Kategori arşivi: 2017

Acı Tatlı Ekşi

Az sonra filmi izlemeye başlayacağım. Aslında film şu an başlamalı ama malum şeyler yüzünden beklemedeyiz. Bende bekliyordum. Beklerken aklıma aslında daha çok bekleyeceğim geldi ve yazayım dedim. Filmden çok şey beklemiyorum. Ancak son dönem yerli yapımları izlemem sebebiyle (açıklaması elbet var) görüyorum ki hakkımız sinemaya girmeye başlamış. Umarım bu filmler onları tatmin etmemeye başlar da daha iyi filmler isterler. Yani bir umut.

Bu filmde yine bir dizi ekibinin iş yapar misyonuyla çekilmiş bir film. Diğer film gibi çıkacağını düşünüyorum aslında. Çok ön yargılıyım değil mi? 🙂 Neyse arada görüşürüz.

Şimdi halkımız ne güzel geliyor dedim ya gelmesinler vaz geçtim. Ne yemeleri, ne telefonları, ne de konuşmaları bitti. Of diyorum.

Neyse gelelim filme. İlk yarı çok hızlı gitti. Klasik olarak on beş dakikada olay patladı ve hikaye buna göre devam ediyor. Ana bir hikaye var hikayenin nasıl gideceği sonuç olarak ne çıkacağı belli ama bu süre içerisinde amaca hizmet eden çok fazla kare görmedik. Durumu anlatmaya çalışan reklam tadında hızlı geçişler, karakterlerle bütünleşmemize Ya da hikayeye içine girmemize pek olanak tanımadı. Senaryoda sıkıntılar mevcut. Görsel olarakta var bu durum. Artık filmin sonunda genel bir değerlendirme yaparım.

Arada yemeğimi beklerken yazayım dedim. Filmin sadece son bölümü bir arama olarak değerlendirdiğimizde başalı diyebiliriz. Film sadece bu bölümden ibaret olabilirmiş. İlk sahnelerin ben filme çok etkisi olduğunu düşünmüyorum. Yönetmen muhtemelen film yönetmeni (şu an daha önce bir filmini izledim mi hatırlamıyorum) gözümüze sokmadan ürün reklamlarını da yapmış. Asıl dram sahnesine kadar da film klip ve reklam edasıyla alakasız sahnelerle ileriyor. Sahne bütünlüğü sadece finalde sadece yaklaşık on beş dakikalık bölümde var.

Bunun haricinde filmdeki her güzel sahnenin bir filmden esinlendiğini hissettim. Bunlardan en bariz olanı turnet etrafında olan Ghost bari sahneydi. Ev sahnesi de bir Kore filminde mevcuttu.

Özetle film bana bir şeylerin kolajı gibi geldi. Evet hikayeden çok özgürlük beklemiyordum ama anlatım dilinden farklı olabileceğini düşünüyorum. Açıkçası beni pek tatmin etmedi.

Yönetmen: Andac Haznedaroglu
Oyuncular: Özge Özpirincci, Buğra Gülsöy

Aile Arasında

Halkımız çok mu sinemaya gidiyor yoksa başka bişi mi var anlayamadım. Bu filme de yer yoktu. İlk gün olduğundan mı bilemedim. İnsanlar ilk giden olup herkesten önce film esprilerini savunmak hakkında konuşmak mı istiyor anlamadım.

Bunlar nasıl düşünceler böyle?

İlk sırada yer buldum. Sürekli film izlediğim salon ama bu salonda hiç bu kadar yakından izlememiştim. Açı da biraz değişik. Yani filmi bir başka bakış açısıyla izleyeceğim diyebilirim. Neyse bakalım beğenirsem tekrar giderim.

Bu arada filme gelecek olursak Gülse Birsel’in yanlış hatırlamıyorsam ilk sinema filmi senaryosu bu. Filmden tek beklentim eğlenceli vakit geçirmek ki Vodafone Net’e oldukça kızgınım. Filmin kadrosu güzel, oyunculuk bakımından iyi olacağını düşünüyorum. Muhtemelen karşımıza ete süte dokunmayan klasik bir komedi çıkacak. Daha sonra tecrübelerimi paylaşmaya devam edeceğim…

