Νύφες (Nyfes)

Yunan yönetmen, Pantelis Voulgaris‘in 2004 yılında çektiği film Nyfes. Ioanna Karystiani filmin senaristliğini yapmış. Film 1922 yılında geçen gerçek bir olaylardan uyarlanmış. Tabi hikayenin gelişimi gerçek değil ancak 1922 yılındaki mektup evliliklerine değiniyor. Filmin konusu oldukça etkileyici. Ancak yönetmenin hikayeyi anlatmakta çok fazla başarılı olduğunu düşünüyorum.

Filmi keşfetmeme vesile olan şey müzikleriydi. Filmin müziklerini Stamatis Spanoudakis yapmış ve bence filmin en iyi yönü müzikleri. Bunun haricinde kurgu oldukça yavaş ilerliyor. Bir dram filmi için kurgunun hızlı ilerlemesi zaten olası bir şey değil. Ancak donuk diyaloglar anlamsız şekildeki durağan sahneler filmin sıkıcı yönüydü.

Film bir çok klişelerle dolu. Bir dram filminde rastlanacak cinsten her türlü sahne mevcut. Ancak filmin finalinin klişe olaması beni filmin şaşırtan tarafı oldu. Filmin eski Türk filmlerinden tek farkı Yunan yapımı olması. Bu sırada film her türlü dili de içeriyor. Ancak böyle bir filmde tüm ırktan oyunculara yer verirken Türk’ler için Fas’lıları, Arap’ları kullanmalarını anlamış değilim. Sanki Türk oyuncuları bu filmlerde oynamazlar.

Niki Douka ailesinin hayatını kurtarmak için mektup evliliği yapar. Amerika’daki gittiği adam ise, kız kardeşinin gidip geriye döndüğü adamdır. Niki, ailesini kurtarmak ve diğer kardeşlerinin de evlenmelerine mani olmamak için bunu kabul eder. Tüm kadınlar İzmir’de toplanır ve bir gemiye binerler. Niki burada Norman Harris adında bir fotoğrafçı ile tanışır.

Norman’da fotoğrafçılığı bırakmış, tek varlığı olan fotoğraf makinesini de satmıştır. Anadolu’da işinin bittiğini anlamış ve Amerika’ya geri dönmektedir. Norman ile Niki gemi yolculuğu süresince yakınlaşır ve aşık olurlar. Tabi film sadece Norman ve Niki’nin hikayesini anlatmıyor. Yan hikayeler de oldukça başarılı.

Filmin dram dozu oldukça düşük. Yani filmde görünenin dışında bir ajitasyon yapılmamış. Oyunculukların çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Karakterlerin analizleri düzgün yapılamamış. Çok iyi bir film karşımıza çıkacakken, basit bir film olarak kalmış. Film dönemin şartlarını ve savaşın sorunlarına pek fazla değinmemiş. Bir yerde savaş sebebi ile erkek kalmadığını söylüyor. Bu bir yerde kadınların evlenmek için başka ülkelere gitme sebeplerini meşru kılıyor. Bir de mektupları okunan asker sevgili haricinde savaş ile ilgili başka bir ayrıntı yok. Bu da filmin gerçekliği biraz olsun sekteye uğratıyor.

Filmin karakter seçimlerinin doğru yapılmadığını söylemiştim. Bununla birlikte bazı oyuncular iyiyken bazı oyuncular ise oldukça kötü. Niki karakterini canlandıran Victoria Haralabidou‘nun performansına diyecek yok. Ancak Norman karakterini canlandıran Damian Lewis için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Filmin kostümleri oldukça başarılı. Müziklerin mükemmel olduğunu da söylemiştim ve bu müziklerin sahne kullanımı da oldukça başarılı. Bir iki sahne dışında. Genel olarak baktığımda ise filmde aklımda kalan gelinlerin toplu halde fotoğraf çektirmeleri ve Amerika’da damatlarla buluşma sahneleri.

Özetlemek gerekirse, çok iyi bir film çıkabilecekken, üstüne fazla gitmekten midir yoksa farklı bir sebepten midir bilemediğim şeylerden dolayı biraz sönük kalmış bir film Nyfes. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Görüntüleri, müzikleri ile birlikte komşudan izlenmesi gerekli filmler arasında.

