Kategori arşivi: Kitap Özetleri

Muazzez İlmiye Çığ – Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği

muazzez_ilmiye_cig_bereket_kulturu.

Yine pek fazla yorum yapamayacağım bir kitap tanıtmak istiyorum size. Tabi yorum yapamayacağım diyorum ama yine kitabı okuduktan sonra “vay be” diyeceğiniz bir kitap bu. Bu kez Muazzez İlmiye Çığ, Sumer’den başlayarak Tevrat’a kadar uzanan fahişelik konusunu ele alıyor. Tabi aynı şekilde Tavrat’taki “Neşideler Neşidesi”nin de çıkış kapısını biraz aralamış oluyoruz.

Okunulması ve faydalanılması gereken bir kitap Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği. Hayatımızdaki bir çek şeyin kökeninin nereden geldiğine tanık oluyoruz. Tabi onlara nereden geldiği ise bir muamma.

Kitap Arkası

Muzazzez İlmiye Çığ, bu kitapta, Sumer’in aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna, bereket kültü ve mabet fahişeliğinin Tevrat’taki izlerini sürüyor:
*İnanna’nın kutsal evlenme öyküsü, bereket kültü eğlenceleri ve Sumer şiirleriyle Tevrat’taki Neşideler Neşidesi adlı şiir arasındaki benzerlikler..
*Sumer efsaneleriyle Musevi efsaneleri arasındaki ortak noktalar..

Yazar, elinizdeki kitapta, Sumer’den Tevrat’a fahişelik konusunu da irdeliyor…
*Yeryüzünün ilk fahişeleri..
*Tanrıça İnanna’yı Göğün Fahişesi diye adlandıran belgeler..
*Kendilerini, tanrı namına bu işe gönüllü olarak adayan kadınlar, kutsal fahişeler
*İnanna’ın mabetlerinde rahibelerin bir görevi de kutsal fahişelik
*Tevrat’taki iki türlü fahişelik..
*Bir kurum ve meslek olarak görülen mabet fahişeliği…
*Tevrat ayinlerinde ve Tanrıça İnanna’ya yazılan ilahilerde görülen “kutsal erkekler”…

Kitabın Adı: Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği
Yazar: Muazzez İlmiye Çığ
Çeviri: Funda Başak Dörschel
Sayfa Sayısı: 88
Yayın Evi: Kaynak Yayınları

Andrea G. Pinketts – Lazzaro, Dışarı Çık

andrea_g_pinketts_lazzarus_cik_disari

Yine Yeraltı Edebiyatın’dan bir kitapla karşınızdayım. Bu kez yazarımız İtalyan Andrea G. Pinketts. Şansımdan mıdır nedir son ikidir Yeraltı Edebiyatın serileri beni pek tatmin etmedi. Bu kitapta onlardan biri. Vallahi çeviride mi sıkıntı var yoksa beni mi artık bu tarza tahammülüm kalmadı, yoksa kitap mı iyi değil bilemiyorum. Neyse yazar ile başlayayım.

Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğmuş. Gazetecilik ve yazarlık yazarlık yapmış. Benim de ilk kez duyduğum “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusuymuş. Bu akım ne derseniz, polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran yazı biçimiymiş. Akımın adı da pek ilginçmiş. Bir çok ödülü bulunmakla beraber Türkiye’de sadece iki kitabı yayınlanmış.

Kitaba gelirsek. Aslında ilk paragrafta belirttiğim gibi ben pek sevemedim. Bir türlü kitabın içine giremedim. Çok fazla İtalyanlara özgü göndermeler vardı. Bunların açıklaması yapılmış ama ne bileyim karakteri de pek sevemedim. Aslında karakterin amacını anlayamadım tam olarak. Tamam olay cinayeti çözmek ama asıl cinayetten çok kızlarda ilgilendi kahramanımız. Tabi bunun da bir amacı olduğunu düşünüyorum. Kızlarla katil tanıdık gibi.

Neyse zaten ben fikir belirtirken birazda konuyu yazdım. Lazzaro eski doğduğu memlekete geri döner. Dönme sebeplerinden biri de burada çocukların öldürülmesidir. Burada cinayetleri araştırırken bıraktığı şehirden geri kalanları eski tanışlarını da görür.

