Kategori arşivi: Kitap Özetleri

İhsan Oktay Anar – Puslu Kıtalar Atlası

Bir süredir okumaya niyetlendiğim kitaptı Puslu Kıtalar Atlası. Bu zamana kadar neden erteledim sorup duruyorum kendime. Okumamın ve buraya yazmaya niyetlenmemin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen kitap hala aklımda. Kitap 1995 yılında çıkmış ve yazarın ilk kitabı. Bir ilk kitap için oldukça mükemmel. Hem hikaye kurgusu hem anlatımı kesinlikle mükemmel. Son dönem Türk Edebiyatının gerçek edebiyatın en iyi eserlerinden biri diyebilirim Puslu Kıtalar Atlası için.

Kitapın çizgi romanı yapıldı ilerleyen günlerde ona da değineceğim. https://eksisozluk.com/entry/60722782 linktende okunabileceği gibi kitabın filmi de yoldaymış. Kesinlikle mükemmel olur diye düşünüyorum. (Bilgi umarım doğrudur). Lakin dil ve anlatım sorununu nasıl çözerler merak içindeyim.

Kitabın konusu hakkında hiç bir şey anlatmayacağım. Çünkü herkesin okuması gereken bir kitap Puslu Kıtalar Atlası.

Kitap Arkası

Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar… “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle…

Sayfa Sayısı: 238
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Art Spiegelman – Maus

İşin gücün yorgunluğu, kalan zamanlarda da onların verdiği yorgunluğu atmak için kıçımı devirip yatınca bir haftayı aşkın süredir bloga yazı yazamıyorum. Bu sıralar nedense tavuk gibiyim. Ön birde cup yatağa. Tabi sabah altıda kalktığımda hesaba katmak lazım. Kafam acayip karışık. Tabi bu karışıklığı atmak için de film izliyor ve kitap okuyorum lakin kafam hala dolu.

Okuduklarım arasında bir de Maus vardı. Maus bir çizgi roman. Art Spiegelman tarafından yazılmış 1992 Pulitzer Ödüllü bir çizgi roman bu. Yazar ve çizer ortaya çok samimi bir eser çıkarmış. Eser aslında babasının bir otobiyografisi. Babasının otobiyografisi yazma sebeplerinden biri de onun Nazi kamplarından sağ salim kurtulmuş olması.

Art Spiegelman babasının tüm isteksizliğine rağmen çizer olmuş ve aklında fikir olarak babasının hikayesini yazmak gelmiş. Ancak huysuz ve arık iyice yaşlanan babasından bu yaşadıklarını anlatmasını istemekte oldukça zordur. Huysuz olan babası bir başka kadınla evlenmiş kadında adamın huysuzluğuna katlanamamaktadır. Art babasına her gittiğinde ikisinin de yakınmalarını dinlemek zorunda kalır.

Kitabın akışı da bu şekilde. Babasının şimdiki yaşantısı ile onun anlattığı anıları arasında gider gelir. Art Spiegelman tüm bu olayları tamamen tarafsız ve olduğu gibi anlatmış. Kitabın en güzel tarafı da bu. Hatta kitapta Art Spiegelman’ın kendi hayata dair kendi kaygılarınıda anlatmış. Bu sebepten oldukça doğar bir kitap var karşımızda.

Kısaca özetlemek gerekirse, Art daha doğmadan önce bu olaylar yaşanmıştır. Annesi o doğduktan sonra intihar etmiş, hiç görmediği küçük kardeşi de ailesinin korunma çabası sebebi ile bir başkasına verilmiş muhtemelen orada da ölmüştür. Art Spiegelman’ın babası da tüm bu olanları oğluna anlatır.

Özetlemek gerekirse güzel beğendiğim bir çizgi roman Mause. Çizgi roman meraklısıysanız kesinlikle okuyun derim.

