Kategori arşivi: Kitap Özetleri

Philippe Djian – Betty Blue 

Daha çok Jean-Jacques Beineix’in 37°2 Le Matin adlı film uyarlamasıyla anılan filminin romanı aslında Betty Blue. Yani Google’da küçük bir arama yaptığınızda kitaptan çok filme rastlarsınız. 86 yılında çekilen film nerdeyse birebir film ile örtüşür. Betty Blue aslında bir aşk hikayesidir. Ancak sürekli görüp okuduğumuz gibi masum bir aşk hikayesi değildir. 

Hikaye bir adamın hayatına giren Betty adında bir kızdan sonra, adamın tüm hayatının boka sarmasını anlatır. Evet gerçekten de bunu tamamlayacak tek şey “boka sarma” değimidir. Kitapta karakterler o kadar birbirine ters ki bu tersin aşkı anlatılmış kitapta. 

Ana karakterimiz yani kitabı anlatan kendi başına, günübirlik yaşayan hayattan bir beklentisi de olmayan biridir. Günün birinde çok güzel bir kız olan Betty hayatına girer. O nu güzel kızın nasıl hayatında olduğunu sorgularken kızdaki tuhaflığı sezer. Anlatıcı da tuhaftır. Ondan uzaklaşmak yerine daha da kapılır. Hatta Betty ile birlikte kitabını basmayan editörü basacak kadar. Sonrasını siz düşünün. 

Betty Blue bir aşk hikayesi ama bildiğiniz gibi bir aşk hikayesi değil. Kitap sizi hem rahatsız edecek,  hem de kendini sevdirecek. Kesinlikle okuyun derim tam bir klasik. Eğer filmi izlemek isterseniz baştan söyleyeyim. Biraz +18.

Kitap Arkası

Hemen belirtelim: Elinizdeki roman “yırtıcı” bir aşkı anlatıyor. “Aşk”ı, mutluluk ve evlilik beklentileriyle yaşamak isteyenlere göre bir kitap değil; hiç değil!.. Sakin bir hayattan yana olan-lar, pembe rüyalarının yıkılmasından korkanlar, okumasınlar…
Eleştirmenlerce bir mit, içtenlikle ve cesurca kaleme alınmış bir roman olarak nitelendirilen Betty Blue, barlarda çalışan bir kadınla bir musluk tamircisinin, yani sıradan insanların, yani anti-kahramanların aşklarını yaşamak ve kaderlerini değiştirmek için verdikleri mücadeleyi anlatır. Kadın, çağdaş dünyanın sahteliklerine ve alçaklıklarına karşı öfkesini dizgin-lemeyen biridir. Hayata karşı çırılçıplaktır, korunmasızdır; hiçbir hesabı yoktur. Erkek, yalnızlık ve nesnelerin anlamsızlığı konusunda deneyimli, isyanını gerçekleştiremediği için kendini için için yiyen bir kuşağa mensuptur. Minyatür bir hayat kurmak için dünyanın ıssız bir köşesine gider. Bir kitap yazar ve unutur. Akşamları bira içerek güneşin batışını sey-retmeye razı olur. Bir gün kadın öfkesiyle, dişiliğiyle, sahici-liğiyle gelir. Erkeğin öfkesinin de giderek ateşlendiği cehen-nemin ayrıntılarına doğru uzanan bir yolculuğa beraberce çıkarlar… Farklılıklarına aldırmayanlarla, başlarını eğdirmek isteyenlerle kavga etmekten çekinmezler. Giderek bir bok çukuruna dönüşen dünyaya teslim olmazlar. Yaralanırlar. Yaralarlar.

Romanın bir yerinde erkek ‘öyle der: “Hayatta birtakım he-defler saptamak, kendini zincire vurmaktır.” “Mutluluk’un var olmadığını, Cennet’in var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini” anlamak gerekir. “Ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına” inanmak bir kere daha yanılmaktır. “Çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır.”