Yönetmen: Pantelis Voulgaris

Senaryo: Ioanna Karystiani

Oyuncular:

Damian Lewis
Norman Harris
Victoria Haralabidou
Niki Douka
Andréa Ferréol
Emine
Evi Saoulidou
Haro
Dimitris Katalifos
Kaptan
Eirini Inglesi
Ms. Kardaki

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0368619/

Vital

2004 yılında bir çok büyük festivalde gösterilmiş ve ödül almış bir film Vital. Yönetmen koltuğunda,Tetsuo‘dan da tanıdığımız usta yönetmen Shinya Tsukamoto var. Ancak Shinya Tsukamoto bu kez demir parçaları, mekanik karmaşalardan farklı olarak insan vücuduna, et ve kemiğe değinmiş bu kezde. Aslında film için bir dram diyebiliriz. Shinya Tsukamoto ve dram ikilisi kulağa çok garip gelse de film sonunda bir hüzün bulutu üstünüzü ister istemez kaplıyor.

Filmin vermek istediği aslında insanın hatıraları olmadığında, insan olmaktan çıktığı yönünde. Bu konuda da oldukça başarılı. Ölüm ve aşk üzerine dönen bir hikayede, duygular ve duyguların yoksunluğuna çok güzel değinilmiş.

Hiroshi Takagi bir trafik kazasında bilincini kaybetmiştir. Yanında bulunan kız arkadaşı, Ryôko Ooyama ise ölmüştür. Bu ikilinin ilginçte bir ilişkisi vardır. Hiroshi Takagi geçmişe ait hiç birşey hatırlamamaktadır. Sadece arada sırada, Ryôko ile ilgili rüyalar görmektedir. Ryôko’nun ailesi ise arabayı kullanan, Hiroshi’yi suçlamaktadır.

Hiroshi  geçmişe ait bir şeyler araştırırken tıpa olan merakını keşfeder. Burada pek ayrıntılı olarak anlamadığım nokta Hiroshi zaten tıp öğrencisi midir, yoksa tıpa yeni mi başlar. Sonuçta Hiroshi tıp okumaya başlar / devam eder. Derste gruplara ayrılarak her bir gruba otopsi yapmaları ve organları incelemeleri için, ceset verirler. Hiroshi ve ekibine de bir kadın cesedi düşer. Hiroshi zamanla anlar ki bu ceset, Ryôko’nun cesedidir.

Hiroshi geçmişi hatırlamamaktadır ama, Ryôko’ya karşı hisleri karmaşık hale gelmiştir. Kendisinden başkasının onun cesedine dokunmasını istemez ve kızın ailesi ile biraz daha da yaklaşarak onun hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışır.

Filmi kısaca bu şekilde özelteyebiliriz ancak anlatmak istediklerini kelimelere dökmez zor. İnsan olmak, aşk, ölüm gibi bir çok önemli noktaya başarılı bir şekilde değinmiş.

Oyuncuklar oldukça başarılı. Görüntüler ve çekimlerde aynı derecede. Müziklerde filmle o kadar bağdaşmış ki var mı yok mu anlamıyorsunuz bile. Japon sinemasının izlenmesi gerekenler arasında. Shinya Tsukamoto‘nun bir dramını görmekse ayrı bir zevk.

Yönetmen – Senarist: Shinya Tsukamoto

Oyuncular:

Tadanobu Asano
Hiroshi Takagi
Nami Tsukamoto
Ryôko Ooyama
Kiki
Ikumi

Linkler:

http://genovaninja.blogspot.com/2011/03/vital.html

http://www.imdb.com/title/tt0417243/

http://en.wikipedia.org/wiki/Vital_(film)

