Kategori arşivi: Yemeye Doyamadım

21:12

Tapınak, Buda, o, bu derken baya bir gezi oldu yine. Hafiften belim ağrımaya başladı.  Dinlenme zamanı sankı. Bir kaç resim aşağıda.

Bel ağrısı kötü bir şey. Hafiften kendini göstermeye başlamıştı. Ama dinlene dinlene yola devam ettim. Zaten yeterince resim paylaşmışım. O zaman ufak notlar düşeyim.

Yine yolculuğumuz o çılgın kayıklarla oldu. Grand Palace’a vardık. Bu resimler de oralardan daha çok var ama eklesem mi? Biraz ilave edeyim.


şu arkadaşın küçüğünü bulsam alacaktım ama maalesef yoktu

Grand Palace’ı gezdikten sonra Wat Pho yakın bi gidip masaj yaptıralım dedik ama içeri giriş ücretli olduğu için giriş ücreti vermemiz lazımmış. Girişteki görevli sadece masaj için girecekseniz, asıl okul binasına gidin dedi. Bizde oraya doğru yola koyulduk. Wat Po Thai Traditional Medical School mekanın adı. Burada bir güzel amajımızı yaptırdık. Belli dönemlerde kurslar varmış ama planımıza uymadığı için katılamadık. Hemde kurs sonu sertifika veriyorlarmış. Aslında katılmak lazım. Evet..

Sonra yine MBK’ya dönüş yemek için…

Bu da akşam yemeğimiz. neden hep akşam yemekleri var? çünkü tek öğün yetiyor gezmekten :)

Bu da akşam yemeğimiz. neden hep akşam yemekleri var? çünkü tek öğün yetiyor gezmekten 🙂 Yemek hakkında bir şey yazmıyorum görüyorsunuz ne ararsanız var 🙂

Ve diğer resimler:

telefonum gif'te yapıyor bu arada

telefonum gif’te yapıyor bu arada

 

Turist botunun içi. normal ulaşım da yapılıyor öyle çok pahalı değil.

Turist botunun içi. normal ulaşım da yapılıyor öyle çok pahalı değil.

01:48

Çok fazla şey yaptık bu gün. Anlatılabilir belki ama şu an anlatılamayacak kadar fazla. O yüzden kendimi uykunun uzun kollarına bırakıyorum.

Aslında şimdide nasıl anlatırım diye düşünüyorum. Hala internetimiz yok. Bu yüzden birazda gezmekten nerede olduğumuzu not alamdım. Birazda tatına varayım dedim. Wat Pho (Yatan Budha Tapınağını) dolandık o eski şehir civarında tur attık. Çok keyifliydi. En iyisi ben resim paylaşıp küçük notlar alayım.

Tren ile bir yere geldikten sonra kalan yolculuğumuz akarsu üzerinden yaptık. Burada bizdeki gibi eski şehir arasında vapur seferleri var ve oldukça fazla. Vapur dediysem bizimki gibi değil sonuçta deniz de değil burası. Biz uzun kano gibi bir şeye bindik arkasında kocaman bir motor felaket hızlı ve zevkli bir yolculuk oldu. Hastasıyım anlayacağınız. 

Wat Pho’ya giriş 35 lira falan. Dolanmaktan ayaklarımıza kara sular indi. Bu inen kara suları da asıl masaj okulu olan burada ayak masaj yaptırarak  geçirdik. Bu ilk masaj açılışımız oldu. İyi de oldu yoksa yürüyemezdik daha fazla.