Kaderine razı olmayanların, öfkesini kontrol etmek istemeyen-lerin, yüreğinde ateş yananların romanı… Yeraltı edebiyatının en “yırtıcı” örneklerinden biri…

“Philippe Djian’ın dünyasını iyi ‘okuyan’ kitabın çevirmeni Ayşen Ekmekçi’nin kusursuz çevirisi de gerçekten kitaba çok ayrı bir tat katmakta. Ayrıntı Yayınları’na ise edeceğim tek söz var: Helal olsun! Bettty Blue filmini izlemiş kişilere gelince… Bu kitap ile film arasında sadece hayat değil, dünya ve ruh farkı var.”
-Binyıl Kitap Eki-
Çevirmen: Ayşen İplikçi
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı : 368

Nihat Sırdar – Otuz Beş’i Beklerken

Otuz Beş’i Beklerken

Neredeyse buraya altı aydır kitap tanıtımı yazmıyormuşum. Okumadığımdan değil sadece zaman yönetmek ile ilgili sıkıntımdan dolayı. Bu sıralar yazmak ve okumakla çok fazla haşırneşir olmama rağmen şuraya girip yazamıyorum. Zaten buranın formatını da ufak tefek değiştireceğim. Önceden bir bilgi vereyim dedim. Neyse kendi gevezeliğimi bitireyim de Hikat Sırdar’ın 35’i Beklerken kitabına bir giriş yapayım.

Nihat Sırdar’ı severim. Hatta son dönemde dinlediğim tek radyocu diyebilirim. Gerçi Türkiye’de radyo dinleme alışkanlığı iyice arabada yolculuk yaparken yerine getirilen bir görev oldu. Ben de bilhassa sabahlarıı arda sırada Nİhat Sırdar’ı dinlerim. Haber yorumları, görüşü oldukça hoşuma gider.

Kitabının çıktığını duyduğumda gidip aldım. Kitabın ismine herkes gibi ben de aldanarak oyuz beş yaşı bekliyormuş gibi kanıya kapılarak okumaya başladım. Tabi bu otuz beş sandığım gibi otuz beş yaş değil, Kocamustafa Paşa – Taksim hattının numarası olan 35 C’imiş. Neyse dedim ve okumaya başladım. Kitap Nihat Sırdar’ın çeşitli mecralarda yayınlanmış köşe yazılarnın toparlanamasıymış. Hal böyle olunca kısa öyküler niteliğindeki kitabı yavaç yavaş ara vere vere yürümeye başladım. Tabi kitap köşe yazıları ve anı niteliğinde olunca çok fazla edebi bir eser beklemiyorsunuz. Bununla beraber eskilerlerde yalananlara dair sevimli hatıralar kaplıyor etrafınızı.

Ben okumanızı tavsiye ederim, yer yer tebessüm ettiren, yer yer gülümseten bir kitap Otuz Beş’i Beklerken.

Kitap Arkası

Türkiye’de “radyo” denilince ilk akla gelen isimlerden biridir Nihat Sırdar…

Yıllardır en çok dinlenen ve en çok sevilen programlar onun eseridir.

Nihat Sırdar’ın radyoda yaptığı ilk programı dinleyemedim ama ilk kitabının heyecanına tanık oluyorum. Eminim ki, o ilk programı dinleyenler, geleceğin başarılı bir radyocusuna kulak verdiklerinin farkındaydılar. Sırdar’ın ilk kitabını okuyanlar da, yazın dünyası için aynı düşünceye sahip olacaklar.

Elinizde tuttuğunuz “Bir Nihat Sırdar Kitabı”…

Ve 35 numaralı otobüs, içine sizi de almak için kapılarını açıyor…
-Sunay Akın-

Nihat Sırdar ilk kitabı Otuz Beş’i Beklerken’le hayatı ıskalamayan bir dille İstanbul’un o eski sokak aralarında dolaşıyor, dükkân önlerinde top koşturup misket oynayan çocuklarla zamanın uçuculuğuna keskin bir parantez açıyor. Söyleyecek bir sözümüzün her zaman olduğunu hissederek yapıyor bunu.

