Kategori arşivi: 2017

buralarda yokken izlediklerim

Amour (2012)

amourFilmin yönetmen koltuğunda usta isim Michael Haneke var. Tabi ki aynı zamanda filmin senaristi de. 2013’te film, yabacı dilde en iyi film Oscar’ını almış. Kadroda çok iyi. Zaten az da gözükse Isabelle Huppert isminin olması kafi benim için. Bu bağlamda oyunculuklar oldukça başarılı. 

Bir Haneke filminden aksiyon beklemiyorum ama zaman zaman film akmadı sanki. Bir sonuca ulaşacağını hissediyorsunuz ama o sonuç bir türlü gelmiyor. Tabi içerik olarakta boş bir film değil. Zaman zaman kendinizi karakterlerin yerine koyup ben olsam ne yapardım diye düşünüyorsunuz. Ben filmde anlatılanları aşktan çok, fedakarlık olarak tanımlayabilirim. Evet insan yapmayabilir mi o ayrı bir konu ama bu fedakarlıktan öte gitmez. Tabi burada aşkın anlamını tekrar düşünmek gerekir. Sanırım Bi Köşe’ye yeni bir konu çıktı. Filmin en çarpıcı yanı ise bir cinayetin meşrulaştırılması. Aslında o durumda pek acımıyorsunuz. Hatta iyi oldu, kurtardı gibi yorumlar da yapabiliyorsunuz. Çok üstü kapalı yazdım. Kısaca hikayeye değineyim.

Georges ve Anne seksen yaşlarında emekli müzisyen bir çifttir. Bir gün Anne inme iner ve Georges ona bakmaya başlar. Yine müzisyen olan kızından destek almaz, onu hemşirelere emanet etmez. Her gün onunla ilgilenmeye devam eder. İşler başta iyi giderken sonra onun için sıkıntı olmaya başlar. Ancak kafasında kurguladığı bir şey vardır.

Avrupa sinemasını seviyorsanız izleyin derim. **/ Yönetmen/Senarist: Michael Haneke Oyucular: Jean-Louis TrintignantEmmanuelle RivaIsabelle Huppert  https://www.imdb.com/title/tt1602620/

Maide’nin Altın Günü (2017)

maidenin altin gunuEzgi Mola^yı severim. Zaten sevdiğim için de bu filme katlandım. Yoksa yanına bile yaklaşmazdım. Yaklaşmadıklarım da olmuştur. Bu filmin hikayesi de Ezgi Mola’dan çıkmış. Nasıl çıkmış anlamıyorum. Gerçi düşünülen ile ortaya çıkanın nasıl olduğu konusunda tecrübelerim var ama bu film pek piyasaya sürülecek gibi olmamış bence. Filmin neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Senaryo, kurgu, çekimler, oyunculuklar, espriler… Hepsini böyle yan yana dizseniz de film olmuyor. Karakterlerin tamamı havada ve hiç bir derinliği yok. Ne ne sebeple oluyor bir neden sonuç ilişkisi kuramıyorsunuz.

Maide klasik bir ev hanımıdır. Bir gün gün düzenler eve eşi dostu davet eder. Tamda o gün değerli takısını kaybeder ve takıyı bulmak için komşularını izlemeye başlar. Ona yardımcı olan ise uzak bir akrabanın çocuğudur. Dediğim gibi nereden tutsanız elinizde kalan bir film. Daha iyiler mevcut. * Yönetmen: Caner Özyurtlu Senaryo: Serkan AltunigneÇagdas Dinç Oyuncular:  Ezgi MolaMesut can TomayDemet Gül  https://www.imdb.com/title/tt7642878/

Enes Batur Hayal mi Gerçek mi? (2018)

Enes Batur Hayal mi gerçek miEnes Batur’u tanımazdım. Aslında bu filmle tanıdım. Çok şey kaybetmemişim tanımadığım içinde. Film vizyondayken çok fazla izleneni var diye duymuştum ama izlemek gibi bir meraka düşmemiştim. Şöyle vakit geçsin ses olsun diye gözüme çarpınca açıp izledim. Film bir biyografi. Türkiye’de sosyal medyadan parayı götüren bir gencin biyografisi. Bu süreci, yaşadıklarını da film yapmış. Bildiğimiz gördüğümüz dışında çok fazla bir şey yok. Lakin o bildiğimiz, ailemiz tarafından zaman zaman mahsur kaldığımız şeyleri görmek gülümsememe sebep oldu.

