Muazzez İlmiye Çığ – Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği

Yine pek fazla yorum yapamayacağım bir kitap tanıtmak istiyorum size. Tabi yorum yapamayacağım diyorum ama yine kitabı okuduktan sonra “vay be” diyeceğiniz bir kitap bu. Bu kez Muazzez İlmiye Çığ, Sumer’den başlayarak Tevrat’a kadar uzanan fahişelik konusunu ele alıyor. Tabi aynı şekilde Tavrat’taki “Neşideler Neşidesi”nin de çıkış kapısını biraz aralamış oluyoruz. Okunulması ve faydalanılması gereken bir kitap Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği. Hayatımızdaki bir çek şeyin kökeninin nereden geldiğine tanık oluyoruz. Tabi onlara nereden geldiği ise bir muamma. Kitap Arkası Muzazzez İlmiye Çığ, bu kitapta, Sumer’in aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna, bereket kültü ve mabet fahişeliğinin Tevrat’taki izlerini sürüyor: *İnanna’nın kutsal evlenme öyküsü, bereket kültü eğlenceleri ve Sumer şiirleriyle Tevrat’taki Neşideler Neşidesi adlı şiir arasındaki benzerlikler.. *Sumer efsaneleriyle Musevi efsaneleri arasındaki ortak noktalar.. Yazar, elinizdeki kitapta, Sumer’den Tevrat’a fahişelik konusunu da irdeliyor… *Yeryüzünün ilk fahişeleri.. *Tanrıça İnanna’yı Göğün Fahişesi diye adlandıran belgeler.. *Kendilerini, tanrı namına bu işe gönüllü olarak adayan kadınlar, kutsal …

Andrea G. Pinketts – Lazzaro, Dışarı Çık

Yine Yeraltı Edebiyatın’dan bir kitapla karşınızdayım. Bu kez yazarımız İtalyan Andrea G. Pinketts. Şansımdan mıdır nedir son ikidir Yeraltı Edebiyatın serileri beni pek tatmin etmedi. Bu kitapta onlardan biri. Vallahi çeviride mi sıkıntı var yoksa beni mi artık bu tarza tahammülüm kalmadı, yoksa kitap mı iyi değil bilemiyorum. Neyse yazar ile başlayayım. Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğmuş. Gazetecilik ve yazarlık yazarlık yapmış. Benim de ilk kez duyduğum “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusuymuş. Bu akım ne derseniz, polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran yazı biçimiymiş. Akımın adı da pek ilginçmiş. Bir çok ödülü bulunmakla beraber Türkiye’de sadece iki kitabı yayınlanmış. Kitaba gelirsek. Aslında ilk paragrafta belirttiğim gibi ben pek sevemedim. Bir türlü kitabın içine giremedim. Çok fazla İtalyanlara özgü göndermeler vardı. Bunların açıklaması yapılmış ama ne bileyim karakteri de pek sevemedim. Aslında karakterin amacını anlayamadım tam olarak. Tamam olay cinayeti çözmek ama asıl cinayetten çok kızlarda ilgilendi kahramanımız. Tabi …

Ferhat Uludere – İslenmiş Aşka Mektuplar

İslenmiş Aşka Mektuplar Ferhat Uludere’nin ikinci öykü kitabı. Tabi bir yenisi olur mu bilinmez ama bu kitap 2005 senesine ait. Tabi ilk öykü kitabı Sayıklamalar‘dan daha olgun, daha ayakları yere basan hikayeler var karşımızda. Sanıyorum 1001 Fıçı Bira ve Son 11‘in ayak sesler bu öykü kitabında kendini belli ediyor ve bir Ferhat Uludere tarzı çıkarıyor karşımıza. Kitapta on adet öykü var ve başka metinler adı altında da iki adet farklı öykü. Yani on iki adet. Bu on iki adet öykü arasından en sevdiğimi sorarsanız ben “Cholé, bir roman kahramanı” yanıtını veririm. Kitabın en uzun ben bence en sürükleyici, meraklandırıcı öykülerinden biri. Tabi diğer öykülerinde hakkını yememek lazım. Hikayeler şöyle böyle diye ayrıntıya girmeyeceğim. Kitabı alınız ve okuyunuz efendim. Aslında ansiklopedik bilgi olsun diye kitaptaki öykü isimlerine yer versem mi diye düşünmedim değil. Ama yapmayacağım. On iki adet öyküyü keyifle okuyacağınızdan eminim. Yazı iyice çığırından çıkmadan kitap arkasına geleyim. Ama bir itirafta bulunayım gerçek …

