Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai

Bir süredir anime izlemiyordum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım felaket dram yüklü, salya sümüklük anime var deyince ben de kayıtsız kalamamış ve izlemeye başlamıştım. Evet o animenin ismi Ano hi mita hana no namae o bokutachi wa mada shiranai. Kısaca Ano Hana. İngilizcesi de Anohana: The Flower We Saw That Day. Benim duygusuz anıma gelmiş olacak ki bu anime bende derin yaralar bırakmadı. Evet başarılı bir dramdı ama kesinlikle daha iyilerini izlemiştim. Yinede izlenmesi gereken başarılı animeler arasında Ano Hana.

Perfect Sense

Türkiye’de film çok alakasız bir şekilde Yer Yüzündeki Son Aşk olarak gösterime girince ister istemez filmi izlemek için kendimi biraz geri plana çektim. Filmin afişine de bakınca tam anlamıyla romantik bir film gibi duruyordu Perfect Sense. Gerçi filmin afişinde Eva Green adını da görünce nasıl oldu da Eva romantik bir filmde oynadı diye emrak etmiştim. Yani oynar oynamasına ama bir ksiyon olmalıydı filmde. 

49-il

49 il oldukça eğlenceli bir K-drama. Korku K-drama arayışlarım içerisinde kendisine denk geldim. Her ne kadar korkutmasa da 49 il 2011 yılında yayınlandığında yayınlandığı yılın en iyi K-dramaları arasında yer almış. Bunu da ziyadesi ile hak ediyor. Yine farklı bir konu var karşımızda ve bu güzelce işlenmiş.

Mavi Pansiyon

Nezih Ünen‘i yollardır yaptığı müziklerle tanıyoruz. En son Anadolu’nun kayıp şarkıiları adlı belgeselle izlemiştim kendisini. Oldukça başarılı da bulduğum bir yapımdı Anadolu’nun Kayıp Şarkıları. Kamera işinden hoşlanmış olacak ki kendi yazıp yönettiği Mavi Pansiyon ile çıktı karşımıza. Film sanki biraz keyfi çekilmiş. Yani öyle iş olsun derdi yok. Gayet rahat bir film. Senaryo da çok fazla düşünülmemiş. Sanki ekip bir pansiyonda tatildeymiş, burayı çok sevdik haydi film çekelim demişler. Hemen konuya gireyim daha sonra biraz senaryo hakkında fikirlerimi sıralarım. Ahmet başarılı ve hovarda bir avukattır. Karısı bahardan yeni ayrılmış ve üzerindeki bunalımı yeni atmıştır. Bu durumdan kurtulmak için de her zaman yaz tatillerinde gittiği Ege sahilindeki Mavi Pansiyon’a gider. Ahmet çok sevdiği karısından boşandıktan sonra artık aşkın olmadığını düşünmeye başlamıştır. Aynı pansiyonda tatil yapan iki arkadaş dikkatini çeker. Birisi piyanist Bahar, diğeri ise oyuncu Esra’dır. İkili çok yakın arkadaş olmalarına rağmen çok farklı kişiliğe sahiptirler. Esra rahat ve vurdumduymaz, Bahar ise romantik ve …

Unknown

2011 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Jaume Collet-Serra var. Yönetmenin aklımda kalmış filmi ise Orphan. Orphan’ın afişi bana çok fazla tanıdık geliyor hatta filmi izlediğimi düşünüyordum ama bu yazıyı yazarken izlemediğimi fark ettim. Orphan IMDB’den 7.2 almış ancak sanki fragman bana biraz klasik geldi. Tabi bu arada izlemiş, bloga yazmamış ve aklımdan uçmuş olma ihtimali bile var filmin. İlginç bir tereddüt içerisindeyim. Neyse biz Unknown’a dönelim.

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

Onur Ünlü‘nün 2011 yılında çektiği benimse televizyonda parça parça izlediğim filmi Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi filmini geçen günlerde oturup baştan sona izledim. Türkiye’de kara mizah yapan yegane insanlardan olan Onur Ünlü’nün bu filmi artık klasikleri arasında girmiş. Kendisinden daha çok film bekliyoruz ama sinemada ya da festivalde izlenemeyen filmler için de filmlerin DVD’lerinin bir an önce çıkmasını istiyoruz. Bu kadar temenniden sonra gelelim filmimize. Filmde şu şöyleydi bu böyleydi demek biraz zor. Kendi kalıbında absürt bir film olan Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi için şurası da şöyle olsaymış demek biraz zor. Ancak film gerek göndermeleri gerekse hikayenin altında yatan mana oldukça derin.

The Rite

Geçtiğimiz gün Escape Plan‘ı izledikten sonra Mikael Håfström‘un The Rite (Ayin) filmini izlemediğimi fark ettim. Zamanında sinemada izleyememiş, sonrasında da filmi izlemeyi unutmuştum. Buradan şu sonuç çıkıyor ki arada izlemeyi unuttuğum onlarca film var. Neyse The Rite 2011 yapımı. Filmin en büyük bombası ise filmin baş rolünde Anthony Hopkins‘i görmemiz. Zaten filmi kurtaran en büyük öğe de Hopkins’in oyunculuğu. Bunu yanı sıra filmde ne vardı derseniz, söyleyebileceğim tek şey bol bol Hristiyanlık propagandası. Tamam film çekmişsin yaparsın. bunu çok görmüyorum ama film mantık ile din arasında gelip giderken elle tutulur hiç bir şeyi önümüze koyamıyor.

Back to Top