Lakin, bu filmden bir film olarak bahsedemem. Mesela yukarıdaki film daha filmdi bunun yanında. Ne ışık, ne senaryo, ne kurgu, ne ses hiç bir şey yoktu bu filmde. Yani film olarak betimleyeceğimiz bir bütün yoktu karşımızda.  Bu filme puan vermek istemiyorum. 🙂 Yönetmen: Kamil Cetin Senaryo: Enes Batur , Busra Nur Karahan Oyuncular: Enes BaturBilal HanciAtakan Özyurt https://www.imdb.com/title/tt7668842

Gifted (2017)

gifted dehaFilmin uzun süre reklamlarını görmüştüm. Dram olması sebebi ile biraz modumun uygun olmasını bekledim. Tabi bu esnada IMDB’deki puanı da biraz beklentimi yükseltmeme sebep oldu. Aslında kötü bir film değil, oldukça iyi bir konuya sahip, ancak konu o kadar sığ geçilmiş ki bunu filmin her karesinde hissedebiliyorsunuz. Yönetmen çekelim de filmi gidelim diye düşünmüş sanırım.

Bunun haricinde oyunculuklar iyi. Bilhassa ufaklık hayran bırakıyor kendine. Bir ödül almasını beklerdim ama aday olup alamamış. Hikayede boşluklar mevcut ayn şekilde kurguda sıkıntılar var.

Küçük Mary dayısı ile birlikte gizlice yaşamaktadır. Ancak kendisi bir dehadır. Annesinin isteği doğrultusunda Mary normal bir insan gibi onlardan dışlanmasın diye okula gider. Burada öğretmeni onun dehasını fark eder ve okula bildirir. Derken iş büyür. Mary ve Frank gizlendikleri yerde ortaya çıkarlar. Mary anneannesi onu almak için dava açar ve kazanır. Ancak Mary, Frank ile mutludur. Tabi Mary ananesine geçince bütün sosyal hayattan uzaklaşır. Frank ise onu geri almak için abalar.

İzleyin derim. **/ Yönetmen: Marc Webb Senaryo: Tom Flynn Oyuncular: Chris EvansMckenna GraceLindsay Duncan  https://www.imdb.com/title/tt4481414/

Thirteen (2003)

thirteenVallahi ilginç bir film Thirteen. Aslıda ilginç diyorum ama şu dönemde de oldukça yaşanılan bir durum karşımızda. Biz her ne kadar bu durumu millet olarak kendimize yakıştıramasaka şu an kapımızda olan bir durum. Peki bu konuda ne yapıyoruz o ayrı bir konu.

Filmde durağan bir sahne bile yok. Bu hareketli duruma bir süre sonra alışıyorsunuz ve aslında karakterlerin yaşadıkları dünyanın hızın sizde yaşamaya başlıyorsunuz. Filmin işlenişi oldukça iyi. Kurgu, diyaloglar sanki gündelik bir hayatı izliyormuşsunuz hissi veriyor size. Aynı şekilde oyunculuklarda oldukça başarılı. O kadar doğal ki tüm duyguları hissettiriyor size.

Tracy kendi halinde bir kızdır. Hep okulun en popüler kızı olmak ister. Bir gün okulun popüler kızı Evie ile arkadaş olur ve bütün hayatı değişir. O zamana kadar yapmayacağı şeyleri yapmaya başlar hep bu popülarite uğruna. Tabi filmin sonu malum. Ancak rahatsısız edici atmosferi iyi yansıtılmış bu film izlenmesi gerekenler arasında.