Kitap Arkası:

“Soykırım hakkında şimdiye kadar yapılmış en etkileyici ve başarılı anlatım.” Wall Street Journal

“Sessiz bir zafer, sürükleyici ve sade – tam olarak anlatmak imkânsız, çizgi roman dışında herhangi bir ortamda yakalanması imkânsız.” Washington Post

“Basit çizgilerle anlatılan büyük destan.” New York Times

“Etkisinde uzun süre kalınacak bir sanat eseri.” Boston Globe

Çevirmen: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 296
Cilt Tipi: Karton Kapak
Yayın Evi: İletişimş

Umberto Eco – Sıfır Sayı (Numero Zero)

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, düşünür, yazar Umberto Eco’nun kitabı kitaplığımda beklerken bu üzücü haber üzerine bende kendisini anmak için kitabı okuma sırasını öne alayım dedim.

Sıfır Sayı aslında günümüz medyasına çanak tutan bir kitap. Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da Eco hayali kahramanlarını gerçek olaylar içine usta bir kurgu ile sokmuş ve okurken bu karakterlerin bir hayali kahraman olması konusunda tereddüte düşüyorsunuz.

Eco kitabında İtalya’ya damga vuracak bir gazetenin gelişimini anlatıyor. Colonna adında bir gazeteci, üniversitedeki hocası Simei’den bir teklif alır. O dönem beş parasız olan Colona için bu teklif vazgeçilmezdir. Ancak bu işin bir riski vardır. Simei bir gazete çıkartacak ve bu gazete ortalığı karıştıracak bir çok kişiyi ipe alacak nitelikte olacaktır. Bu sebepten gazete çıkmadan önce her aya bir tane gelmek üzere bir sayı çıkaracaklar ve patrona sunacaklardır. Ekip toplanır ve iş başlar. Bu sırada Simei, Colonna’dan kendilerini garantiye almak için tüm bu sürecin kitabını yazmasını ister. bu şekilde patronlarına karşı da bir koruma kalkanı oluşturacaklardır. Ekip toplanır ve sayı hazırlıkları başlar.

Bu esnada gazete çalışanlarından biri Mussolini İtalyası’ndan bugüne kontrgerilla faaliyetini içeren tezini Colonna’ya açıklar. Kitabın büyük bir kısmı da bu şekilde geçer. Dönem içerisinde yer alan bir çok olayın faili olarak bu hareketler gösterilir. Ancak bir gün bu gazeteci öldürülünce işler karışır.

Okuması rahat ve bilgilendirici bir kitap Sıfır Sayı. Ancak Musolini’nin otopsisi biraz midenizi kaldırabilir.

Kitap Arkası:

Umberto Eco’nun yeni romanı: Kötü gazetecilik konusunda bir rehber

Tam bir “kaybeden” olan Colonna (50), gazeteci Simei’den iyi bir iş teklifi alıyor: “Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey” sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 “sıfır sayı”yı yönetecek ve “asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü”nü anlatan bir kitap yazacak.

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde “finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış  olacak.”

Teklif sahibi Simei’nin de kendi planı var: “her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net.”

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa’ya suikast, başka bir Papa’nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

Boyutlar 13,5 x 19,5 cm
Format Karton Kapak
Kağıt Tipi 2. Hamur
Sayfa Sayısı :176
ISBN: 9786050929751
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Doğan Kitap

Jack Kerouac – Yolda (On The Road)

Şöyle bir vakit bulduğumda bir şeyler karalayayım dedim. Gerçi yazacak çok festival filmi var ama şimdilik onlara vakit bulamadım. Blogta boş kalmasın.
Geçtiğimiz günlerde romanın filmini izlemiştim !f İstanbul kapsamında. Filmden pek bir şey anlamamış birde kitabı okuyayım demiştim. Şimdi Jack Kerouac  ve onun arkadaşlarının oluşturduğu Beat kuşağının yeri farklı edebiyat dünyasında. Ekip alışılagelmişin dışında bir yazım tekniği ve anlatım kullanmış. Tabi bunların başında da Jack Kerouac.

Yolda ise Jack Kerouac  ile arkadaşlarının Amerikayı dolaşma hikayesini anlatıyor. Sırtında çantası, Meksika’ya kadar uzanan hikayeyi burada görüyorsunuz. Öncelikle yazım ile ilgili düşüncelerimi belirteyim sonra biraz kitabın hikayesine değinirim.

