu da zaten gerçek görüntülerden oluşuyor.

Şimdi gleelim gözüme takılan hususlara; Öncelikle filmde hiç bir karakter ile empati kuramadım. Karakterler bize çok uzak gibi. Tabi işin dramatik gerçekliğini hesaba katarsak ister istemez duygulanıyorsunuz ama bir emati beslemiyorsunuz karaktrlere Ali karakteri hariç sanki o daha doğal gibiydi.

Sahneler arasındaki geçiş, zaman atlamaları, karma karışık. Aynı tarih içerisinde bile sahne kırılımı çok farklı ve sanki olayın devamıymış gibi hissettirmedi bende.

Film ilk bölümlerde bir film olarak gidiyor, sonra birden belgesele dönüyor akabinde de reklamlara bağlıyor. Tüm süreç filme sıkışsın diye bu şekilde kurgulanmış film ama gereksiz sahneler çok fazlaydı. Mesela alman komutana Türkler’i kouşcağız filmden sonra dedirmenin mantığı ne? Tamam milliyetçilik yapacağız ama bu şekilde de olmasın. Tamamen alakasız bir yerdeydi bu sahne.

Bence karakterleri oynayan oyuncular tam oturmamıştı. Bilhassa yıllar sonra canlandırılan karakterler genç halleri ile hiç uyuşmuyordu. Bir de Çetin Tekindor’un uzun saçlarını neden içe doğru toplayarak gizmeye çaışmışlar analamdım. Filmin günümüze yakın yarısında o kadar eksik ve gereksiz sahne var ki anlatmakla bitmez.

Özet olarak filmin Oscar’da olacağnı düşünmüyorum. Beklediğimden kötü bir film ile karşılaştım. Hikayeyi belgeselden izleyin bence daha iyi.

Yol Ayrımı

Yol Ayrımı nedense çok fazla salonda gösterime sunulmadı. Sosyal medya dışında diğer reklam kanallarını takip etmiyorum ama filmin çok fazla telaşı da yapılmadı. Yavuz Turgul’un filmlerini severim. Hem Şener Şen’i görmek için bir fırsat oluyır hemde iyi bir film izlemek için. Bakalım yol ayrımı nasıl bir tat bırakacak?

Şimdi ilk yarıda ne diyebilirim bilmiyorum. Film görsel olarak iyi, güzel, oyunculuklar genel anlamda iyi ama bazı yerlerde gözüme çarpan şeyler oldu. Tabi daha filmin yarısı ama hikaye sıradan ve bazı sıkıntıları mevcut. Nedendir bilmem ama ben filme odaklanıp karakterlerle empati kuramadım henüz. Yavuz Turgul elbette Türk Sinemasına yön veren isimlerden ama sanki ilk izlenim itibari ile bana oturmayan bir şeyler var gibi geldi.

Filmin sonunda sanıyorum daha aklı selim yorumlar yapabilirim ki üzerinden bir saatten fazla geçti. Evime varım bilgisayarımı açtım. Yani yukarıdaki gibi telefon tuşlarına basarak aklımdakileri iki parmakla kaçırmasam gibi bir derdim yok. Neyse. Genel olarak filmden memnunkalmadığımı belirtmeliyim. Sanki çok hılı olmuş bir film. Av Mevsimi’inden sonra on yıl geçmiş (nasıl geçmiş anlamadım) ama karşımıza çok tutarsız, fazla çalışılmamış bir filmle çıkmış karşımıza Yavuz Turgul.

Hikaye tam oturmamış demiştim. Sebeplerinden biri ana karakterin, ne olduğu haliyle ne de dönüştüğü haliyle mantığa uygun hareket etmemesi. İkinci halinden çok ilk hali bana daha inandırıcı geldi. İlk halinde hak yiyen sert dediğim dedik adamın yerine sadece hadi iyilik yapayım düşüncesi eklenmiş ve değişim tam olarak verilememiş. Birde filmin içine yerlleştirilmiş sosyal mesajlar bana gereksiz geldi, sanki olsun diye araya sıkştırılmış ama filmin bütünü ile hiç alakası yoktu.

Benim için önemli olan Şener Şen, Rutkay Aziz gibi oyuncuları ve bir Yavuz Turgul yapımını izlemekti. Bu sebepten dolayı memnunum. Ha bu arada yukarıda yazdım yazdım ama vizyondaki bir çok filmden çok çok iyi bir film var karşımızda. Zaten farkındaysanız bu aralar detaya girdiğim tek film Yol Ayrımı oldu. Demek ki filmde birşeyler var.

Sen Kiminle Dans Ediyorsun?