Başıma bir şey gelmeyecekse diye başlayıp kendimi, ekşi sözlüğün hiçbir şeyi beğenmeme timine dahil etmek istemiyorum ama yarısı itibari ile bence olmamış bir film Aile Arasında. Evet konu fena değil hikaye de fena değil ama karakterler biraz abartı geldi bana. Yani dizi için her karakteri geniş zamana yayar hakında detaylar verirsin ama filmde bu detaylar yok. Karikatürize diken bir karakterimiz varsa bu karakterler şahsına münhasır karalterlerse onların hakkında ayrıntıları es geçemezsiniz. Es geçtiğimizde karakterlerin şapşallıklarına insanların gülmesini beklersiniz.  Şu ana Kanada bu filmde de bolca bu var.  Dil olarak dizilere göz kırpmsa da bence performans biraz düşmüş. Diyalogları fazla beğenmedim. Çekim açısından çok fazla sahne değişimi gözüme çarptı. Çarptı diyorum geçişlerde ne estetik ne de sahne, konu bütünlüğü vardı. İnsanlar ilk yarıda güldüler baya ama ben o kadar gülecek bir şey bulamadım. Bir iki sahne ancak. Sanırım gülmeye açız. Sanmıyorum, açız!!!

Film bitti, ben de pılımı pırtımı tıoplayıp salondan ayrıldım. Aslında yukarıda yazdıklarıma ek pek bir şey yazmayacağım. İkinci yarıda biraz daha duygusallık ve herkes için mutlu son. Tek şaşırtan Mihriban’ın başına gelen oldu ama zaten öyle bir şey olacağıbelliydi, kim olacağıönemliydi aslınad. Ana karakter etrafında sürekli dönen karakterlere dair bir şey yoktu filmde. Ben bu konuda büyük bir eksiklik gördüm. Karakter derinlikleri olmayınca da hikayede bunlar sadece hal ve hareketlerle komiklik olsun diye var oldukları izlenimi yarattı. Velhasılkelam bende olmamış bir film izledik. Ama kadronun iyiliği filmin izlenebilirliğini arttırıyor. Tabi çok iyi mi oynamışlar dersek, ona da eh derim.

Justice League 

Burası yine film bloguna dönmeye başladı. Gerçi sadece güncel sinemada izlediklerimi yazıyorum daha diğerlerine geçemedim. Biraz vakit ayırmak lazım. Bu arada onlarca kitapta burada yer almayı bekliyor artık günlük operasyon lazım. Şöyle kısa kısa özetler iyi olur. 

Neyse biz filme dönelim. Ben başından beri bütün süper kahramanların bir arada olmasına karşıydım. Hala da karşıyım. Şimdi bu filmde de gördüm ki bu birliktelik sadece para kazanmaktan başka bir amaç gütmüyor. 

Bu filmde de gördük ki en süper kahraman Süpermenmiş. O olmayınca dünyanın düzeni bozuluyor, diğer süper kahramanlar öksüz kalıyor. İşin içinde birden fazla kahraman olunca onların kendi dünyalarınıda filme taşımak zorunda kalıyorsunuz. Bu filmde de altı süper kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların hikayelerini değinirken bu birliğe yeni katılan üç karakter hakkında çok bir şey anlatılmıyor. Bir ekip toplanıyor ama olayı bitiremeyeceklerse bunun bence çok anlamı yok. 

Neyse film hikaye olarak şok tatmin etmiyordu. Yeni karakterlerin geçmişler hızlıca geçirmişti. Sanıyorum bu filmden sonra genç süper kahramanlar da film olarak karşımıza çıkacak. 

Filmi görsel olarakta tatmin edici bulmadım. Bilhassa yönetim bakımından film oldukça eksikti. Bol bol popo izledik. Bazı açılar gereksizdi ve hiç bir zaman filme sokamadı. 

Böyle uzadıkça uzuyor yazacaklarım. Bence olmamış bir film Justice League. 

Ayla

Filmi uzun süredir bekliyordum. Zaten diğer filmlerden de filmi izleme çabamı görmüşsünüzdür. Buna en büyük etken Kore kültürünü sevmem. Hiç bir zamanda Kore Savaşından dolayı da bir ilgim olamdı hatta savaş hakkında bu film haricinde pek film izleyip okuduğumu da söyleyemeyeceğim. Zaten savaş filmlerini sevemem ve pek fazla izlemem.

Neyse gelelim filme. Film Türkiye’nin Oscar adayı. Ancak ben filmin bu adaylıktan öteye geçeceğini düşünmüyorum. Şimdi yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, bu film sinematik olarak başarılı bir film değil. Bunlara sonraki satırlarda değineceğim. Tabi bir de filmin gerçek bir hikaye olması izlenebilirliğini arttırırken malesef eleştrinin de yumuşamasına sebep oluyor. Bende bu sebebe sığınarak sadece çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Belirttiğim gibi film gerçek bir hikaye olması sebebi ile dramatik yönü ile izleyiciği oldukça etkiliyor. Bu sebeptendir ki filmi izleyenlerin bir çoğu filmden gözleri ıslak çıkıyor. Zaten film boyunca bik kaç sahne izleyeni duygulandırıyor. Asıl vurucu kısım final ve bu da zaten gerçek görüntülerden oluşuyor.

