Kategori arşivi: 2002

Firestarter 2: Rekindled

Bir Stephen King uyarlamasında bu kez yönetmen koltuğunda Robert Iscove var. Aslında bu film için tam bir uyarlama diyemeyiz. Bu sebepten dolayı filmi kitapla kıyaslayamayacağım. Film Stephen King’in, Tepki (Firestarter) romanının devamı niteliğinde. İlk filmi Mark L. Lester yönetiminde küçük kız rolünde Drew Barrymore‘u izleyerek 1984 yılında izlemiştik. Bu film ise küçük kız Charlie’nin yetişkin olmasını ve başından gelenleri anlatıyor. Okumaya devam et

Chui ma lau

Arada bu tarz filmler izleyip stres atmakta fayda var. Küçükken ne izlerdim deyip, izlerken o günlere geri döndüğümü hatırlıyorum. Ancak Chui ma lau 2003 yapımı yanı öyle çok ta küçük olduğum döneme denk gelmiyor. Ancak geçtiği dönem çekimler ergenlik dönemimdeki filmleri hatırlattı bana. İki üç hareket denerken oramı buramı ağrıttığımda oldu tabi.

Filmin baş rolünde  var ve Amca Tak karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Amca Tak kendisi ile aynı yaşlarda olan yeğeni ile birlikte Sarhoş Maymun sitilinin araştırmasını yapmaktadır. Amaçları bu tekniği yazılı hale getirip ölümsüzleştirmektir. Ancak bu işi yapabilecekleri bir usta yoktur ortada. Okumaya devam et

Saathiya

Çok ta arayı uzatmadan bir Hint filmi daha ekleyelim bloga. Saathiya bilindik Zengin erkek fakir kız, hikayelerinden biri. Peki bu filmi diğerleirnden farklı kılan ne diye soracak olursanız filmin yaklaşık iki saatini boş boş geçirip son on beş dakikada aksiyon yaratıp sonuca varması.

Film sondan başlıyor. Finali gösterdikten sonra hikayenin aslını öğrenmeye başlıyoruz. Zengin bir ailenin çocuğu olan Aditya Sehgal her gün trenle gidip gelirken trende bir kız görür. Git gide ondan hoşlanmaya başlar. Ne yapar eder, bu kızla tanışır. Kız tıp fakültesinde okuyan fakir bir ailenin kızıdır. Varoşlarda oturmaktadır. Aditya ne yapar eder bu kızın gönlünü kazanır. Ailesini de zar zor ikna eder ve Suhani Sharma’yı istemeye giderler.

Aslında her şey güzel gitmektedir. Ancak Aditya’nın babasının burnu büyüklüğü, Suhani’nin burnundan kıl aldırması, bu iki kişinin tartışmasına sebep olur. Tabi bizim sevimli çiftimiz, bu tartışma üzerine bir daha araya gelemezler. Ancak aşkları her şeyin üzerindedir. Okulları bitince bir araya gelir ve evlenmeye karar verirler. Bunun kaşılığında da aileleri ile bağlantılarını keseceklerdir. Onlar ile görüşmeyeceklerine söz verirler.

Bu durum Suhani’nin babasının hastalanması ile zora girer. Suhani, Aditya’dan babasını görmek için izin ister ancak Aditya verdikleri sözü ona hatırlatarak izin vermez. Suhani sıkıntıya düşer. Annesi ve kardeşi de babasını ziyarete gelmediği için ona düşmen olmuştur. Bu arada Suhani, Aditya’yı bir  kadınla görünce hepten kederlenir. Durumu araştırmaya başlar. Sonra öğrenir ki o Suhani’nin kardeşidir ve yakın bir arkadaşı ile arasını yapmak için orada bulunmaktadır. Aditya’nın çöpçatanlığını da görmekteyiz bu arada.

Suhani olayları anlar mutluluk içerisinde Aditya’nın yanına giderken ilginç bir şekilde araba çarpar Suhani’ye. İlginç diyorum pinpon topu gibi oradan oraya savrulur. Önce minibüs sonra uçar ve karşı şeritten gelen ataba çarpar. Nedense olay en sonra çarpan arabanın üzerine kalır. Çarpan ise bir kadındır. Çarpar ve kaçar. Kocası ise bir polistir. Adam Suhan’yi hastanede bulur ve başında bekler. Bu arada kendi karısı olduğunu söylemiştir. Sanıyorum Hindistan’da kimse kimlik taşımıyor.