Buda'nın ayağını tamir ediyorlar unutmamak lazım emekçileri :)

Buda’nın ayağını tamir ediyorlar unutmamak lazım emekçileri 🙂

en çok çatıları sevdim

en çok çatıları sevdim

Grand Palace kapalı olduğunda bir akarsu turu yapalım dedik. Bu arada hava kapatmaya başlamıştı. Yağmur hafif hafif atarken otele nasıl döneceğimizi düşünmeye başlamıştık. Ama yağmur yağmadı şanslıydık. O zaman kanal turundan kareler Bu arada lokasyon Khet Pathum Wan. 

burada durduk. kot farkı varmış. önden arkadan kapatıldı şu gördüğünüz kapılar ve içeriye su aldı. kayıklar gerekli seviyeye yükseldiğinde açıldı ve devam ettik.

burada durduk. kot farkı varmış. önden arkadan kapatıldı şu gördüğünüz kapılar ve içeriye su aldı. kayıklar gerekli seviyeye yükseldiğinde açıldı ve devam ettik.

Akşam MBK Center’a geri döndük. Orada gördüğümüz bir yemek alanında yemek yemek için. Tabi bu arda Bangkok’a girdiğimizden beri reklamlarını gördüğüm Oppo F1s telefonunu da alamaya karar vermiştim. Emektar HTC’mi değiştirmeyi düşünüyordum. Bu resimlerde onun ürünü zaten Bundan sonrakiler ise Oppo ile çekilmiş resimler, aradaki farkı bulun. Burada bir internet hattı da aldık kurtulduk.

Bu da akşam yemeğimiz.

Bu da akşam yemeğimiz.

Yemeği yedikten sonra ucuz bir market olan Tesco Lotus’a gittik. Oralardan bir şeyler aldıktan sonra otelin yolunu tuttuk.

22:35

Yazılanları düzenleyip döndükten sonra biraz yorum yapabilirim demiştim. Yavaştan başlayayım diyorum. Bu şekilde farklı renkler ile yazacağım ki neyin ne olduğu ortaya çıksın.

Bu benim ikinci Tayland gezim. Sanıyorum daha önce yazmıştım. İlki iş için olduğundan dolayı pek fazla dolandım diyemeyeceğim ama bu sefer tatilin dibine vurdum diyebilirim. Ben öyle gezi yazısı yazamam pek ama aklımda kalanları ne yapıp ne yapmadığımızı neler hissettiğimi paylaşmaya çalışacağım. Bakalım nasıl olacak.

Ilk gün biraz uyuduktan sonra kendimizi yola attık. Fit’in yalancısıyım 17.3 km yürümüşüz. Yorgunluğu ve pişmeye başlayan bacak aranı düşünürsem bu sıcak ve nemli havada bu kadar yürümüş olmam olası.

Daha sakin bir zamanda gittik bu kez Taylan’a. Sakin dediysem turist bakımından değil tabi hava bakımından. Geçen sefer Mayıs ayında gitmiş ve tepemizdeki güneş sebebi ile ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ancak bu kez Bangkok’a indiğimizde güneşsiz, kapalı bir hava karşıladı bizi. Kapalı dediysem yine sıcak, ancak güneşin tepede olmaması büyük oranda rahat olmanızı sağlıyordu. Her ne kadar hava durumları yağmurdan bahsetse de tatilimiz boyunca bu hava fevkaladeydi bizim için. 

Şehirde biraz deşiklikler olmuş. Biraz da pahalanmis sanırım ortalık. Söyle bir kolaçan ettik.

Bangkok’ta Sukhumvid Road üzerindeydi. Bu uzun geniş bir yol ve Bangkok’un merkez ulaşımını sağlıyor. Yol boyunca büyük AVM’ler size eşlik ediyor. Yalnız öyle böyle değil. Buradaki AVM’ler yanlarında yavruları gibi. Şöyle anlatayım; bizde en yoğun avm bölgesi Büyükdere Caddesi diyebiliriz. Ondan daha geniş ve uzun bir yol düşünün. Yolun ortasında bir yükselti. Bunun üzerinde tren var ve sağlı sollu da onlarca kocaman avm düşünün. Hiç avmden çıkmadan yolun sonuna kadar gidebiliyorsunuz. İlginçtir ki bir avmden bir diğerine direkt geçebiliyorsunuz. Google maps bile yol tariflerini bazen avmlerin içinden yapabiliyor. 

