buralarda yokken izlediklerim

Yazılacak filmler o kadar birikmiş ki yapacak onlarca işin arasında bunu da yapmak oldukça zor oluyor. Güya güz başında film izleme olayına ara verecek vaktimin çoğunu yazmaya adayacaktım. Lakin o da olmadı. Bir değişiklik şart ama nasıl olacak bilmiyorum. Neyse filmlere geçelim öyle çok uzatmak istemiyorum anlatımları ama bakalım. Zaten bir çok izleneni kaybettim. Distorted (2018) Film hakkında aslında aklımda bir şey kalmamış. Hem de John Cusack, Christina Ricci gibi isimler filmde olmasına rağmen. Film klasik bir konu olmamasına rağmen o kadar klasik işlenmiş ki öyle akılda kalıcı bir yeri yok. Yüksek güvenlikli bir eve taşınan Lauren burada garip şeylerin döndüğünü fark eder. Ancak eşi bu durumu onun psikolojik bozukluğa verir ancak işin gerçek boyutu da vardır. Burada ki insanlar bir şekilde kontrol edilmektedirler. İzlenmese hiç bir şey kaybedilmeyecek bir film. ** Yönetmen: Rob W. King Oyuncular:  Christina Ricci, Brendan Fletcher, Vicellous Shannon Senaryo: Arne Olsen https://www.imdb.com/title/tt6143850/ Welcome the Stranger (2018) Ne izlediğim konusunda pek bir fikir sahibi …

buralarda yokken izlediklerim

Amour (2012) Filmin yönetmen koltuğunda usta isim Michael Haneke var. Tabi ki aynı zamanda filmin senaristi de. 2013’te film, yabacı dilde en iyi film Oscar’ını almış. Kadroda çok iyi. Zaten az da gözükse Isabelle Huppert isminin olması kafi benim için. Bu bağlamda oyunculuklar oldukça başarılı.  Bir Haneke filminden aksiyon beklemiyorum ama zaman zaman film akmadı sanki. Bir sonuca ulaşacağını hissediyorsunuz ama o sonuç bir türlü gelmiyor. Tabi içerik olarakta boş bir film değil. Zaman zaman kendinizi karakterlerin yerine koyup ben olsam ne yapardım diye düşünüyorsunuz. Ben filmde anlatılanları aşktan çok, fedakarlık olarak tanımlayabilirim. Evet insan yapmayabilir mi o ayrı bir konu ama bu fedakarlıktan öte gitmez. Tabi burada aşkın anlamını tekrar düşünmek gerekir. Sanırım Bi Köşe’ye yeni bir konu çıktı. Filmin en çarpıcı yanı ise bir cinayetin meşrulaştırılması. Aslında o durumda pek acımıyorsunuz. Hatta iyi oldu, kurtardı gibi yorumlar da yapabiliyorsunuz. Çok üstü kapalı yazdım. Kısaca hikayeye değineyim. Georges ve Anne seksen yaşlarında emekli …

Arif v 216

Uzun bir süreden beri ilk defa bir filmden sonra ekşi sözlüğü açıp ne demişler diye baktım. Tabi yazıdan önce. Genelde sonradan bakardım. Baktım ama son bir kaç sayfada genelde olumlu eleştriler var. Bu eleştiriler arasında olumsuz eleştri yapanlara atflar var ama ben bu olumsuzlara pek ulaşamadım. Peki ben nasıl yorum yapacağım? Aslında bu konuda kafam karışık. Öncelikle büyük bir prodüksiyon olduğunu belirtmeliyim. Zaten bu yönüyle kesinlikle izlenmesi lazım. Keşke Türk sineması böyle büyük prodüksiyonlara kucak açsa. Gerek kostümler, gerekse efektleri buna ek mekan tasarımları fevkaladeydi. Hata otunculuklarda aynı şekilde. Ancak filmden çıktıktan sonra “film izledik mi” diye sordum kendi kendime. Senaryoya baktığımızda oldukça havada bir hikaye var. Bir yerlerde ipin ucu kaçıyor bunu hissediyorsunuz. Hikaye tatlı tatlı akarken sahne geçişi bile size ne oldu şimdi diye sordurtuyor. Basit bir hikaye üzerine Cem Yılmaz göndermelerle işi kurtarmaya çalışmış. Evet göndermelere güldüm mü güldüm ama tamamına da değil çünkü bir süre ne …