Okuduğum kitap orijinal ruloydu. Biraz daha açıklayıcı olması açısından orijinal rulo nedir açıklayayım. Jack Kerouac kitabını bildiğiniz A4’lere değilde padişah fermanı gibi doladığı uzunca bir kağıda yazmış kitabını. Tabi bu farklılık öncelikle yayın evleri tarafından kabul görmemiş. Bazı yerlerden parçalamışlar. Dönem itibariyle kitabın içeriği sebebiyle kitap bir kaç kez tekrar yazılmış. Bu orijinal rulonun da hangi rulo olduğu konusunda da pek bilgi yok. Bu şekilde bir kaç düzeltilmiş rulo var ve bazı rulolarda karakterler farklı.

Jack Kerouac Amerikayı geziyor ve olan biteni yazıyor ama burada tanıştığı ve gezdiği arkadaşlarının isimleri yasal olarak sıkıntı olacağını düşünüldüğünden yayın evi tarafından değiştirilmesi isteniyor. Bu sebepten farklı rulolarda farklı karakterler bulunuyor. Benim okuduğum ruloda ise karakterler orijinal karakterler.

Kitap Amerika’nın 40 ve 50’lerinin reel hayatını anlattığı için akıcı ve güzel. Karakterler o dönem itibariyle çok alışkın karakterler olmasa da bize pek uzak gelmiyor. Kitap akıcı dedim ama bir o kadar da okuması zordu. Kitapta ne bir satır arası ne bir konuşma arası vardı. Bildiğiniz düz metindi 385 sayfa boyunca. Bununla birlikte bir yüz sayfa kadar daha kitap hakkında incelemeler mevcut. Yani bu kitabı okuduğunuzda iki kitap okumuş oluyorsunuz. Tabi bir de Jack Kerouac’ın bunu Yolda’yı dört kitap olarak tasarladığını düşünürseniz…

Ben kitabı beğendim. Bir Kerouac kitabı daha var okuyacağım. Gerçi kitaptan çok kitabın hikayesini beğendim desem yalan söylememiş olurum. Okuyun derim.

Kitap arkası:
Neal, Kerouac, diğerleri Kimi şair, kimi yazar, kimi serseri Bir avuç arkadaştılar Düzenden uzakta, başka bir hayatın peşinde Amerika’yı baştan başa katettiler Bazen tek başlarına, bazen bir arabaya tıkışıp dostlarıyla Bazen bir otostopçuyla Ya da âşık oldukları bir kadınla Yolda özgürlük vardı Yolda hayatın anlamı Yolda aşk vardı ve bazen sadece seks Yolda parasızlık, açlık vardı Bazen çözümsüzlük, kargaşa, kalleşlik Yolda bir arayış vardı, arayıp da bulamayış Yolda sorular vardı, çoğu cevapsız Ve yolda çoğu zaman masmavi bir gökyüzü Zümrüt yeşili çayırlar Ve sonsuz bir kızıllık vardı Yolda caz vardı, Cazın tanrıları ve ruhlara işleyen ritimler Onlar “beat kuşağı”ydılar Farklıydılar, özgürdüler, düzenin dışındaydılar Ve hep yoldaydılar…

