Killer Klowns from Outer Space

1988 yapımı Killer Klowns from Outer Space (Uzaydan Gelen Katil Palyaçolar) filminin yönetmen koltuğunda Stephen Chiodo var. Bu nasıl palyaço düşmanlığıdır ki palyaçoları katil yapıp bunları bir de uzaydan getirmiş film ekibi. Tamam bende pek haz etmem kendilerinden ama hiç böyle derin bir fanteziye girmemiştim. Velhasıl kelam film isminden de anlaşılacağı gibi uzaydan gelen katil palyaçoları anlatıyor. Film oldukça eğlenceli kesinlikle izlerken sizi şaşırtmıyor. Eğlenceli desem de kahkahalara boğulacağınızı düşünmeyin. Dönemin B-movie’lerine iyi bir örnek. Fazla sorgulamadan sakince izlediğinizde zevk alıyorsunuz. Sorgulamaya başladığınızda da zaten film film olmaktan çıkıp işkenceye dönüyor.

Polizei

Geçtiğimiz günlerde bir resmen Kemal Sunal filmi aş erdim. Arşivi biraz karıştırdığımda ise onlarca filmi arasından Polizei’yi seçtim. Evet, belki de Kemal Sunal’ın dramatik filmlerinden birini seçmişim ama izlerken yinede büyük bir zevk aldım. Filmin senaristi Hüseyin Kuzu ve yönetmeni ise Türk Sineması’nın ustalarından Şerif Gören. Film diğer Kemal Sunal filmleri kadar ortalıkta dolanan bir film değil. Bu kadar kıyıda köşede kalmış olmasının sebebi belkide diğer filmlerde olduğu gibi abartıya kaçmayan komedi unsurları. Filmin eleştirel boyutu da cabası. Film vermek istediğini iyi vermiş. Yani aslında bu film için bir Kemal Sunal filmi değilde bir Şerif Gören filmi. Kemal Sunal adının biraz daha arkada kaldığı bir film. Film 1988 yılında çekilmiş. Berlin Duvarı henüz yıkılmamış. Ancak filmin hangi Almanya’da çekildiği konusunda bir bilgi yok. Film başarılı bir şekilde gurbete giden vatandaşların çektiklerini, kültürel çatışmalarını bize başarıyla anlatıyor. Filmin yönetimi ve müzikleri de oldukça güzel. Müzikler Timur Selçuk’a ait. Komedi zoru düşük olmasına rağmen insanın yüzünde …

The Adventures of Baron Munchausen

Biraz daha eskilere gidip 1988 yapımı usta yönetmen Terry Gilliam‘ın canlandırdığı çocuk hikayesi uyarlaması Baron Munchausen’in hikayesini anlatmak isterim size. Usta yönetmene yakışır iyi bir film The Adventures of Baron Munchausen. İki saat boyunca sıkılmadan izliyorsunuz filmi. Peki Baron Munchausen kimdir? Kendisi zengin, etrafta efsane gibi, hikayeleri dolanan, Türklerle savaşmış, bir balonla aya gitmiş, oradan dünyaya ip sarkıtarak dönmüş, aydaki insanlarla tanışmış, idam edilecekken askerlerin attığı bir topun üstüne oturup uçmuş efsanevi bir barondur. Terry Gilliam Brasil’den sonra çekmiş bu filmi. Aynı atmosfer bu filmde de mevcut.Bu sebeple film ne kadar absürt olursa olsun insan sıkılmıyor. Zaten film bir imkansızlıklar bütünü olduğu için “hadi be” bile demiyorsunuz.  Film abartılarla süslü. Türklerin saldırdığı bir şehirde herkes baronun hikayeleri ile kendini avutmaktadır. Hatta baron gelsin de bizi kurtarsın havasındadırlar. Bu arada baron çıkar gelir ve hikayelerini anlatmaya başlar. Aya yolculuğunu, ay adamının karısıyla flörtünü, Türklerle kapışmasını… Tabi biz bütün saçmalıkları merak ve …