Şimdi gleelim gözüme takılan hususlara; Öncelikle filmde hiç bir karakter ile empati kuramadım. Karakterler bize çok uzak gibi. Tabi işin dramatik gerçekliğini hesaba katarsak ister istemez duygulanıyorsunuz ama bir emati beslemiyorsunuz karaktrlere Ali karakteri hariç sanki o daha doğal gibiydi.

Sahneler arasındaki geçiş, zaman atlamaları, karma karışık. Aynı tarih içerisinde bile sahne kırılımı çok farklı ve sanki olayın devamıymış gibi hissettirmedi bende.

Film ilk bölümlerde bir film olarak gidiyor, sonra birden belgesele dönüyor akabinde de reklamlara bağlıyor. Tüm süreç filme sıkışsın diye bu şekilde kurgulanmış film ama gereksiz sahneler çok fazlaydı. Mesela alman komutana Türkler’i kouşcağız filmden sonra dedirmenin mantığı ne? Tamam milliyetçilik yapacağız ama bu şekilde de olmasın. Tamamen alakasız bir yerdeydi bu sahne.

Bence karakterleri oynayan oyuncular tam oturmamıştı. Bilhassa yıllar sonra canlandırılan karakterler genç halleri ile hiç uyuşmuyordu. Bir de Çetin Tekindor’un uzun saçlarını neden içe doğru toplayarak gizmeye çaışmışlar analamdım. Filmin günümüze yakın yarısında o kadar eksik ve gereksiz sahne var ki anlatmakla bitmez.

Özet olarak filmin Oscar’da olacağnı düşünmüyorum. Beklediğimden kötü bir film ile karşılaştım. Hikayeyi belgeselden izleyin bence daha iyi.

Yol Ayrımı

Yol Ayrımı nedense çok fazla salonda gösterime sunulmadı. Sosyal medya dışında diğer reklam kanallarını takip etmiyorum ama filmin çok fazla telaşı da yapılmadı. Yavuz Turgul’un filmlerini severim. Hem Şener Şen’i görmek için bir fırsat oluyır hemde iyi bir film izlemek için. Bakalım yol ayrımı nasıl bir tat bırakacak?

Şimdi ilk yarıda ne diyebilirim bilmiyorum. Film görsel olarak iyi, güzel, oyunculuklar genel anlamda iyi ama bazı yerlerde gözüme çarpan şeyler oldu. Tabi daha filmin yarısı ama hikaye sıradan ve bazı sıkıntıları mevcut. Nedendir bilmem ama ben filme odaklanıp karakterlerle empati kuramadım henüz. Yavuz Turgul elbette Türk Sinemasına yön veren isimlerden ama sanki ilk izlenim itibari ile bana oturmayan bir şeyler var gibi geldi.

Filmin sonunda sanıyorum daha aklı selim yorumlar yapabilirim ki üzerinden bir saatten fazla geçti. Evime varım bilgisayarımı açtım. Yani yukarıdaki gibi telefon tuşlarına basarak aklımdakileri iki parmakla kaçırmasam gibi bir derdim yok. Neyse. Genel olarak filmden memnunkalmadığımı belirtmeliyim. Sanki çok hılı olmuş bir film. Av Mevsimi’inden sonra on yıl geçmiş (nasıl geçmiş anlamadım) ama karşımıza çok tutarsız, fazla çalışılmamış bir filmle çıkmış karşımıza Yavuz Turgul.

Hikaye tam oturmamış demiştim. Sebeplerinden biri ana karakterin, ne olduğu haliyle ne de dönüştüğü haliyle mantığa uygun hareket etmemesi. İkinci halinden çok ilk hali bana daha inandırıcı geldi. İlk halinde hak yiyen sert dediğim dedik adamın yerine sadece hadi iyilik yapayım düşüncesi eklenmiş ve değişim tam olarak verilememiş. Birde filmin içine yerlleştirilmiş sosyal mesajlar bana gereksiz geldi, sanki olsun diye araya sıkştırılmış ama filmin bütünü ile hiç alakası yoktu.

Benim için önemli olan Şener Şen, Rutkay Aziz gibi oyuncuları ve bir Yavuz Turgul yapımını izlemekti. Bu sebepten dolayı memnunum. Ha bu arada yukarıda yazdım yazdım ama vizyondaki bir çok filmden çok çok iyi bir film var karşımızda. Zaten farkındaysanız bu aralar detaya girdiğim tek film Yol Ayrımı oldu. Demek ki filmde birşeyler var.