Artık Kocamustafapaşa 35 C Taksim tabelalı otobüse atlayıp Nihat Sırdar’la zamanda bir yolculuğa çıkma vaktidir. Yitip giden zamanda ülkece neleri geride bırakıp nereye doğru yol alıyoruz bir de onun hikâyelerinden dinleyin…
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 152
Baskı Yılı: 2016
Yayınevi: İnkılap Kitabevi

İhsan Oktay Anar – Puslu Kıtalar Atlası

Bir süredir okumaya niyetlendiğim kitaptı Puslu Kıtalar Atlası. Bu zamana kadar neden erteledim sorup duruyorum kendime. Okumamın ve buraya yazmaya niyetlenmemin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen kitap hala aklımda. Kitap 1995 yılında çıkmış ve yazarın ilk kitabı. Bir ilk kitap için oldukça mükemmel. Hem hikaye kurgusu hem anlatımı kesinlikle mükemmel. Son dönem Türk Edebiyatının gerçek edebiyatın en iyi eserlerinden biri diyebilirim Puslu Kıtalar Atlası için.

Kitapın çizgi romanı yapıldı ilerleyen günlerde ona da değineceğim. https://eksisozluk.com/entry/60722782 linktende okunabileceği gibi kitabın filmi de yoldaymış. Kesinlikle mükemmel olur diye düşünüyorum. (Bilgi umarım doğrudur). Lakin dil ve anlatım sorununu nasıl çözerler merak içindeyim.

Kitabın konusu hakkında hiç bir şey anlatmayacağım. Çünkü herkesin okuması gereken bir kitap Puslu Kıtalar Atlası.

Kitap Arkası

Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar… “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle…

Sayfa Sayısı: 238
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Art Spiegelman – Maus

İşin gücün yorgunluğu, kalan zamanlarda da onların verdiği yorgunluğu atmak için kıçımı devirip yatınca bir haftayı aşkın süredir bloga yazı yazamıyorum. Bu sıralar nedense tavuk gibiyim. Ön birde cup yatağa. Tabi sabah altıda kalktığımda hesaba katmak lazım. Kafam acayip karışık. Tabi bu karışıklığı atmak için de film izliyor ve kitap okuyorum lakin kafam hala dolu.

Okuduklarım arasında bir de Maus vardı. Maus bir çizgi roman. Art Spiegelman tarafından yazılmış 1992 Pulitzer Ödüllü bir çizgi roman bu. Yazar ve çizer ortaya çok samimi bir eser çıkarmış. Eser aslında babasının bir otobiyografisi. Babasının otobiyografisi yazma sebeplerinden biri de onun Nazi kamplarından sağ salim kurtulmuş olması.

Art Spiegelman babasının tüm isteksizliğine rağmen çizer olmuş ve aklında fikir olarak babasının hikayesini yazmak gelmiş. Ancak huysuz ve arık iyice yaşlanan babasından bu yaşadıklarını anlatmasını istemekte oldukça zordur. Huysuz olan babası bir başka kadınla evlenmiş kadında adamın huysuzluğuna katlanamamaktadır. Art babasına her gittiğinde ikisinin de yakınmalarını dinlemek zorunda kalır.

Kitabın akışı da bu şekilde. Babasının şimdiki yaşantısı ile onun anlattığı anıları arasında gider gelir. Art Spiegelman tüm bu olayları tamamen tarafsız ve olduğu gibi anlatmış. Kitabın en güzel tarafı da bu. Hatta kitapta Art Spiegelman’ın kendi hayata dair kendi kaygılarınıda anlatmış. Bu sebepten oldukça doğar bir kitap var karşımızda.