Bu avmler çok ama ben hiç bir yerde görmediğim markaları buralarda gördüm. Fiyatlar avmsine göre değişiyor. Tabi markasına göre de, Lakin kıyaslarsak evet Türkiye’den biraz daha ucuz. Yüzde on ile yüzde otuz arası diyebilirim. 

Biz aç karnımızı Central World’de doyurduk. Biraz içindeki marketleri dolandık. Manav reyonunu göreceksiniz. Her ne kadar bizim gibi kilo ile alınmasa da bizden çok çok ucuz ve marketteki çeşitler çok çok fazla. 

Yemeği burada yedik. Bir buffet restoranı bulup ilk açılışı suşi ile yapalım dedik. Sanırım mekanın adı SAKURA YAKINIKU & SHABU BUFFET idi. 350 baht idi yani yaklaşık 30 lira.  

Aç karnımızı dilediğin kadar ye de doyurduk. Ben suşi falan yerken bu kadar doyacagimi düşünmemiştim. Bildiğin kebap etkisi yarattı artık ne kadar yemissek. Babaannem derdi ‘bulunca lokum bulamayınca bokum’ diye bizde bulunca bokunu çıkardık. Türk lirası ile de az bi para verdik. Resmi aşağıda.

Peki ne olacak bu trafiğin hali? Sıcak nem falan…

Yemeği yedikten sonra yola devam ettik. Asıl varmak istediğimiz yer MBK Center idi. Burayı hızlıca bir dolandık. Bu avmde yok yok. Bangkok’ta en çok vakit geçirdiğimiz yerlerden biri burasıydı. Çünkü istediğiniz her şey var. Ne yazık ki sürekli aynı kapıdan girmiyorsanız belirlediğiniz bir mekanın yerini bulmak çok zor. Biz bir yerler belirleyip yük olmasın dönerken alırız dedik ama bu yerleri bulamadık mesela. AVM içinde kaybolmanız olası ve ne kadar gezerseniz gezin yapısından mıdır nedir sürekli gezmediğiniz bir yerler çıkıyor karşınıza. Anime dükkanı da buradaydı. geçen sene yoktu yeni açılmış. Yine alamadım tabi. Oyun salonu çok büyüktü deli gibi oynayasımız geldi ama gezecek çok yer vardı.

Ileride gidilecek bir kaç yer keşfetti biri oyun salonu, diğeri de anime karakterleri dükkanı. Bişeyler almak lazım. Evet…

gittim… geldim…

Gittiğimi haber etmiştim. Şimdi de geldiğimi edeyim. Gitme sebebi iş için olunca haliyle çok fazla gezme fırsatı bulamadım. Lakin otelin olduğu yerde havanın elverdiği oranda bir kaç restoran denedik. Malum Brüksel hava alanı biraz karışık. Dönüş hikayesini hiç anlatmayayım. Bir buçuk saatte sıralardan kontrollerden geçip uçağa binmeye hazır olduk. Tamam güvenlik güvenlik ama bu biraz garip olmuş. Zaten bir yerde insanları o kadar kalabalık ve bir arada tutmak olası bir olayda bir çok insan kaybına sebebiyet vermek demek. Neyse. Bu gibi saçma sapan canlı bomba olaylarını şiddetle kınıyorum. Kınarken tabi “şiddet” kelimesin kullanmam da biraz garip oldu değil mi? Gerçi biz yavan kınamalara zaten hükumetimizden alışkınız.

Ah ne çenem düşmüş, tabi uzun zamandır yazmadım.

Edegem’den ufak tefek bahsettim. Sessiz sakin yer yer yer insanları gördüğünüzde insanların varlığını hissettiğiniz bir yer. Bu gördüğünüz insanlar da yaz kış demeden bisikletle dolanıyor azizim. Yalnız öyle bir bisiklet yolları var ki bizim iki bizim caddeler bu kadar geniş değildir. Şansımıza hava da çok iyi değildi ne yapalım fazla dolanma fırsatı bulamadık.