Loving Vincent

Filmden nasıl bahsetmeliyim bilmiyorum. Daha baştan filmin kesinlikle izlenemsi gerektiğini söylemeliyim. Eğer sinemada izlerseniz bu size ayrı bir keyif verecektir ve kesinlikle büyük ekranda izleyin.  Filmin ayrıntısına girmeden izlediğim salonda netliğin tam olmadığını belirtmem lazım. Projektörü biraz ayarlamaları lazımdı. Tabi bu kazandığım deneyimden, aldığım ketiften hiç bir şey keşfettirmedi. Filmin hikayesine göz atalım öncelikle. Bir polisiye edasıyla gidiyor. Bu şekilde bizde hikayenin içine başarılı bir şekilde giriyor ve Armand Roulin ile birlikte hikayenin bir parçası oluyoruz. Vincent van Gogh’un ölümünün üzerinden bir yıl geçmiştir. Ona  mektuplar taşıyan Postacı Roulin’in eline Vincent’in Theo’ya yazdığı bir mektup geçer. Bu mektubu Theo’ya ulaştırması için oğlu Armand’a görev verir. Armand Vincent’i sevmez ve bu fikre karşı çıkar ama sonunda babasını kıramaz. Parise gider, burada Theo’nun öldüğünü öğrenir ve mektubu tanıdık birine vermek için Auvers-sur-Oise’a kadar gider. Burada mektubu Van Gogh’un dostu Dr. Gachet’ye verecektir. Şehir dışında olan doktoru beklerken, kasaba halkından Vincent hakkında bir çok …

Wonder Wheel

Wonder Wheel yada Türkçe adıyla Dönme Dolap, Woody Allen’ın en iyi filmi değil. Ancak seksen küsür yaşına gelmiş birinden de beklenebilecek oldukça iyi bir yapım. Ben filmin atmosferini çok beğendim. tamamen 50’lerin havası vardı filmde. Gerek görsellik, gerekse müzikler ortamı gayet başarılı bir şekilde yansıtıyordu. Asıl hikaye rutine dönen hayatlarımızı göz önüne alırken bunu hayatımıza giren farklılıklar üzerinden yapıyor. Ginny gençken tiyatro oyunlarında oynamıştır. Ancak herşey istediği gibi gitmez hayat onu farklı bir yöne iter ve Coney Island’da bir lünaparkta garson olarak çalışır. Kendisine ve çocuğuna kanat geren ise Humpty adında bir adam olmuştur. Günün birinde Humpty’in güzel kızı çıkagelir. Kız vakti zamanında bir mafya ile evlenmiştir ama ilişkileri bozulunca geri gelmiştir ve mafya onu aramaktadır. Ginny, hayatının en sıkıntılı döneminde sahilde cam kurtaran olan ama aslında drama yüksek lisansı yapan Mickey ile tanışır. Onunla tanışması Ginny’nin hayatına bir farklılık getirir ve onunla bir ilişki yaşamaya başlar. Her şey güzel gitmektedir. …

Martıların Efendisi

Filmi değerlendirmeye nereden başlasam bilmiyorum. Aslında teorik olarak ilk cümlelerde olayı patlatıp yazının devamının okunmasını sağlamam lazım ama sanırım böyle yeteneklerim yok. İki üç cümleye sıkıştıramıyorum anlatmak istediklerimi. Bu sebeptendir ki Martıların Efendisi yazısı da biraz uzun olabilir. Filmi şayet yazarken sıkılmazsam biraz detaylı inceleyeceğim. Bunun sebebi uzun zamandan sonra sinemalarda izlediğim iyi Türk filmlerinden biri olması. Çok iyi diyemiyorum bunun için bazı sebepler var. Ancak şu dönem vizyona giren klişe Türk filmlerinin içine bu film bir güneş gibi doğuyor. Özgün hikayesi ile zaten izlenmeyi hak ediyor. Film için iyi dedim şimdi gelelim neden çok iyi olamadığına. Hikâye çok iyi oldukça özgün. Gel gelelim, senaryoda bazı sıkıntılar mevcut. Hikâyenin genelinde aslında atmosfer olarak bir delinin çerçevesinden görüyoruz olayı. Yönetimden de kaynaklı sıkıntılar var oraya da geleceğim ama hikâye bir delinin dünyasından anlatılırken çok fazla gerçekle iç içeydi. Bu bir şekilde tölere edilebilir ama kalkan kuşanıp aklı olmayan karakterle kahve basarken, …

Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi

Bir önceki bölüm üzerinde de fazla durmamış, sadece eksiği olduğundan bahsetmiştim. Bu film içinde çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Bir Star Wars uzmanı sayılmam hikaye konusunda ayrıntılara girmeyeceğim ama bu işin de para için olduğu aşikar. Ama ne yapalım, boynumuzun borcu eskinin hatrına izliyoruz. Filmi IMAX izlemek için bekledim. Kalabalıktan uzak olsun, azınlık olsıun dedim ve sabah seansına girdim. Bu arada insanlar sabahın köründe avm açılışı bekliyorlar çok ilginç geldi bana. Ah tabi bende bu vesile ile beklemişi oldum mu, oldum, lakin benim amacım farklı. Neyse salona girdik ve kilmi beklmeye kotulduk. hem IMAX için tonlarca para veriyorsun hem de otuz dakika reklam izliyorsun hem de premium denen bir sinemada. Bu konuya birilerinin el atması lazım artık. Otuz dakika fragman izlesem neyse ama reklam geçekten koyuyor. Neyse ışıklar açık, film başlası iki üç dakika geçti. Sonradan fark ettiler ışıkları açık bıraktıklarını, sonra filmi tekrar başa sarıp oynattılar. Keşke reklam koymayı …

Back to Top