Burak Aksak – Leyla İle Mecnun

Aslında büyük bir beklenti ile okumamıştım kitabı. Diziyi merakla bekleyenlerden biride bendim ama bu kitabı beklemiyordum açıkçası. Gelmiş ve okuyalım dedim ama ne yalan söyleyeyim hiç haz almadım. Sanki dizinin bir bölümünü izliyormuş gibiydim hemde ciddi bir bölümünü. Öncelikle karakter ve mekan tanımları çok basitti. Ayrıntıya girilmemiş. Sanki nasıl karakterleri herkes tanıyor biz olaya girelim kıvamında olmuş. Bu dediğim dışına Pakize, Kamil, Zeynep, Arda karakterlerinin anlatımının derin olmasına çalışılmış ama o da beklenen tadı vermemiş. Eğer dizi olmayıp önce kitap olarak piyasaya çıksaymış bu haliyle çok fazla ses getireceğini düşünmüyorum. Behzat Ç. gibi bu kitapta diziye uyarlandığında ses getirirdi. Tabi kitap üç sezon süren bir dizinin özeti niteliğinde istense de olamaz. Bu sebepten dolayı karakterlerin aslında ne iyi niyetli olduğunu görüyoruz. İşin absürt tarafı ise sadece Leyla ile Mecnun birleşirse dünyanın yok olması ve dedelerle alakalı. Biraz daha detay beklerdim aslında. Kitabın finali ise bekleneni vermedi. Sadece ilk sezonun yarım …

Arthur Nersesian – Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni

Yeraltı edebiyatı serisini çok severim. Zaten şurada yazdığım kitapların bir çoğu da bu seriye aittir. Tabi içlerinden sevdiklerim de var sevmediklerimde. Sanıyorum bu kitabı araya sıkıştıracağım. Neden diye sorarsanız benim için bu kitap arada kaldı. Aslında kitap arkasını okuduğumda çok meraklanmıştım ve sanırım beklentiyi çok yükselttim. Eh sonrasında o yüksek beklenti hazzını alamayınca kitap benim için pek keyifli olmadı. Yazar Arthur Nersesian 1958 yılında New York’ta doğmuş. Kitaplarında da New York sürekli ana kahraman olmuş. Bu kitapta da aynı şekilde. New York, New York ama hep aynı yerinde değil, bazen bir çölde bazense başka bir şehirde ama isim aynı isem, sadece mekanlar değişken. Yazarın en meşhur romanı ise The Fuck-Up’mış. İlerleyen zamanlarda okuyabilirim bu kitabı da sonuçta çeviri edebiyatında çeviren de önemli. Şans vermek lazım. Yazar kitap yazmak dışında dergi editörlüğü, İngilizce öğretmenliği yapıyor, tiyatro oyunları, şiir kitapları da yazıyormuş. Aslında biraz daha incelenecek yazarlardan. Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni için internette …

Göksel Bekmezci – Bir Elmanın Yarası

Şiir kitapları için pek fazla uzun bir şeyler yazmadığım doğru. Şiir için pek yorum yapmak adetim değil, zaten bunu da daha önce belirtmiştim. Ülkemin insanlarının yüzde doksanının şair olduğunu sürekli sosyal medya hesaplarında orada burada yayınladığını düşünürsek bu çokluk içinde kaliteli şair bulmakta zor. İşte o zaman nerede Atilla iİhan’lar, Özdemir Asaf’lar demeden duramıyoruz. Ama Göksel Bekmezci son dönemin o eski isimleri hatırlatmayan şairlerinden. Kelime bilgisi ve bu bilgiyle yoğrulan oyunları keyifli bir okuma sunuyor. Hani demiştim ya şiir kitabı roman gibi bir oturuşta okunmaz diye, işte bu kitap için onu yapmakta zorlanıyorsunuz. Okumanızı tavsiye ederim. Kitap Arkası ben, göksel bekmezci. kendimi biryerlerden tanırım ama çıkaramam. yalnız yaşarım. fakat evime geçkaldığımda telaşlanırım. kalbim ’78 model ve tektanrılıdır, ruhumsa yansanayi. bazı şeyler hayal gücüme gider, çok şeyse bilinçaltımda ezilir. aşklarımda yoklama alırım. içim yanımdaysa, herkesi var yazarım. bayramlarda tanrı’yla şeytan’ın barışmasını bekler; kıyamet, bir pazar gününe denk gelse, can kaybı fazla …

Stefan Zweig – Satranç

Stefan Zweig’in okuduğum ilk kitabı ve yazarın da son kitabı. Bu kitaptan sonra kendisi eşi ile birlikte intihar etmiş. İkinci dünya savaşı döneminde yaşayan yazar Nazi yönetimi tarafından ülkesinden sürülmüş. Bu sürgün esnasında da bu kitabı yazmaya başlamış. Zweig’in intihar etmesinin sebebi o dönem yaşanan insanlık dramı kalarak görülüyor. Satranç’da bu durumu oldukça güzel bir şekilde okuyucusuna aktarmış ve o dönem yaşalanlar üzerinden başarılı bir psikolojik tahlil çıkarmış. Anlatım dili ve insan psikolojisini betimlemedeki ustalığı kitabın keyif, merak ve üzüntüyle okumanızı sağlıyor. Aslında çok kalın olmayan bir kitap Satranç. Buna rağmen içinde o kadar çok karakter var ki her biri hakkında merak uyanıyor okuyucuda. Hemen hemen herkesin hikayesine de merak bırakmayacak şekilde değinilmiş. Hikaye iki arkadaşın New York’tan Buenos Aires’e gemi yolculuğu yapmasıyla başlıyor. Gemide ise iş adamları, sosyetenin önde gelenleri ve gazeteciler var. Tabi bir de dünya satranç şampiyonu Mikro Czentovic gemide. Hikaye öncelikle Mikro Czentovic hikayesini anlatıyor. Çocukluğundan …

Back to Top