İzahat

Acını hissediyorum, vücudundan dışarıya taşamayan Ve belirsizlik üzerinde Tanrının sözlerinden uzak, tanrının gözlerinden korkarak En büyük varlık hangi sikilmiş vücutta şimdi Sanki titrek sanki ürkek Mühürlü cümlelerin ardından sığındığımız gerçek Herkes ben değil biliyorum Güldüğüm sandığım sandığım, hatalı sandığım Bir izahat gönlüme hunharca attığım Ve hiç bir şey anlamaya çalışmak kadar değil zaman kaybı Islak, yapış yapış çıkmış kurumaya dönerken Hayatı

Döngüler

El İlanları LifeZone Günde Sadece Bir Saatinizi Ayırarak Ayda 1500 Türk Lirası Kazanmak İster misiniz? Müşteri Temsilcisi Hilmi Cihan Hemen Arayın: 0 533 444 12 12 Dilara Masaj Salonu Dilara ile Özel Bir Masaj’a Ne dersin? Özel ve güzel bir bayandan. (Lütfen Randevu Alınız) 0539 444 69 96 Silecek arasındaki insanlar… yada paralar… Berber Merhaba, hoş geldiniz Saçımı kestirecektim Buyurun oturun Berber koltuğu ustura tıraş köpüğü fırça makas ard arda dizili aynalar sakalla alalım mı? usturayla sakal mı? saç saçı mı kazımamı istiyorsunuz? evet kan çıkar mı? kesinlikle hayır? Eczane Merhaba Merhaba buyurun parmağımın kenarında şeytan tırnağı çıktı, evet çok acıyor, çekebiliriz acır mı elbette hayır ama sürekli takılıp acımasından iyidir evet alalım mı evet midem ağrıyor rahatlatacak bir ilaç verebilirim bulanıyor da eminim ki bu ilaç midenizi düzenler öldürmek için bir şeyiniz var mı? neyi mideyi mideyi? midedeki kurtları evet sağ olun Çok şey mi istiyorum? Aslında değil. aslında …

… (…)

eskiden öyküler yazardım. içinde aşk olan. tarif edilmeyen duyguların tarifini etmeye çalışırdım. o zamanlar boştaydım, okuyordum. şimdi okumak boşta olmak mi demek diye soranlar çıkabilir ama şöyle bir düşündüğümde, “evet” cevabını verebilirim. okumak, boş olup tembel olmaktı ve okumak aşık olmaktı. en yoğun dönemlerin yaşandığı. gerçekten, aşk mıydı değil miydi bilinmez ama, tembellik aşık olmaktı. tembel olan aşık olurdu. ya da özgür olmaktı aşk. sonrasında gelen görevler, bilinçlendirilmeler… hepsi birer katiliydi aşkın… ceza ehliyeti bulunmayan. zaman geçtikçe kapattık kapıları. belkide kapattırıldı, her şey gibi onu da bir görev sandık. duygudan arındırıldık. unuttuk ki duygusal insan baş kaldıran insandır, tak dediği yerde… susturulduk konuşmadık. şimdi başlamak istediğimiz yerde, emniyetsiz kaldık. küçük duygular kendini korkulara, korkular ise kendini haz almalara bıraktı. cümleler bitti, hayaller tükendi. bir gün hayal etmeye başladık. ağırlıklarından haberimiz yoktu o zaman. yaz gelmişti ancak yağmur durmak bitmemişti. kara kara buutlar gök yüzünü işkal ederken aklımıza gelen tek cümle “küresel ısınmaydı”. …

başlıksız…

açlığımdan kaldığını düşündüğüm mide kazıntısı, şişenin dibine yakınlaşmaya çalışırken uzaklaştığım hayatın ağrılı uğultusu… sanki biraz daha polarize hayat, yapıştırıldığında göz almayacak şekilde. anlamsız cümlelerin at koşturuşu. her şey belirsizlik… dokunduğum, hissettiğim. algıladığım her şey. kimsesiz kelimelerin içindeyim. varlığıma inandıklarını düşünüyorum. yoksa neden kafa patlatsınlar ki benimle… göz uçlarıya bakıp geçtiklerini düşünmüyorum. bir sokak köpeği edası yok üstümde. evet andırıyor olabilirim, yada fevri davrana bilirim korkmalarda ancak aramızdaki münasebet bundan ibaret. bırakın anlasınlar. anlatmaya çalışsınlar saçmalıklar arasındaki saçmalıklarımı, kimin umurundaki, dökülmüş derilerimiz sele selpe… hayat

uzaklaşmak…

kendim olmaya başladıkça kelimelerim uzaklaşıyor benden. onları tanıyamıyorum. uzaklardan gelen cümleler bir çığlığın yansıması gibi. bir yanım sahiplenirken diğer yanım itiyor onları… kelimelerim yaklaştıkça ben uzaklaşıyorum kendimden. tarifsiz bir tutumla etkisinde kaldığım hayatlar geliyor aklıma. her birini yaşıyorum. aklıma geliyor sonra “zaten başkaları olmak için yazmıyor muyum” diye. ancak her biri içimi acıtıyor, her biri hafifleteceğinden çok daha fazla acıtıyor canımı. sanki bu insan olmakla alakalı… ve şimdi insan olmaktan kaçıyorum…

içsel sıkıntı…

hala akşamı edemedik. sabahtan beri oturur durumdayım. iş yok. aslında yapacak iş çok ama benim yapmaya pek niyetim de yok… en iyisi araştırmak dedim bilgi birikimimi arttırmak için. yok canım okumakla araştırmakla bir şey olmuyor. bozacaksın, bir yusuf yusuf edeceksin, bak nasıl araştırıyor, nasıl öğreniyor, nasıl artırıyorsun bilgi birikimini… her ne kadar stresli olsa da boş boş oturmaktan iyi… tabi şimdi bu bir şeyleri bozacağım anlamına gelmiyor. aslında bu sıkıntıyla bir kitap yazabilirim. kronikleşen sıkıntı kitap yazmayı da sıkıntı haline getirir kokusu ile yanına bile yanaşmıyorum. bakın şimdi okumakta aynı kefede… acaba dizi izlesem? akşama kadar bekleyeceğim. benim için akşam kavramı eve gitmekle orantılı. yani zaman diliminin pekte anlamı yok. zaten evde pek ışıkla da haşır neşir değilim. eve gitmekten bahsediyordum. eğer eve gittiğimde de bu sıkıntı benim yakamı bırakmazsa o zaman kesin bir sorun olduğunu yada olacağını söyleyebilirim… aptala malum olurmuş derler ya o türden işte… aslında aptal olmadığını da biliyorum. …

bir gün daha bitiyor. sanki aklımdaki tüm kelimeler birer birer unutulmuş. önce sana dair olanlar… unutmak alışkanlık yapmış olsa gerek şimdi ise tüm kelimeler. bir tek “sen” aklımda. belki de unutacağım son kelime… seni hatırlattığı için. evet, sana dair her şeyi unuttum. kelimeler ile birlikte her biri çıktı hayatımdan. sadece seni konuşuyorum. kalabalık insan kitleleri, dilimden savrulan cümleler ve çiseleyen yağmur. her şeyi bitirdiğimiz ve dağarcığıma yerleşen tek kelime. ancak düşüncelerime dokuna bilir miyim? savurup bıraktığım hayat, hayatım gibi darmadağınık olan düşüncelerim. her biri benden farksız. bilmediğim bir dünyanın izlerini taşıyor. yaşadığım yer aldığım nefes tek bir kelime…

Back to Top