22:35

Yazılanları düzenleyip döndükten sonra biraz yorum yapabilirim demiştim. Yavaştan başlayayım diyorum. Bu şekilde farklı renkler ile yazacağım ki neyin ne olduğu ortaya çıksın. Bu benim ikinci Tayland gezim. Sanıyorum daha önce yazmıştım. İlki iş için olduğundan dolayı pek fazla dolandım diyemeyeceğim ama bu sefer tatilin dibine vurdum diyebilirim. Ben öyle gezi yazısı yazamam pek ama aklımda kalanları ne yapıp ne yapmadığımızı neler hissettiğimi paylaşmaya çalışacağım. Bakalım nasıl olacak. Ilk gün biraz uyuduktan sonra kendimizi yola attık. Fit’in yalancısıyım 17.3 km yürümüşüz. Yorgunluğu ve pişmeye başlayan bacak aranı düşünürsem bu sıcak ve nemli havada bu kadar yürümüş olmam olası. Daha sakin bir zamanda gittik bu kez Taylan’a. Sakin dediysem turist bakımından değil tabi hava bakımından. Geçen sefer Mayıs ayında gitmiş ve tepemizdeki güneş sebebi ile ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ancak bu kez Bangkok’a indiğimizde güneşsiz, kapalı bir hava karşıladı bizi. Kapalı dediysem yine sıcak, ancak güneşin tepede olmaması büyük oranda rahat olmanızı …

gittim… geldim…

Gittiğimi haber etmiştim. Şimdi de geldiğimi edeyim. Gitme sebebi iş için olunca haliyle çok fazla gezme fırsatı bulamadım. Lakin otelin olduğu yerde havanın elverdiği oranda bir kaç restoran denedik. Malum Brüksel hava alanı biraz karışık. Dönüş hikayesini hiç anlatmayayım. Bir buçuk saatte sıralardan kontrollerden geçip uçağa binmeye hazır olduk. Tamam güvenlik güvenlik ama bu biraz garip olmuş. Zaten bir yerde insanları o kadar kalabalık ve bir arada tutmak olası bir olayda bir çok insan kaybına sebebiyet vermek demek. Neyse. Bu gibi saçma sapan canlı bomba olaylarını şiddetle kınıyorum. Kınarken tabi “şiddet” kelimesin kullanmam da biraz garip oldu değil mi? Gerçi biz yavan kınamalara zaten hükumetimizden alışkınız. Ah ne çenem düşmüş, tabi uzun zamandır yazmadım. Edegem’den ufak tefek bahsettim. Sessiz sakin yer yer yer insanları gördüğünüzde insanların varlığını hissettiğiniz bir yer. Bu gördüğünüz insanlar da yaz kış demeden bisikletle dolanıyor azizim. Yalnız öyle bir bisiklet yolları var ki bizim iki bizim …

Neler oluyor hayatta?

Az önce nedense bu şarkı aklıma geldi. Uzun zamandır yazıyorum, aslında yazmak gibi bir fikrim de yoktu aslında vardı… Olabilir  sanırım… Neyse her halükarda yazmam gerekirdi zaten uzun zamandır yazmıyordum. Şimdi turlu turlu bahane de uretmeyecegim.  Takatim yok. Şu an Belçika’dayim. Edegem diye bir yerde. Burası fena halde sessiz. Civarda bir üniversite var ama ben çok fazla genç göremedim. Sanırım hafta sonu diye. Ancak bu yerde bir iki restoran var birini denedim. Biri bu gün gittiğim De Specht diye bir yer. Cep telefonu ile yazdığım için çok ayrıntılı link olayına giremiyorum. Ancak bu gün yediğim deniz mahsulü salata güzeldi. Artık ayrıntıları ilerleyen zamanda degerlendiririm. Dedim ya burası acayip sakın bir yer diye. Resmen ölü şehir gibi. Bir yerde market, bakkal, çakkal AVM olmadan olur mu ya? Burada yok işte çok garip. Evler güzel betondan çok yeşillik var. Söyleyecek çok şey var ama şimdi yorgun ve uykusuzum.

İzmit’te bir yer: Karaaslan Kamping

Son dönemlerde iş için İzmit’e fazla gitmeye başladım. Hal böyle olunca yemek yiyecek yeni yerlerde keşfetmek gerekti. Tabi bu keşifleri ben yapmıyorum. İzmitli arkadaşlar var sağ olsunlar onlar bizi götürüyorlar. Bizim zamanımızda bu kadar gidecek yer yoktu. Ya da vardı da öğrenci olduğumuz için biz bilmiyorduk. Karaaslan Kamping adından da anlaşılabileceği gibi bir kamp alanı. İsterseniz çadır kurup, isterseniz de buradaki ahşap evlerde kalabiliyorsunuz. Yazın ayrı, kışın ayrı. Dağ yamacında, şehirden uzak olduğu için oldukça sakin. Tabi biz kış ortasında gittik yazın yada yaza doğru aynı şekilde sakin olur mu bilemeyeceğim. Bu arada gecelik ne kadar diye sorduk açıkçası bize pahalı geldi. Kişi başı 100 küsür kahvaltı durumuna göre değişiyor. Çadır konusunu konuşmadık.Bu fiyatlara orantılı olarak onunda çok uygun olacağını düşünmüyorum. Ancak burada kalmak zorunda değilsiniz. Kahvaltısı ve yemekleri de var. Biz akşam yemeği -geceye kaçtı biraz- için gittik. Oldukça lezzetli yiyecekler karşıladı bizi. Son dönemde bu kadar yediğimi hatırlamıyorum …