**** Yönetmen/Senaryo: Catherine Hardwicke Oyuncular:  Evan Rachel WoodHolly HunterNikki Reed https://www.imdb.com/title/tt0328538/

Zhuo yao ji (2015)

zhuo yao jiAslında bu filmin yönetmenini Shrek, Madagascar, Çizmeli Kedi gibi bir çok animasyon filminden tanıyormuşuz. Bu film ile kendi memleketinde animasyon ve gerçek karışık eğlenceli bir film yapmış Raman Hui. Tabi filmi sevmeniz için eski Çini ve hikayelerini sevmeniz gerekli.

Hikaye olarak fena değil. Yer yer süreklilikte sorunlar yaşansa da genel anlamda hikayeden kopmuyorsunuz. Eğlenceli zaman zaman da aşırıya kaçan görsellikleri ile de keyifli bir izlenim sunuyor.

İnsanlar kendi krallıklarında yaşarken, canavarlar da kendi krallıklarında yaşamaktadırlar. Birlikte yaşamalarının üzerinden o kadar geçmiştir ki insanlar artık anlatılanları bir efsane olarak görürler. Canavarlar diyarında ise bir insan ve bir canavarın çocuğu olan sevimli Wuba, hükümdar olacaktır ama peşinde onu istemeyen başka canavarlarda vardır. Canavarlar ülkesinden kaçıp insanlar ülkesine gelince burada da canavar avcıları tarafından yakalanmaya çalışılır. Bu esnada tabi eğlenceli bir macera çıkar ortaya.

Boş zamanınızda eğlenceli bir şeyler olsun isterseniz izleyebilirsiniz. *** Yönetmen: Raman Hui Senaryo: Alan Yuen Oyuncular: Baihe BaiBoran JingWu Jiang  https://www.imdb.com/title/tt3781476

Anon (2018)

anonİlginç konusuyla filmi beğendiğimi söylemeliyim. Ancak film çok daha iyi olacakken, yine Netflix’in klasik film hengamesine kapılmış ve tam olamamış. Konu güzel, işleniş fena değil ama kurguda bazı sıkıntılar var. Tabi filmin yönetmeni ve senaristi Andrew Niccol olunca insan biraz daha beklentiye giriyor. Filmin atmosferini beğendim ancak biraz daha eski İngiltere’den çıkıp günümüze yaklaşsaydı daha iyiydi. Film kendine bir atmosfer yaratmamış, eski ile yeniyi bağlarken de bazı uç noktaları bir araya getirmiş. Bu sebepten dolayı zaman zaman gözüme battı bu durum.

Aslında filmde bir kaç yıl sonra nereye geleceğimiz anlatıyor. Adete uysun diye bende kişisel verilerin korunumu hakkında bir şeyler yazıyorum ama hepsi boş. Olayda tam burada başlıyor Anon’da. Devlet güvenliği gerekçesiyle insanların tüm kişisel bilgileri paylaşılıyor. Bu bilgilerde erişime açık ve kaydediliyor. Yani özel diye bir şey yok. Bu şekilde suçlar en aza indirgenmiş.

Böyle bir dünyada cinayetler işlenmeye başlar ama kayıtlar bu durumu tespit edemez. Çünkü ölen insanların geçmişi izlendiğinde kendilerini ölürken görürler. Bu cinayetleri araştıran Sal Frieland’da oyunun bir parçası olmaya çalışır. Sonu sürpriz olmakla birlikte aslında daha iyi olabilecek, izledikten sonra da geleceğimizi sorgulamamıza yarayacak bir film.

*** Yönetmen / Senaryo: Andrew Niccol Oyunuclar: Clive OwenAfiya BennettMorgan Allen https://www.imdb.com/title/tt5397194/

Interlude (2004)

Animenin açılışı bana çok garip geldi. Karakterler bir sahnede monologa girerek gerçeklikle ilgili değişik şeyler anlatıyorlardı. Bu vesile ile de oturdum izledim. Sanki bana biraz karışık geldi konusu. Daha net toparlansa daha etkili olurmuş ama üstünden yıllar geçmiş. Aslında bu OVA serisi bir mangadan uyarlanmış ama çizerini kısacık arayıştan sonra bulamadım. Sonrasında oyun olarakta piyasaya sürülmüş.