Yine Ayla’ya bilet bulamayınca farklı bir filme gireyim dedim. Sanırım Ayla için önceden bilet almak lazım. Bu film de Burak Aksak’ınmış. Maşallah kendisi peynir ekmek gibi film çekmeye başladı. Muhtemelen Dede Korkut’dan daha iyi bir film çıkacak karşımıza. Gerçi filmi izleme sebeplerimden biri Binnur Kaya olması. Bir beklentim yok. Bakalım film nasıl çıkacak?

Tahminimde bunkez yanılmadım, Dede Korkut’tam kat kat iyi film olmuş. Tabi genel olarak iyi bir film mi diye sorarsanız, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oyunculuklar fena değil. Hatta şu ama kadar Demet Özdemir beklediğimden daha iyi bir performans sergiledi diyebilirim. Binnur Kaya’nın karakteri tam karikatürlük bir karakter olmuş. Hikaye bakımından basit ilerlese de bazı diyaloglar fena değil. Öyle insanı gülmekten kırıp geçirmiyor film ama yer yer tebessüm ettiriyor. Gerçi sinemadakileri hesaba katarsak onlar için eğlenceli gibi. Diğer bölümde ne değişir bilmiyorum. Küçük bir aşk hikayesini temeli atıldı, muhtemelen sonu filmin sonu olacak. Bu arada filmin girişi çok fena değildi. Bazı karakterlerin altı çok fazla dolu değil. Belki dolar. Bakalım…

İkinci bölüm komediden çok dram ağırlıklıydı. Arada bir komik sahneler de olsa keskin romantizm ve dram dönüşü beni pek tatmin etmedi. Hİkaye ilk yarıda yayıldı yayıldı ikinci yarıda tür ddeğiştirip birden döndü. Film sonunda Bollywood tarzı dans filme oturmuş. Genel olarak baktığımızda eh evde çekirdek eşliğinde izlenebilir bir film.

Mutluluk Zamanı

Film hakkında ön söz olarak bir şey söyleyemeyeceğim. Kiralık Aşk dizisinin pirimini yemek için yapılmış bir film olduğunu düşünüyorum. Peki neden filme gidiyorum anlatayım. 

Bir süredir gitmiyordum. Sinemia üyeliğim de devam ediyor bedavadan para ödüyorum. Ben de dedim ki hazır bu gün biraz daha rahatım sinemaya gideyim. Evime yakın olan AVM’ye vardım bu düşünceyle. Maksadım Ayla’yı izlemek. Girdim sıraya istediğim seans ve bir sonraki için yer yokmuş. Ne yapayım ne deyim o kadar geldim az dolanayım film izlemeden çıkmayayım derken bu filme aldım bileti. Aldım almasına da bunda da perde önünde yer buldum. Neyse Elçin Sangu’yu daha yakından görürüm dedim. Gerçi kendisini çıplak gözle yeni saçlarıyla görüp hazetmemişliğim var ama neyse. Sonra öğrendim ki bugün halk günüymüş. Sinema ondan bu kadar kalabalık. Kıssadan hisse çıkarmak gerekirse çarşamba günleri sinemaya gitmemek lazımmış. Kulağıma küpe olsun. 

Filme gelince izleyip bakalım nasılmış. 

Film hakkında çok bir şey yazmayacağım sanırım. Filmin ilk bölümünü götüren Cengiz Bozkurt’un oyunculuğu ve karakteri oldu. Zaten filmin ana karakteri de o gözüküyor şu an için. Muhtemelen bir kırılmaya film ana karakterlerimize dönecek. 

Filmin ilk girişini gereksiz buldum ve direk ana karakterlerin hikayelerini anlamadan olayın içine girdik. Burada en köklü ve sağlam anlatılan karakter Cengiz Bozkurt’un canlandırdığı karakter. Diğer karakterler hakkında çok fazla bir şey göremedik. Ana hatlarıyla tanıyoruz  sadece. İkinci yarıda film aşk hikayesine dönecek orası kesin ama ağızda çok iyi tat bırakmayacak gibi gözüküyor. 

Yanıldım! Film hiçbir zaman düşündüğümüz gibi iki ana karakterin etrafında dönmedi. Final onların birlikteliğiyle birlikte geldi ama yine ikisi de ikinci plandaydı. Hikaye olarak olmamış bir filmdi. 

Görsel olrak bolca klip ve reklam görselliği izledik. Reklam diyorum boş değil. Hemen hemen her sahne değişiminde yakışıklı ve güzel oyuncumuzu farklı bir kıyafetle gördük. Zaten filmin başında kıyafetler falanca yerden diye yazmışlardı. Konu mankeninden öteye değillerdi. Filmin amacı da anlaşılmış oldu. 

Ne diyeyim, öyle size birşey katacak bir film değil. Çoğuna göre zaman kaybı olarak değerlendirilek eminim.