bir aşk nasıl anlatabilir ki bizi? nasıl ifade edebilir sevgimizi? uğruna şiirler mi yazılır, şarkılar mı söylenir, bir filmde yapay repliklere mi bulanır? hangisi anlatır? hangisi anlatır, bir filmin en duygusal sahnesindeki müziğin arasına sıkıştırılmış dizeler mi adım atarken saydığımız parke taşları ile yarışan belki hiç biri. belki hiç biri, modasına uyduğunuz yarım kalan hikayeler kervanına katmayacak bizi solmuş, silinmiş, yitik efsanelerin arsında kaybolmuş bir kaç sene sonra nefes gibi ihtiyaç olduğumuz birbirimizi hatırlamayacak şekilde en çokta sen döktüğün bütün göz yaşları en çok ağlayanın sen oluğunda, çırpışlarında ki göz yaşları bizden çok kendine acıdığın için oysa çoktan kalıplara girmiştik, bir temmuz gecesi kesişen bakışlarımız serinletiyordu bizi yitmiştik, bitmiştik, artık profesyonel bir oyuncu gibi oynuyorduk kendimizi en acısı da ikimizde bu oyuna göz yumuyorduk ikimi de bir birimizi suçlamak için fırsat kolluyorduk ve sonunda ikimizinde suçlamaktan tükendiği yerde gittik gittik diyorum, birimiz kalamazdık ardımızda bıraktığımız hayaletlerimiz yaşamak için kırpınırdı belkide …

başlangıç

nasıl başlayabilirim bilmiyorum, ya da kelimeleri bir araya nasıl getirebilirim seni gerçekten sevdim, yada sevdiğimi düşünüyorum, düşünmekte yapmanın yarısı dememişler mi? o zaman gönül rahatlığıyla seni gerçekten sevdim diyebilirim kararsızlığım seni tereddüte düşürmesin. bir ilişkide bir tereddüt neyse ama, bir ikincisi kesinlikle çıkmaza sürer bizi zamanın nasıl aktığını bilmiyorum kimsemiz yoktu, anamız, babamız, ailemiz diyeceğimiz birileri, bizi tanıyan tek bir nefes bile. belki karşı pencerenin meraklı bakışları sadece biliyordu bizi onlar ne kadar kaçamak bakıyorsa bizde o kadar kaçamak yaşıyorduk aşkı kimse bilmedikçe daha tutkuyla kaçmaya çalışmadan, ek bir çaba sarf etmeden ve bu kadar saklandık diye belki, saflığımız hala doruklardaydı. bir oyundu, yoğurmaya başladığımız hamur gibi, kıvamını tutturmaya çalıştıkça un serptiğimiz sonunda baş edemeyeceğimiz bir şekilde büyüttüğümüz. şimdi onun içinde kaybolduk, soğuk yalanlar söyledik birbirimize ve en çok kendimizi kandırdık ne yazık ki en çok inandıklarımız arasındaydı bu yalan sürekli ne zaman yüzümüze çarpacak diye.

Seni Sevdim – Gülten Akın

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim “Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil Nasıl yürür özsu dal uçlarına Ve günışığı sislerden düşsel ovalara Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü Yitik ceren arayı arayı anasını buldu Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar Ve onların yoğun boyunlu kadınları Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz Senet senet satılmadan önce Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp Tanrı parsellenip kapatılmadan önce Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin, Huzur içinde… mekanın cennet olsun…

Anti-sevgili

Kimi sevsem, içinde bir sen varsın ya, Tüm senler, pişmanlığa iten ben-ler halinde bünyemde Kimi sevsem bir aldatılmışlık Kimi sevsen içinde bir uhde Bir sonraki, bir öncesi Ben ne kadar mecbursam sana Masum hırsları yakarak Didinmeler sende Boşuna bu nehir Dilimden çağlayan adın gibi… Akşamlar roman gibi biterdi ya Oysa bir bardak su yeterdi derdimizi anlatmaya Maziye karsitiginda yeminlerimiz Serserinin biri olduğumu hatırla Aşk şiirleri yazmaya çabalayan. Her şey yapılabilir. Hasta, ölü, mezar, günah hatta sevgili Oysa yapılacak bir şey kalmadığında Mutluluk gelip geçmiştir ya Hem de yanından

biz yüzde elliydik, mutlu olmaya çalışan iki kişiden biri yani yüzde elliler de bir araya getirmiyordu bizi yüzde yüzler de sadece korkarak rakamlara sığınıyorduk

Back to Top