Adını bilmediğimiz ana karakterimiz garip rüyalar gören bir ergendir. Sanki başka bir dünyaya da gidip gelmektedir. Ne olup bittiğine anlam vermeye çalışırken alternatif dünyada bir kızla tanışır. Bu kız bu dünyada yalnız yaşamaktadır. Karşısına çıkan tüm engellere rağmen kızla birlikte ne olup ne bittiğini araştırmaya başlar. Ancak aslında kızla bir araya gelmemesi gerekmektedir. Araştırmaya devam ettikçe yaşadıkları hayat hakkında inanılmaz şeyler öğrenir.

Gerçekliği sorgulatan biraz Inception vari demiyeyim çünkü bu anime daha büyük, onuna yakın bir konuya sahip bir anime. İzlenebilir. **/ Yönetmen: Tatsuya Nagamine Senarist: Akemi Omode Seslendirenler: Houko KuwashimaMami Kingetsu https://goo.gl/BMq9H5

Şahsiyet (2018)

ŞahsiyetŞahsiyet son dönemde izlediğim en iyi Türk dizileri arasında. Tabi bu gibi dizileri televizyonda görmek oldukça zor. O sebepten dolayı hala izlememişseniz buyurun Puhu Tv‘den izleyin. Emin olun ki hiç bir şey kaybetmeyecek üstüne üstlük kazanacaksınız. Şahsiyet nedir aslında öğreneceksiniz.

Dizi, hikayesi, senaryosu, müzikleri, oyunculukları; renkleri, açıları kısacası sinematografisiyle oldukça başarılı. İkinci sezon gelecek mi bilmiyorum ama şu haliyle bile bitse bence zirvede bırakmış olur. Dizinin bölüm süreleri yeterli, her bölüm iyi düşünülmüş iyi yazılmış, ayrıntılara dikkat edilmiş. Bilhassa diyaloglar üzerinde çok düşünülmüş. Tabi dizinin senaryosunu Hakan Günday’ın yazmış olduğunu belirtmem lazım. He ne kadar son bölümlere doğru biraz oldu bittiye getirip finali hızlandırıp keyfimi kaçırsa da vermek istediği mesajı dibine kadar vermiş.

Tabi dizinin son günlerin kanayan yarasını da konu yapması cabası. Ve bu konu öyle güzel işlenmiş mesajlar öyle güzel verilmiş ki her bölümde hayran kalıyorsunuz. Dizinin konusunu anlatmayacağım buyurun izleyin ama bir kaç replik alıntı yapmadan geçmeyeceğim.

“Adalet peşinde koşmak şahsi bir mesele değildir, bir şahsiyet meselesidir.” “Adalet ile hukuğu karıştırıyorsun, tabii hukuk varsa!”

Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. ****/** Yönetmen: Onur Saylak Senaryo: Hakan Günday Oyuncular: Haluk BilginerCansu DereMetin Akdülger

B: The Beginning (2016)

b beginningNetflix anime işine de el atmış ve izlediğim ilk animesi olan B: The Beginning ile de gönlüme taht kurmuş. Sanıyorum cümle biraz devrik oldu ama bu animeyi, hem konu, hem görsel hemde işleniş olarak oldukça beğendim. Polisiye bilim kurgu biraz iç içe girmiş olay örgüsü dikkatinizi azalttığınız bir bölümde hemen dağılabiliyor ama finale doğru çözülen soru işaretleri ile aslında birden çok bir kaç konu hakkında fikir sahibi oluyorsunuz. Animenin ikinci sezonu da gelecek gibi duruyor çünkü o şekilde bitti. Bakalım bekliyoruz.

Yapılan antik kazılar esnasında tanrı oldukları düşünülen yaratıkların fosilleri bulunur. Bu fosillerden elde ettikleri DNA’lar ile bu yaratıkları yeniden yaratırlar. Tabi ki askeri amaçlı. Bu türden oluşan bir grup hayatını kraliyetin yanında yer alarak düzeni sağlamaya adamıştır. Ama günün birinde cinayetler işlenmeye başlar. Kendini arşive kapatmış zeki polis memuru Keith bu olayı araştırmaya başlar ve bu cinayetlerin sıradan olmadığını anlar. Ve macera başlar.

