2016

Bir yeni yıl yazısı yazma ihtiyacı duymadım. Sonra bir kaç gündür blog yazı girmediğimi gördüğümden bir yazı yazma ihtiyacı doğru içime. Eksik kaldım yani. Usuldendir yazan kişinin yeni yıl yazısı yazmaması olmaz. Temennilerimi yazmayacağım elbet. Muhtemel bir klişeyi aralamış olacağım ama 31 Aralık 2015’ten 01 Ocak 2016’ya geçişin gecesi hiç bir fark olmadı. Nitekim bu günde 2016’nın ilk pazartesisi de aynı sendromla geçti. Sendrom deyince Pazartesi Sendromu Kuşağına baya ara verdim. Yavaş yavaş geri dönmek lazım. Blogta ufak tefek değişiklikleri fark etmişsinizdir. Tasarımı biraz sadeleştirdim ve klasikleştirdim. Bu temaya karar verene kadar türlü türlü tema denedim. Öyle fonksiyonu olsun, böyle baksın, şu şekilde amuda kalksın diye… Sonuç olarak günlerce uğraşın sonu sade temiz bir tasarıma “lanet olsun dostum” deyip, klasiğe döndüm. Sonuçta Elliot Alderson gibi kod bilgim yok. Benimki olsa olsa 3 sql komutunun, 5 css satırıyla çarpılmasıyla eş değer. Gerçi şimdi rahmetli ilk okul öğretmenimin sesi çınladı kulaklarımda. Elmayla …

Başlık 3 – 5

AÇELYA 1 AÇELYA 2 AÇELYA 3 AÇELYA 4 2. Sabahın en büyük sürpriziydi seni görmek. Soluk kış güneşinde siyah saçlarından yansıyan ışığın sıcaklığıyla güne başlamak. Gülümsemendeki o içime dolan can kırıntısı. Belki bencillik dünyanın var olma sebebini kendime istemem ama çokta değil. Ardından yürüyorum. Aklim durmuş sadece nasıl tanışabileceğimizin kurgularını canlandırabiliyor. Dünya ise pür dikkat yürüyüşünü izliyor. Kıskanıyorum. Esen rüzgârdan, yağan yağmurdan sana dokunabilen her şeyden. Gözleri oyasım geliyor tek tek. Bir süre otobüste arkanda oturuyorum. Otobüs sallandıkça, sen sağa sola salıdıkça saçlarının kokusu daha bir doluyor ciğerlerime. Kalp atışım hızlanıyor. Dolaşım sistemimin bayram ettiğini hissediyorum. Daha derin içime çekiyorum. Saçlarını hafifçe deriye atıyorsun. Koltuğun akasına kayıyor bir parçası. Bir kısmı koltuğa tutunmak için uzattığım elimin üzerine düşüyor. Hafif gıdıklanıyorum ancak elimi hareket ettirmiyorum. Bu seninle ilk yakınlaşmamızın temeli. Zaman ne kadar çabuk geçti, ya da yol ne kadar kısaldı bilmiyorum. Bildiğim tek şey otobüse binmemiz ile senin otobüsten inmen …

Başlık 3 – 4

AÇELYA 1 AÇELYA 2 AÇELYA 3 Bölüm 3: Tılsım 1. Gözlerimi açtığımda yurttaki yatağımda yatıyordum. Uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar zinde açmıştım gözlerimi. Yatağı terk etmedim. Bir süre olan biteni düşündüm. Yurda ne zaman gelmiştim, nasıl gelmiştim, hatırlamıyorum. En son Cerrahpaşa’nın bilmediğim sokaklarında dolanıyordum. Gerçekten dolanıyor muydum? Aslında yaşadıklarımı gözden geçirdiğimde bunun bir rüya olma ihtimali daha yüksekti. Muhtemelen kafam iyi gelmiş sızmış aradaki küçük ayrıntıları unutmuştum. Sonuçta sürekli tekrarladığım bir şeyi unutmam için illa alkol almama gerek yoktu pekala her insan sürekli yaptığı şeyleri unutabilirdi. Montum yan tarafımdaydı. Üstümü çıkartmamış öylece yatağa girmiştim. Kaç ay olmuştu yatak örtülerini değiştirmeyeli? Yastığın kokusu rahatsız etmiyordu ama çarşaf ve nevresimin sararmış görüntüsü, kış güneşinde bile oldukça rahatsız edici göründü gözüme. Ranzanın üst yatağından atladım. Yatağın kenarına yığdığım eşyalarımı hemen ranzanın dibindeki masaya yığdım. Küçücük odaya dört kişi sığdığımızı düşünürseniz odanın nasıl bir durumda olduğunu tahmin edebilirsiniz. Yastık yüzünü, çarşafı, nevresimi …