Aditya ise karısını her yerde aramaktadır. karakolları, hastaneleri dolanır. Hatta karısının yanında bekleyen adamla da karşılaşır. Ancak Suhani’nin gerçek adını kimse bilmediği için Aditya eli boş döner buradan da. Ancak aramaktan vazgeçmez. Bu arada Suhani’nin çeşitli travmalar geçirdiğine şahit oluruz. Sonunda Aditya karısını bulur. Ona çarpanlarla yüzleşir. Derken, Suhani birden bire gözlerini açar. Hiç kaza yapmamış gibi. yanağında sadece plastik olduğu belli olan bir yara vardır. Yüzünde bir çizik bile yoktur…

Genel olarak baktığımda başarılı bulmadığım bir film. Diğer Hint filmleri gibi eğlenceli de değil üstelik. Ancak iki saat on iki dakika olması sebebi ile diğer filmlerden daha kısa diyebiliriz. Ancak. film o kadar ağır ve klişe geçiyor ki, ne danslar ne müzik kurtaramamış. İlk cümlelerimde de belirttiğim gibi, yaklaşık iki saat boşluğa baktıktan sonra birden oldu bittiyle karşılaşıyorsunuz.

Ancak Aditya’nın Suhani’yi tavlarken takındığı tavırlar oldukça komik. Zengin ve kültürlü gözükme çabaları takdire şayan. Gözde genç, herkesi arkasından sürükleyen konumu, motoru üzerindeki hareketleri oldukça komik. Ancak bunlar bile filmi kurtaramamış. Öncelikle samimiyetsiz bir film çıkmış ortaya.

Yönetmen: Shaad Ali

Senarist: Mani Ratnam, Gulzar

Oyuncular:


Vivek Oberoi Aditya

Rani Mukherjee Suhani

Tanuja Shobhana

Satish Shah Om
Sharat Saxena Chandraprakash

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0330843/

http://en.wikipedia.org/wiki/Saathiya

Boksuneun naui geot / Sympathy for Mr. Vengeance

Ustan yönetmen Chan-wook Park‘ın intikam üçlemesinin ilk filmi Boksuneun naui geot. İkinci filmi Old Boy‘a daha önce blogta yer vermiş, hatta en iyi onbeş Kore filmi sıralamamda başlara koymuştum. Biraz sıra sektesine uğramış olsa da şu an için bir  Boksuneun naui geot yazısı yazmayı borç bilirim… Öncelikle filmin Old Boy’daki beklentileri karşılamadığını söyleyerek başlamalıyım, çünkü bu film Old Boy’daki gibi film başlar başlamaz insanı içine çeken bir gerilime ve öyle insanın kafasına balyoz gibi vuran bir finale sahip değil. Bir Old Boy beklentisi içerisinde olan izleyici hayal kırıklığına uğrayacaktır. Daha sakin, daha karışık, yeryer durağan ve geçit bilmeyen görüntüleri ile aslında iyilik uğruna yapılan kötülükler ve toplum eleştriilerinin yargılarını göz önüne seriyor. Aslında bu film Old Boy ile karşılaştırılmamalı, ayrı bir statüte incelenmelidir…

Boksuneun naui geot ilk yarısında olaydan çok sonuç getirmekte karşımıza. Yani finali aslında başında. Üçlemenin ilk filmi olması sebebi ile intikamlar birbirine girmiş, izleyinin anlayacağı sadelikte değildir. Ancak insan olarak iç muhasebesini iyi yaptırtan bir film. Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, filmdeki şiddet sahneleri. Birçok kişiye bu sahnler rahatsız edici gelebilecktir, ancak benim gördüğüm kadarı ile sahnelerde bir abartı bulunmamakta.

Karakter seçimleri oldukça başarılı. Yazılırken de karakterler kesinlikle güzel oturtulmuş. Her bir karakter birbirinden, farklı ve renkli. Sağır dilsiz Ryu, böbrek hastası ablası, onun komünist yeşil saçlı sevgilisi, organ mafyaları, delisi, mekanlar hesaplaşmalar her bir nokta ve karakter, insanın aklında yer edici.

Filmde intikamlar iç içe geçmiş demiştik. Aslında filmi anlaşılmaz kılanlar da bu sahneler. Ancak bu içe geçişler, hikayenin bir bütün olarak, olaylarla alakası olmayan insanların da bir olaya nasıl dahil olduğunu gösteriyor. Ryu böbrek hastası kız kardeşi ile yaşamaktadır. Eğer böbrek nakli yapılmazsa kardeşi ölecektir. Sorunun çözümünü organ mafyasından böbrek almakta görür ancak onlara verecek parası yoktur. Bu sebepten dolayı fidye için küçük bir kızı kaçırır. Tabi iş sadece kaçırmakla bitmez.

Parayı alır ve adamı bağlayarak geri döner ama bu arda ablası ölür, onu gömeyim derken küçük kız nehirde boğulur. Bu kezde küçük kızın babası, Ryu’dan intikam almak için dolanır ortalıkta…Tabi olay bu şekilde de bitmez bir de organ mafyası sorunsalı vardır ortada…

İç gıcıklayan bir film aslında. Kimin av kimin avcı olduğu belli değil. “İyi şeyler için suç işlemek gerçekten suç mudur?” sorusunu izlerken bize sık sık sorduran bir film… Bir yerden sonrada artık intikam duygusunun insanı nasıl duygusuzlaştırıp insanlıktan çıkardığına şahit oluyoruz.