Olay kurgusu merakta bırakan, hikayenin nereye gideceğini tahmin edemeyeceğiniz bir anime B: Beginning. İzleyin derim. **** Yaratıcı: Kazuto Nakazawa Seslendirenler: Hiroaki HirataHiroki TouchiAsami Seto

Loving Vincent

Filmden nasıl bahsetmeliyim bilmiyorum. Daha baştan filmin kesinlikle izlenemsi gerektiğini söylemeliyim. Eğer sinemada izlerseniz bu size ayrı bir keyif verecektir ve kesinlikle büyük ekranda izleyin.  Filmin ayrıntısına girmeden izlediğim salonda netliğin tam olmadığını belirtmem lazım. Projektörü biraz ayarlamaları lazımdı. Tabi bu kazandığım deneyimden, aldığım ketiften hiç bir şey keşfettirmedi.

Filmin hikayesine göz atalım öncelikle. Bir polisiye edasıyla gidiyor. Bu şekilde bizde hikayenin içine başarılı bir şekilde giriyor ve Armand Roulin ile birlikte hikayenin bir parçası oluyoruz.

Vincent van Gogh’un ölümünün üzerinden bir yıl geçmiştir. Ona  mektuplar taşıyan Postacı Roulin’in eline Vincent’in Theo’ya yazdığı bir mektup geçer. Bu mektubu Theo’ya ulaştırması için oğlu Armand’a görev verir. Armand Vincent’i sevmez ve bu fikre karşı çıkar ama sonunda babasını kıramaz. Parise gider, burada Theo’nun öldüğünü öğrenir ve mektubu tanıdık birine vermek için Auvers-sur-Oise’a kadar gider. Burada mektubu Van Gogh’un dostu Dr. Gachet’ye verecektir. Şehir dışında olan doktoru beklerken, kasaba halkından Vincent hakkında bir çok şey öğrenir ve onun hakkında düşünceleri değişir.

Loving Vincent filmi için dört sene çalışılmış, 125 ressamın tek tek yaptığı 65,000 kare yağlı boya tablodan oluşuyor. Tabi ben burada istatiksel bilgileri yanlış hatırlıyor olabilirim ama böyle bir olaya girilmesi bile film sürecinin ne kadar sancılı ve aynı zmaanda keyifli olduğunu ortaya koyuyor.

Özetle ortaya öyle güzel bir yapım çıkmış ki izlerken keyiften dört köşe oluyorsunuz. Tam anlamıyla farklı bir deneyim Loving Vincent. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Geçen sene gözlerimle gördüğüm van Gogh tabloları sanki birşeşmiş karşımda bir filme dönüşmüştü. Bu arada unutmamak lazım. Fİlmin müzikleri de Clint Mansel’dan. Oldukça başarılılar.

Yönetmen – Senarist: Dorota Kobiela , Hugh Welchman

Jerome Flynn
Doctor Gachet
Robert Gulaczyk
Vincent van Gogh
Douglas Booth
Armand Roulin

Wonder Wheel

Wonder Wheel yada Türkçe adıyla Dönme Dolap, Woody Allen’ın en iyi filmi değil. Ancak seksen küsür yaşına gelmiş birinden de beklenebilecek oldukça iyi bir yapım. Ben filmin atmosferini çok beğendim. tamamen 50’lerin havası vardı filmde. Gerek görsellik, gerekse müzikler ortamı gayet başarılı bir şekilde yansıtıyordu.

Asıl hikaye rutine dönen hayatlarımızı göz önüne alırken bunu hayatımıza giren farklılıklar üzerinden yapıyor. Ginny gençken tiyatro oyunlarında oynamıştır. Ancak herşey istediği gibi gitmez hayat onu farklı bir yöne iter ve Coney Island’da bir lünaparkta garson olarak çalışır. Kendisine ve çocuğuna kanat geren ise Humpty adında bir adam olmuştur. Günün birinde Humpty’in güzel kızı çıkagelir. Kız vakti zamanında bir mafya ile evlenmiştir ama ilişkileri bozulunca geri gelmiştir ve mafya onu aramaktadır.

