Shi Mian Mai Fu / House of Flying Daggers

 十面埋伏 Türkçeye Parlayan Hançerler olarak çevrilen ve başrollerinde Takeshi Kaneshiro gördüğümüz bu film bize görsel bir şölen sunuyor. Takeshi Kaneshiroyu görüyoruz ama aynı zamanda Yimou Zhang yönetmen koltuğunda oturuyor. Tabi kadro bu kadarla bitmiyor. Pek bir zengin… Konusuna baktığımızda klasik bir konunun ötesine geçmiyor. Bir kez daha biz Türkler ne filmler yapmışız diyoruz ancak biz işte onların yaptığı gibi görselliği oluşturamıyoruz. Eh bizim de bir farkımız olsun diyorum… Gerek görsellik, gerek müzikler, gerek icra edilen dövüş sanatı, gerekse oyuncuları ile gönülde taht kuran bir film. Herşeyi böyle güzel olan bir film aslında hikaye konusunda biraz eksik kalmış. Dedik ya Türk filmlerini aratmıyor bu da aslında filmin artıları arasında kayboluyor. Bir göze çarpan da bir türlü ölmeyen ablamız… Filmdeki ilk dans sahnesini izlemek zaten insana kafi geliyor. Şimdi filmin konusunu anlatsam mı anlatmasam mı karasızım ancak bu anlatılan görselliklerin içine bir aşk hikayesi yerleştirilmiş… Film Japonya ve Korede “Lovers” anlamına gelen kelime ile takdim …

Anatomie de l’enfer / Cehennemin Anatomisi

Fransız yazar, yönetmen, senarist, Catherine Breillat‘ın aynı isimli kitabından kendisinin uyarladığı, Anatomie de l’enfer bir gaye aşık olan kadının hikayesini anlatıyor. Aynı dönemde Catherine Breillat‘ın da böyle bir ilişki yaşadığının haberlerini de okuyoruz. Karakterlerimizin ismi yok. Anlatıcı görevini ise yine Catherine Breillat üstlenmiş. Kadın gittiği bir gece kulübünde, bir gayden hoşlanır. Bu kadın onun da dikkatini çeker. Tuvalette bir araya gelirler ancak kadın bileğini kesmiştir. Apar topar bir eczane bulup orada tedavi ettirirler. Kadın, gaylerin kadın vücudundan neden tiksindiğini keşfetmek için bu adamla bir anlaşma yapar. Her akşam ona gelip kadın vücudunu inceleyecektir. Üzerine para alacaktırda adam bu teklifi kabul eder. Bu saatten sonra keşif başlar hemde olay hiç normal şekilde gelişmez. Kadın erkek ilişkisinden yola çıkarak eş cinsellerin de ilişkilerine ışık tutmaya çalışan film başarılı denebilecek seviyede. Ancak uzayıp giden diyaloglar filmin durgun yapısı insanı biraz sıkıyor. Filmin en çarpıcı sahnesi ise kadının tamponunu çıkartıp su dolu bardağa koyup …

9 Songs

Michael Winterbottom imzalı İngiltere yapımı 9 Songs tür olarak biraz arada kalmış bir film. Erotik desek daha fazlası var, porno desek azı ve içinde duygular da var… 2005 yılındaki festivalde birinde gösterilişti film. Tabi her zamanki gibi izleyememiştim. Gerçi bu filmi de izleyeli çok zaman oluyor ama yazılacak filmler köşesine iliştirmişim. Filme birazda entellektüel porno desek yanılmayız sanırım yada sanatsal porno. Yok canım erotikte kalsa sanki daha iyi olur. Film bir çiftin arasında geçen inişleri ve çıkışları anlatıyor. Bu durumlarda konserlerine gittikleri her bir şarkı ile anlatılmış. Eğer filmi anlamayarak sadece izliyorsanız görecekleriniz porno filmden öte değildir. Ancak şarkılarda anlaşılmış olmak üzere, izleyeceğiniz film bir ilişkinin inişlerinin ve çıkışlarının analizini yapıyor. 9 şarkı ve aralara serpiştirilmiş, ilişki analizleri… Nasıl tanıştıkları ilişkilerinin yürüyüşü her nokta bir şarkıya bağlanmış. Film uzaklaşan erkeğin hikayelerini anlatmasıyla başlıyor. İlişkileri şarkı ile işlemek güzel bir yaklaşım ama neden her durum seks ile analiz edilmeye çalışılmış sorusu …