Kitap Arkası

İtalya kara edebiyatının günümüzdeki en tanınmış yazarlarından Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğdu. Kahramanı Lazzaro gibi gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Renkli kişiliği ile öne çıkan Pinketts polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusudur. Pek çok dile çevrilen, Scerbanenco ve Mystfest ödüllerini kazanan Pinketts’in
diğer kitapları arasında: Il vizio dell’agnello (1994), Il senso della frase (1995, Courmayeur Festivalinde Polisiye Kitap Ödülü), Io, non io, neanche lui (1996) ve Lazzaro, vieni fuori (1997) yer alır.

Lazzaro, Dışarı Çık romanının tuhaf kahramanı Lazarus Santandrea, Andreas G.Pinketts’i andırıyor. Aralarındaki en önemli fark Lazzaro’nun hiçbir zaman çocukluğunu yaşayamaması ve belki de hiç yaşlanmayacak olması. Okuyacağınız bu ilk macera dolu öyküsünde bile yetişkin biri o. Tatil yapmak için geldiği bir dağ kasabasında geçmişte işlenen bir çocuk cinayetinin izini sürüyor, aslında kötülüğün izini… İyiliğin ve Kötülüğün “iyi ve kötü” ile yüz yüze gelip yenik düştüğü bir mücadele . Köpekler hırladığı ve domuzlar havladığında, cücelerle devler küçük bir kasabada buluştuğunda, sahneye çıkma sırası Lazzaro’ya gelecektir…

“Grotesk” ve “noir” arasında bir denge yakalayan, kendine özgü “küstah” bir dil geliştiren Andrea G. Pinketts’in romanlarında Peter Pan ve Floransa canavarı, Mary Poppins ve Mary Riley, sübyancılar ve sinema fanatikleri, Swift ve Swing gibi karakterler orijinal bir üslupla dans ediyorlar…

Kitabın Adı: Lazzaro, Dışarı Çık
Özgün Adı: Lazzaro, Vieni Fuori
Yazar: Andrea G. Pinketts
Çeviri: Nilgün Onart
Sayfa Sayısı: 191
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

Ferhat Uludere – İslenmiş Aşka Mektuplar

ferhat_uludere_islenmis_aska_mektuplar

İslenmiş Aşka Mektuplar Ferhat Uludere’nin ikinci öykü kitabı. Tabi bir yenisi olur mu bilinmez ama bu kitap 2005 senesine ait. Tabi ilk öykü kitabı Sayıklamalar‘dan daha olgun, daha ayakları yere basan hikayeler var karşımızda. Sanıyorum 1001 Fıçı Bira ve Son 11‘in ayak sesler bu öykü kitabında kendini belli ediyor ve bir Ferhat Uludere tarzı çıkarıyor karşımıza.

Kitapta on adet öykü var ve başka metinler adı altında da iki adet farklı öykü. Yani on iki adet. Bu on iki adet öykü arasından en sevdiğimi sorarsanız ben “Cholé, bir roman kahramanı” yanıtını veririm. Kitabın en uzun ben bence en sürükleyici, meraklandırıcı öykülerinden biri. Tabi diğer öykülerinde hakkını yememek lazım.

Hikayeler şöyle böyle diye ayrıntıya girmeyeceğim. Kitabı alınız ve okuyunuz efendim. Aslında ansiklopedik bilgi olsun diye kitaptaki öykü isimlerine yer versem mi diye düşünmedim değil. Ama yapmayacağım. On iki adet öyküyü keyifle okuyacağınızdan eminim.

Yazı iyice çığırından çıkmadan kitap arkasına geleyim.

Ama bir itirafta bulunayım gerçek olsa “Cholé’e bende aşık olurdum. Gerçekten gerçek olsa….

Kitap Arkası

“İlişkiler yaşadıkça anlıyor insan; yaşadığı ilişkinin olmayacağını. Aşk dediğine inanıyor ilk önce, sonra bunun üzerinden yalanlar atmaya başlıyor kendine. Karşısındaki de kendine atıyor aynı yalanları ve bir araya geliyorlar. Aslında aşklarından değil, yalanlarından bir araya gelip, söylediklerinin gerçek olmasını diliyorlar.”