Ginny, hayatının en sıkıntılı döneminde sahilde cam kurtaran olan ama aslında drama yüksek lisansı yapan Mickey ile tanışır. Onunla tanışması Ginny’nin hayatına bir farklılık getirir ve onunla bir ilişki yaşamaya başlar. Her şey güzel gitmektedir. Geleceğe ait planları daha da değişmiştir. Derken bir gün üvey kızı Carolina ile birlikteyken Mickey onları görür. Bu arada Mickey ve Carolina birbirlerine karşı birşeyler hissetmeye başlarlar. Ginny ise kıskançlık krizleri geçirmeye başlar. 

Kısaca hikayeyi anlatmak gerekirse bu şekilde. Karakterler yerine o kadar oturmuş ki haklarında bir soru işareti uyanmıyor. Gerçi o oğlanın hali me olacak ayrı bir soru. 

Karakterlerin oldukça doğal duygu ve düşünceleri dile getirilmiş. Bilhassa finalde anlatılan kısa süredeki rutine dönüş oldukça hoşuma gitti. Malesef o kadar yaygara koparıp biz de bir şekilde kendimizi rutine alıyoruz. Karakterler ile birlikte izlerken sizde kendinizi bir gözden geçiriyorsunuz. 

Tüm oyuncuların performansları çok iyiydi. Zaten hepsi iyi oyuncular ama Kate Winslet’in performansı ona bir ödül daha getirecek biçimdeydi. Müzikler ayrı bir güzeldi. 

Vizyondaki en iyi filmler arasında Wonder Wheel. 

Yönetmen – Senaryo: Woody Allen 

Oyuncular: Jim Belushi, Juno Temple, Justin Timberlake, Kate Winslet

Martıların Efendisi

Filmi değerlendirmeye nereden başlasam bilmiyorum. Aslında teorik olarak ilk cümlelerde olayı patlatıp yazının devamının okunmasını sağlamam lazım ama sanırım böyle yeteneklerim yok. İki üç cümleye sıkıştıramıyorum anlatmak istediklerimi. Bu sebeptendir ki Martıların Efendisi yazısı da biraz uzun olabilir.

Filmi şayet yazarken sıkılmazsam biraz detaylı inceleyeceğim. Bunun sebebi uzun zamandan sonra sinemalarda izlediğim iyi Türk filmlerinden biri olması. Çok iyi diyemiyorum bunun için bazı sebepler var. Ancak şu dönem vizyona giren klişe Türk filmlerinin içine bu film bir güneş gibi doğuyor. Özgün hikayesi ile zaten izlenmeyi hak ediyor.

Film için iyi dedim şimdi gelelim neden çok iyi olamadığına. Hikâye çok iyi oldukça özgün. Gel gelelim, senaryoda bazı sıkıntılar mevcut. Hikâyenin genelinde aslında atmosfer olarak bir delinin çerçevesinden görüyoruz olayı. Yönetimden de kaynaklı sıkıntılar var oraya da geleceğim ama hikâye bir delinin dünyasından anlatılırken çok fazla gerçekle iç içeydi. Bu bir şekilde tölere edilebilir ama kalkan kuşanıp aklı olmayan karakterle kahve basarken, oradaki akıllıların aklı neredeydi merak ettim. Aynı şekilde asıl kızımızın da gerçeklerle boğuşurken sorgusuz sualsiz, kim olduğunu sorgulamadan kabullenmesi, ona karşı ilk dakikalardaki yaklaşımı ne film akışı ne de film dışı için gerçeklik arz etmiyordu. Bilhassa Rüya karakterinin üzerinde daha çok durulmalı ve ikilemleri daha belirgin olmalıydı. Şimdi filmi izlemeyenler için pek iyi olmayacak ama durup dururken yağmur altında, yağmur suyunu içerken Martıların Efendisini öpmesi neyin nesiydi. Belki daha sonra olsa bu olay yamam diyecektim ama akışa hiç oturmamıştı.

