Kategori arşivi: 2010

Fasshon heru

Uzun zamandır gore film izlemiyordum. Geçtiğimiz günlerde bu arayı kapatmak için gore film arayışlarına girdim ve karşıma Fasshon heru (Horny House of Horror) adlı film çıktı. Film IMDB’de 4.4 almış ve aslında bu gore diye tanımladığımız bir film için iyi bir puan. Çünkü pek bu türün meraklısı mevcut değil. Ben de buna güvenerek filmi izlemeye koyuldum. Okumaya devam et

I Spit on Your Grave

Film 1976 yapımı Meir Zarchi‘nin yönettiği Day of the Woman‘ın yeniden çevrimi. Yönetmen koltuğunda ise Steven R. Monroe bulunmakta. Tabi ben orijinal filmi izlemediğim için ikisi arasında bir kıyaslamaya gitmeyeceğim. Bu film üzerinden görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Artık orijinal filmi izleyince de ikisinin kıyaslamalarına yer veririm. Film için okuduğum eleştirilerde orijinal filme sağdık kalmış olduğu sadece şiddet sahnelerinin yenilenmiş olduğunu gördüm. Film bu sahneler itibari ile oldukça iyiydi. Ancak yine de bazı eksiklikler mevcuttu filmde.

Film yazar Jennifer Hills’in başından geçenleri anlatıyor. Bir yazar olamayacak kadar güzel Jennifer Hills kitabını yazmak için gözden uzak bir dağ evine yerleşir. Yolculuk esnasında benzin almak için durduğu bir benzincide orada çalışan bir grup gencin gözlü tacizine uğrar. Buna rağmen Jennifer onlara kalacağı yerin bilgisini verir. Bunu neden yaptığını çözemesem de hikayenin gelişinin bu şekilde olacağını bildiğimden sesimi çıkartmadım. Okumaya devam et

Black★Rock Shooter

Black★Rock Shooter (ブラック★ロックシューター Burakku Rokku Shūtā) OVA’sındaki ilk aksiyon çizimlerine aldanıp izlemeye başladığım bir anime. Aldanıp diyorum bir yerden sonra animedeki durağanlık ve hikayenin kendini tekrar etmeye başlaması ve olan bitenler hakkında hiç bir açıklama yapmaması animeden fazla zevk almamama sebep oldu.

OVA’da aksiyon sahneleri biraz daha iyi betimlenirken aksiyonun dibine vuran bu sahnelerden sonra gerçek hayata dönüşte yaşanan durağanlık ve iki dünya arasında bağlantı kurma zorluğu ve havada bırakılan hikayeyle birlikte ne olduğunu pek anlamamama neden oldu. Okumaya devam et

Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief

İlk film olan Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief’i izlediğimden adım gibi eminken blogda bulamamam beni resmen hayal kırıklığına uğrattı demek ki arada izleyip yazmak için kaçırdıklarım oluyormuş ne diyeyim. Tabi ikinci filmi izlemişken ve yazacakken de ilk filmden bahsetmemek olmaz. Çünkü ilk film daha iyiydi diyebilirim. Okumaya devam et

Huang cun gong yu

Curse Of The Deserted

2010 yapımı Çin filminin yönetmen koltuğunda  var. Filmin senaryosu ise  tarafından yazılmış. Filmin kurgusunun karışık olması izlenimini zorlaştırıyor. Film korku filmi olmasına rağmen aslında filmin korku filmi olup olmadığı rahatlıkla sorgulanabilir. Yönetmen burada romantik, korku tarzında bir iş ortaya çıkarmaya çalışmış ancak her ikisinin de dozunu ayarlayamamış.

Film içerisinde çok fazla bilinmezlik barındırırken sağlam bir temele oturtulamamış. Bu da kopuklukların artıp, izleyicinin odaklanma sorunu yaşamasına sebep oluyor. Filmin karanlık kasvetli havası ne anlatılmak istenen romantizmi veriyor, ne de korku filmi olarak korkabileceğimiz bir ortam sunuyor. Zaten filmde karşımıza çıkan sahneler oldukça basit ve sıradan. Çoğu korkutmayan basit canlandırmalar. Okumaya devam et