Bob Dylan’ın “hayatımı değiştirdi; tıpkı herkesin hayatını değiştirdiği gibi” dediği Jack Kerouac’ın Yolda adlı kitabı Ayrıntı Yayınları’nın yeraltı edebiyatı dizisinin 41. kitabı olarak yayımlandı.1951 yılında Kerouac, Amerika’yı baştan başa kat etmiş olmanın heyecanıyla daktilosunun başına oturmuş ve vakit kaybetmemek için uzun bir rulo haline getirdiği kâğıtların üzerinde üç hafta hiç mola vermeden sürecek, otobiyografik bir yolculuğa başlamıştı. Bu süre sonunda ortaya çıkan yapıt, “iyi bir okul, iyi bir iş, iyi bir ev” gibi hazırlop değerlere boyun eğmedikleri için dışlanan, ötelenen insanlara söz verdiğinden, altı yıl boyunca yayıncı bulamadı, kısaltıldı, değişiklikten geçirildi. Ama gücünden pek bir şey yitirmedi.Caz ritimleriyle savrulan iki köksüz adamın yol temalı öyküsü, dürüst tanıklığıyla Amerikan orta-sınıf bilincine bıçak gibi saplandı ve Amerikan rüyasının solmaya yüz tuttuğu günlerde karşı-kültürün alameti farikası oldu; gençlik isyanının el kitabı haline geldi. Dünya çapında okur algısında isyan ile özdeşleşen Yolda, değişen tarihsel ve toplumsal koşullar altında bile bu özelliğini korumakta, hatta okurları küçük çaplı isyanlara sürüklemektedir: Amerika’nın büyük kitabevlerinde çoklukla raflarda değil kasanın arkasına konmasının sebebi, Yolda’nın İncil’in ardından en çok “araklanan” kitap olduğu söylencesindendir.Yolda aynı zamanda “iyi yazmak” adına dayatılan gelenekçi ölçütlere yarım asırlık bir karşı çıkıştır. Caz müziğinin geniş, doğaçlama soluğunu yankılamak isteyen maharetli bir yazarın, “spontan düzyazı” adını verdiği teknik vasıtasıyla giriştiği bir deneydir. Bu özelliğiyle, Amerikan edebiyatının çağdaş klasikleri arasında yer almış, Romantik düzyazının köşe taşlarından sayılagelmiştir.Yayımlandığı dönemde Yolda’nın alımlanışı büyük ölçüde “sansasyon” çerçevesinde gerçekleşmiştir. Edebiyat ve eleştiri çevrelerini ikiye bölen, kimilerinin Hemingway’in yapıtlarına denk tuttuğu, kimilerinin ise yazından saymadığı Yolda, bugün Amerikan modernizmi ile postmodernizmi arasında bir köprü kuran, caz müziğinin ritimlerini yazıya yansıtmasıyla deneysel, yaşamın potansiyelleri ile totalitaryanizme yakın bir düzenin izin verdikleri arasındaki boşluğu bir yol mitiyle doldurmaya, yeniden yaratmaya çalışmasıyla romantik bir edebiyat yapıtıdır. Dahası, Kerouac beyaz ve başarılı Amerika mitinin karşısına göçmenlerin, tarım işçilerinin, gezgin serserilerin hayatını koyarak ve bunu bir dışarlıklı gözüyle yaparak kültürel algıda bir kırılmaya yol açmıştır. Yolda’nın düzeltiden geçirilmemiş, orijinal metni, kitabın 1957’de yayımlanışının ellinci yılı onuruna 2007 yılında yayımlanmıştır.Kült roman Yolda ile arasındaki en belirgin fark ayrıntıya çok daha fazla yer ayırmasıdır: Yolda’dan daha uzundur, bugünün ölçütleriyle masum sayılsa bile cinsel anlamda daha çılgın deneyimlere ve eşcinselliğe yer vermektedir; dil bakımından ise Kerouac bir virtüöz olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu metnin alımlanışı da farklı olmuştur: Kült kitap Yolda yayımlandığında otobiyografik de olsa bir kurmaca metni olarak alımlanmışken, orijinal metin bugün bir hatırat olarak görülmektedir.

Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
ISBN: 978-975-539-553-1
Özgün Adı: On The Road
Yazar: Jack Kerouac
Çeviri: Can Kantarcı

Yekta Kopan – İçimde Kim Var

Bu okuduğum ikinci  kitabı. İlki bir öykü kitabıydı bu ise bir roman. Ancak söylemem gerekir ki gerçekten kitabı bir roman edasıyla okumaya başladım. Sonra ilk bölümlerde acaba ben mi hatalıyım bu kitap öykü kitabı mı diye tereddüt etmeye başladım. Anlatım ve gelişmeyen olay kendi bölümleri içinde birbirinden farksızdı. Neyse ki bir kaç bölüm sonra aslında bu farklı karakterlerin ortak bir yanı ortaya çıktı.