Martıların Efendisi’nin dünyasından, aslına içine giremediğimiz o dünyasından çıkışımız da çok sert oldu. Çünkü tam olarak Martıların Efendisini nereye koyacağımı bilemedim ben. Eğlenceli bir deli mi, şizofren mi? Bu hale gelmesinde ne etkin? Tamam işkence gördüğünü anladık bir yerde ama akabinde yanan üç kız neydi bu kafamı karıştırdı. Tabi Martıların Efendisi hastaneye yattığında her şeyi doktor özetledi. İzlediğimiz karakterin bütün geçmişini, tıbbi teşhisleri önümüze koydu ama bence çok geç kalınmıştı. Zaten tam bir teşhiste yoktu ortada. Doktorda zaten böyle bi teşhis koymuşlar derken gerçekçiliğini sorgulattı bana.

İlk girişteki, Rüya’nın hastalık sahnesi ne kadar uzun ve gereksizse, Martıların Efendisinin de hastane sahneleri bana uzun geldi. Hem nasıl oldu da hemen elektrik tedavisine karar verildi? madem ortada bir süreç var bununda aktarılması lazımdı. Nasıl mahkeme sahneleri aktarılmışsa.

Filmin finalini sevdim. Martıların Efendisi olarak girdiği hastaneden normal bir insan olarak çıkınca her şeyin saçının bile normale dönmesi, evlenmesi yani tüm klişelerin onun üzerine uygulandıktan sonra Martıların Efendisinin yine Martıların Efendisi olmayı seçmesi oldukça gerçekçiydi. Finaldeki gemiler de ayrı bir güzellik katmış filme. Aslında en büyük sorunlardan biri de karakterleri hiç tanıyamamış olmamız. Bir abi var, bir yardımcı var, öylesine gelen bir kız var ama hiç bir karakterin altı dolu değil ve hiç biri gerçekçi hareket etmiyor. Bunları vermeyebilirsin belki ama ona göre genel akışı kurgulamak gerekir.

Baştada dediğim gibi elimizde iyi bir hikâye var, alt metni çok kuvvetli olan. İnsanlar kendi dünyalarında mutlu oluyorlar evet. Bunu çok güzel dile getirmiş.

Filmi ben yönetim açısından sınıfta bıraktım. Çok iyi olamama sebeplerinin başında bu sebep var. Martıların Efendisi gibi bir karakteriniz var, dekoru ona uygun yapmışsınız, kıyafetler o biçim uymuş ancak bunlar haricinde hiçbir duygu geçmiyor izleyiciye. Evet orada bir karakter var ama uzaktan izliyorsunuz gibi. Filmin çoğu tek plan çekilmiş. Ben hareketli kamara kullanıldığına rastlamadım. Vardı belki ama aklımda kalmamış. Tam oyunculuğun ve filmin zirve yapacağı noktada tek plan çekimi yapılmış. Martıların Efendisi, martılarla konuşuyor, martı gibi uçmaya çabalıyor iki kol yana açık biz arkadan tek bir planda, Rio’daki Kurtarıcı İsa Heykelinin arkadan çekilmiş fotoğrafı gibi geliyor karşımıza. Direkt sahneleri izlerken bunu hatırladım. Ortada fantastik denebilecek bir olay var böyle güzel bir karakter var ona görece çekimler düzenlenmeliydi. Mesela Emir Kusturica’nın Arizona Dream filmindeki Faye Dunaway’in sandalye üzerinde uçmayı anlatırken yapılan çekime bakın. Öyle bir etkisi var ki karakter gerçekten uçuyor gibi. Sizi de içine çekiyor ister istemez. Tam böyle hilelerin olması gereken filmdi bu film. Ancak düz bir anlatımdan öteye geçememiş. Bu durumda ister istemez filme / karaktere girmemizi engellemiş. Yukarıda da belirttim, finaldeki o insanın içine düşecek kilit görüntüyü karakterin gerçekliğini veremediği için harcamışlar.