Tahtakale – Tarihi Özkan Köftecisi

Tarihi yarım adayı severim. Severim sevmesine de bana yakın olmasına rağmen pek uğradığım söylenemez. Bunun başlıca sebeplerinden biri çok fazla kalabalık olması. Öyle ki bu hafta sonu yolum düştüğünde kapalı çarşı etrafında yürünmüyordu bile. Tabi bir şeyler almak istiyorsanız bu kalabalığa katlanmanız lazım. Bu bölgeler en iyi pazar günü gezilir. Sessiz sakin. O günde iş yerleri kapalı olduğu için iki işi bir arada yapayım diyemezsiniz. Hafta sonu arkadaşın peşine takıldım ve bende tarihi yarım adaya yollandım. Biraz tur atıp işlerimizi hallettikten sonra boğazına güvendiğim bir abimiz ile buluştuk. Boğazına güvendiğim kısmını özellikle söylüyorum bu zamana kadar tavsiyeleri boş çıkmadı. Onların çoluk çocuk gittikleri yer Tarihi Özkan Köftecisiymiş. Aç olan midemizi doyurmak için bizde takıldık peşlerine. Kalabalığın içinden ara sokaklardan geçerek eski bir dükkanın önünde durduk. Uzun bir adres vermek gerekirse Tahtakalede Uzun Çarşı caddesi numara 317’de. İki katlı bir yer burası. Esnaf köftecisi görümünüde. Bir süre yer bekledik çünkü dükkan tıklım tıklım. …

Polenezköy’de bir yer…

Hafta sonu hava güzel, ne yapmak lazım diye sordum kendime. Zaten evde oturmaktan içimiz şişmiş kış gününün sıcak zamanlarını kaçırmamak için bir yerlere gidelim dedik. Söylemesi ayıp tam mangal vakti. (Bu yemeklerin sonu ne olacak bilmiyorum!) Ne yapalım nereye gidelim derken aklımıza en yakın olarak Polenezköy ve Akbaba köyü geldi. Akbaba’ya zaten sık sık gidiyoruz. Polenezköy acaba kalabalık mı olur dedik ve koyulduk yola. Mangal olsun dedik ya (sadece yiyeceğiz) çıkmadan önce de küçük bir araştırma yaptık. Gurmelerimizden biri bu mekana gitmiş ve köftesini çok övmüş. Biz de onun izinden gidelim dedik ve Polenezköy’ün 2,5 km kadar ilerisinde bulunan Dereli Vadi Restorana doğru yola çıktık. Kış olması ve birim gidiş saatimizin ikindiye gelmesi sebebi ile restoranda kimse yoktu. Dışarısının tadilat sebebi (bir kaç gün önceden yağmurluydu da) ile kapalı olduğunu içeriye geçmemizi söylediler. İçeriye girdik ve bir masaya oturduk. Yanımızda bir şömine vardı ama ne yalan söyleyeyim şömine kendini ısıtıyordu …

İzmit’te üç restoran

Milenyuma iki kala ve geçe okul sebebi ile bir süre İzmit’te yaşadım. İzmit’i severdim. Aslında hala severim. Gerçi benim sevgim eskilerden kalma. O acı Gölcük depreminin öncesi ve sonrasına dayanır oradaki varlığım. Şimdi gittiğimde ise çok şekilde gördüm orayı. Gidiş sebebim ise elbette iş. Tabi şehri gezme fırsatı bulamadım ama en doğal ihtiyaç olan yeme işleri için arkadaşlarım güzel yerlere götürdüler beni. Yedim içtim sıra buraya yazmaya geldi. Fazla resmim yok yemeklerle ilgili. Yemeye bulaşınca insan haliyle hiç bir şey düşünmüyor. Eh can boğazdan gelirmiş. Yemek saatlerimiz biraz garip olduğu için öğle, akşam ve gece yemekleri yedik. Sırayla bunları yazıyorum. Tarihi Kosova Köftecisi: İlk gün öğle yemeğimizi burada yedik. Mekan yeni Gölcük yolu üzerinde Yuvacık sapağında. güzel büyük ferah bir mekan. İlgi alaka güzel tabi en önemlisi yemekler lezzetli. Menüyü inceledikten sonra karışık bir şeyler yemeye karar verdik. Maksat tatmak ama tabi biz tadımı biraz abartıyoruz tabi. Etlerimizi beklerken, biber sosu, tere …

Back to Top