Bir şeylerin yaşanmış olması için ille de onların yaşandığını başkalarının görüp, duyması, bilmesi gerekir mi? Aşkla…ama bir yandan ölümle…ama böylece de hayatla dolup taşan, hatta patlayan bu on öykü ve iki deneme, hayatın karanlık yüzünü ortaya çıkartıyor. Arka planda Nick Cave şarkılarının çaldığı, hem yürekli, hem de yürekten yazılmış öyküler insanın içindeki gölgeleri görünür kılıyor. Yalnızlıkları ile baş etmeye çalışmaktan bıkmış, bir şekilde birliktelikleri ile baş etmeyi deneyen, bunu bazen beceren, bazen denemekten vazgeçen insanların hikayeleri var burada. Kabus gibi hikayeler…

Kitabın Adı: İslenmiş Aşka Mektuplar
Yazar: Ferhat Uludere
Sayfa Sayısı: 114
Yayın Evi: Çitlembik Yayınları

Burak Aksak – Leyla İle Mecnun

burak aksak leyla ile mecnun

Aslında büyük bir beklenti ile okumamıştım kitabı. Diziyi merakla bekleyenlerden biride bendim ama bu kitabı beklemiyordum açıkçası. Gelmiş ve okuyalım dedim ama ne yalan söyleyeyim hiç haz almadım. Sanki dizinin bir bölümünü izliyormuş gibiydim hemde ciddi bir bölümünü.

Öncelikle karakter ve mekan tanımları çok basitti. Ayrıntıya girilmemiş. Sanki nasıl karakterleri herkes tanıyor biz olaya girelim kıvamında olmuş. Bu dediğim dışına Pakize, Kamil, Zeynep, Arda karakterlerinin anlatımının derin olmasına çalışılmış ama o da beklenen tadı vermemiş. Eğer dizi olmayıp önce kitap olarak piyasaya çıksaymış bu haliyle çok fazla ses getireceğini düşünmüyorum. Behzat Ç. gibi bu kitapta diziye uyarlandığında ses getirirdi.

Tabi kitap üç sezon süren bir dizinin özeti niteliğinde istense de olamaz. Bu sebepten dolayı karakterlerin aslında ne iyi niyetli olduğunu görüyoruz. İşin absürt tarafı ise sadece Leyla ile Mecnun birleşirse dünyanın yok olması ve dedelerle alakalı. Biraz daha detay beklerdim aslında. Kitabın finali ise bekleneni vermedi. Sadece ilk sezonun yarım bir özeti gibi karşıma çıktı.

Tabi şimdi dizi ile karşılaştırmalı mıyım diye düşünüyorum… Aslında evet karşılaştırmalıyım. Çünkü o çizginin ve çerçevelerin dışına çıkmayan bir kitap. tabiri de caiz ise onun ekmeğini yiyen. Hal böyle olunca da kitaptan da bir sonuç bekliyorsun dizinin yapılmamış finali gibi ama o kitapta da yok.

Bu şekilde yazmaya devam etsem uzar gider yazı. Bu sebepten dolayı kısa kesiyorum. evet karakterleri okumaktan memnun oldum mu oldum, ama kitap beni tatmin etmedi.

Kitap Arkası

“Bir yanımız çöl bir yanımız deniz…”

“Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz… Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum…”

Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.

Kitabın Adı: Leyla İle Mecnun
Yazar: Burak Aksak
Sayfa Sayısı : 272
Yayın Evi: Küsürat

Arthur Nersesian – Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni

arthur nersesain unutulmus adanın kararsiz secmeni

Yeraltı edebiyatı serisini çok severim. Zaten şurada yazdığım kitapların bir çoğu da bu seriye aittir. Tabi içlerinden sevdiklerim de var sevmediklerimde. Sanıyorum bu kitabı araya sıkıştıracağım. Neden diye sorarsanız benim için bu kitap arada kaldı. Aslında kitap arkasını okuduğumda çok meraklanmıştım ve sanırım beklentiyi çok yükselttim. Eh sonrasında o yüksek beklenti hazzını alamayınca kitap benim için pek keyifli olmadı.