Geomi sup / Spider Forest

2004 yapımı başarılı bir gerilim filmi Geomi sup. Anlaşılacağı gibi de Kore yapımı. Bu zamana kadar filmi neden izlememişim diye de sordum kendime filmi izledikten sonra. Oysa ki filmi bir mağazadan 4 liraya almış ve DVDyi rafa yerleştirmiştim. Ancak derler ya ucuz etin yahnisi yavan olur diye, bir kez daha atalarımızın ne kadar haklı olduğuna şahit oldum. Bir film tam çözüme ulaşacakken, en heyecanlı yerinde bozuk olur mu? Efendim olur, bu  şans ile bu memlekette olur. Eh sonra yapmamız gereken ne? Elbetteki filmi internetten bulup indirmek. Ne yazık ki internette en kolay ulaşılan kopyalar ise, Türkçe dublajlı. Eh ne yapalım filmin sonunu bed bir dublajla izlemek zorunda kaldık. Şimdi aklıma gelen bir başka konu ise indirdiğim kopyanın yasal olması, neden mi? Çünkü elimde bandrollüsü var. Neyse biz filmimize dönelim…

Kang-Min bir televizyonda doğal üstü olayları araştıran bir programın yapımcısı olarak çalışmaktadır. Bir gün gizemli bir orman hakkında bir mektup alır ve buraya gider. Kendine mektup gönderen kişi ile görüşür ve bir süre ormanda kalır. Bu esnada ormanın derinliklerinde bir kulübede iki kişinin öldürüldüğüne tanık olur. Bunlardan birisi patronu diğeri ise sevgilisidir. Katilin orada olduğunu fark etmiştir. Tam oradan uzaklaşacakken başına bir darbe alır ve bayılır.

Kendine geldiğinde ise oradan koşarak uzaklaşır, kendinde değildir. Otoyolda bir tünele girer. Burada kendisine bir araba çarpar ve komaya girer. Kang-Min gözlerini açtığında ise bir hastanededir. Gözlerini açar açmaz da iki kişinin öldürülmesinden bahseder. Olayı polis olan arkadaşı dinlemiş ve araştırmaya başlamıştır. Kang-Min olan biten her şeyi polis arkadaşına anlatır. Kendisi de hastahaneden kaçarak, hala ormanda olduğunu düşündüğü katili ve cesetleri görmek için Örümcek Ormanına gider. Başından geçenleri tekrar hatırlarken, katili de araştırmaya başlar.

Tabi Kang-Min bu macerayı yaşarken bizde onun geçmişine dair bilgiler ediniyoruz. Onun geçmişini ile birlikte Örümcek Ormanının gizemli efsanelerini de öğreniyoruz. Anlatılan efsaneler işlenen cinayetlerle paralel işlediği içinde, efsaneler ve şimdiki zaman arasında oldukça başarılı bir kurgu gerçekleşiyor. Zaten filmin iyi olmasının sebebi bu örgü. Bu örgüyü bilindik kasvetli müzikler çok iyi desteklemiş. Ormanın ve mekanın bilinmeyen ortamı, filmin gerçekçiliğine çok fazla etki sağlamış. Oyunculuklar da, senaryo, ve yönetim kadar başarılı.

Film, hesaplaşma, intikam, şiddet, cinsellik öğelerini oldukça başarılı kullanmış ve bu yargılar arasında başarılı geçişler yapmış. Filmin her karesinde insan duygularının değişimi ve şekillenişine tanık oluyorsunuz. Tabi film bu kadar psikolojik öğeler içerisinde gelişirken, tempsosuda oldukça yavaş geçiyor. Bu da filme adapte olamamış yada sonradan filmi izlemeye dahil olmuş bir kişi için, film sıkıntıdan öteye geçmeyecek.

Özetle oldukça başarılı bir film Geomi sup. Sakin kafayla rahatsız edilmeden izlenebilecek yapımlar arasında. Bu arada filmin üzerinde +18 ibaresi var. Sanıyorum benim +18 görüşüm biraz farklı. Film bence ne şiddet sahneleri ne de erotik sahneler bakımından +18 olacak bir film. İzleyiciyi etkiler mi? Buna evet derim.

