Fasshon heru

Uzun zamandır gore film izlemiyordum. Geçtiğimiz günlerde bu arayı kapatmak için gore film arayışlarına girdim ve karşıma Fasshon heru (Horny House of Horror) adlı film çıktı. Film IMDB’de 4.4 almış ve aslında bu gore diye tanımladığımız bir film için iyi bir puan. Çünkü pek bu türün meraklısı mevcut değil. Ben de buna güvenerek filmi izlemeye koyuldum.

I Spit on Your Grave

Film 1976 yapımı Meir Zarchi‘nin yönettiği Day of the Woman‘ın yeniden çevrimi. Yönetmen koltuğunda ise Steven R. Monroe bulunmakta. Tabi ben orijinal filmi izlemediğim için ikisi arasında bir kıyaslamaya gitmeyeceğim. Bu film üzerinden görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Artık orijinal filmi izleyince de ikisinin kıyaslamalarına yer veririm. Film için okuduğum eleştirilerde orijinal filme sağdık kalmış olduğu sadece şiddet sahnelerinin yenilenmiş olduğunu gördüm. Film bu sahneler itibari ile oldukça iyiydi. Ancak yine de bazı eksiklikler mevcuttu filmde. Film yazar Jennifer Hills’in başından geçenleri anlatıyor. Bir yazar olamayacak kadar güzel Jennifer Hills kitabını yazmak için gözden uzak bir dağ evine yerleşir. Yolculuk esnasında benzin almak için durduğu bir benzincide orada çalışan bir grup gencin gözlü tacizine uğrar. Buna rağmen Jennifer onlara kalacağı yerin bilgisini verir. Bunu neden yaptığını çözemesem de hikayenin gelişinin bu şekilde olacağını bildiğimden sesimi çıkartmadım.

Black★Rock Shooter

Black★Rock Shooter (ブラック★ロックシューター Burakku Rokku Shūtā) OVA’sındaki ilk aksiyon çizimlerine aldanıp izlemeye başladığım bir anime. Aldanıp diyorum bir yerden sonra animedeki durağanlık ve hikayenin kendini tekrar etmeye başlaması ve olan bitenler hakkında hiç bir açıklama yapmaması animeden fazla zevk almamama sebep oldu. OVA’da aksiyon sahneleri biraz daha iyi betimlenirken aksiyonun dibine vuran bu sahnelerden sonra gerçek hayata dönüşte yaşanan durağanlık ve iki dünya arasında bağlantı kurma zorluğu ve havada bırakılan hikayeyle birlikte ne olduğunu pek anlamamama neden oldu.

Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief

İlk film olan Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief’i izlediğimden adım gibi eminken blogda bulamamam beni resmen hayal kırıklığına uğrattı demek ki arada izleyip yazmak için kaçırdıklarım oluyormuş ne diyeyim. Tabi ikinci filmi izlemişken ve yazacakken de ilk filmden bahsetmemek olmaz. Çünkü ilk film daha iyiydi diyebilirim.

Huang cun gong yu

Curse Of The Deserted 2010 yapımı Çin filminin yönetmen koltuğunda Chi-Leung Law var. Filmin senaryosu ise Chi Kwong Cheung tarafından yazılmış. Filmin kurgusunun karışık olması izlenimini zorlaştırıyor. Film korku filmi olmasına rağmen aslında filmin korku filmi olup olmadığı rahatlıkla sorgulanabilir. Yönetmen burada romantik, korku tarzında bir iş ortaya çıkarmaya çalışmış ancak her ikisinin de dozunu ayarlayamamış. Film içerisinde çok fazla bilinmezlik barındırırken sağlam bir temele oturtulamamış. Bu da kopuklukların artıp, izleyicinin odaklanma sorunu yaşamasına sebep oluyor. Filmin karanlık kasvetli havası ne anlatılmak istenen romantizmi veriyor, ne de korku filmi olarak korkabileceğimiz bir ortam sunuyor. Zaten filmde karşımıza çıkan sahneler oldukça basit ve sıradan. Çoğu korkutmayan basit canlandırmalar.

The Presence

Filmde Mira Sorvino ve Shane West gibi isimlerin olması sizi tereddütte düşürmesin film tam anlamıyla sıkıcı ve gereksiz. Hikaye benim için bildik ve tanıdık ama bu konu ile ilgili iyi işler çıktığından dolayı filmi izlemeden geçmedim. Film aynı zamanda senaristi olan Tom Provost‘un ilk yönetmenlik denemesi. Filmin yönetim konusunda başarılı olduğunu da söyleyemeyeceğim. Film tek mekanda, ulaşımı kısıtlı bir adada geçiyor. Fazla karakterin dahil olmaması oyunculuk dozunun yüksek olmasını gerektiriyor ister istemez. Aslında oyunculara baktığımızda iyi olduklarını görüyoruz ancak gösterdikleri performans pek etkileyici değil. Buna sebep belkide karakterleri tam anlamıyla tanıyamamış olmamız. Senaryo bu konuda pek bir şey vermiyor bize.

Hellowoo Goseuteu

헬로우 고스트 2011 yapımı Güney Kore filmi her ne kadar komedi filmi olarak tanımlanıp sosyal sitelerde yüksek puan alsa da bana pek fazla tatmin edici geldiğini söyleyemeyeceğim. Öncelikle filmi komedi olarak nitelendirmek yazık olur. Komedi filminden çok dram olarak karşımıza çıkıyor film ancak iki türü de tam anlamıyla karşılayamadığından ortada kalmış. Ne hüzünlendirdi ne güldürdü. Sadece arada bıraktı film. Yalnız yaşayan biri olarak yalnızlığın ne demek olduğunu bununla baş etmenin ya da buna uyum sağlamanın ne demek olduğunu bilirim. Biraz daha bu bakış açısıyla izledim filmi. Ana karakterimiz olan Sang-Man ile emati kurmak bu sebepten benim için kolay oldu. Ancak film sırf sonda sürpriz yapacağım diye Sang-Man hakkında hiç bir bilgi vermemiş. Ana karakteri neden bu durumda olduğundan bi haber izliyorsunuz. Günlük yaşantısı hakkında en ufak bilginiz yok. Sang-Man üniversite mezunu olmuş bir evde yaşıyor, muhtemelen çalışıyor ama film bunları bize anlatmıyor. Ana karakterin durumu ve yaşantısı es geçilmiş.

Back to Top