Başlık 3 – 3

AÇELYA 1 AÇELYA 2  Bölüm 2: Sütun Üstündeki Sen Yağfur Ustanın dükkânından çıktığımda gökyüzü hafif aydınlanmıştı. Bulutlar hızlı hareketlerle İstanbul’u terk ediyorlardı. Onların bu hızlı hareketleri kendine bile hayrı olmayan güneşi biraz daha çıkarıyordu ortaya. Kaç saat o küçük dükkanda kaldığımı hatırlamıyorum. Ancak yediğim nefis dönerin tadı hala damağımdaydı. Uzun süredir böyle lezzetli bir şey yememiştim. Bir de verdiği o sigaranın tadı. Tabi ayranı da unutmamak lazım. Bana ikram ettiği her şey mükemmel denecek derecede güzeldi. Tad algımın o kadar iyi olduğunu söyleyemeyeceğim ancak burası gerçekten iyiydi. Bir kaç adım sonra soğuğa rağmen beynimin dönmeye başladığını hissetim. Yaşadığım bir nevi sarhoşluktu. Bir kaç adım attım. Adımlarım yere ulaşmadan sanki diğer ayağımı kaldırıyordum. Ay üzerinde bir astronot gibiydim. Bilmediğim yerde, kontrol edemediğim uzuvlarım beni bir yerlere taşıyordu. Dikkat etmeden yürüdüm. Dikkatimi sadece atacağım adımlara veriyor buna rağmen onları kontrol edemiyordum. Sanki metal soğuk bir elbisenin içinde bir başkası tarafından yönlendiriyordum. Nereleri …

Başlık 3 – 2

Açelya 1 Bölüm 2: Güzel Avrat Otu İki milenyumun ortasındaydık. Yani milenyumda sayılırız. Neden milenyuma bu kadar taktığımı kendime soruyorum. Yaşadıklarımın milenyumla bir alakası var mıydı bilmiyorum. Belki de bu kadar takıntı üzerine bir sebebe bağlamaya çalışıyorum yaşadıklarımı. Şimdi düşünüyorum da o zamanlara dair beni üzen şeylerin başında yapay zekaya sahip insan görünümlü robotların olmaması ve uçan arabaların çıkmaması. Bu sebepten hala araba kullanmıyorum. eğer geçerli bir bahane olacaksa. İstanbul kazan bende kepçeydim. Sokaklarında seni arıyordum. Dağları delecek bir Ferhat değildim, sana mezhiyetler düzecek kelimelimde yoktu Köroğlu gibi. Yapabildiğim tek şey sokakları arşınlamaktı ve her adım daha da rahatladığımı hissettiriyordu bana. Adımlar beni ayıltsa, yüzüme vuran soğuk rüzgar, benliğimi yerine getirmeye çalışsa da çantama sıkıştırdığım bir kaç Güzel Marmara şişesinden arada bir aldığım yudumlar içimi ısıtıyor, düşüncelerimin dağılmasına sebep oluyordu. Ayaklarım beni bilinçsiz bir şekilde Cerrahpaşa’ya getirmişti. Cerrahpaşa’yı sadece hastaneden ibaret sanıyordum. Buranın bu kadar tarih koktuğundan haberim yoktu. Dar …

Başlık 3 – 1

Açelya denizin dibinde karanlıklar gibisin ışığın içimde saklıdır bilmezsin hayat artık sensiz akıp gidiyor senden habersiz sessiz pembe yeşil güzelim açelya… Yeni Türkü Bölüm 1 Muhtemelen seni ne kadar sevdiğimden haberin yoktu. Çoğu zaman kendime de itiraf edemediğimi söylemeliyim. Gençtim. Deli kanlıydım. Klasik kelime oyunlarıyla bezenmiş hal ve tavır içerisindeydim. Sana olan aşkım o zamanlar tükettiğim alkolün etkisi kadardı. Kafam hep iyiydi. İyiydi ve ben hep sana bağlıyordum bunu. Her ne kadar tereddüde düşsem de ayık olduğumda da seviyordum seni. Mesela yazmak. Şurada kelimeleri bir araya getirebiliyorsam bil ki senin sayende. Bir aşk eşe dosta anlatılır ancak; en iyi sırdaş, daha sonra okumayacağını bir köşede sararıp solacak, belki de geri dönüşerek hikayesini unutup yeni hikayeler yazılacak boş sayfalardır. Sayfalar zamanla yerini, samimiyetsiz görünen beyaz bilgisayar ekranlarına bırakır. Ancak pek yapacak bir şey yok. Aslında önemli olan iç dökmektir. Bir monoloğu tatmin edici bir diyaloğa çevirme çabasıdır yazmak. Tabi ki iki …

Cümleler…

  Akşama doğru kurduğum bütün cümlelerin sayısı yüz elliyi geçmez. Bunla övünmüyorum elbet. “Cümle vardı da biz mi kurmadık” demek geliyor içimden, en tiksinç maskemi takınarak. “Neye cümle?”, “kime cümle?” asıl soru.   Normal bir şekilde konuşabilir miyim? Yani cümlelerim iş Türkçesinin dışına çıkabilir mi? Bir prova alsam en derinden…   İlk kez sahneye çıkar gibiyim. Ellerim titriyor, kalbim bin cialis almış gibi. Düz duvara tırmanır bin bir ağacı devirebilirim şimdi. Bu heyecan ikinci dünya savaşında kullanılan tüfekler gibi yarı yolda bırakacak beni. Kokuyorum. Dizginlerim başka ellerde. İfade özgürlüğünü savunuyorum elbet. Etrafımdakilere bile öğretemezken, devleti suçluyorum. Bakınız kendimi ifade etmek istiyorum. İfade ettiğimde üzülecek insanlardan korkuyorum. Bu onlardan korkmak değil, onları üzmekten korkmak.   Ancak bir yerlerden başlamalı. Kötü kimlikler takınıp, şuh bir kahkaha ile yeni yüzümü göstermeliyim onlara. Aslında olduğum yüzümü, yani sakladığım. Beni nasıl bilirsiniz diye sorduğumda, soru işaretleri ile dolacak yüzümü. Ne kadar gülümserim, ne kadar mantıklı… …

Back to Top