Senarist – Yönetmen: Il-gon Song

Oyuncular:

Woo-seong Kam
Kang Min
Jung Suh
Min Su-jin
Kyeong-heon Kang
Hwang, Su-yeong
Hyeong-seong Jang
Choi, Seong-hyeon
Byung-ho Son
Kim Cheol-ju

Linkler:

http://www.koreanfilm.or.kr/jsp/films/index/filmsView.jsp?movieCd=20040608

http://www.imdb.com/title/tt0407821/

http://en.wikipedia.org/wiki/Spider_Forest

The Girl Next Door

Aylar önce aynı isimli bir filmden bahsetmiştim. Hatta onun tanıtımında bu filmi izlemeyi düşündüğümü ve karşıma çıkan film karşısında şoke olduğumu belirtmiştim. Yoksa şimdi duyguları mı mı abartıyorum. Elbette diğer The Girl Next Door bu filmden daha iyiydi. Bu film ise bildiğiniz uyduruk, Amerikan gençlik filmlerinden.

Filmin gereksiz yerlerden üç adet ödülü var. Tabi bu ödüller tartışılır olduğu için hiç mi hiç yer vermiyorum. Film, Matthew Kidman adında bir gencin etrafında geçiyor. Matthew, geleceği parlak olan inek düzeyinde bir öğrencidir. Tabi insan inek olunca etrafında insan da olmuyor pek ve okuldaki diğer öğrenciler tarafından da itilip kakılıyor.

Tabi hiç kız arkadaşı da yok. Bu da başarılı olmasına rağmen alay konusu olmasına bire bir geliyor. Derken bir sabah, karşı evde bir kız görüyor ve ona birden tutuluyor. Ama kahramanımız inek olduğu için kıza nasıl yaklaşacağını bilmiyor ve onu kaçak kaçak gözlüyor. Bu röntgencilik sonunda, yakalanıyor tabi ki. Kız bir sabah kapılarını çalıyor.

Derken sırayla Matthew’den beklenmeyen uçukluklar dizisi geliyor ard arda. Yapmadığı şeyleri yapmaya başlıyor. Yeni kız arkadaşı, Danielle yüzünden bütün okulda popüler oluyor. Yada ona daha da sinir oluyorlar diyeyim…

Tam her şey güzel derken, Matthew, Danielle’nin bir porno film yıldızı olduğunu öğreniyor. Üstüne üstlük belalı yapımcı da Danielle’nin peşinde. Danielle adamla porno festivaline gidiyor gitmesine de, Matthew aşkı uğruna her şeyi göze alarak onun peşinden gidiyor.

Film aslında bir kaç hikayenin birleşimi gibi. Üç, dört kez filmde son yaşanıyor, sonra bir daha başlıyor havası veriyor insana. Tercihler ve aşk üzerine film yapılmaya çalışılmış ancak bu duygular verilememiş. Aşk yönünden zayıf kalan aşk böyle mi olmalı sorusunu yanıtlayamayan insanların kafasını karıştırmaktan öteye gitmeyen bir film. Aslında karışmıyorda… Öylece izliyorsunuz sadece.

Filmin komedi boyutuna gelirsek, bekleneni burası da vermiyor. Klişeler, sıradan muhabbetler, bekleneni vermiyor. Komedinin hat safhada olduğu kısım ise porno festivalinin olduğu bölüm. Çok eğlenceli bir film değil. Ama izlenince çok şey kaybedilebilecek bir film de. En azından, Elisha Cuthbert baş rolde. Bir de filmi sürükleyici kılan Danielle’nin tanıtımlardan porno film yıldızı olduğunu bilmemiz. Bu sebeptendir ki, filmi izliyorsunuz ne olacak ne bitecek diye. Ama film yarısına kadar ne olup ne bittiğini vermiyor. Bu da film hakkında hiç bir şey bilmeyen için sıkıcı geçmeyen görüntüler bütünlüğünden başka hiç bir şey olmuyor.

Yönetmen: Luke Greenfield

Senaristler:

Stuart Blumberg
David Wagner
Brent Goldberg

Oyuncular:

Emile Hirsch Matthew Kidman
Elisha Cuthbert Danielle
Timothy Olyphant Kelly
James Remar Hugo Posh
Chris Marquette Eli
Paul Dano Klitz

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0265208/

Ma mère

Fransız yazar, sosyolog, antropolog ve filozof Georges Bataille‘ın aynı isimli kitabından uyarlanmış Ma mére. Öncelikle kitabı okumadığımı belirtmeliyim ancak basit bir uyarlama olduğu gerekli özenin verilmediği filmi izlerken belli oluyor. Filmde karakter psikolojileri kesinlikle yansıtılamamış. Buna rağmen eksikler, çarpıcı ilişki sahneleri ile, ahlak kavramının ihlali ile bir yere getirilmeye çalışılmış. Yani bir savı bir düşünceyi yansıtmaya çabalayan bir roman (düşüncem bu şekilde) erotik bir  filmden öteye geçmemiş.

Senaryo gayet karışık izlenmiş. Filmin Fransız sanatsal filmlerine özgü durağanlığı bu filmde de var. Ancak bu film izlenebilirlilik oranını düşürüyor. Filmi ayakta tutan filmin seks sahneleri. Filmi izlenebilir kılan en büyük öğede Isabelle Huppert gibi usta bir oyuncudan izlediğimiz oyunculuk. Ancak filmde bir samimiyetsizlik var. Ne yaparsanız yapın filmin içine giremiyorsunuz. Sanki o samimiyetsizlik oyuncular arasında da var ve bu da göze batıyor.

Ahlak polisi olmadığım için filmin ahlaki boyutunu yatırmayacağım masaya. Sonuçta yansıtılmak istenen, noktaların başarı ile yansıtılamadığını gördüğüm bir film Me mére. Senaryoda bir çok kopukluk ve açık bulunmakta. Diyaloglar bilinçsizce ve havada kalmış. Bu sebeple film benim gözümde ünlülerin oynadığı erotik bir filmden öteye gitmiyor. Filmi sansasyonik yapan ise aslında kitabın gölgesinde yeşermesi… Yoksa film o duyguyu bile vermiyor bize…

Pierre, büyükannesiyle birlikte yaşamaktadır. Yaz tatillerinde ise anne-babasının yaşadığı Kanarya Adaları’ndaki yazlıklarına gider. Oraya vardığında ise aslında anne ve babasının mutlu eş çizgisinden çıktığını ve birbirlerinden nefret ettiklerini fark eder. Pierre, babası ile iyi anlaşamamaktadır. Paylaşacakları ve birbirleri hakkında hiç bir bilgileri de yoktur. Ancak annesi Hélène ile iyi anlaşmaktadır. Pierre,babasını trafik kazasında kaybettiği zaman onla ve ailesi ile olan gerçekleri öğrenir.


Babasına olan antipatisi sebebi ile Pierre annesine tarifsiz bir yakınlık ve saygı duyar, na göre babası annesine haksızlık yapmış ve onu aldatıp cehennem hayatı yaşatmıştır. Ancak aslında annesinin alkol ve seks içinde yaşayan bir fahişe olduğunu öğrenir. Bu durum aslında kadını onun gözünde düşürmez. Üstüne üstelik gözünde büyütürde. Hélène de oğluna karşı, ailevi bağların sınırlarını zorlayan bir yakınlık hissetmeye başlamıştır.


Bir süre sonra Pierre annesi ile birlikte dışarıya çıkmaya başlar. Hélène oğluna hayattakü tüm uçları ve seksin en iyisini yaşatmak için metresi ve arkadaşı  Réa ile tanıştırır. Réa, Pierre’i toplu seks partileri ile yaşanabilecek en uç noktadaki sadist bir ortamın içine atar. Ancak genç adamın duyguları o kadar karışıktır ki, sutanç, cinsel zevkler, tiksinme, saygı, korkaklığın arasına sıkışır. Hansi adında genç bir kız ile  duygusallığı tadar ancak, içindeki sırtınalar kararsızlığını dahada arttırır.

Filmde final biraz şaşırtıcı bitiyor. Isabelle Huppert‘i son dönemde bu tarz filmlerde çok görmeye başladık. Oyunculuğunun ardına saklanan bir maske gibi… Sıkıcı, sansasyonel bir film… Her bünyeye hitap etmeyebilir…

Yönetmen: Christophe Honoré

Senaryo: Georges Bataille (kitap)Christophe Honoré

Oyuncular:

Isabelle Huppert Hélène

Louis Garrel Pierre

Emma de Caunes Hansi

Joana Preiss Réa

Jean-Baptiste Montagut Loulou

Dominique Reymond Marthe

Olivier Rabourdin Robert

Linkler:

http://www.mamerethemovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0381392/