Rüyalar: 1. Bölüm

henüz bir isim veremedim Yürüyorduk. Yürüdükçe adımlarımızın sıklığı artıyor, rüzgarın dirayet gösterdiği bedenimize işleyen soğukla birlikte, ayaklarımız yere daha da sağlam basıyordu. Vücudumuzu delen soğuk, Tanburi’de üç yüz lira ödediğimiz rakıdan eser bırakmamıştı. İki adım ötemde salınarak yürüyen Mehmet’in homurtuları şiddetli hava akımına kapılarak, kulağıma düşüyor ancak anlam verebileceğim kelimelere …

Hastane…

Metro istasyonundaki saat 15:15’i gösteriyordu. Bir sonraki metronun ne zaman geleceği ise belli değildi. Alt alta iki sefer gözüküyordu ama ikisinin de zaman sekmesinde soru işareti vardı. Dikkat ettim de saat ile dakika arasındaki iki nokta üst üste de yanıp sönmüyordu. Gerçi daha önce yanıp sönmediğini hatırlamıyorum. Hiç dikkat etmemiştim …

Metro…

Hafif rüzgar yüzüme çarparken kala koşmaya devam ediyordum. Ter başımdan aşağı rahatsız edici bir şekilde boşanırken rahatsız etmesin diye giydiğim bol tişörtüm sırtıma yapışmıştı. Kardeşimin elini bırakmıştım ama duyduğum kadarıyla o da hemen arkamdan sorgusuz sualsiz koşmaya devam ediyordu. Hayret vericidir ki ikimizde hala tıkanmamıştık. Arada bir sol tarafımda kalan …

Uçuyoruz…

Uçmak nasıl bir his? Özgürlük diyenler var. Korkuyla bakanlar da. Ben vücudun hissetmediği, herhangi bir yere bağlı oalrak yapılan eyleme uçmak demiyorum. Kuşların yaptığı uçmaktır. İnsanların yaptığı ise onları taklit etmek. İşin içine taklit girince bu işten zevk almak ya da bunu özgürlük olarak adlandırmak biraz saçma geliyor bana. Biz …

Yol…

Her sürüye bir çoban gerekli. Sürü dediğime bakmayın her bireye bir tane gerekli. Bu yüzdendirki peygamberlerin çoğunun bir çobanlık geçmişi var. Sonuçta sürüyü toparlamak lazım. Bu insan psikolojisine sanıyorum özünde hayvan olmasından kaynaklı bir etki. Bende şimdilik çobanımı belirlemiştim. Başında çocan olamasının avantajları vardır. Mesela sadece uyum sağlarsın. Nereye gideceğini …

Back to Top