Riding the Bullet

Bir Stephen King uyarlaması da Riding the Bullet. Hikayenin bir özelliği ise ilk kez internette yayınlanması. Tabi biz Türkiye’de King’in e-kitapalarını bulamadığımız gibi bu hikayeyi de ben basılı olarak okumuştum. Hikayeyi King her ne kadar çok sevmemiş olsa da hikayenin anafikri ve işlenişi benim hoşuma gitmişti. Tabi bende merakla yine genelde King uyarlamalarından duyduğumuz Mick Garris‘in filmini izlemeye koyuldum.

Ginger Snaps Trilogy (Ginger Snaps – Ginger Snaps: Unleashed – Ginger Snaps Back: The Beginning)

Ginger Snaps üçlemesi ile karşınızdayım. Tabi bu filme ne kadar üçleme diyebilirim o da ayrı bir konu. Fikrin üçleme olarak çıkmasından çok sanki sonradan bu filmin gideri var deyip diğer iki filmi de çekmişler. Öyle ki ilk film 2000 yılında çekilirken ikinci ve üçüncü filmde dört yıl aradan sonra 2004 yılında çekilmiş.

Decoys

Böyle B-movie’ler izlemek yada düşük bütçeli korku abuk korku – bilim kurgu filmleri izlemek (video filmi de diyebiliriz bunlara) benim zihnimi boşaltıyor. Aynı statüde olan bir başka film de Decoys. Film 2004 Kanada yapımı ve yönetmen koltuğunda Matthew Hastings var. Yönetmen her ne kadar bu filmden sonra dizilere sarmış olsa da bu filmle bir kapıyı aralamış ve filmin ikincisi de 2007 yılında çekilmiş. İkinci filme de daha ayrıntılı yer vereceğim elbet. Filmin bir çok yorumuna baktığınızda hakkında iyi şeyler okumayacaksınız. Doğru aslında film hakkında çok şey söylenecek öyle çok iyi bir film değil. Ancak kıyas işine girersek bizim ciddi diye yatığımız işlerin yanında bunlar oldukça başarılı. Zaten video filmi diye geçen bu filmlerde çok şey beklememek lazım. Ancak bizim izleyicimiz bu ayrımı anlamadığı için her filme ciddi bir şekilde yaklaşmakta. Ciddi iş vardır ciddi olmayan iş vardır. Eğer tonlarca para harcayıp ciddi olmayan bir iş yapıyorsanız bunu rahatlıkla eleştirebilirsiniz. Ancak az bütçe ile ciddi …

Dhoom

Geçtiğimiz günlerde Ameriken sinemalarında üçüncüsünün vizyona girdiğini gördüğüm Dhoom izlemek için baya bir merak uyandırdı bende. Üçüncü film çekilmiş ve Amerikada gösteriliyordu. Demek ki fena film değildi. Gerçi oralarda her zevke göre sinema salonu bulmak kolay o da başka bir konu.

Arpointeu / R Point

Yine başarılı bir Kore filmi var sırada. Filmin afişine bakıp savaş filmi olduğunu düşünüp filmi izlemeyi sürekli ertelemiştim. Ancak biraz konusuna göz atınca filmin bildiğimiz savaş filmi olmadığını anladım. Film belki de ilk ordu imajlı korku gerilim filim. Yani bildiğimiz anlamda doğa üstü güçlü, hayalet filmi. Bu bağlamda Koreliler yine bir ilki yapmış diyebilirim. Filmin yönetmen koltuğunda Coma dizisinden de bildiğimiz Su-chang Kong var. Su-chang Kong aynı zamanda filmin senaristi. Bir diğer nokta ise bu film yönetmenin ilk filmi. İlk film olması itibari ile bazı eksikler var desem yanılmış olmam ama film genel anlamda sürükleyici ve tatmin edici.

Νύφες (Nyfes)

Yunan yönetmen, Pantelis Voulgaris‘in 2004 yılında çektiği film Nyfes. Ioanna Karystiani filmin senaristliğini yapmış. Film 1922 yılında geçen gerçek bir olaylardan uyarlanmış. Tabi hikayenin gelişimi gerçek değil ancak 1922 yılındaki mektup evliliklerine değiniyor. Filmin konusu oldukça etkileyici. Ancak yönetmenin hikayeyi anlatmakta çok fazla başarılı olduğunu düşünüyorum. Filmi keşfetmeme vesile olan şey müzikleriydi. Filmin müziklerini Stamatis Spanoudakis yapmış ve bence filmin en iyi yönü müzikleri. Bunun haricinde kurgu oldukça yavaş ilerliyor. Bir dram filmi için kurgunun hızlı ilerlemesi zaten olası bir şey değil. Ancak donuk diyaloglar anlamsız şekildeki durağan sahneler filmin sıkıcı yönüydü. Film bir çok klişelerle dolu. Bir dram filminde rastlanacak cinsten her türlü sahne mevcut. Ancak filmin finalinin klişe olaması beni filmin şaşırtan tarafı oldu. Filmin eski Türk filmlerinden tek farkı Yunan yapımı olması. Bu sırada film her türlü dili de içeriyor. Ancak böyle bir filmde tüm ırktan oyunculara yer verirken Türk’ler için Fas’lıları, Arap’ları kullanmalarını anlamış değilim. Sanki Türk oyuncuları bu filmlerde oynamazlar. Niki Douka ailesinin hayatını …

Vital

2004 yılında bir çok büyük festivalde gösterilmiş ve ödül almış bir film Vital. Yönetmen koltuğunda,Tetsuo‘dan da tanıdığımız usta yönetmen Shinya Tsukamoto var. Ancak Shinya Tsukamoto bu kez demir parçaları, mekanik karmaşalardan farklı olarak insan vücuduna, et ve kemiğe değinmiş bu kezde. Aslında film için bir dram diyebiliriz. Shinya Tsukamoto ve dram ikilisi kulağa çok garip gelse de film sonunda bir hüzün bulutu üstünüzü ister istemez kaplıyor. Filmin vermek istediği aslında insanın hatıraları olmadığında, insan olmaktan çıktığı yönünde. Bu konuda da oldukça başarılı. Ölüm ve aşk üzerine dönen bir hikayede, duygular ve duyguların yoksunluğuna çok güzel değinilmiş. Hiroshi Takagi bir trafik kazasında bilincini kaybetmiştir. Yanında bulunan kız arkadaşı, Ryôko Ooyama ise ölmüştür. Bu ikilinin ilginçte bir ilişkisi vardır. Hiroshi Takagi geçmişe ait hiç birşey hatırlamamaktadır. Sadece arada sırada, Ryôko ile ilgili rüyalar görmektedir. Ryôko’nun ailesi ise arabayı kullanan, Hiroshi’yi suçlamaktadır. Hiroshi  geçmişe ait bir şeyler araştırırken tıpa olan merakını keşfeder. Burada pek ayrıntılı olarak anlamadığım nokta Hiroshi zaten tıp öğrencisi midir, …

Back to Top