Kategori arşivi: 2017

Mutluluk Zamanı

Film hakkında ön söz olarak bir şey söyleyemeyeceğim. Kiralık Aşk dizisinin pirimini yemek için yapılmış bir film olduğunu düşünüyorum. Peki neden filme gidiyorum anlatayım. 

Bir süredir gitmiyordum. Sinemia üyeliğim de devam ediyor bedavadan para ödüyorum. Ben de dedim ki hazır bu gün biraz daha rahatım sinemaya gideyim. Evime yakın olan AVM’ye vardım bu düşünceyle. Maksadım Ayla’yı izlemek. Girdim sıraya istediğim seans ve bir sonraki için yer yokmuş. Ne yapayım ne deyim o kadar geldim az dolanayım film izlemeden çıkmayayım derken bu filme aldım bileti. Aldım almasına da bunda da perde önünde yer buldum. Neyse Elçin Sangu’yu daha yakından görürüm dedim. Gerçi kendisini çıplak gözle yeni saçlarıyla görüp hazetmemişliğim var ama neyse. Sonra öğrendim ki bugün halk günüymüş. Sinema ondan bu kadar kalabalık. Kıssadan hisse çıkarmak gerekirse çarşamba günleri sinemaya gitmemek lazımmış. Kulağıma küpe olsun. 

Filme gelince izleyip bakalım nasılmış. 

Film hakkında çok bir şey yazmayacağım sanırım. Filmin ilk bölümünü götüren Cengiz Bozkurt’un oyunculuğu ve karakteri oldu. Zaten filmin ana karakteri de o gözüküyor şu an için. Muhtemelen bir kırılmaya film ana karakterlerimize dönecek. 

Filmin ilk girişini gereksiz buldum ve direk ana karakterlerin hikayelerini anlamadan olayın içine girdik. Burada en köklü ve sağlam anlatılan karakter Cengiz Bozkurt’un canlandırdığı karakter. Diğer karakterler hakkında çok fazla bir şey göremedik. Ana hatlarıyla tanıyoruz  sadece. İkinci yarıda film aşk hikayesine dönecek orası kesin ama ağızda çok iyi tat bırakmayacak gibi gözüküyor. 

Yanıldım! Film hiçbir zaman düşündüğümüz gibi iki ana karakterin etrafında dönmedi. Final onların birlikteliğiyle birlikte geldi ama yine ikisi de ikinci plandaydı. Hikaye olarak olmamış bir filmdi. 

Görsel olrak bolca klip ve reklam görselliği izledik. Reklam diyorum boş değil. Hemen hemen her sahne değişiminde yakışıklı ve güzel oyuncumuzu farklı bir kıyafetle gördük. Zaten filmin başında kıyafetler falanca yerden diye yazmışlardı. Konu mankeninden öteye değillerdi. Filmin amacı da anlaşılmış oldu. 

Ne diyeyim, öyle size birşey katacak bir film değil. Çoğuna göre zaman kaybı olarak değerlendirilek eminim. 

Thor: Ragnarok

Bir önceki Thor’u hatırlıyorum dersem yalan olur. Zaten çok devam filmi niteliği olduğunu da düşünmüyorum. İşte fantastik,  aksiyon derken kafamı biraz dağıtayım diye geldim. Bir de arada izlemek lazım. Bakalım ne çıkacak karşıma. 

Dün izledim ama açıkçası ne yazacağım konusunda pek fikrim yok. Benim için oldukça sıradan bir film oldu Thor: Ragnarok. Hikaye gibi aksiyonda yetersiz geldi. Tabi izlerken kandıme sorular da sormadım değil. Zaten son dönem Marvel filmleri benim için çok tatmin edici olmuyor. Burada aslında ısmarlama seanryo ve filmlerin ne kadar itici olduğuna da tanık oluyoruz.

Şimdi daha ne yazarım diye düşünüyorum ama bir şey çıkmıyor. Neyse bu kadar yeterli sanırım.

Secret Superstar 

Aamir Khan’ın yeni filmi vizyona girdi. Üstüne üstlük bu kez bir çok sinemada aynı anda. Bu durumdan oldukça hoşnut olduğumu belirtmeliyim. Yine iyi bir film bekliyorum. Film arasında görüşmek üzere.

Filmin ilk yarısı sonunda görsel, işitsel ve oyunculuk bakımından yine memnun kaldığım belirtmeliyim. Ancak artık sürekli her kanalda karşımıza çıkan ses yarışmaları formatına yakın ilerleyen konu beni nedense tam içine çekmedi ilk yarı itibariyle.

Bununla birlikte aslında hikayenin sevdiğim kısmı da nerede olursa olsun hangi milletten olursa olsun,  tüm Müslüman ailelerin yaaklaşımının aynı olması. Ne yazık ki Türkiye’de böyle bir yarayı deşmek,  hele ki şu zamanda biraz zor.  Aslında hâlâ böyle aileler kaldı mı diye düşünürken, aslında bir yerde de, kaldı mıdan çok o yöne gittiğimizi görüyor gibiyim. Gerçi öyle bir karmaşa var ki,  sosyal medya olsun, televizyon olsun ne halde olacağımızı kestiremiyorum.