They Live

Usta yönetmen John Carpenter‘ı John Carpenter yapan filmlerden biri olan “They Live (1988)”dan bahsetmek isterim size. Yıllar önce muhtemel bir gece kuşağı sinemasında izlemiş olduğum, geçtiğimiz günlerde ise dvdsini görüp hemen alıp uygın bir zamanda izlediğim bir film. Tabi yeni nelisin beğeneceği tarzdan uzak olduğunu söyleyebilirim, ancak sırf merak uyandırsın diye bu film için “Matrix”in atalarından biri olduğunu bir çok kaynağın söylediğini belirtmek isterim… Film, Ray Nelson’ın 1963 yılında yazdığı Eight O’clock in the Morning isimli kitabından uyarlanmış. İlginç bir konu ve düzgün bir senaryoya da sahip. Ancak film oyunculuk konusunda çok başarılı diyemeyeceğim. Buna rağmen akılda kalıcı sahne ve repliklerle dolu. Film korku ve bilim kurgu olarak sınıflandırılsa da sosyal film olduğunu söyleyebiliriz. Filmin asıl amacı, sistem eleştirisini yapmaktır. Bir nevi kapitalizm ve sosyalizm karşılaştırması yapar. Filmi her ne kadar sosyalizme daha yakın görsekte bazı noktalarda film inceltilmiş ve sanıyorum ki fazla göze batmasın diye esler konulmuş. Filmin baş kahramanı George Nada işsiz güçsüz olup göçebe hayatı …

Hotaru no haka – Grave of the Fireflies

火垂るの墓 Akiyuki Nosaka aynı adlı yarı otobiyografik romanından uyarlanmış bu anime bir çok savaş filmine taş çıkaracak özellikte. Hatta şöyle bir düşündüğümde en iyilerinden birisi diyebilirim. ancak savaş filmi deyince aklımıza standar Amerikan filmlerindeki ordu savaşları gelmesin aklınıza gayet başarılı bir drama, savaşın iğrençliğini gözler önüne süren bir anime. Bu anime bana bir kez daha çizgi dünyasının ki siz nasıl adlandırırsanız adlandırın sadece eğlenceden ibaret olmadığını hatırlattı. Hikayeyi kısaca özetleyeyim lakin izlenmesi gereken bir anime olduğundan uzun uzadıya anlaymayacağım yani bu tanıtımda ekstra anlatımlar mevcut değildir bilginize… Hikayemiz bir tren istasyoununda bir evsiz çocuğun ölümü ile başlar. Aslında buna tam bir ölü diyemeyiz. Daha çok o ölümden önceki hayatının film şeridi gibi gözlerinin önünden aktığı esnada biz de bu görüntülere tanık oluruz. Sonradan öğreniriz ki çocuğun adı Seitadır. İstasyon temizlikçileri bu yarı ölü haldeki çocuğun yakınında bir şekerleme kutusu bulur. Ve atarlar ancak bu kutunun içerisinden ateş böcekleri çıkar ve etrafa savrulur… İşte hikayemiz …

Tonari no Totoro (となりのトトロ), My Neighbor Totoro , Komşum Totoro

Goddess Arthemis‘in Majo no Takkyūbin‘i ve miyazaki anime listesini yollamasından sonra dvdler arasında küçük bir Miyazaki araştımasına çıktım. Vakti zamanında Miyazaki filmlerini toparladığım bir dvd vardı. Sanıyorum o dönem sadece dvd olarak bir kaç tane Miyazaki filmi vardı etrafta. Zaten benim gibi film izleme merakı hat safhada olan bir insan için tüm filmlerin orjinalini edimek zaten zor oluyor. Neyse… Sonuç olarak Miyazaki dvdmi buldum ve içinden çıkan Tonari no Totoro‘yu izlemeden edemedim…Bu da film blogumu ayırdıktan sonraki ilk yazımın kaynağını oluşturdu… (Daha yazılmayı bekleyen çok film var… Sadece haftasonu 8 tanecik izleyebildim.:))

Back to Top