1001 Fıçı Bira – Ferhat Uludere

1001 Fıçı Bira Ferhat Uludere Neden bu kitaba yakın hissettim kendimi diye sorduğumda verdiğim tek cevap, içinde kendimi bulduğum için oldu. Belki de bizim dönemin, ergen metalciliğinin aynı hüzünlü sonunu gördüğüm için… Kendimi herkesin yerine koyabilirim bu kitapta. Öyle baş rolü kapmam için de jön olmama gerek yok. Zaten Feryat’ta saçlarına limon sıkacak, bi bakışla tomurcuklar açtıracak bi herif değil. Platoniklik, onun getirdiği umut, acı ve üzerine ekilen bol alkol bu karakter olmam içim biçilmiş kaftan. Peki ya …. bar. Tüm hayallerin kurulduğu, yıkıldığı, alkolün sindiği ahşap kokularıyla dostlukların harmanlandığı… Evet, bir barda olabilirim mesela. Düşündükçe her şey olabileceğim, o kadar içten, o kadar bizden bir kitap 1001 Fıçı Bira. Yoksa hep arkamızda buruk bıraktığımız şey mi demeliyim? Okuyun derim… Kitap Arkası “Anne, ben nezarethanede kalacaksam bunun yüce amaçlar uğruna olmasını istedim hep, ama bir türlü olmadı. Hep sokaklarda içki içtiğim için içeri alındım. Başkomiser ne suç işlediğimizi sorduğunda, yanındaki …

Jack Keoruac – Yeraltı Sakinleri (The Subterraneans)

Her ne kadar Jack Kerouac‘ın “Yolda“sını beğenmiş olsam da bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bunun başlıca nedeninin kitabın içine bir türlü girememek olduğunu belirtmeliyim. Çeviriden kaynaklı mı, yoksa okuduğum dönemde benim psikolojim mi bu kitap için yerinde değildi pek bilmiyorum. Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurarak bu kitap hakkında ne yazabilirim bilmiyorum. Şahsen iyi diyemem, kötü hiç diyemem. Ancak tazım matematiğine de uyduğunu hiç söyleyemem. Hal böyleyken aslında fazla yorum yapmayayım. Keoruac bu kez bir aşk romanıyla çıkıyor karşımızda. Entelektüeller arasında takılırken oradan bir kıza aşık olur ve daha sonra bu kitap çıkar ortaya. Kimilerine göre en iyi aşk kitabı, kimilerine göre anlamsız, uyuşturucunun etkisiyle başı sonu belli olmayan cümleler. Ancak bir gerçek varsa o da Keoruac’ın anlattığı aşkı. Kitap Arkası: Jack Kerouac’tan unutulmaz bir roman daha. Bir kıza âşık olup, aşkın ve uyuşturucunun doruklarında ayakları yerden kesilen ama sonra terk edilince oturup ü0 günde yazdığı muhteşem eser. Aklında yine yol …

Nikos Kazancakis – Zorba

Zorba herkesin okuması gereken bir baş yapıt adeta. Nikos Kazancakis, hayatı yaşayarak öğrenmiş ana karakteri Aleksi Zorba ile, tüm hayatı gözden geçirerek farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor.  Çeşitli işlerde çalışmış Zorba, günün birinde bir adamla tanışır ve onunla maden işine girer. Tüm bu iş ortaklığı içinde hayattan dersini çıkarmış yeme, içme, keyif ve kadın düşkünü Zorba’nın görüşü patronunun ilgisini çeker ve ona karşı bir yakınlık hisseder. Patronla birlikte biz okuyucularda ona bir sempati besliyor ve fikirlerinden faydalanıyoruz. Öyle şeytan tüyü olan bir karakter Zorba.  Kesinlikle okunması gerekenler arasında.  Kitap Arkası Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis’in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın …

Natsuo Kirino – Tanrıça Günlüğü 

Kadınların hakkı her zaman mı yendi?  Ta eski zamanlarda Tanrı olduklarında bile? Natsuo Kirino, “Tanrıça Günlüğü”nde kadın ve erkeğin büyük ayrımı Tanrılar üzerinden başarılı bir şekilde anlatmış.  Kitapta anlatılan hikayeyi akışı hakkında önemli bilgi vermeden nasıl ifade edebilirim emin değilim. Her bölümünde bir olayın olduğu ve olay örtüsünün sürekli birbirini tamamladığı bir kitap Tanrı Günlüğü.  Kahinler ailesinin iki kızı olan Namima ve Kamiku’nun hikayesi bu. Güzeller güzeli Namima altı yaşına geldiğinde kahin kalacak denir. Bir ying biri yang olan bu kardeşlerden Kamiku’nun kaderine ise Karanlıklar Diyarı’nın bekçiliğini yapmaktadır. Har ikisi yollarını farklı yöne doğru çizerken, Namima lanetlenmiş bir ailenin çocuğuna aşık olur. O yasak aşkın mutluluğuyla çocuğunu eline aldığında bitik bir ihanete uğrar. Karanlıklar Diyarı’na gittiğinde ise intikam için geri döner.  Keyifle okuyabilecek bir kitap Tanrıça Günlüğü.  Kitap Arkası Ölen her zaman kadın olur. Natsuo Kirino bize kadın ile erkek arasındaki ayrımın, insanlarla tanrılar arasındaki ayrımdan daha büyük olduğunu maharetle gösteriyor. …