Chan-wook Park kesinlikle insan psikolojisinin derinliklerine iyice inip, bunu sistem ve toplum eleştirisi ile birleştirerek tam anlamıyla yansıtabildiği bir film çıkartmış ortaya. Filmde diyalogları toplasak 20 dakikayı geçmez. Bu da filmin ana karakteri olan Ryu’nun dilsiz olmasından kaynaklı. Yönetmen burada onun çerçevesinden bakarak yer yer sessizleştirdiği karelerle bize farklı bir deneyim yaşamış. Teknik açıdan sorunsuz gözüken bir film. Senaryo ise gayet akılcı ve açıksız yazılmış ama Ryu karakterinin küçük bir planla işten sıyrılamaması ki zeni bir karaktere benziyor, biraz açık gibi duruyor senaryoda. Birde olaya diğer yönden bakarsak, intikam arzusu ile yanan bir kişi için mantıktan ne kadar bahsedebiliriz?

Film kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında… Bir Chan-wook Park klasiği ve Kore Sinemasının en iyilerinden…

Yönetmen: Chan-wook Park

Senaristler: Jae-sun Lee, Jong-yong Lee, Mu-yeong Lee, Mu-yeong Lee,Chan-wook Park

Oyuncular:


Kang-ho Song Park Dong-jin

Ha-kyun Shin Ryu

Doona Bae Cha Yeong-mi

Ji-Eun Lim Ryu’s Sister

Bo-bae Han Yu-sun

Se-dong Kim Chief of Staff

Dae-yeon Lee Choe

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0310775/

en.wikipedia.org/wiki/Sympathy_for_Mr._Vengeance

Sex is Comedy

Fransız yazar, yönetmen, senarist, on parmağında on marifet gördüğümüz ancak bu marifetler konusunda bazen bizi hüsrana uğratan Catherine Breillat filmi Sex is comedy. Yine güzel bir isim çevirisi bulmuşlar “Ayıp Yatakta Olur” diye. Aslında orijinal adından bile iyi olmuş. Anlıyorum ki filmi izleyip bu isimleri veriyorlar…

Filmin senaryosu yine Catherine Breillat‘a ait. Aslında ben filmi sınıflandıramadım. Bu yüzden biraz hikayeye girme işini ağırdan alıyorum. Sanıyorum komedi, dramda olabilir? Peki ya erotik? Psikolojik olabilir mi? Film bütün bu türlerin yanına yaklaşıyor ancak hiç birini kapsamıyor. Aslında boşuna yapılmış bir film gibi…

Filmi bir süre önce izlemiştim. Adını hatırlıyor ancak film hakkında bir şey hatırlamıyordum. Hızlı bir izleme ile filmin üzerinden geçtikten sonra ki tamamına gerek kalmadı, filmi hatırladım. Anladım ki aslında çok gerekli bir film değilmiş. Şöyle bir baktığımdaysa filmin en güzel tarafı, oyuncular arasında Nikita rolünden ve filminden tanıdığımız, Anne Parillaud‘ın olması. Zaten kendisi de yönetmenin kadrolu oyuncusu olma yolunda…

Film Jeanne adında bir yönetmenin istediği filmi çekmek için çabalamasını anlatıyor. Film bir aşk hikayesini anlatmaktadır. Jeanne filmin iyi olması için her şeyi de göze alır. Tuttuğunu koparan cinsten bir hatundur. Çekimler ilerler kabga dövüş, final sahnesine gelinde ise filmde yaşanan aşlın son noktası olarak iki sevgilinin birleşmesi gerekmektedir. İşte burada ipler gerilir…

Oyuncular bu noktada yönetmenin istediğini veremezler. Hatta öyle veremezler ki, kadın oyuncu soyunmaya erkek oyuncu onu öpmeye bile yanaşmaz. Bu yaşanan donuk hikaye eşliğinde filmde kadın erkek ilişkisi seksin üzerine mi kuruludur. Aşkı seks mi tamamlar gibi söylemler dolanır. Ancak bu söylemelerin hepsi gürültülü bir ortamda toplu iğnenin yere düştüğünde çıkardığı ses gibi kalır. Bu arada yönetmenimizde filmin finalini yapabilmek için kendini perişan eder…

Catherine Breillat’in en başarısız filmi diyebiliriz. Film sonunda zaman kaybettiğinizi düşünüyorsunuz. Tamam gülmeyelim, ağlamayalım yada sevişme sahnesi görmeyelim ama bari iki felsefelik söz dinleseydik deyip unutuyorsunuz filmi…

Yönetmen Senarist: Catherine Breillat

Oyuncular:


Anne Parillaud Jeanne

Grégoire Colin Aktör

Roxane Mesquida Aktrist

Ashley Wanninger Leo, birinci asistan

Dominique Colladant Willy
Bart Binnema Fotoğraf direktörü
Yves Osmu Ses mühendisi
Francis Seleck Prodüksüyon müdürü

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0304678/

http://www.sinemalar.com/film/5822/Ayip-Yatakta-Olur/