Açıkçası bu girizgah beni sıktı. Öyle betimlemeler vardı ki çok kitap okuyan ben bile (kendimi bu statüye soktum) zaman zaman bu betimlemelerin altında ezildim. Baştan söylemek gerekirse çok okuyan biri değilseniz bu kitap biraz ağır gelebilir size. Anlatım da bir de yağmur var. Şimdi düşünüyorum da bu çok mu gerekliydi. Evet edebi bir anlam katmış ama ana hikayeden uzaklaştırmış okuyucuyu. Gerçi bende bir şeyler karalarken böyle şeyler yapmıyor muyum evet yapıyorum. Bu yüzden, bu konuda pek yorum yapmayacağım.

Kitabın beni en etkileyen tarafı hikayenin baba olgusu üzerinde olması. Yekta Kopan iç seslerle babasızlık duygusunu, bir babayı bulma ve kaybetme olgusunu başarılı bir şekilde anlatmış.

Aslında hikayenin kimin etrafında döndüğü konusunda çok emin değilim ama karakterin yaşaması sebebi ile hikaye bana Metin Konur etrafında dönüyormuş gibi geldi. Oysa ki kendisi hakkında ya da onun dilinden çok bir şey yok. Metin İstanbul’da yaşayan başarılı bir fizik öğretmenidir. Aynı zamanda kitap yazmaya çalışmaktadır. Günün birinde, annesi ölmeden önce ona bir mektup gönderir. Bu mektupta aslında babasının ölmediğini ona bazı sebeplerden dolayı öldüğünü söylediklerini anlatır. Mektubunda babası ile tanışmasını neden ayrıldıkları konusunu da yazar. Yıllar sonra bunu öğrenen Metin, babasını aramaya başlar.

Babasını araştırır. Babası eski emektar Yeşilçam oyuncusu ve senaristidir. Onun takıldığı kahveye gider ve hakkında bilgi alamaya çalışır. Ancak kimsenin onun hakkında bilgisi yoktur. Yalnızca son dönemlerini Suna adlı genç bir kızla geçirdiğini öğrenir. Metin ise Sunayı bulma konusunda tereddüte düşer.

Roman, hikaye edasıyla bölümlendirilerek yazılmış. Belkide kitabı, romandan çok hikayeye benzetme sebebim bundan dolayı. Orson Cezmi, Suna, Behice, Rıza, Çiko düşüncelerini dinlerken bir karakter hakkında bir çok şeyi öğreniyoruz.

Meraklısı için okunabilir bir kitap.

Babasını hiç tanımayan, baba ve koruyucu özlemini, usta-çırak, baba-kız, öğretmen-öğrenci ilişkisi kurduğu bir yabancıda gideren Suna; babasının yerine bir yabancıya hayranlık duyan otelci genç Çiko; oğlunu hiç görmemiş, kendi dünyasında boğulmuş bir kayıp baba, Orson Cezmi; babasını eski bir filmde, İstanbul’un saklı köşelerinde kendi içsel yöntemleriyle arayan Metin; oğlunu yalanla büyüten, bütün hayatını bir yalan üzerine kuran Behice; Orson’un garip dünyasını paylaşan set işçisi Rıza; asla kesişmeyen paralel yaşamlarında mutsuzluklarıyla yoğrulanlar; ve bir insanın, herkesin zihninde farklı oluşan portresi. Yekta Kopan, acımasız bir yalan ve aldatma üzerine kurduğu romanında geç kalmış bir hesaplaşmanın tanıklığını yapıyor. Baştan sona bir film gibi akan, fondaki yağmurla, eski filmlerle, unutulmuş şarkılarla bütünleşen ve içinden akan hüzünle çoğumuzun yaşamına izdüşümler salan İçimde Kim Var, farklı bir baba-oğul hesaplaşması. Roman, kimin daha yalnız olduğu sorusuna yanıt ararken arkasında anlatılmamış hikayeler, sorulmadık sorular ve elbette tamamlanmamış hesaplaşmalar da bırakıyor.

Türkçe
168 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 13 x 21 cm
İstanbul, 2004
ISBN : 9789750704147
Yayın Evi: Can Yayınları