Kısaca özetlemek gerekirse, Art daha doğmadan önce bu olaylar yaşanmıştır. Annesi o doğduktan sonra intihar etmiş, hiç görmediği küçük kardeşi de ailesinin korunma çabası sebebi ile bir başkasına verilmiş muhtemelen orada da ölmüştür. Art Spiegelman’ın babası da tüm bu olanları oğluna anlatır.

Özetlemek gerekirse güzel beğendiğim bir çizgi roman Mause. Çizgi roman meraklısıysanız kesinlikle okuyun derim.

Kitap Arkası:

“Soykırım hakkında şimdiye kadar yapılmış en etkileyici ve başarılı anlatım.” Wall Street Journal

“Sessiz bir zafer, sürükleyici ve sade – tam olarak anlatmak imkânsız, çizgi roman dışında herhangi bir ortamda yakalanması imkânsız.” Washington Post

“Basit çizgilerle anlatılan büyük destan.” New York Times

“Etkisinde uzun süre kalınacak bir sanat eseri.” Boston Globe

Çevirmen: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 296
Cilt Tipi: Karton Kapak
Yayın Evi: İletişimş

Umberto Eco – Sıfır Sayı (Numero Zero)

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, düşünür, yazar Umberto Eco’nun kitabı kitaplığımda beklerken bu üzücü haber üzerine bende kendisini anmak için kitabı okuma sırasını öne alayım dedim.

Sıfır Sayı aslında günümüz medyasına çanak tutan bir kitap. Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da Eco hayali kahramanlarını gerçek olaylar içine usta bir kurgu ile sokmuş ve okurken bu karakterlerin bir hayali kahraman olması konusunda tereddüte düşüyorsunuz.

Eco kitabında İtalya’ya damga vuracak bir gazetenin gelişimini anlatıyor. Colonna adında bir gazeteci, üniversitedeki hocası Simei’den bir teklif alır. O dönem beş parasız olan Colona için bu teklif vazgeçilmezdir. Ancak bu işin bir riski vardır. Simei bir gazete çıkartacak ve bu gazete ortalığı karıştıracak bir çok kişiyi ipe alacak nitelikte olacaktır. Bu sebepten gazete çıkmadan önce her aya bir tane gelmek üzere bir sayı çıkaracaklar ve patrona sunacaklardır. Ekip toplanır ve iş başlar. Bu sırada Simei, Colonna’dan kendilerini garantiye almak için tüm bu sürecin kitabını yazmasını ister. bu şekilde patronlarına karşı da bir koruma kalkanı oluşturacaklardır. Ekip toplanır ve sayı hazırlıkları başlar.

Bu esnada gazete çalışanlarından biri Mussolini İtalyası’ndan bugüne kontrgerilla faaliyetini içeren tezini Colonna’ya açıklar. Kitabın büyük bir kısmı da bu şekilde geçer. Dönem içerisinde yer alan bir çok olayın faili olarak bu hareketler gösterilir. Ancak bir gün bu gazeteci öldürülünce işler karışır.

Okuması rahat ve bilgilendirici bir kitap Sıfır Sayı. Ancak Musolini’nin otopsisi biraz midenizi kaldırabilir.

Kitap Arkası:

Umberto Eco’nun yeni romanı: Kötü gazetecilik konusunda bir rehber

Tam bir “kaybeden” olan Colonna (50), gazeteci Simei’den iyi bir iş teklifi alıyor: “Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey” sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 “sıfır sayı”yı yönetecek ve “asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü”nü anlatan bir kitap yazacak.

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde “finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış  olacak.”

Teklif sahibi Simei’nin de kendi planı var: “her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net.”

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa’ya suikast, başka bir Papa’nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

Boyutlar 13,5 x 19,5 cm
Format Karton Kapak
Kağıt Tipi 2. Hamur
Sayfa Sayısı :176
ISBN: 9786050929751
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Doğan Kitap