Oyunculuklara gelince, Mehmet Günsür çok iyi bir oyunculuk sergilemiş. Oynadığı karakterin hastalığını kestiremediğim için ben arada bu adam deli bu nasıl güzel ve akıcı Türkçe desem de ben pek takılmadım bu duruma. Şizofren ise elbette güzel konuşabilir. Diğer yan karakterler de oldukça başarılıydı, zaten az gözüktüler her biri iyi oyuncu oldukları kısımlarında hakkını vermişler. Ancak benim ilk gördüğüm dakikadan itibaren filme otutturamadığım isim, Bige Önal oldu. Bence oyunculuktur o dur budur geç ama cast olarak bu filme ilk gördüğüm andan beri yakıştıramadım. Ha gözlerine bir şey demiyorum, tek tahammül unsuruydu. Bence farklı bir kişi bu karakteri daha canlandırabilirdi.

Filmin müzikleri Toygar Işıklı yapmış ve oldukça başarılıydı. Bazı sahneleri müzik kurtardı diyebilirim.

Özetle, başta da dediğim gibi çok iyi bir film olabilecekken, iyi bir film olarak kalmış Martıların Efendisi ama yine de son dönem Türk filmlerine baktığımızda içlerindeki aklı selim, izlenebilecek en iyi yapım. Kaçırmayın derim.

Yönetmen: Mehmet Ada Öztekin

Senaryo: Meriç Demiray

Oyuncular: Mehmet GünsürBige ÖnalTimuçin EsenNejat Isler

Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi

Bir önceki bölüm üzerinde de fazla durmamış, sadece eksiği olduğundan bahsetmiştim. Bu film içinde çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Bir Star Wars uzmanı sayılmam hikaye konusunda ayrıntılara girmeyeceğim ama bu işin de para için olduğu aşikar. Ama ne yapalım, boynumuzun borcu eskinin hatrına izliyoruz.

Filmi IMAX izlemek için bekledim. Kalabalıktan uzak olsun, azınlık olsıun dedim ve sabah seansına girdim. Bu arada insanlar sabahın köründe avm açılışı bekliyorlar çok ilginç geldi bana. Ah tabi bende bu vesile ile beklemişi oldum mu, oldum, lakin benim amacım farklı.

Neyse salona girdik ve kilmi beklmeye kotulduk. hem IMAX için tonlarca para veriyorsun hem de otuz dakika reklam izliyorsun hem de premium denen bir sinemada. Bu konuya birilerinin el atması lazım artık. Otuz dakika fragman izlesem neyse ama reklam geçekten koyuyor. Neyse ışıklar açık, film başlası iki üç dakika geçti. Sonradan fark ettiler ışıkları açık bıraktıklarını, sonra filmi tekrar başa sarıp oynattılar. Keşke reklam koymayı unutsalardı.

Gelelim filme. Uzun süresi boyunca filmin beni çok sarmadığını belirtmem lazım. Ayrı olaylar ayrı karakterler ama hikaye kendini tekrara almış. Zaten anlamadığım noktalardan biri de Kylo Ren’in esaslı eğitim sonrasında güçlerini kullanıp yönettiğini görürken Rey’in doğuştan kabiliyetle doğru dürüst eğitim almadan ona kafa tutuyor olması bana çok saçma geldi. Hele ki son iki serinin son iki karakteri olan Snoke’ın ölümü bana çok saçma geldi. Filmden çıkınca ne izledimin tereddütünü yaşamadım dersem yalan söylemiş olurum. Gerçi şöyle de bir gerçek var. Artık eski nesilden kalan bir Jedi kalmadı. Tez zaman içerisinde Leia Organa’yı da öldürürsek film tamamen ergenlerin eline geçecek ve eskisinden eser kalmayacak. Filmin bir bölümünde de gördüki yakında XMen akademisi gibi Jedi akademisi kurulmazsa iyidir. Buradan görüyoruz ki Jedi olunmaz Jedi doğulur.

Özetle film görsel efekt olarak beni tatmin etmiş olsa da, hikaye bakımından tatmin etmedi. Keşke ana hikayeyi pas geçip bir yan hikaye ile ilerleseydi film yeni karakterler çıksaydı ortaya ama olmadı. Serinin Disney’e gitmesiyle filmin gitmiş olduğuda bu şekilde kendini kanıtladı. fanlarına yazık olmuş.

Yönetmen: Rian Johnson

Oyuncular: Mark HamillCarrie FisherAdam DriverDaisy Ridley