Yukio Mişima – Denizini Yitiren Denizci 

Gogo no eiko Şiddet nedir?  Sadece bir olgu mudur? Bir insanın bedenine ne zaman yerleşir? Bir çocuk şiddet eylemine ne zaman başlar? Mişima farklı bir açıdan şiddetin vücudumuzda varolmasına değiniyor.  Noburu dul bir annenin oğludur. Tüm merakı kentinin limanlarına yaklaşan gemilerdir. Bir gün annesi onu alır ve bir geminin ziyaretine gider. Noburu geminin kaptanın hayran olmuş ve onu bir kahraman olarak görmektedir. Bunu arkadaşlarıyla da bol bol paylaşır.  Bu sırada annesi ve kaptan arasında bir ilişki başlar. Birbiri ile iyi anlaşan ikili sonunda evlenmeye karar verir. Bir süre sonra ‘baba’ sıfatına bürünen denizci Noburu hakkında da kararlar almaya başlar. Noburu ise artık sıradan bir baba fiigürüne bürünen denizliye karşı eski duygulardan yoksun hale gelmiştir. Noburu arkadaşlarıyla birlikte kurduğu çeteyle kendi fikirlerine göre ‘yanlış’ olanlara cezalarını verirken, özelliğini yitirmiş eski kahramana da bir ceza verirler.  Mişima etkili bir anlatımla bize şiddeti bize ilmek ilmek anlatmış. Mişima Japon edebiyatının en etkili yazarlarından. …

Philippe Djian – Betty Blue 

Daha çok Jean-Jacques Beineix’in 37°2 Le Matin adlı film uyarlamasıyla anılan filminin romanı aslında Betty Blue. Yani Google’da küçük bir arama yaptığınızda kitaptan çok filme rastlarsınız. 86 yılında çekilen film nerdeyse birebir film ile örtüşür. Betty Blue aslında bir aşk hikayesidir. Ancak sürekli görüp okuduğumuz gibi masum bir aşk hikayesi değildir.  Hikaye bir adamın hayatına giren Betty adında bir kızdan sonra, adamın tüm hayatının boka sarmasını anlatır. Evet gerçekten de bunu tamamlayacak tek şey “boka sarma” değimidir. Kitapta karakterler o kadar birbirine ters ki bu tersin aşkı anlatılmış kitapta.  Ana karakterimiz yani kitabı anlatan kendi başına, günübirlik yaşayan hayattan bir beklentisi de olmayan biridir. Günün birinde çok güzel bir kız olan Betty hayatına girer. O nu güzel kızın nasıl hayatında olduğunu sorgularken kızdaki tuhaflığı sezer. Anlatıcı da tuhaftır. Ondan uzaklaşmak yerine daha da kapılır. Hatta Betty ile birlikte kitabını basmayan editörü basacak kadar. Sonrasını siz düşünün.  Betty Blue bir aşk …

Nihat Sırdar – Otuz Beş’i Beklerken

Otuz Beş’i Beklerken Neredeyse buraya altı aydır kitap tanıtımı yazmıyormuşum. Okumadığımdan değil sadece zaman yönetmek ile ilgili sıkıntımdan dolayı. Bu sıralar yazmak ve okumakla çok fazla haşırneşir olmama rağmen şuraya girip yazamıyorum. Zaten buranın formatını da ufak tefek değiştireceğim. Önceden bir bilgi vereyim dedim. Neyse kendi gevezeliğimi bitireyim de Hikat Sırdar’ın 35’i Beklerken kitabına bir giriş yapayım. Nihat Sırdar’ı severim. Hatta son dönemde dinlediğim tek radyocu diyebilirim. Gerçi Türkiye’de radyo dinleme alışkanlığı iyice arabada yolculuk yaparken yerine getirilen bir görev oldu. Ben de bilhassa sabahlarıı arda sırada Nİhat Sırdar’ı dinlerim. Haber yorumları, görüşü oldukça hoşuma gider. Kitabının çıktığını duyduğumda gidip aldım. Kitabın ismine herkes gibi ben de aldanarak oyuz beş yaşı bekliyormuş gibi kanıya kapılarak okumaya başladım. Tabi bu otuz beş sandığım gibi otuz beş yaş değil, Kocamustafa Paşa – Taksim hattının numarası olan 35 C’imiş. Neyse dedim ve okumaya başladım. Kitap Nihat Sırdar’ın çeşitli mecralarda yayınlanmış köşe yazılarnın toparlanamasıymış. Hal …

Back to Top