Neyse ikinci yarıya dönüyorum…

Zaten filmde sadece genç bir kızın hayallerinin olmayacağını tahmin ediyordum. Bununla birlikte asıl gözümüze sokulan yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi kadının hayatımızdaki yeri. Hayatımızda diyorum aslında bir kesim aslında o burun büktüğümüz Hintlilerden farklı değil. Bu tabii ki kişiselden çok çevresel faktörlerle alakalı.

Film aslında hayallerin gerçekleşmesinden yola çıkarken, aslında o hayallerin gerçekleşmesine yardımcı olanları da anlatıyor. Bunun için en büyük destek karakterimize en yakından anneden geliyor. Tamamen Türk toplumu aile yapısı ile bağlantılı olan film -aslında Türk dememek, Müslüman toplumu demek daha iyi olur- bir kızını şarkıcı olma hayali ile birlikte annesinin başından geçenleri anlatıyor. Sıkı, şiddete meyilli bir baba, 

Bir şeyler yazdım ama tam olarak kafamı toparlayamadım. O yüzden yazdıklarımı da silmek yerine üzerine bir çizgi çektim. Ne olursak olalım filmin öğütlediği şey, hayallerimizin peşinden koşmamız. Toplum baskısı, aile baskısı, bu baskıya boyun eğip yaptığımız işleri gizli kapaklı yapmak ya da hiç yapmamak bunların başında. Bir nebze erkekler için daha kolay ama maalesef toplum da erkelere de yüklenen misyon standart erkek kalıbından çıkmayınca onlar içinde bu hayat biraz zor oluyor. ;

Filmi izlerken düşündüğüm şey neden blogumda ya da yazdıklarımı ismim ile paylaşmadığım. Insia karakteri de babasından korkusuna youtube’da videolarını çarşaflı ve rumuzlu yayınlıyor. Ortak bir geçmişimiz mi var? Yok ama olmak istediğin ve olmak istenen faktörü etkili sanıyorum benim hayatımda. Neyse zaten yüzlere dayanan kişisel yazımın yanında bu yazıyı da kişisel döküntülere çevirmeyeyim. Sonuç olarak toplumumuz aile bireyleri arasında çok paylaşım olmuyor.

Neyse söyledim ya kafamı toplayamıyorum diye, bence izlenmesi ve izletilmesi gereken bir film. Secret Superstar. Bu kadar gizem yeter sanırım.

Yönetmen – Senaryo: Advait Chandan

Oyuncular:

Zaira Wasim – Insia

Meher Vij -Najma

Raj Arjun – Farookh Malik

Aamir Khan – Shakti Kumar

Cingöz Recai

Blogu takip eden Peyami Safa hayranlığımı bilir. Onun Server Bedi adında yazmış olduğu Cingöz Recai kitaplarınında blogda sıralandığını da. Filmi çekiliyor ve sinemada olduğunu duyunca hemen gideyim dedim. Bu arada filmin yönetmeni de Onur Ünlüymüş. Aslında ben Onur Ünlü’den ikinci bir Selman Bulut macerası bekliyordum ama Cingöz Recai de candır. Bu arada kadroda Kenan İmirzalıoğlunu gördüm. Bu zamana kadar kendisinin Ne filmini ne dizisini izledim. Nerede yaşıyorum değil mi? Ona eşlik eden de dizinin birinde sürekli bağırıp çağıran Almanya’dan ithal oyuncumuz var. Adı neydi ki? Neyse filmi bekliyorum. Bu kez çok önceden yazdım bu ön yazıyı (40 dk önce). Bakalım karşıma ne çıkacak. Bir tık yüksek beklentim.

Arada görüşmek üzere.

Filmin yarısı oldu. Söylemem gerek adını okuduğum ancak şu an yine hatırlamadığım kişiyi yine bir başka kişi ile karıştırdım. Gerçi bağırma konusunu tutturdum gibi. Gerçi her dizide bağırıyorlar tutmaması imkansız. Bir de ithal tuttu. Hadi transfer diyelim.

Aslında film benim bu yazıma uygun gidiyor. Oldukça eğlenceli. Zaten Onur Ünlü’den bu beklenirdi. Aslında bir tık daha olabilir miydi düşünmeden edemedim ama bence film yerine dizi olsa fevkaladenin de fevkinde olurdu.

Filmin kadrosu çok iyi. Haliyle Oyunculuklar da iyi. Kitaplardaki belli başlı karakterler filmde mevcut. Arsen Lüpen bile var düşünün yani. Bunun yanı sıra filmin renklerini ve mekanlarını çok beğendim. Aynı şekilde çekim tekniği de oldukça iyi. Bakalım devamı nasıl gelecek.