Yazar Arthur Nersesian 1958 yılında New York’ta doğmuş. Kitaplarında da New York sürekli ana kahraman olmuş. Bu kitapta da aynı şekilde. New York, New York ama hep aynı yerinde değil, bazen bir çölde bazense başka bir şehirde ama isim aynı isem, sadece mekanlar değişken. Yazarın en meşhur romanı ise The Fuck-Up’mış. İlerleyen zamanlarda okuyabilirim bu kitabı da sonuçta çeviri edebiyatında çeviren de önemli. Şans vermek lazım. Yazar kitap yazmak dışında dergi editörlüğü, İngilizce öğretmenliği yapıyor, tiyatro oyunları, şiir kitapları da yazıyormuş. Aslında biraz daha incelenecek yazarlardan.

Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni için internette biraz araştırma yaptım. Aslında kitabı herkes satıyor ama sanıyorum okuyan kimse yok. Bir tane yorum bile bulamadım. Sanıyorum aryan benim bloga ulaşacak bundan sonra. Aslında kitap arkasında hikayenin özeti açıkça verilmiş ama bende bir üzerinden geçeyim.

Uli, kendine geldiğinde gözlerini açtığı mekanı bilmemektedir. Nereden geldiği nereye gittiği, nerede olduğu konusunda hiç bir fikri yoktur. Aklından sadece sırayla yapması gerekenler bir tekerleme gibi akmaktadır. Bir yerlere gidip birilerini öldürmesi gerekmektedir. Yolculuk esnasında tanıştığı insanlar nispeten ona tanıdık gelir ama çıkaramaz kimin kim olduğunu. New York’tadır ama Nevada çölünde olan bir New York’ta. Şehir talan edilmiş, kendine parti diyen iki topluluk iktidar için savaşmaktadır. Bu arada da seçim arifesidir. Sanki sürekli seçim vardır bu bölgelerde. Hiç bir parti bir diğerine uyum sağlayamaz. Uli de aslında hipnozla diğer parti başkanını öldürmek için programlanmıştır. Bu süreci ve başına gelenleri, yaratılan yeni New York eşliğinde bizde görürüz.

Kitap Arkası

Çağdaş Amerikan yeraltı edebiyatının en şaşırtıcı yazarlarından Arthur Nersessian Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni’nde günümüz ABD’sinin karanlık bir parodisini sunuyor. Bilimkurgulara özgü bir zaman metaforu, paronayak bir siyasi düzen ve kaotik bir atmosfer…Unutkanlık hastası Uli gözlerini açtığında kendisini tuhaf, ürkütücü, hem tanıdık hem çok yabancı bir şehirde bulur; NewYork’ta… Ancak bu yeni NewYork Nevada çölünün ortasına kurulmuştur. Yakılıp yıkılmış bu vahşi şehirde insan hayatının hiçbir değeri yoktur. Siyasi parti kisvesi altında örgütlenmiş iki gangster çetesinin egemenlik savaşı verdiği sokaklar, yaklaşan seçimler nedeniyle tam bir savaş alanına dönmüştür. Bu iki çete, Domuzlar ve Çöpçüler, başkanlık yarışını kazanmak için her yolu denemektedir. Az sayıda insanın yaşadığı şehirde bir oy bile önemlidir ve kararsız seçmenlerin tercihi belirleyecektir her şeyi.Can derdine düşüp çetelere boyun eğmiş seçmenleri gören Uli bir görevi olduğunu, buraya bilerek gönderildiğini düşünür; ama kim, neden görevlendirmiştir Uli’yi? Hepsinden önemlisi Uli kimdir?Uli yavaş yavaş alternatif bir tarih ve ülke similasyonu içinde bir oyuncu olduğunu ve neden buraya geldiğini anlayacak ve Unutulmuş Ada’nın kararsız seçmeni için mücadele etmeye başlayacaktır.Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni’nde, William Burroughs ve Philip K. Dick karışımı bir üslupla, günümüz NewYork’undan hareketle yepyeni bir dünya yaratıyor Nersessian. Karanlık bir hikaye bekliyor okuru bu kitapta. Arayan yer yer umut da bulacaktır bu kitabın sayfalarında ama mutlaka rahatsız edici zengin bir hayalgücü eşliğinde…

Kitabın Adı: Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni
Özgün Adı: The Swing Voter of Staten Island
Yazar: Arthur Nersesian
Çeviri: Funda Başak Dörschel
Sayfa Sayısı: 272
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları