Sum-bakk-og-jil

Bu filmi daha önce izledim mi diye çok tereddütte kaldım. Öyle ki filmin bazı sahnelerini sanki daha önce izlemiştim. Acaba izledim de yazmadım mı diye düşündüm ama filmin bazı sahnelerini de hiç hatırlamıyordum. Velhasıl filmi oturup yine izledim. Fena bir film değildi. Tabi Kore sinemasına bunun gibi konuya dayalı çok daha kaliteli filmler izledik bu da onların içerisinde eh denebilecek kalitede. Filmde oyunculuklar, çekim, kurgu güzeldi. Hikaye de fena olmamakla birlikte bana biraz abartılmış gibi geldi. Hele final sahnesi fazla uzun ve abartılıydı. Bunun haricinde olayın gelişimi ve işlenişi fena değildi. Tabi pahalı güvenlikli bir sitede güvenliğin yerinde yeller esmesi de başka bir konu. Ama biz ailevi bir film çekeceksek aile dışını işe pek karıştırmamamız lazım değil mi?

Geung si

Oldukça başarılı bir film Geung si ya da daha çok bilinen adıyla Rigor Mortis. Filmin yönetmen koltuğunda Juno Mak var. Bu daha önce oyuncu olan yönetmenin ilk yönetmenlik denemesi. Açıkçası ben filmin görselliğini, yönetimini, renklerini, seslerini çok sevdim. Filmin her karesi özenle, ölçüp biçilerek çekilmiş. Zaten filmin bu özellikleri de göz önünde bulundurulmuş ve bir çok ödül almış. Filmim kurgusu biraz karışık gibi. Bu sebepten dolayı dikkatli izlemekte fayda var. Ancak filmin görselliği bu karışıklığı örtbas etmenizi sağlıyor. Filmdeki hayaletler bile belli bir eda ile yapacakları aksiyonları yerine getiriyorlar. 

Erkekler

Filmin yönetmen koltuğunda Faruk Aksoy var. Hem yapımcısı olduğu hemde yönettiği işlere bakarsak aslında çok iyi iş çıkardığını, beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Bu filmde aslında öyle. Faruk Aksoy filmlerinde sürekli bir Amerikan vari hikaye ve olay örgüsü izliyoruz. Bu olay örgüsüne de Türk karakterler ve mantığı katarak filmi bizmişiz gibi gösterme durumu var. Bu filmde aynı şekilde yola çıkmış. Erkekler izlenmesi zor bir film. Diyaloglar o kadar uzun ve sıkıcı ki sanki bir tiyatro oyunu uyarlamasıymış gibi geliyor. Aslında bu film bir tiyatro oyunu olsaymış daha iyi olurmuş. Çünkü durağan hikaye sinema filmi olacak aksiyonu yakalayıp bir kademe üste çıkamıyor. Bu işlemi yapacakta yönetmen aslında. İki çok iyi oyuncuyu oturtup kayda alma işini herkes yapabilir yönetmen sahnedeki duygu yükünü vermeli aslında. Bu filmde bu durumla karşılaşamıyorsunuz.

Upstream Color

Upstream Color, Shane Carruth‘un ikinci filmi. İlk filmi Primer‘in üstünden 9 sene sonra bu filmi çekmiş. Premier2i izlemedem ama hakkında olumlu eleştiriler mevcur. Aynı şey Upstream Color için de geçerli.  Filmi izlerken bolca Tarkovski çağrışımı yaptı bana. Onun bilinmezliği de bu filmde bolca vardı. Film için bazı yorumlarda bulunacağım ama nasıl olacağını ne olacağını bilmiyorum.

Stranded

Şöyle korku olsun bilim kurgu olsun diye film ararken listede Stranded karşıma çıktı. Çok umutlu olmamakla birlikte başrolde Christian Slater‘ı görünce neden olmasın dedim ve izlemeye başladım. Tabi ben filmi izleyeli bir kaç hafta oldu. Vakitsizlik sebebi ile filmleri biriktirip öyle yazdığım oldu. Tabi bu süre içerisinde de film ne kadar aklımda kalmış onu test etmiş oluyorum. Eğer beni etkilemişse o filmin her ayrıntısı aklımda oluyor.

The Zero Theorem

Geçtiğimiz sene festivalde film gösterilmiş ama fırsat bulup izleyememiştim (yoksa yer mi bulamamıştım bilmiyorum). Geçtiğimiz günlerde filmleri gezerken arada The Zero Theorem’i gördüm. Her ne kadar festival modunda olmasam da Terry Gilam hatırına bu film izlenir dedim. Yoksa izlemesem bir süre daha kalırdı. Zaten bu aralar bir şeyleri yapmakta zorlanmak gibi bir ruh hali var üzerimde. Neyse bu konumuz dışında.

Kaguyahime No Monogatari / Prenses Kaguya Masalı

Stüdyo Ghibli’nin son eseri olan Kaguyahime No Monogatari / Prenses Kaguya Masalı’nın en önemli özelliklerinden biri de yönetmeninin Stüdyo Ghibli’nin kurucularından biri olan Isao Takahata olması. Isao Takahata‘yı ünlü çizgi dizisi Heidi’den biliyor tanıyoruz. Kaguyahime No Monogatari ise yönetmenin en iyi yapımlarından biri. Kesinlikle literatüre girecek bir anime olarak düşünüyorum.

Back to Top