Şimdi otel Edegem’de bizim ofiste Machelen’de olunca tabi araya 30 küsür kilometrelik bir mesafe çıkıyor. Bu da her gün en az otuz dakikalık bir yolculuk demek. Eh günde yoğun geçip toplu halde hareket edince iş biraz çıkmaza giriyordu. Tabi bu arada Brüksel trafiğini de gördük. Tabi ben trafik diyorum da siz İstanbul ile hiç karşılaştırmayın. Trafikte insanların birbirine olan saygıyı hiç saymıyorum bile. O neymiş?

Edegem Evleri

Neyse. Edegem küçük bir yer dedik. Her yer yeşillik evler resimde gördüğünüz gibi. Kim yaşamak istemez ki? De Specht‘den bahsetmiştim. Civarda yemek yiyecek yek yer. Kısa mesafede yani. Kısa arıyoruz çünkü hava çok fazla uzaklaşmamıza olanak vermiyordu. Zaten bu alanlara yürüyerek gitmek gerekliydi. Toplu taşıma ayrı bir muamma. Neyse bir de steakhouse olduğunu öğrendik. Ancak restoran pazartesi ve salı günleri kapalı. Çarşamba günü ekip olarak soluğu steakhouseda aldık. Mekanın adı De Pelgrim. Burada yediğim baharatlı, oldukça baharatlı et çok güzeldi. Adı ise Vol au vent. Merak etmeyin yemesi söylemesi kadar zor değil. Et oldukça lezzetliydi.

Vol au vent -bol baharatlı ama gezinin en lezzetlisi-

Bir diğer temek günü de biraz saçma geçti. Daha uzaktaki bir Pizza Hut’a gittik. Buradaki Pizza Hut’da bizimkiler gibi değil. Her bir şey var. Etinden, makarnasına, pizzasından, şarabına, birasına… Burada pizza yedik grup olarak. Birazda Cezayirli arkadaşı kırmayalım diye. Ben yazmamışım ama arkadaş bu Cezayirlilerin pizza manyaklığı nedir. Adamlar her öğün pizza diye tutturuyor. Neyse. Pizza çok fazla iyi değildi bu sekansı atlıyorum.

La Brasseria’daki yemekler

Son gün de grup olarak yemeğe gittik. La Brasseria adlı bir İtalyan restorandı. Burada bir başlangıç, ana yemek ve tatlı yedik ama şimdi bu İtalyan yemeklerinin adını hatırlamıyorum. Ama resimlerden bir şey çıkar mı bilemeyeceğim. Yemeklerin ikisi de görüldüğü üzere deniz ürünüydü.

Neyse ya ben olaydan koptum bir şeyler yazarım ama olayla alakası olmaz. Neyse görüşmek üzere. Unutmadan burada genel olarak yemekler biraz tuzlu 🙂

Neler oluyor hayatta?

Az önce nedense bu şarkı aklıma geldi. Uzun zamandır yazıyorum, aslında yazmak gibi bir fikrim de yoktu aslında vardı… Olabilir  sanırım… Neyse her halükarda yazmam gerekirdi zaten uzun zamandır yazmıyordum. Şimdi turlu turlu bahane de uretmeyecegim.  Takatim yok.

Şu an Belçika’dayim. Edegem diye bir yerde. Burası fena halde sessiz. Civarda bir üniversite var ama ben çok fazla genç göremedim. Sanırım hafta sonu diye. Ancak bu yerde bir iki restoran var birini denedim. Biri bu gün gittiğim De Specht diye bir yer. Cep telefonu ile yazdığım için çok ayrıntılı link olayına giremiyorum. Ancak bu gün yediğim deniz mahsulü salata güzeldi. Artık ayrıntıları ilerleyen zamanda degerlendiririm.

Dedim ya burası acayip sakın bir yer diye. Resmen ölü şehir gibi. Bir yerde market, bakkal, çakkal AVM olmadan olur mu ya? Burada yok işte çok garip. Evler güzel betondan çok yeşillik var.
Söyleyecek çok şey var ama şimdi yorgun ve uykusuzum.

böyle bir yer