Madhouse – Deliler Evi

2004 yapımı Madhouse filmini William Butler yönetmiş ve yazmış. Yönetmenin incelediğim kadarıyla oyunculuk, yönetmenlik, özel efekt gibi bir çok hüneri bulunmakta. Ah derseniz ki nasıl yönetmenlik bu konuda çok iyi şeyler söyleyeceğimi düşünmüyorum. Ancak film oyuncularından Joshua Leonard‘ya bir çok yerde rastlamışız farkında olmadan… Velhasıl çokta izlenmedi gerekmeyen yapımlar arasında. Bu arada, Togan Gökbakar‘ın Gen filmini izleyenler zaten bu filmi de izlemiş kadar olurlar. Senaryoyu yazan arkadaşlar pek uğraşmamışlar anlaşılan… Film güzel görüntülerle başlar ki çok şey vadettiğini düşünüyorsunuz başlarda. Bu görüntülerden sıyrılan küçük bir çocuğun hastahaneden kaçtığını görüyoruz. Aradan yıllar geçiyor. Hastahaneye yeni atanmış bir doktor geliyor. Bu doktor hastalara iyi davranan onların dilinden anlamaya çalışan biridir. Ancak hastahanede garip bir şeyler dönmektedir. Yeni doktorun en üst katta tehlikeli delilerin yanına çıkması pek istenmez ancak zorunlukluluktan dolayı sık sık gider. Bu sırada hastahanede hastalar birer birer öldürülmektedir. Yani doktorumuz bu olayı araştırmaya başlar. Tehlikeli delilerin hücrelerinin olduğu yerde sadece …

Hardcore

O kadar film izledim bunların içinde Yunan filmleri de vardı tabi ancak Hardcore içlerinden sıyrılan bir film. Yunan halkının tutucu olduğunu elbette bilirsiniz. Ancak öyle bir toplumdan Dennis Iliadis‘in böyle bir film çıkartması takdire şayan… Aslında olmayacak iş değil ama cesaret gerektiren bir işi yapmış. Dennis Iliadis, Aleka Laskou‘nun romanından uyarlamış bu filmi, Hardcore’de kendisinin ilk filmi oluyor. İkinci filmi ise Last House On The Left. Blogda bu film hakkında pek iyi şeyler yazmadığımı hatırlıyorum. gerçekten uyarlama olarak başarılı bulmadığım filmler arasındaydı. Ancak Hardcore için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Görünen o ki Dennis Iliadis‘e Holywood pek yaramamış. Film 2004 Oldenburg film festivalinde “German Independence Award” ödülü almış. Biri 16 diğeri 17 yaşında iki uyuşturucu bağımlısı ve bir eskort evinde fahişelik yapan iki kızın hikayesini anlatıyor. Martha hayattan ümidini kesmiş, Nandia ise hayalleri olan bir kızdır. Bu hayallerini gerçekleştirme uğrunda elinden gelen her şeyi yapacaktır. Nandia yanına Martha’yı da çeker bu amaç …

Büyü

Vakti zamanda çık söylencesi olan Büyü filmini bende sonunda izleme şerefine nail oldum. Hani ilk gösteriminde yangınlar çıkmıştı, çekim boyunca bin bir türlü musibet bunları bulmıştuya pek bir merak ettim… Filmi izledikten sonra şunu düşündüm. Bizimkilerin başına bir filmle bu kadar olay geliyorsa, acaba Tayvanlıların durumu nasıldır? Hala merak içersindeyim.

Mokpo the Harbor – 목포는 항구다

Blog açılır açılmaz hemen bu neşe üzerimdeyken, neşemi bozmadan bir komedi filmine yer vereyim dedim. Mokpo the Harbor 2004 yapımı bir Güney Kore filmi. Yönetmen Ji-hun Kim. Ne tesadüftür ki yönetmenin May 18 adlı diğer filmi de izleme listemde. Biz en iyisi filme geri dönelim.

Back to Top