Filmden çıktım ve eve geliş süresince söyle bir filmin akışını gözden geçirdim. Şimdi ben bir Cingöz hayranı olarak Cingöz’ün tarihçesini bildiğim için tabii ki önceden de Ayhan Işık’ın Cingöz rolünü bildiğim için bir nebze olsun o filmden bu devam filmi niteliğindeki bir film olduğunu anlayabiliyorum. Ancak Cingöz’ü tanımayanlar karakteri bilmeyenler için film tam anlamıyla bir muamma. Karakterlere hiç değinilmemiş. Hiç bir karakterin derinliği yok. Eski filmde ve kitaplarda aksiyondan çok Cingöz’ün zekasından bahsediliyor ama bu filmde bunu tam olarak alamıyorsunuz. Bununla birlikte, Mehmet Rıza karakteri de arada kalıyor.

Bunun haricinde senaryo sona doğru beklediğim gibi gitmedi. Yine bir oyun içinde oyun vakası var her zaman olduğu gibi, ama çok sığdı. Biraz milliyetçilik, biraz Fransız polisiyesi tarzı işi kotarmaya çalışmışlar. Film içindeki reklamlarda iyiydi yani Daha iyi bir senaryo çıkabilirdi ortaya. Yada kitabın bir tanesi günümüze uyarlanabilirdi.

Yinede film akıcıydı. Polis kostümleri, arabaları reklam kokuyordu ama oturmuştu. Geçmiş ve şu anki, kostüm ve malzemeler fena gözükmedi gözüme. Yine de daha iyi bir film çıkabilirdi karşımıza. Şu adını hatırlamadığım oyuncuyu da hatırladım şimdi. Yok ya aslında kim diye baktım. Bence oyuncular içerisinde en çok göze batandı. Ben oturtturamadım bir türlü. Yazının ortalarında da dedim ya aslında bir sinema filminden daha çok bir dizi olsa daha iyi olurdu. Film olarak daha iyi şeylerin ortaya çıkması lazım.

En sevdiğim kısımlardan biride filmin sonuydu. Bitti diye değil. Papağanın adı Peyamiydi ve Cingöz, Mehmet Rıza’ya “O hepimizin Peyamisi” dedi. Sevdim bunu. Evet, daha iyi olabilirdi, eğlenceliydi, kadro iyiydi ve hatırına izlenir.

Yönetmen: Onur Ünlü

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı.

Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya!

Arada görüşürüz…

Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım.

Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya başladım. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Jennifer Lawrence’dan bahsediyordum. Filmin ikinci yarısında da fikrim değişmedi. Daha iyi bir karakter seçilebilirmiş film için. Sert surat ifadesinde yada seksi kadın rollerinde olabilir ama bu film ona çok gelmiş bence. Neyse olan olmuş artık.

Film aslında Darren Aonofski’nin ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Anlatım bakımından oldukça başarılıydı. Filmin ikinci yarısından itibaren, ilk bölümde dahil olan bitenlere anlam veriyor imgeleri daha iyi oturtuyorsunuz. Gerçi şu soruyu sormadım da değil, biraz daha sindirilebilir miydi ikinci bölüm?

Konuya dönersek. Aslına film bir tanrı eleştirisi. Yönetmen bu eleştiriyi yazar üzerinden yaparken yaratmak ve yaratamamak eleştirilerini yapmış. Bir yerde tanrının insanlara, onların sevgisine olan ihtiyacına değinmiş. Film dört dinide kapsayan efsane/hikayelerin her birine de değinmiş. Adem ile Havva, Habil İle Kabil, yasak elma, cennetten kovulma, din savaşları vs… Bunların aynı sıra insanların dünyayı ne hale getirdiği, bunların kıyamete etkileri, kıyametin dini efsane ve hikayelerle birleşmesi… Darren Aronofsky kendi bakış açısıyla bunları çok iyi anlatmış.

Kendi bakış açısı diyorum, çünkü inanan her insan, inancına göre filmi değerlendireceği için filmi eksik ve abartı görebilir. Ancak odaklanmak gereken nokta, Yönetmenin düz bir bakış açısıya olayları nasıl yorumladığı.

kısacası film tüm dünya hayatının bir özeti olarak çıkıyor karşımıza ve yönetmen bunu çok cesurca dile getirmiş. İlk dönemlerinde de aynı cesaret kendisinde mevcuttu ama bu kadar ünlendikten sonra çok etliye sütlüye karışmaz diye düşünüyordum kendisini.

Filmin derin analizine girmeyeceğim. Zaten yapanlar vardır. Muhtemelen yazı ile işim bitince bende gidip o yorumları okuyacağım. Filmi bir kez daha izlemek şart. Aslında siz de izleyebilirsiniz. Son dönemin abuk filmlerinden sonra iyi geldi.

Yönetmen – Senarist:  Darren Aronofsky

Not: Sanırım Jennifer’i beğenmeyen bir ben varım 🙂